'...evet,bu Su Terazisi benim için bildiğim ve alıştığım dünyanın en son sınırını teşkil ediyordu; çünkü; her yıl,Paris'ten hereketimizde bize garda tembih edilen şey,daima tetikte bulunup Combray istasyonuna gelince hemen trenden atlamayı unutmamamızdı...Zira,dalgınlık edip de trenin ancak iki dakika durduğu bu istasyonda inemedik mi artık Su Terazisini boylayacağımız bize ayrıca hatırlatılırdı...Bu tembih ve ihtarlardan,bana öyle gelirdi ki Combray hıristiyan memleketlerin en sonuncusu,Su Terazisi de bu memleketlerin ta ötelerindeki meçhul ve yabani alemin ilk menzilidir...'
'...bu işte,Mösyö Vinteul'in gafleti yalnız ona mahsus bir şey değildir; bu kadın gibi nice sinsi şahıslar vardır ki,cismani münasebette bulundukları kimselerin ana ve babalarına manevi ve ahlaki meziyetlerin halis timsali suretinde görünmesini bilirler ve onlara kuşku verecek yerde,sadece hayranlık telkin ederler...Buna şaşmamalıyız...Biz 'cismani aşk'ı her nedense kötü bir şey olarak telakkiye alışmışız...Halbuki,bu ihtiras,müptelalarını,feragat,teslimiyet gibi birçok iyi huyları en hurda cüzlerine kadar hep açığa vurmağa sevkeder ve bu tezahürler de -tabiatiyle- en ziyade o ihtirasın cereyan ettiği muhittekilerin gözüne çarpar...Nitekim Doktor Percepied,kendisini alem nazarında,'asık suratlı bir hayırsever' şöhretini temin eden kalın sesinin ve kalın kaşlarının babacan adam maskesi arkasında sinsi bir münafıktı ve Mösyö Vinteuil dedikodusunu kaba cinaslarla süsleyerek elalemi ve papaz efendiyi kıs kıs güldürmesini biliyordu: 'E,ne dersiniz diyordu; Madmazel Vinteuil'le ahbabı kendilerini hep musikiye vermişler...Şaşıyorsunuz değil mi? Halbuki,bunu,bizzat baba Vinteuil'den haber aldım...Gerçi,bu kızcağızı kendini müziğe vermekten kimse menedemez...Ben,zaten çocukların sanat istidatlarının önüne geçilmemesine taraftarım...Sanırım,Vinteuil de böyle düşünüyor ve kızının arkadaşiyle beraber o da müzikle meşgul oluyor...Aman efendim,bu evde öyle bir çalgı çalınıyor ki; deme gitsin! Bunda gülecek ne var? Doğrusu,çok fazla çalgı çalıyor,bu insanlar...Geçen gün,baba Vinteul'e mezarlıkta rastgeldim; bacaklarının üstünde duracak hali kalmamaıştı; o kadar takattan kesilmişti.'
'...insanın bakışlarında,bazı defa ne acayip bir istiklal vardır! Bu bakışlar,çehreye son derece gevşek,son derece uzun bir iple bağlıymış gibi ondan uzakta,serbest serbest,yalnız başlarına dolaşabilirler...'
'...evet,bu Su Terazisi benim için bildiğim ve alıştığım dünyanın en son sınırını teşkil ediyordu; çünkü; her yıl,Paris'ten hereketimizde bize garda tembih edilen şey,daima tetikte bulunup Combray istasyonuna gelince hemen trenden atlamayı unutmamamızdı...Zira,dalgınlık edip de trenin ancak iki dakika durduğu bu istasyonda inemedik mi artık Su Terazisini boylayacağımız bize ayrıca hatırlatılırdı...Bu tembih ve ihtarlardan,bana öyle gelirdi ki Combray hıristiyan memleketlerin en sonuncusu,Su Terazisi de bu memleketlerin ta ötelerindeki meçhul ve yabani alemin ilk menzilidir...'
KV 285...
Adagio...
'Green for Danger' (1946)
Sidney Gilliat
'...bu işte,Mösyö Vinteul'in gafleti yalnız ona mahsus bir şey değildir; bu kadın gibi nice sinsi şahıslar vardır ki,cismani münasebette bulundukları kimselerin ana ve babalarına manevi ve ahlaki meziyetlerin halis timsali suretinde görünmesini bilirler ve onlara kuşku verecek yerde,sadece hayranlık telkin ederler...Buna şaşmamalıyız...Biz 'cismani aşk'ı her nedense kötü bir şey olarak telakkiye alışmışız...Halbuki,bu ihtiras,müptelalarını,feragat,teslimiyet gibi birçok iyi huyları en hurda cüzlerine kadar hep açığa vurmağa sevkeder ve bu tezahürler de -tabiatiyle- en ziyade o ihtirasın cereyan ettiği muhittekilerin gözüne çarpar...Nitekim Doktor Percepied,kendisini alem nazarında,'asık suratlı bir hayırsever' şöhretini temin eden kalın sesinin ve kalın kaşlarının babacan adam maskesi arkasında sinsi bir münafıktı ve Mösyö Vinteuil dedikodusunu kaba cinaslarla süsleyerek elalemi ve papaz efendiyi kıs kıs güldürmesini biliyordu: 'E,ne dersiniz diyordu; Madmazel Vinteuil'le ahbabı kendilerini hep musikiye vermişler...Şaşıyorsunuz değil mi? Halbuki,bunu,bizzat baba Vinteuil'den haber aldım...Gerçi,bu kızcağızı kendini müziğe vermekten kimse menedemez...Ben,zaten çocukların sanat istidatlarının önüne geçilmemesine taraftarım...Sanırım,Vinteuil de böyle düşünüyor ve kızının arkadaşiyle beraber o da müzikle meşgul oluyor...Aman efendim,bu evde öyle bir çalgı çalınıyor ki; deme gitsin! Bunda gülecek ne var? Doğrusu,çok fazla çalgı çalıyor,bu insanlar...Geçen gün,baba Vinteul'e mezarlıkta rastgeldim; bacaklarının üstünde duracak hali kalmamaıştı; o kadar takattan kesilmişti.'
Sebben, crudele,
Mi fai languir,
Sempre fedele
Ti voglio amar.
Con la lunghezza
Del mio servir
La tua fierezza
Saprò stancar...
'Macbeth' (1948)
Orson Welles
RV 58...
KV 388...
Andante...
'...insanın bakışlarında,bazı defa ne acayip bir istiklal vardır! Bu bakışlar,çehreye son derece gevşek,son derece uzun bir iple bağlıymış gibi ondan uzakta,serbest serbest,yalnız başlarına dolaşabilirler...'
RV 53...