*telleri do-sol-re-la şeklinde akortlanır.. *violoncello.. cello.. viyolonsel.. adıyla da bilinen viyolonsel, kontrabasın küçüğü, viyolanın büyüğüdür.. *orkestrada bas partisini çalarak kontrabasla aynı partiyi çalar.. *klasik orkestralarda kontrabas dan küçük viyola dan büyük olan ve oturarak çalınan..müzik aleti..
'Sayın baylar, sizi, günlerce işlerinizden alıkoyan uzun ve ayrıntılı sözlerim, en sonu tarihe mal olmuş bir çağın öyküsüdür. Bunda, ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebilmiş isem kendimi mutlu sayacağım.
Baylar, bu söylevimle, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun, bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.
Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uygarlığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır.
Bu sonucu, Türk gençliğine kutsal bir armağan olarak bırakıyorum.
Ey Türk gençliği! Birinci ödevin; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuzluğa değin korumak ve savunmaktır.
Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli güven kaynağındır. Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyen kötücüller bulunacaktır. Bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan; ödeve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanaklar ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir utku kazanmış olabilirler. Zorla ve aldatıcı düzenlerle sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemilikleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine düşman girmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acıklı ve daha korkunç olmak üzere, yurdunda, iş başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık içinde olabilirler. Üstelik, hainlik de yapabilirler. Daha kötüsü, iş başında bulunan kişiler, kendi çıkarlarını, yurduna girmiş olan düşmanların siyasal erekleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.
Ey Türk geleceğinin gençliği! İşte, bu ortam ve koşullar içinde bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Bunun için gereken güç, damarlarındaki soylu kanda vardır! '
*Fransız bestecisi Eric Satie, 17 Mayıs 1866'da İngiliz bir anne ve yayıncı bir Fransız babadan dünyaya gelir. 1879'da Paris Konservatuvarı'na girer ancak akademik ortama bir yıl dayanabilir. Kırk yaşına geldiğinde, bestecilik için gereken teknik bilgisinin yetersizliğini anlayarak Schola Cantorum'a yazılır, d'Indy ve Roussel'in öğrencileri olur. Yirmi yaşındaki ilk besteleri, küçük piyano parçalarıdır. Romantizme başkaldıran, gizemcilikten (mistisizm) etkilenen değişik başlıklı çalışmalardır: Ogives, Trois Gymnopedies, Trois Gnossiennes gibi. Bunların yalın bir melodi çizgisi ve uyumlu bir armoni yapısı vardır. Müziği temel öğelerine indirmeyi, abartılı süslemeden arındırmayı amaçlar. Montmartre'da geçimini sağlamak için piyanistlik yaptığı yıllarda Gregorius ezgilerine de merak sarar. Satie'nin estetik ilkeleri özellikle Palleas et Melisande operasında Debussy'yi etkilemiş, Debussy'nin Wagner'e başkaldırması yolunda onu güçlendirmiştir. Her türlü kurumlaşmaya karşı çıkan, zamanın bohem yaşamını müziğine katan, iğneli, alaylı ve çocuksu yaklaşımıyla çevresindeki müzikçileri derinden etkilemiştir.
Satie, 1916'da Jean Cocteau ile dostluk kurar. 1917'de bestelediği Parade'ı gerçekçi bale olarak niteler. Parade, Cocteau'nun librettosu, Pablo Picasso'nun dekorları ve Leonid Massine'in koreografisi ile sahnelenir. Bir sirkte geçit törenini canlandırmaktadır. Bestecinin Socrate adlı senfonik dramı, 4 soprano ve oda müziği topluluğu için 1918'de yazılmıştır. Ölmeden bir yıl önce yazdığı Relache adlı balesi, Rene Clair'in hazırladığı sinematografik bîr girişle gerçeküstü anlayıştadır. Her perdenin başında gösterilen film, 1924 için büyük yenilik yaratmıştır. Satie'nin bir başka özelliği de çalgı kullanımıdır. Az sayıda çalgıyla yeni renkler elde etmek peşindedir. Caz müziğini duyuracak çalgılara da önem verdiği gibi, geleneksel çalgıların dışında bazı araçları, örneğin daktilo, uçak pervanesi, can kurtaran sireni, vapur düdüğü gibi sesleri üreten aygıtları orkestrasına katmıştır. Genç besteciler grubu Fransız Altıları Satie'yi öncüleri olarak kabul etmişlerdir. Bugün müzik tarihçileri Satie'nirı 20. yüzyıl müziğinde önemli bir payı olduğunu ileri sürerler. Eric Satie, 1 Temmuz 1925'de Paris'te ölmüştür.
sovyet ordusunda binbaşıydı..12 Nisan 1961 de uzay aracı vostok la uzaya çıkan ilk insan oldu. sovyet kozmonot uzayda kaldığı süre boyunca tam olarak 40.868 kilometre kat etmiştir. 12 Nisan 1961 tarihinde dünya çevresinde 108 dakikalık uçuşunu yaparak tüm insanlık için önem taşıyan uzayın kapılarını bizlere açıyordu. dönüşünde bir halk kahramanı olarak karşılandı..bir ucak kazasında hayatını kaybetti..
