Emanete riayet çok önemlidir. Müminun suresinin başında, kurtuluşa eren müminlerin vasıfları bildiriliyor. 8. ayette de bunların emanete ve ahitlerine riayet ettikleri açıklanıyor. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
^^Emanete riayet edilmezse, çeşitli belâya maruz kalınır.^^
^^Mümin her kabahati yapabilir. Fakat, hıyanet etmez ve yalan söylemez.^^
^^Emanete ihanet etmek münafıklık alametidir.^^
^^Hile ve hıyanet sahibi ateştedir.^^
^^Hayâsız olan, emanete hıyanet eder, hain olur, merhamet duygusu kalmaz, dinden uzaklaşır, lânete uğrar, şeytan gibi olur.^^
^^Emanete riayet etmeyenin dini yoktur. Onun namazı da, zekâtı da kabul olmaz.^^
Gayr-i müslimlere (=müslüman olmayanlara) kâfir denir. Bunların inançları, ibâdetleri sevilmez. Fakat onları incitmek, kalblerini kırmak haramdır. Gayrı müslimleri gıybet eden, yüzlerine karşı kâfir diyen müslüman cezalandırılır. Çünkü bunları incitmek, mallarına zarar vermek günahtır. (Mülteka) ^^Kâfirler kendilerini kâfir kabul etmedikleri için kâfirin bile yüzüne karşı kâfir demek günah olur.^^
Zimmiye (=yani gayr-i müslim vatandaşa) zulmetmek, müslümana zulmetmekten daha kötüdür. Hayvanlara işkence, zimmiye işkenceden daha kötüdür. Zimmiyi üzmemek için selamlaşmak ve tokalaşmak caiz olur. Açıkça günah işliyen fâsığa selam vermek de böyle caizdir. (Dürr-ül-muhtar)
Üzerinde kul hakkı bulunanların ibâdetleri kabul olmaz, cennete giremez. Kâfirin hakkı için de, onunla helallaşmak gerekir. Gönlü alınmazsa ahırette affı çok güçtür. Kâfirin hakkından kurtulmak, müslümanın hakkından kurtulmaktan daha zordur. Gayrı müslimlerin mal ve canlarına saldırmak caiz olmadığı gibi kadın ve kızlarına saldırmak da caiz değil, haramdır. (R. Muhtar)
Savaş hali hariç, kâfirleri öldürmek de haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: ^^Arkadaşını öldüren, ümmetimden değildir. Öldürülen kâfir olsa da yine böyledir.^^ (Hadika)
^^Üzerinde kul hakkı olan buna tevbe için, kul hakkını hemen ödemek, onunla helallaşmak, ona iyilik ve duâ etmek de gerekir. Mal sahibi, hakkı olan ölmüş ise, ona duâ, istiğfar edip varislerine verip ödemeli, bunlara iyilik yapmalıdır. Çocukları, varisleri bilinmiyorsa, o miktar parayı fakirlere sadaka verip, sevabını hak sahibine bağışlamalıdır.^^ (Sefer-i Ahıret)
^^Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sahibine geri vermek, yüzlerle lira sadakadan kat kat daha sevabdır. Bir kimse, peygamberlerin yaptığı ibâdetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez.^^(Mektubat-ı Rabbanî c.2, m.66, 87]
^^Kıyamet günü, hak sahibi, hakkından vazgeçmezse, bir dank [yarım gram gümüş] hak için, cemaat ile kılınmış, kabul olmuş yediyüz namazı alınıp, hak sahibine verilecektir.^^ (Dürr-ül-muhtar)
^^Kul hakkını, Allahü teâlânın hakkından önce ödemek gerekir. Kul hakkı olan günahların affı güç ve azabları daha şiddetlidir. Başkasının hakkını yiyen, hak sahibleri ile helallaşmadıkça affa uğramaz. Yani üzerinde kul veya hayvan hakkı bulunanı Allahü teâlâ affetmez ve bunlar Cehenneme girip, cezalarını çekeceklerdir.^^ (Hadika)
Paranın Geçmediği Yer
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
