Guernica, İspanya’nın Bask bölgesinde yer alan minik, şirin bir şehir olarak anlatılırdı bir zamanlar. Ne yazık ki savaştan yöre halkı da nasibini fazlasıyla almıştı sonradan. Ve bu küçük yer, yerle bir olmuştu. Pablo Picasso, gördüğü dehşeti resmetmek istemiş, o meşhur Guernica tablosunu çizmişti bu yüzden. Atölyesine giren bir nazi subayı tabloyu görür görmez hayran olmuştu. Çizimler nefisti çünkü. Subay dayanamayarak Picasso’ya: ‘’Bunu siz mi yaptınız?’’ diye sormuştu. Picasso da subaya: ‘’Hayır. Bunu siz yaptınız!’’ diye cevap vermiştir.
Yetenek inanılmaz derecede ucuz bir şeydir. Sofra tuzundan bile ucuzdur. Yetenekli ile başarılıyı ayıran bilinçli irade, çalışma, öğrenme ve sürekli bir biçimlendirme sürecidir. Eğer çalışma yoksa, bünyedeki irade de kontrolsüz ise yetenekli olmakla kalırsınız hatta birileri çıkıp sizin yeteneğinizden dahi şüphe ettiklerini söylerler. (Stephen King-Ölüm dansı)
Kubbealtı lugatında ‘’Yetenek’’ maddesinde şu yazar: Bir şeyi yapabilme gücü! Bir şey yapabilme gücü önemlidir ama kendi başına bir şey yapılacağını göstermez. Başka deyişle ‘’yapabilme gücü’’, yapmanın kendisi değildir. Bu gücü geliştirmek, doğru biçimde ortaya çıkarmak da lüzumludur. Bir işi doğru şekilde yapmak istiyorsanız, gerekli olan fiziksel ve mental özellikleri edinmek zorundasınız. Bunun için yeterince isteme, azim, çalışma ve tabi tüm bunları idare edecek bir disipline ihtiyacınız var demektir. Aksi halde bir şeyi yapabilme gücü olan yetenek, atıl kalır. Ne yazık ki dünyada pek çok yer, içinde yetenek olan fakat atıllıktan öteye geçemeyenler ile doludur.
Emekleme dönemindeki modern toplum yapısı, ilkel diye aşağılanan kabile topluluklarından daha problemlidir. Eskimo ya da amazon kabilelerinde bile kıtlık dönemlerini saymazsak insanlar, birbirlerini aşağılamamış, hor görmemiş, birbirlerinin aralarına aşılmaz duvarlar örmemişlerdir. (Jack London)
Zamanın döngüsel olmasıyla lineer olması arasında felsefi ve psikolojik açıdan farklar vardır. Zamanın lineer kabul edilmesinin yıkıcı etkileri artık insan tarafından kaldırılamamaktadır.
Yönetici kesimin şatafata, lükse ve gösterişe düşkünlüğü genelde devletlerin güçlü dönemlerinde değil, çöküş ve dağılma süreçlerinde görülen bir durumdur. Bu yaşam stili, bir tür yozlaşmışlık göstergesidir. Tepedeki bu yozlaşmışlık, devletin her kademesine sirayet eder.
Entüisyonistler (Sezgiciler) subjektiviteye çok açıktır yani onlar ahlakın sezgisel olarak bilinebileceğini varsaymışlardır. Bu, Mill ve Bentham’ın yani utilitaryanistlerin hiç istemediği bir durumdur. Mill ve Bentham ahlak alanında nesnelliği yakalamaya çalışmışlardır. Bu ikiliye göre insan eylemleri gözlendiğinde karşımıza tek bir saik çıkmaktadır. Bu da hazdır. O halde hazzın merkeze yerleşmesi gerektiğini savunmuşlardır. İnsan başta olmak üzere duygulu varlıkların tamamı hazza yönelip acıdan kaçar. Ahlaki fail haz konusunda kendine özel bir önem atfetmemelidir. Kişi herkesi kendisi ile eşit kabul etmelidir ve ne kadar çok insan hazdan yararlanırsa toplum için o kadar iyi olur.
