Söz söylerken mizandan geçir. Zira söylediğinden mesulsün. Söylediğin sözün karşı tarafa faydası var mı? Ya da söylediğin söz seni zarara uğratır mı? Ettiğin kelam gıybetse hem seni hem de muhatabını müflis kılar. Her hakikat söylenmeye muhtaç değildir. İki düşün bir söyle demişler ya hani, ben de diyorum ki bu zamanda beş düşün ölç, tart, biç, vicdan süzgecinden geçir sonra söyle. Ya hayır söyle ya da sus!
Gören göz, işiten kulak, konuşan dil, dokunan el ise, ruh bunun neresinde? İnsan vücûd elbisesini giyer de kendini var zanneder. Oysa “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun”dan gayri hükmü var mıdır âlemde?
"Akibet" diyorum azizim, Akibet! Öyle bir şey ki; Sırat gibi, Kıldan ince Kılıçtan keskin. Kimsenin zerre miskal senedi yok, O köprüden sağlam geçmek için. Altı uçurum, üstü rahmet...
Sükut... kıvrım kıvrım uzaklık uzar; Tek nokta seçemez Dünyadan nazar. Yerinde mi acep, ölü ve mezar? Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz? Güneşe göç var da kalan biz miyiz?
Şehrin derme çatma evleri kentsel dönüşüme karşı direnememişti. Hele ki üç beş katlı binaların arasından yeni yapılan gökdelenler bir heyula gibi, adeta o koca dağa meydan okurmuşçasına dikilmişti tarihi şehrin orta yerine. Birden ürküverdi. Bu elim manzara bıraktığı birçok şeyin artık eskisi gibi olmadığının ilk sinyalini veriyordu. Kim bilir daha nelere şahit olacaktı? Hayalinde hep kaldığı yerden devam edecekmiş gibi yaşattığı bu şehir acı tatlı ne çok hatıraları saklıyordu içinde.
Söz söylerken mizandan geçir. Zira söylediğinden mesulsün. Söylediğin sözün karşı tarafa faydası var mı? Ya da söylediğin söz seni zarara uğratır mı? Ettiğin kelam gıybetse hem seni hem de muhatabını müflis kılar. Her hakikat söylenmeye muhtaç değildir. İki düşün bir söyle demişler ya hani, ben de diyorum ki bu zamanda beş düşün ölç, tart, biç, vicdan süzgecinden geçir sonra söyle. Ya hayır söyle ya da sus!
"tolichona"
Gören göz, işiten kulak, konuşan dil, dokunan el ise, ruh bunun neresinde? İnsan vücûd elbisesini giyer de kendini var zanneder. Oysa “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun”dan gayri hükmü var mıdır âlemde?
"Akibet" diyorum azizim,
Akibet!
Öyle bir şey ki;
Sırat gibi,
Kıldan ince
Kılıçtan keskin.
Kimsenin zerre miskal senedi yok,
O köprüden sağlam geçmek için.
Altı uçurum, üstü rahmet...
"duadar"
Sükut... kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez Dünyadan nazar.
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç var da kalan biz miyiz?
İmtihan herkese var
Kimine vardan var kimine yoktan var
Kimine dost kimine ağyardan
Kimine sağlık kimine marazdan
Kimine eş kimine kardeşten
Kimine ilim kimine cehilden
Kimine zorluk kimine sehilden
***duadar
Şehrin derme çatma evleri kentsel dönüşüme karşı direnememişti. Hele ki üç beş katlı binaların arasından yeni yapılan gökdelenler bir heyula gibi, adeta o koca dağa meydan okurmuşçasına dikilmişti tarihi şehrin orta yerine. Birden ürküverdi. Bu elim manzara bıraktığı birçok şeyin artık eskisi gibi olmadığının ilk sinyalini veriyordu. Kim bilir daha nelere şahit olacaktı? Hayalinde hep kaldığı yerden devam edecekmiş gibi yaşattığı bu şehir acı tatlı ne çok hatıraları saklıyordu içinde.