^^Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helallaşsın! Çünkü ahırette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevablarından alınır, sevabları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.^^ [Buharî]
^^Müflis, şu kimsedir ki, kıyamette, defterinde pek çok namaz, oruç ve zekât sevabı bulunur. Fakat, bazılarına çeşitli yönden zararı dokunmuştur. Sevabları, bu hak sahiblerine dağıtılır. Hakları ödenmeden önce sevabları biterse, hak sahiblerinin günahları, bunun üzerine yükletilip Cehenneme atılır.^^ [Müslim]
^^Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan mümin, Cennete girer.^^ [Nesâî]
^^Üzerinde kul hakkı bulunanların ruhları Cennete girmez. Salihlerin ruhları kabirlerine gelerek, cesetlerini ziyaret ederler. Vefat eden müminlerin ruhları gelip, dünyada tanıdıklarını sorarlar.^^ (Feraid-ül-fevaid)
Gözlerimiz, ruhumuzun dışarı açılan pencereleridir. Bazen sözler duygularımızı anlatmakta kifayetsiz kalınca, bırakalım sözü gözlerimize o anlatsın. Gözlerin anlatım gücü, sözlerin anlatım gücünden daha derindir, o hiçbir zaman bizi mahçup etmez. Dosdoğru ve nettir. Yalan dolan bilmez.
Korkudan sahnede eli ayağına dolaşıp, Rolünü şaşıran kötü bir oyuncu misali; Ya da azdıkça içine sığmayan öfkesi taşıp Kendi yüreğini zayıf düşüren çılgın biri gibi, Unutuyorum, kendime güvenim olmadığından mutlaka, Tam olarak söylemeyi aşk oyununun sözlerini; Ve aşkımın yükü öylesine ağır geliyor ki bana, Kendi aşkımın gücü karşısında eziliyorum sanki. O halde, ne demek istediğimi bakışlarım anlatsın, Konuşan gönlümün sessiz sözcüsü olsun onlar; Aşkımı onlar açığa vursun, derdime çare arasın; Öyle ki, hiç kalsın yanında, durmadan konuşanlar. Ah, sessiz aşk neler yazmış, öğren artık okumayı, Aşkın sırrına ermişler bilir gözleriyle duymayı...
Dilimizin ^^seni seviyorum^^ demesi, sevdiğimiz anlamına gelmediği gibi bunu duymamız da bizim sevildiğimiz anlamına gelmez. Sevginin varlığı ve büyüklüğü, yapılan fedakârlıklarla ölçülür.
Sevgiliyle mutlu geçen, her gün sevgililer günüdür. Bunun yılda bir günle sınırlandırılması ya da yılda bir gün anılması bile sevgiye ve sevgiliye yapılabilecek en büyük haksızlık.
Bir gün bizim incili çavuşun memleketinden tanıdığı birisi İncili’ye misafir olur. Tabi İncili saraydadır. Olacak ya o gün de İncili’nin sarayda vezir vüzera ile sohbet toplantısı vardır. İncili misafiri şöyle bir süzer ve misafirin biraz geveze ve dengesiz olduğunu görür, toplantıya götürmek istemez. Tabi kendisi de gitmez ama toplantılar. İncili olmazsa tatsız olur. Hani kambersiz düğün mü olur derler ya işte bu da öyle. Hemen İncili’ye Padişah adam gönderir ve hemen toplantıya gelmesini söyler. Gelen adama “Benim bugün misafirim var. Beni mazur görsünler ben gelemeyeceğim” der. Adam gider hemen geri gelir, “Misafirini de alıp gelsin dediler efendim”der mecbur kalır gitmeye ama misafire de güvenemez.
^^Aman hısım bugün bir toplantı var oraya gideceğiz, sana bazı tembihlerim olacak bunlara iyi kulak ver orada hep büyük adamlar vardır. Beni ve kendini mahcup edecek bir hareket yapma,
Bir. Kalkacağın yere sakın oturma, yerini iyi seç.
İki. Üzerine söz düşmezse konuşma, söz arasında zırtaboz olma, sana gelecek mahcubiyet bana gelmiş olur.