Tahakküm tamamen ortadan kaldırılamaz çünkü tahakkümü her ortadan kaldırma girişimi ya da tahakkümü ortadan kaldırmak için sunulan her öneri, yeni tahakküm ilişkilerine kapı aralayacaktır. (Michel Foucault)
Görüşlerinizi, karşı görüşlere sahip insanların meydan okumalarına maruz bırakmazsanız kısa zamanda dogmatik olursunuz. Sefalet ve cehalet, görüşlerin tek başlarına bırakıldığı yerde ortaya çıkar ve etrafa hızla yayılır. (John Stuart Mill)
Guernica, İspanya’nın Bask bölgesinde yer alan minik, şirin bir şehir olarak anlatılırdı bir zamanlar. Ne yazık ki savaştan yöre halkı da nasibini fazlasıyla almıştı sonradan. Ve bu küçük yer, yerle bir olmuştu. Pablo Picasso, gördüğü dehşeti resmetmek istemiş, o meşhur Guernica tablosunu çizmişti bu yüzden. Atölyesine giren bir nazi subayı tabloyu görür görmez hayran olmuştu. Çizimler nefisti çünkü. Subay dayanamayarak Picasso’ya: ‘’Bunu siz mi yaptınız?’’ diye sormuştu. Picasso da subaya: ‘’Hayır. Bunu siz yaptınız!’’ diye cevap vermiştir.
Yetenek inanılmaz derecede ucuz bir şeydir. Sofra tuzundan bile ucuzdur. Yetenekli ile başarılıyı ayıran bilinçli irade, çalışma, öğrenme ve sürekli bir biçimlendirme sürecidir. Eğer çalışma yoksa, bünyedeki irade de kontrolsüz ise yetenekli olmakla kalırsınız hatta birileri çıkıp sizin yeteneğinizden dahi şüphe ettiklerini söylerler. (Stephen King-Ölüm dansı)
Kubbealtı lugatında ‘’Yetenek’’ maddesinde şu yazar: Bir şeyi yapabilme gücü! Bir şey yapabilme gücü önemlidir ama kendi başına bir şey yapılacağını göstermez. Başka deyişle ‘’yapabilme gücü’’, yapmanın kendisi değildir. Bu gücü geliştirmek, doğru biçimde ortaya çıkarmak da lüzumludur. Bir işi doğru şekilde yapmak istiyorsanız, gerekli olan fiziksel ve mental özellikleri edinmek zorundasınız. Bunun için yeterince isteme, azim, çalışma ve tabi tüm bunları idare edecek bir disipline ihtiyacınız var demektir. Aksi halde bir şeyi yapabilme gücü olan yetenek, atıl kalır. Ne yazık ki dünyada pek çok yer, içinde yetenek olan fakat atıllıktan öteye geçemeyenler ile doludur.
Emekleme dönemindeki modern toplum yapısı, ilkel diye aşağılanan kabile topluluklarından daha problemlidir. Eskimo ya da amazon kabilelerinde bile kıtlık dönemlerini saymazsak insanlar, birbirlerini aşağılamamış, hor görmemiş, birbirlerinin aralarına aşılmaz duvarlar örmemişlerdir. (Jack London)
Zamanın döngüsel olmasıyla lineer olması arasında felsefi ve psikolojik açıdan farklar vardır. Zamanın lineer kabul edilmesinin yıkıcı etkileri artık insan tarafından kaldırılamamaktadır.
Yönetici kesimin şatafata, lükse ve gösterişe düşkünlüğü genelde devletlerin güçlü dönemlerinde değil, çöküş ve dağılma süreçlerinde görülen bir durumdur. Bu yaşam stili, bir tür yozlaşmışlık göstergesidir. Tepedeki bu yozlaşmışlık, devletin her kademesine sirayet eder.
Entüisyonistler (Sezgiciler) subjektiviteye çok açıktır yani onlar ahlakın sezgisel olarak bilinebileceğini varsaymışlardır. Bu, Mill ve Bentham’ın yani utilitaryanistlerin hiç istemediği bir durumdur. Mill ve Bentham ahlak alanında nesnelliği yakalamaya çalışmışlardır. Bu ikiliye göre insan eylemleri gözlendiğinde karşımıza tek bir saik çıkmaktadır. Bu da hazdır. O halde hazzın merkeze yerleşmesi gerektiğini savunmuşlardır. İnsan başta olmak üzere duygulu varlıkların tamamı hazza yönelip acıdan kaçar. Ahlaki fail haz konusunda kendine özel bir önem atfetmemelidir. Kişi herkesi kendisi ile eşit kabul etmelidir ve ne kadar çok insan hazdan yararlanırsa toplum için o kadar iyi olur.
Başkası nasıl ki sizin ciğerinizden nefes alamazsa, sizin beyninizden de düşünemez! (Ayn Rand)
Tahakküm tamamen ortadan kaldırılamaz çünkü tahakkümü her ortadan kaldırma girişimi ya da tahakkümü ortadan kaldırmak için sunulan her öneri, yeni tahakküm ilişkilerine kapı aralayacaktır. (Michel Foucault)
Görüşlerinizi, karşı görüşlere sahip insanların meydan okumalarına maruz bırakmazsanız kısa zamanda dogmatik olursunuz. Sefalet ve cehalet, görüşlerin tek başlarına bırakıldığı yerde ortaya çıkar ve etrafa hızla yayılır. (John Stuart Mill)