Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Keman Cı
Keman Cı

NE ZAMAN KENDİMİ DİNLESEM, DUYDUKLARIMA İNANAMIYORUM..

  • Viyolonsel03.09.2006 - 15:48

    *telleri do-sol-re-la şeklinde akortlanır..
    *violoncello.. cello.. viyolonsel.. adıyla da bilinen viyolonsel, kontrabasın küçüğü, viyolanın büyüğüdür..
    *orkestrada bas partisini çalarak kontrabasla aynı partiyi çalar..
    *klasik orkestralarda kontrabas dan küçük viyola dan büyük olan ve oturarak çalınan..müzik aleti..

  • mustafa kemal atatürk03.09.2006 - 15:48

    'Sayın baylar, sizi, günlerce işlerinizden alıkoyan uzun ve ayrıntılı sözlerim, en sonu tarihe mal olmuş bir çağın öyküsüdür. Bunda, ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebilmiş isem kendimi mutlu sayacağım.

    Baylar, bu söylevimle, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun, bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

    Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uygarlığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır.

    Bu sonucu, Türk gençliğine kutsal bir armağan olarak bırakıyorum.

    Ey Türk gençliği! Birinci ödevin; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuzluğa değin korumak ve savunmaktır.

    Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli güven kaynağındır. Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyen kötücüller bulunacaktır. Bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan; ödeve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanaklar ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir utku kazanmış olabilirler. Zorla ve aldatıcı düzenlerle sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemilikleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine düşman girmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acıklı ve daha korkunç olmak üzere, yurdunda, iş başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık içinde olabilirler. Üstelik, hainlik de yapabilirler. Daha kötüsü, iş başında bulunan kişiler, kendi çıkarlarını, yurduna girmiş olan düşmanların siyasal erekleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.

    Ey Türk geleceğinin gençliği! İşte, bu ortam ve koşullar içinde bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Bunun için gereken güç, damarlarındaki soylu kanda vardır! '

    Mustafa Kemal Atatürk..

  • Erik Satie03.09.2006 - 15:47

    *Fransız bestecisi Eric Satie, 17 Mayıs 1866'da İngiliz bir anne ve yayıncı bir Fransız babadan dünyaya gelir. 1879'da Paris Konservatuvarı'na girer ancak akademik ortama bir yıl dayanabilir. Kırk yaşına geldiğinde, bestecilik için gereken teknik bilgisinin yetersizliğini anlayarak Schola Cantorum'a yazılır, d'Indy ve Roussel'in öğrencileri olur. Yirmi yaşındaki ilk besteleri, küçük piyano parçalarıdır. Romantizme başkaldıran, gizemcilikten (mistisizm) etkilenen değişik başlıklı çalışmalardır: Ogives, Trois Gymnopedies, Trois Gnossiennes gibi. Bunların yalın bir melodi çizgisi ve uyumlu bir armoni yapısı vardır. Müziği temel öğelerine indirmeyi, abartılı süslemeden arındırmayı amaçlar. Montmartre'da geçimini sağlamak için piyanistlik yaptığı yıllarda Gregorius ezgilerine de merak sarar. Satie'nin estetik ilkeleri özellikle Palleas et Melisande operasında Debussy'yi etkilemiş, Debussy'nin Wagner'e başkaldırması yolunda onu güçlendirmiştir. Her türlü kurumlaşmaya karşı çıkan, zamanın bohem yaşamını müziğine katan, iğneli, alaylı ve çocuksu yaklaşımıyla çevresindeki müzikçileri derinden etkilemiştir.