Üç. Sakın ha istemeden de bir şey verme, aman ha ortamı fazla germe.^^
der ve kalkıp ayanlar toplantısına giderler. Orada bulunanlar misafire de güleryüz gösterirler. İncili’nin hatırına ama misafir bunu hak bayram sanır gider ta başköşeye oturur: Vezir geldi kalk bakalım, bir geri hoca geldi kalk bakalım, iki geri ağa geldi kalk bakalım, üç geri derken adam kapı ağzını bulmuştur. İncili gerilerde bir yere oturur hiç yerinden kalkmaz. Misafir ilk tembihe uymamış, sanki İncili’yi hiç duymamış. Bizim İncili daha birinci hatayı telafi edeyim diye düşünürken, adam hemen ikinci şoku yaşatır ^^Arkadaşlar beni hiç sormuyorsunuz ben misafirim, İncili Mustafa Çavuş’un köylüsüyüm, bir de eşeğim var. Biz bununla köyde çok iyi arkadaştık bu ne gidiydi bir bilseniz orada da böyleydi heç bir meclisten geri galmazdı^^ diye devam edecekmiş ki, orada bulunan ulemadan biri hemen sözünü keser ve sus be densiz adam sorulursa cevap ver, lüzumsuz konuşma diye azarlar. Bu arada toplantı bitmiş sohbet başlamış ortaya yenmek için meyve gelmiş meyvenin arasında birde büyükçe karpuz varmış. Onu kesmeye bıçak yok zanneden, bizim misafir hemen bıçağını çıkarır karpuzu kesecek adama, ^^Bıçak heriflerde olur, işte bıçak^^ der ve uzatır. Ve çok süslü bir o kadarda güzel gümüş kakmalı saplı olan saldırma bıçağını uzatıverir. Vezirin birisi bir bakar bıçak yaman, bu bıçağa sahip olmanın hilesini arar. Adama derki: şu bıçağı bana versene der ve bıçağı elinden alır ^^bu bıçağı nereden buldun? ^^ diye misafire sorar o da ^^bu bıçak benim babamın, babamdan kaldı bana. Başına da çok iş geldi. Boş ver üzümünü ye bağını sorma^^ deyince vezir ^^Bu bıçak benim babamın idi babamı öldürenler bu bıçağı almışlar bunun babası benim babamın katilidir, bu adam tez yakalana ve hapise atıla^^ diye emir verir. Bizim misafiri yaka paça ederler tam götürüp hapse atacaklar İncili; ^^Efendiler burada bir usulsüzlük var, bu adam benim misafirim. Şimdi ben bunu size teslim edemem, mahkeme olmadan delil olmadan bu işler olmaz bunu ben evime götüreyim, yarın size teslim edeyim muhakeme olsun cezası varsa çeksin^^ der vezir; ^^Olmaz sen bunu götürür buna akıl verirsin şimdi tutuklayacağız^^ deyince İncili; ^^Vallahi billahi ben bunun şahsına akıl vermem^^ der misafirini alır evine götürür adamı. ^^Eşeği bir yemleyelim^^ diye ahıra indirir adama ^^şuraya dur^^ der ve eşeğin kulağını bir eliyle tutar ve
^^Ulan be eşek oğlu eşek ben sana kalkacağın yere oturma demedim mi^^ der ve eşeğe iki fiske vurur. Tekrar kulağını burkar, ^^ulan be eşek oğlu eşek ben sana söz üzerine düşerse konuş zırtapozluk yapma demedim mi? ^^ der iki fiske daha vurur tekrar kulağını eşeğin burkar ^^ulan be eşek oğlu eşek ben sana istemeden bir şey verme demedim mi? ^^ der iki fiske daha vurur yine eşeğin kulağını tutarak ^^ulan be eşek oğlu eşek yarın seni tutuklayıp mahkemeye çıkaracaklar orada deki bu bıçak benim dedemin katilininmiş babam oğlum böyle bıçak büyük adamlarda bulunur bizde ne arasın amma dedeni öldüren adam düşürmüş gücüm yetip de adamı bir türlü bulamadım derdi işte bu vezirin babası benin dedemin katildir ben de bundan davacıyım de davadan vazgeçmek isterlerse sakın vazgeçme sana ömür boyu yetim aylığı bağlarlar o zaman vazgeç tamam mı eşek oğlu eşeğim^^ der.