Ekmek şarap sen ve ben bir de sabahın dördü dışarda kar odamız ılık gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir çocukla yattığını aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını
kıskandım Gogen’i Tahitilim terlemiş vücudunu silerken cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum güneşi doğurmuştu ölü cisim martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında nefesin vücudumu yakıyordu yer yer sam yelim sahra-i kebirim kahrettim her şeye o gün babanın şarap çanağına, Gogen’e, kadere, sana, bana, bir de gittiğin arabanın tekerine
ne diyordum arkadaş…. diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim ama içerken düşünmem neden içiyorum diye daha sonra yaparım hayatın felsefesini
sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni bazen kadın hamamında tellak…. bazen Christoph Colomb Napolyon’ken düşünürüm Elbe’de geçen günleri Timur’ken Beyazıt’ı yenişimi…. bir kere Aristo’nun hocası olmuştum ona verdiğim dersle gurur duymuştum bazen Jan Dark’ı kurtarmak için çalışan bir kahraman bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum
eğer daha da içersem Shakespare halt etmiş derim karşımda salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de işte Mozart’ın aradığı melodi bu diye gülerim enayiymiş be Platon… bir içsin de görsün….ne felsefesi varmış bu hayatın anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu
ıslak kaldırımlarda yürürken acırım önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline ukalalık işte derim neme lazım senin kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş…. ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım şehrin izbe sokaklarında yavaş yavaş kaybolur benliğim…
*telleri do-sol-re-la şeklinde akortlanır..
*violoncello.. cello.. viyolonsel.. adıyla da bilinen viyolonsel, kontrabasın küçüğü, viyolanın büyüğüdür..
*orkestrada bas partisini çalarak kontrabasla aynı partiyi çalar..
*klasik orkestralarda kontrabas dan küçük viyola dan büyük olan ve oturarak çalınan..müzik aleti..
'Sayın baylar, sizi, günlerce işlerinizden alıkoyan uzun ve ayrıntılı sözlerim, en sonu tarihe mal olmuş bir çağın öyküsüdür. Bunda, ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebilmiş isem kendimi mutlu sayacağım.
Baylar, bu söylevimle, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun, bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.
Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uygarlığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır.
Bu sonucu, Türk gençliğine kutsal bir armağan olarak bırakıyorum.
Ey Türk gençliği! Birinci ödevin; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuzluğa değin korumak ve savunmaktır.
Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli güven kaynağındır. Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyen kötücüller bulunacaktır. Bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan; ödeve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanaklar ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir utku kazanmış olabilirler. Zorla ve aldatıcı düzenlerle sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemilikleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine düşman girmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acıklı ve daha korkunç olmak üzere, yurdunda, iş başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık içinde olabilirler. Üstelik, hainlik de yapabilirler. Daha kötüsü, iş başında bulunan kişiler, kendi çıkarlarını, yurduna girmiş olan düşmanların siyasal erekleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.
Ey Türk geleceğinin gençliği! İşte, bu ortam ve koşullar içinde bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Bunun için gereken güç, damarlarındaki soylu kanda vardır! '
Mustafa Kemal Atatürk..