    Satie, 1916'da Jean Cocteau ile dostluk kurar. 1917'de bestelediği Parade'ı gerçekçi bale olarak niteler. Parade, Cocteau'nun librettosu, Pablo Picasso'nun dekorları ve Leonid Massine'in koreografisi ile sahnelenir. Bir sirkte geçit törenini canlandırmaktadır. Bestecinin Socrate adlı senfonik dramı, 4 soprano ve oda müziği topluluğu için 1918'de yazılmıştır. Ölmeden bir yıl önce yazdığı Relache adlı balesi, Rene Clair'in hazırladığı sinematografik bîr girişle gerçeküstü anlayıştadır. Her perdenin başında gösterilen film, 1924 için büyük yenilik yaratmıştır.
    Satie'nin bir başka özelliği de çalgı kullanımıdır. Az sayıda çalgıyla yeni renkler elde etmek peşindedir. Caz müziğini duyuracak çalgılara da önem verdiği gibi, geleneksel çalgıların dışında bazı araçları, örneğin daktilo, uçak pervanesi, can kurtaran sireni, vapur düdüğü gibi sesleri üreten aygıtları orkestrasına katmıştır.
    Genç besteciler grubu Fransız Altıları Satie'yi öncüleri olarak kabul etmişlerdir. Bugün müzik tarihçileri Satie'nirı 20. yüzyıl müziğinde önemli bir payı olduğunu ileri sürerler. Eric Satie, 1 Temmuz 1925'de Paris'te ölmüştür.

    *alıntıdır

  • vakit gazetesi03.09.2006 - 15:46

    radikal, dinsel..

    yazık..

  • yuri gagarin03.09.2006 - 15:46

    sovyet ordusunda binbaşıydı..12 Nisan 1961 de uzay aracı vostok la uzaya çıkan ilk insan oldu. sovyet kozmonot uzayda kaldığı süre boyunca tam olarak 40.868 kilometre kat etmiştir. 12 Nisan 1961 tarihinde dünya çevresinde 108 dakikalık uçuşunu yaparak tüm insanlık için önem taşıyan uzayın kapılarını bizlere açıyordu. dönüşünde bir halk kahramanı olarak karşılandı..bir ucak kazasında hayatını kaybetti..

  • ay tutulması03.09.2006 - 15:46

    tam 4 dakika.. yüzyüze..

  • abidin dino03.09.2006 - 15:46

    Picasso’ya seramiği öğrettiği söylenen efsane..

  • kadın03.09.2006 - 15:45

    ne seninle ne de sensiz detirten..

  • Mazlum Çimen03.09.2006 - 15:45

    Ekmek şarap sen ve ben
    bir de sabahın dördü
    dışarda kar
    odamız ılık
    gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
    anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir çocukla yattığını
    aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını

    kıskandım Gogen’i Tahitilim
    terlemiş vücudunu silerken
    cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
    saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
    güneşi doğurmuştu ölü cisim
    martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
    nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
    sam yelim sahra-i kebirim
    kahrettim her şeye o gün
    babanın şarap çanağına,
    Gogen’e,
    kadere,
    sana,
    bana,
    bir de gittiğin arabanın tekerine

    ne diyordum arkadaş….
    diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
    ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
    daha sonra yaparım hayatın felsefesini

    sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni
    bazen kadın hamamında tellak….
    bazen Christoph Colomb
    Napolyon’ken düşünürüm Elbe’de geçen günleri
    Timur’ken Beyazıt’ı yenişimi….
    bir kere Aristo’nun hocası olmuştum
    ona verdiğim dersle gurur duymuştum
    bazen Jan Dark’ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
    bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum

    eğer daha da içersem
    Shakespare halt etmiş derim karşımda
    salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
    işte Mozart’ın aradığı melodi bu diye gülerim
    enayiymiş be Platon…
    bir içsin de görsün….ne felsefesi varmış bu hayatın
    anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu

    ıslak kaldırımlarda yürürken acırım
    önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline
    ukalalık işte derim neme lazım senin
    kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş….
    ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım
    şehrin izbe sokaklarında
    yavaş yavaş kaybolur benliğim…

  • Ben Sana Mecburum03.09.2006 - 15:44

    sevmedeki muhtaçlığın aslında mecburiyet olduğunu anlatan şiir..
    daha ne denir ki..