Eve çıkarlar ertesi gün adam tutuklanır muhakeme edilir ve İncili’nin söyledikleri tıpı tıpına uygulanır ve Misafire aylık bağlanır vezir İncili’ye sitem eder; ^^Sen adama akıl verdin yoksa adam böyle kendisini savunamazdı^^ deyince İncili; ^^Vallahi vezir efendi ben onu şahsına bir akıl vermedim ama akşam eşeğini yemlerken eşeğe bazı şeyler mırıldanmıştım. Eşekten öğrendi ise bilemem adam o kadar da anlayışlı değildi^^ der.
İncili Çavuş, İstanbul'da bir ara peş parasız kaldı. Karşıya geçip bir arkadaşından borç para istemeye karar verdi. Ama geçmek için kayıkçıya verecek parası da yoktu. Evinden çıktı, düşünceli bir şekilde iskeleye vardı. Bir kayıkçı, bunu kayığına aldı. Nereye gideceğini sordu. İncili Çavuş sağır ve dilsiz numarası yaparak, eliyle karşıyı işaret etti. Kayıkçı, bunu alıp karşıya geçirdi. Buda başka bir yeri işaret etti. Oraya götürdü. Bir başka yeri gösterdi. Kayıkçımızın da sabrı tükenmişti. İnciliye verip veriştirmeye başladı. Ama onu da ineceği yere götürdü. incili, kayıktan inerken. konuşmaya başladı
Gel bakalım kayıkçı evladım. Sen buraya getiresiye kadar bana verip veriştirdin Şimdi Karakola gidelim de şu sövdüklerinin hesabını ver Ondan sonra da ben senin hesabını ödeyeyim...
Kayıkçı baktı pabuç. pahalıya mal olacak, kıyığı da bıraktığı gibi kaçmaya başladı. İncili de böylece, parasızlığını belli etmeden, arkadaşına ulaşmış oldu.
Kayseri' nin Tomarza ilçesinin Travşın köyünde, bugünkü adıyla İncili köyünde doğduğu rivayet edilir. Bu bakımdan incili çavuşa hemşerim diyebilirim. Asıl adı Mustafa'dır. Hazır cevaplığı ve zekâsını yansıtan esprileri ile tarihe geçmiş, Osmanlı sarayında da meddahlık yapmıştır. Bir rivayete göre de İran'a elçi olarak da gönderilmiştir. 1630 yıında ebediyete yolculuk etmiştir. İncili Çavuş, incili lakabını kavuğundaki inciden almaktadır. İncili çavuştan söz edip de onun esprilerinden örnek vermeden geçmek olmaz sanırım;
Bir yabancı elçiyi padişah kabul edecekti. Bu elçi, ülkesinin çok varlıklı olduğunu göstermek İçin,.ne kadar altın, inci, elmas gibi süs eşyası varsa, bunları üstüne başına takıp takıştırıp huzura çıkmak istedi. Saray görevlileri bu adamın yaptığı garipliğin önüne geçmek istiyorlardı ama ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Hemen akıllarına İncili çavuş geldi:
-Aman çavuş, şu adamı sen yola getirirsin Ne yapacaksan yap şu haline engel ol
İncili, 'Çaresini buluruz' dedi. Bir süre düşündü. Sonra atın- inci karışımı sedef kakmalı bir çift takunyayı onun gireceği tuvalete koydu. Adam tuvalete girip bunları görünce şaşırdı. Çıkınca İncili Çavuş 'a sormadan edemedi:
Emanete riayet çok önemlidir. Müminun suresinin başında, kurtuluşa eren müminlerin vasıfları bildiriliyor. 8. ayette de bunların emanete ve ahitlerine riayet ettikleri açıklanıyor. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
^^Emanete riayet edilmezse, çeşitli belâya maruz kalınır.^^
^^Mümin her kabahati yapabilir. Fakat, hıyanet etmez ve yalan söylemez.^^
^^Emanete ihanet etmek münafıklık alametidir.^^
^^Hile ve hıyanet sahibi ateştedir.^^
^^Hayâsız olan, emanete hıyanet eder, hain olur, merhamet duygusu kalmaz, dinden uzaklaşır, lânete uğrar, şeytan gibi olur.^^
^^Emanete riayet etmeyenin dini yoktur. Onun namazı da, zekâtı da kabul olmaz.^^
Gayr-i müslimlere (=müslüman olmayanlara) kâfir denir. Bunların inançları, ibâdetleri sevilmez. Fakat onları incitmek, kalblerini kırmak haramdır. Gayrı müslimleri gıybet eden, yüzlerine karşı kâfir diyen müslüman cezalandırılır. Çünkü bunları incitmek, mallarına zarar vermek günahtır. (Mülteka)