*Fransız bestecisi Eric Satie, 17 Mayıs 1866'da İngiliz bir anne ve yayıncı bir Fransız babadan dünyaya gelir. 1879'da Paris Konservatuvarı'na girer ancak akademik ortama bir yıl dayanabilir. Kırk yaşına geldiğinde, bestecilik için gereken teknik bilgisinin yetersizliğini anlayarak Schola Cantorum'a yazılır, d'Indy ve Roussel'in öğrencileri olur. Yirmi yaşındaki ilk besteleri, küçük piyano parçalarıdır. Romantizme başkaldıran, gizemcilikten (mistisizm) etkilenen değişik başlıklı çalışmalardır: Ogives, Trois Gymnopedies, Trois Gnossiennes gibi. Bunların yalın bir melodi çizgisi ve uyumlu bir armoni yapısı vardır. Müziği temel öğelerine indirmeyi, abartılı süslemeden arındırmayı amaçlar. Montmartre'da geçimini sağlamak için piyanistlik yaptığı yıllarda Gregorius ezgilerine de merak sarar. Satie'nin estetik ilkeleri özellikle Palleas et Melisande operasında Debussy'yi etkilemiş, Debussy'nin Wagner'e başkaldırması yolunda onu güçlendirmiştir. Her türlü kurumlaşmaya karşı çıkan, zamanın bohem yaşamını müziğine katan, iğneli, alaylı ve çocuksu yaklaşımıyla çevresindeki müzikçileri derinden etkilemiştir.
Satie, 1916'da Jean Cocteau ile dostluk kurar. 1917'de bestelediği Parade'ı gerçekçi bale olarak niteler. Parade, Cocteau'nun librettosu, Pablo Picasso'nun dekorları ve Leonid Massine'in koreografisi ile sahnelenir. Bir sirkte geçit törenini canlandırmaktadır. Bestecinin Socrate adlı senfonik dramı, 4 soprano ve oda müziği topluluğu için 1918'de yazılmıştır. Ölmeden bir yıl önce yazdığı Relache adlı balesi, Rene Clair'in hazırladığı sinematografik bîr girişle gerçeküstü anlayıştadır. Her perdenin başında gösterilen film, 1924 için büyük yenilik yaratmıştır.
Satie'nin bir başka özelliği de çalgı kullanımıdır. Az sayıda çalgıyla yeni renkler elde etmek peşindedir. Caz müziğini duyuracak çalgılara da önem verdiği gibi, geleneksel çalgıların dışında bazı araçları, örneğin daktilo, uçak pervanesi, can kurtaran sireni, vapur düdüğü gibi sesleri üreten aygıtları orkestrasına katmıştır.
Genç besteciler grubu Fransız Altıları Satie'yi öncüleri olarak kabul etmişlerdir. Bugün müzik tarihçileri Satie'nirı 20. yüzyıl müziğinde önemli bir payı olduğunu ileri sürerler. Eric Satie, 1 Temmuz 1925'de Paris'te ölmüştür.
*alıntıdır
radikal, dinsel..
yazık..
sovyet ordusunda binbaşıydı..12 Nisan 1961 de uzay aracı vostok la uzaya çıkan ilk insan oldu. sovyet kozmonot uzayda kaldığı süre boyunca tam olarak 40.868 kilometre kat etmiştir. 12 Nisan 1961 tarihinde dünya çevresinde 108 dakikalık uçuşunu yaparak tüm insanlık için önem taşıyan uzayın kapılarını bizlere açıyordu. dönüşünde bir halk kahramanı olarak karşılandı..bir ucak kazasında hayatını kaybetti..
tam 4 dakika.. yüzyüze..
Picasso’ya seramiği öğrettiği söylenen efsane..
ne seninle ne de sensiz detirten..
Ekmek şarap sen ve ben
bir de sabahın dördü
dışarda kar
odamız ılık
gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir çocukla yattığını
aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını
kıskandım Gogen’i Tahitilim
terlemiş vücudunu silerken
cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
güneşi doğurmuştu ölü cisim
martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
sam yelim sahra-i kebirim
kahrettim her şeye o gün
babanın şarap çanağına,
Gogen’e,
kadere,
sana,
bana,
bir de gittiğin arabanın tekerine
ne diyordum arkadaş….
diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
daha sonra yaparım hayatın felsefesini
sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni
bazen kadın hamamında tellak….
bazen Christoph Colomb
Napolyon’ken düşünürüm Elbe’de geçen günleri
Timur’ken Beyazıt’ı yenişimi….
bir kere Aristo’nun hocası olmuştum
ona verdiğim dersle gurur duymuştum
bazen Jan Dark’ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum
eğer daha da içersem
Shakespare halt etmiş derim karşımda
salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
işte Mozart’ın aradığı melodi bu diye gülerim
enayiymiş be Platon…
bir içsin de görsün….ne felsefesi varmış bu hayatın
anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu
ıslak kaldırımlarda yürürken acırım
önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline
ukalalık işte derim neme lazım senin
kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş….
ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım
şehrin izbe sokaklarında
yavaş yavaş kaybolur benliğim…
sevmedeki muhtaçlığın aslında mecburiyet olduğunu anlatan şiir..
daha ne denir ki..