^^Kâfirler kendilerini kâfir kabul etmedikleri için kâfirin bile yüzüne karşı kâfir demek günah olur.^^
Zimmiye (=yani gayr-i müslim vatandaşa) zulmetmek, müslümana zulmetmekten daha kötüdür. Hayvanlara işkence, zimmiye işkenceden daha kötüdür. Zimmiyi üzmemek için selamlaşmak ve tokalaşmak caiz olur. Açıkça günah işliyen fâsığa selam vermek de böyle caizdir. (Dürr-ül-muhtar)
Üzerinde kul hakkı bulunanların ibâdetleri kabul olmaz, cennete giremez. Kâfirin hakkı için de, onunla helallaşmak gerekir. Gönlü alınmazsa ahırette affı çok güçtür. Kâfirin hakkından kurtulmak, müslümanın hakkından kurtulmaktan daha zordur. Gayrı müslimlerin mal ve canlarına saldırmak caiz olmadığı gibi kadın ve kızlarına saldırmak da caiz değil, haramdır. (R. Muhtar)
Savaş hali hariç, kâfirleri öldürmek de haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
^^Arkadaşını öldüren, ümmetimden değildir. Öldürülen kâfir olsa da yine böyledir.^^ (Hadika)
^^Zimmiyi öldüren, Cennetin kokusunu alamaz.^^ (Hadika)
^^Zimmiyi öldürene, Cennet haramdır.^^ (Ebu Dâvud)
^^Üzerinde kul hakkı olan buna tevbe için, kul hakkını hemen ödemek, onunla helallaşmak, ona iyilik ve duâ etmek de gerekir. Mal sahibi, hakkı olan ölmüş ise, ona duâ, istiğfar edip varislerine verip ödemeli, bunlara iyilik yapmalıdır. Çocukları, varisleri bilinmiyorsa, o miktar parayı fakirlere sadaka verip, sevabını hak sahibine bağışlamalıdır.^^ (Sefer-i Ahıret)
^^Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sahibine geri vermek, yüzlerle lira sadakadan kat kat daha sevabdır. Bir kimse, peygamberlerin yaptığı ibâdetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez.^^(Mektubat-ı Rabbanî c.2, m.66, 87]
^^Kıyamet günü, hak sahibi, hakkından vazgeçmezse, bir dank [yarım gram gümüş] hak için, cemaat ile kılınmış, kabul olmuş yediyüz namazı alınıp, hak sahibine verilecektir.^^ (Dürr-ül-muhtar)
^^Kul hakkını, Allahü teâlânın hakkından önce ödemek gerekir. Kul hakkı olan günahların affı güç ve azabları daha şiddetlidir. Başkasının hakkını yiyen, hak sahibleri ile helallaşmadıkça affa uğramaz. Yani üzerinde kul veya hayvan hakkı bulunanı Allahü teâlâ affetmez ve bunlar Cehenneme girip, cezalarını çekeceklerdir.^^ (Hadika)
Paranın Geçmediği Yer
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
^^Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helallaşsın! Çünkü ahırette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevablarından alınır, sevabları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.^^ [Buharî]
^^Müflis, şu kimsedir ki, kıyamette, defterinde pek çok namaz, oruç ve zekât sevabı bulunur. Fakat, bazılarına çeşitli yönden zararı dokunmuştur. Sevabları, bu hak sahiblerine dağıtılır. Hakları ödenmeden önce sevabları biterse, hak sahiblerinin günahları, bunun üzerine yükletilip Cehenneme atılır.^^ [Müslim]
^^Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan mümin, Cennete girer.^^ [Nesâî]
^^Kul hakkı, müminin aybı, kusurudur.^^ [Ebu Nuaym]
^^Üzerinde kul hakkı bulunanların ruhları Cennete girmez. Salihlerin ruhları kabirlerine gelerek, cesetlerini ziyaret ederler. Vefat eden müminlerin ruhları gelip, dünyada tanıdıklarını sorarlar.^^ (Feraid-ül-fevaid)
Gözlerimiz, ruhumuzun dışarı açılan pencereleridir. Bazen sözler duygularımızı anlatmakta kifayetsiz kalınca, bırakalım sözü gözlerimize o anlatsın.
Gözlerin anlatım gücü, sözlerin anlatım gücünden daha derindir, o hiçbir zaman bizi mahçup etmez. Dosdoğru ve nettir. Yalan dolan bilmez.
Korkudan sahnede eli ayağına dolaşıp,
Rolünü şaşıran kötü bir oyuncu misali;
Ya da azdıkça içine sığmayan öfkesi taşıp
Kendi yüreğini zayıf düşüren çılgın biri gibi,
Unutuyorum, kendime güvenim olmadığından mutlaka,
Tam olarak söylemeyi aşk oyununun sözlerini;
Ve aşkımın yükü öylesine ağır geliyor ki bana,
Kendi aşkımın gücü karşısında eziliyorum sanki.
O halde, ne demek istediğimi bakışlarım anlatsın,
Konuşan gönlümün sessiz sözcüsü olsun onlar;
Aşkımı onlar açığa vursun, derdime çare arasın;
Öyle ki, hiç kalsın yanında, durmadan konuşanlar.
Ah, sessiz aşk neler yazmış, öğren artık okumayı,
Aşkın sırrına ermişler bilir gözleriyle duymayı...
Dilimizin ^^seni seviyorum^^ demesi, sevdiğimiz anlamına gelmediği gibi bunu duymamız da bizim sevildiğimiz anlamına gelmez.
Sevginin varlığı ve büyüklüğü, yapılan fedakârlıklarla ölçülür.
Sevgiliyle mutlu geçen, her gün sevgililer günüdür.
Bunun yılda bir günle sınırlandırılması ya da yılda bir gün anılması bile sevgiye ve sevgiliye yapılabilecek en büyük haksızlık.
Bir gün bizim incili çavuşun memleketinden tanıdığı birisi İncili’ye misafir olur. Tabi İncili saraydadır. Olacak ya o gün de İncili’nin sarayda vezir vüzera ile sohbet toplantısı vardır. İncili misafiri şöyle bir süzer ve misafirin biraz geveze ve dengesiz olduğunu görür, toplantıya götürmek istemez. Tabi kendisi de gitmez ama toplantılar. İncili olmazsa tatsız olur. Hani kambersiz düğün mü olur derler ya işte bu da öyle. Hemen İncili’ye Padişah adam gönderir ve hemen toplantıya gelmesini söyler. Gelen adama “Benim bugün misafirim var. Beni mazur görsünler ben gelemeyeceğim” der. Adam gider hemen geri gelir, “Misafirini de alıp gelsin dediler efendim”der mecbur kalır gitmeye ama misafire de güvenemez.
^^Aman hısım bugün bir toplantı var oraya gideceğiz, sana bazı tembihlerim olacak bunlara iyi kulak ver orada hep büyük adamlar vardır. Beni ve kendini mahcup edecek bir hareket yapma,
Bir. Kalkacağın yere sakın oturma, yerini iyi seç.
İki. Üzerine söz düşmezse konuşma, söz arasında zırtaboz olma, sana gelecek mahcubiyet bana gelmiş olur.
Üç. Sakın ha istemeden de bir şey verme, aman ha ortamı fazla germe.^^
der ve kalkıp ayanlar toplantısına giderler. Orada bulunanlar misafire de güleryüz gösterirler. İncili’nin hatırına ama misafir bunu hak bayram sanır gider ta başköşeye oturur: Vezir geldi kalk bakalım, bir geri hoca geldi kalk bakalım, iki geri ağa geldi kalk bakalım, üç geri derken adam kapı ağzını bulmuştur. İncili gerilerde bir yere oturur hiç yerinden kalkmaz. Misafir ilk tembihe uymamış, sanki İncili’yi hiç duymamış. Bizim İncili daha birinci hatayı telafi edeyim diye düşünürken, adam hemen ikinci şoku yaşatır
^^Arkadaşlar beni hiç sormuyorsunuz ben misafirim, İncili Mustafa Çavuş’un köylüsüyüm, bir de eşeğim var. Biz bununla köyde çok iyi arkadaştık bu ne gidiydi bir bilseniz orada da böyleydi heç bir meclisten geri galmazdı^^ diye devam edecekmiş ki, orada bulunan ulemadan biri hemen sözünü keser ve sus be densiz adam sorulursa cevap ver, lüzumsuz konuşma diye azarlar. Bu arada toplantı bitmiş sohbet başlamış ortaya yenmek için meyve gelmiş meyvenin arasında birde büyükçe karpuz varmış. Onu kesmeye bıçak yok zanneden, bizim misafir hemen bıçağını çıkarır karpuzu kesecek adama,
^^Bıçak heriflerde olur, işte bıçak^^ der ve uzatır. Ve çok süslü bir o kadarda güzel gümüş kakmalı saplı olan saldırma bıçağını uzatıverir. Vezirin birisi bir bakar bıçak yaman, bu bıçağa sahip olmanın hilesini arar. Adama derki: şu bıçağı bana versene der ve bıçağı elinden alır
^^bu bıçağı nereden buldun? ^^ diye misafire sorar o da
^^bu bıçak benim babamın, babamdan kaldı bana. Başına da çok iş geldi. Boş ver üzümünü ye bağını sorma^^ deyince vezir
^^Bu bıçak benim babamın idi babamı öldürenler bu bıçağı almışlar bunun babası benim babamın katilidir, bu adam tez yakalana ve hapise atıla^^ diye emir verir. Bizim misafiri yaka paça ederler tam götürüp hapse atacaklar İncili;
^^Efendiler burada bir usulsüzlük var, bu adam benim misafirim. Şimdi ben bunu size teslim edemem, mahkeme olmadan delil olmadan bu işler olmaz bunu ben evime götüreyim, yarın size teslim edeyim muhakeme olsun cezası varsa çeksin^^ der vezir;
^^Olmaz sen bunu götürür buna akıl verirsin şimdi tutuklayacağız^^ deyince İncili;
^^Vallahi billahi ben bunun şahsına akıl vermem^^ der misafirini alır evine götürür adamı. ^^Eşeği bir yemleyelim^^ diye ahıra indirir adama ^^şuraya dur^^ der ve eşeğin kulağını bir eliyle tutar ve
^^Ulan be eşek oğlu eşek ben sana kalkacağın yere oturma demedim mi^^ der ve eşeğe iki fiske vurur. Tekrar kulağını burkar, ^^ulan be eşek oğlu eşek ben sana söz üzerine düşerse konuş zırtapozluk yapma demedim mi? ^^ der iki fiske daha vurur tekrar kulağını eşeğin burkar ^^ulan be eşek oğlu eşek ben sana istemeden bir şey verme demedim mi? ^^ der iki fiske daha vurur yine eşeğin kulağını tutarak ^^ulan be eşek oğlu eşek yarın seni tutuklayıp mahkemeye çıkaracaklar orada deki bu bıçak benim dedemin katilininmiş babam oğlum böyle bıçak büyük adamlarda bulunur bizde ne arasın amma dedeni öldüren adam düşürmüş gücüm yetip de adamı bir türlü bulamadım derdi işte bu vezirin babası benin dedemin katildir ben de bundan davacıyım de davadan vazgeçmek isterlerse sakın vazgeçme sana ömür boyu yetim aylığı bağlarlar o zaman vazgeç tamam mı eşek oğlu eşeğim^^ der.
Eve çıkarlar ertesi gün adam tutuklanır muhakeme edilir ve İncili’nin söyledikleri tıpı tıpına uygulanır ve Misafire aylık bağlanır vezir İncili’ye sitem eder;
^^Sen adama akıl verdin yoksa adam böyle kendisini savunamazdı^^ deyince İncili;
^^Vallahi vezir efendi ben onu şahsına bir akıl vermedim ama akşam eşeğini yemlerken eşeğe bazı şeyler mırıldanmıştım. Eşekten öğrendi ise bilemem adam o kadar da anlayışlı değildi^^ der.
İncili Çavuş, İstanbul'da bir ara peş parasız kaldı. Karşıya geçip bir arkadaşından borç para istemeye karar verdi. Ama geçmek için kayıkçıya verecek parası da yoktu. Evinden çıktı, düşünceli bir şekilde iskeleye vardı. Bir kayıkçı, bunu kayığına aldı. Nereye gideceğini sordu. İncili Çavuş sağır ve dilsiz numarası yaparak, eliyle karşıyı işaret etti. Kayıkçı, bunu alıp karşıya geçirdi. Buda başka bir yeri işaret etti. Oraya götürdü. Bir başka yeri gösterdi. Kayıkçımızın da sabrı tükenmişti. İnciliye verip veriştirmeye başladı. Ama onu da ineceği yere götürdü. incili, kayıktan inerken. konuşmaya başladı
Gel bakalım kayıkçı evladım. Sen buraya getiresiye kadar bana verip veriştirdin Şimdi Karakola gidelim de şu sövdüklerinin hesabını ver Ondan sonra da ben senin hesabını ödeyeyim...
Kayıkçı baktı pabuç. pahalıya mal olacak, kıyığı da bıraktığı gibi kaçmaya başladı. İncili de böylece, parasızlığını belli etmeden, arkadaşına ulaşmış oldu.
Kayseri' nin Tomarza ilçesinin Travşın köyünde, bugünkü adıyla İncili köyünde doğduğu rivayet edilir. Bu bakımdan incili çavuşa hemşerim diyebilirim. Asıl adı Mustafa'dır.
Hazır cevaplığı ve zekâsını yansıtan esprileri ile tarihe geçmiş, Osmanlı sarayında da meddahlık yapmıştır. Bir rivayete göre de İran'a elçi olarak da gönderilmiştir. 1630 yıında ebediyete yolculuk etmiştir.
İncili Çavuş, incili lakabını kavuğundaki inciden almaktadır. İncili çavuştan söz edip de onun esprilerinden örnek vermeden geçmek olmaz sanırım;
Bir yabancı elçiyi padişah kabul edecekti. Bu elçi, ülkesinin çok varlıklı olduğunu göstermek İçin,.ne kadar altın, inci, elmas gibi süs eşyası varsa, bunları üstüne başına takıp takıştırıp huzura çıkmak istedi. Saray görevlileri bu adamın yaptığı garipliğin önüne geçmek istiyorlardı ama ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Hemen akıllarına İncili çavuş geldi:
-Aman çavuş, şu adamı sen yola getirirsin Ne yapacaksan yap şu haline engel ol
İncili, 'Çaresini buluruz' dedi. Bir süre düşündü. Sonra atın- inci karışımı sedef kakmalı bir çift takunyayı onun gireceği tuvalete koydu. Adam tuvalete girip bunları görünce şaşırdı. Çıkınca İncili Çavuş 'a sormadan edemedi:
-Altın, inci, sedef kakmalı nalın tuvalete konulur mu? Yazık değil mi? '
İncili, taşı gediğine koyacağı zamanı bulmuştu. Hemen cevabını yapıştırdı:
- Bizim padişahımız böyle süs eşyasına değer vermezler.Elçi, verilen cevabı duyunca, üzerine bakındı, sonra sessizce bunları çıkarıp, huzura girdi...
Ebru yapmada kullanılan ^^astar^^ diye tabir edilen, suyun kıvamını arttırıcı madde.
Geven bitkisinin köklerinden elde edilir.