Ben bu denizde boğuluyorum evet üstelik ruhumu bulutlara uzak okyanuslar kadar uzak uçuyorum. ne oluedu yani bu kadar acımasaydım bu kadar incinmeseydi kalbim. bir balığın kalbi kaç kere kırıldığında atmaktan vazgeçer ki? oysa ben bir yerde okumuştum fillerin üzülünce öldüğünü.
Andromakhe, sizi düşlüyorum! O çayı, Acınızın sınırsız görkemiyle dul iken Işıldayan zavallı ve hüzünlü aynayı, Yalancı Simoeis’i, gözyaşıyla beslenen,
Bolluk getirdi hemen verimli belleğime Tam geçtiğim sırada ben yeni Carrousel'den. Eski Paris yok artık (bir şehrin biçimi de Çabuk değişir, yazık! bir faninin kalbinden).
Ancak zihnimde kalmış barakalar mevkii, Kurulmak için hazır çadırlar ve kalaslar, Camlarda parıldayan bir yığın eski püskü, Ve otlar, bataklıkta yosun tutmuş kayalar.
Orda vardı eskiden bir hayvanat bahçesi; Orda gördüm, bir sabah, soğuk gökler altında İş saati, çöplüğün meydana getirdiği Çıt çıkmayan havada karanlık bir kasırga,
Orda gördüm, kaçmıştı kafesinden bir kuğu, Kaldırıma sürterek perde ayaklarını, Beyaz teleklerini yerde sürüklüyordu. Susuz çay yakınında açarak gagasını
Yıkıyordu, asabi, tozda kanatlarını, Ve diyordu, yüreği dolmuş doğduğu gölle : “Gök, ne zaman gürlersin? ne zaman yağarsın, su?” Bu bahtı kara, garip ve uğursuz söylence,
Bazan bir göğe doğru, Ovidius’u andırıp Göğe doğru, alaycı, zalimcesine mavi, Gergin boynu üstünde aç başını uzatıp Tanrı’ya sitemlerde bulunuyordu sanki!
II
Paris değişiyor, ne ki hiçbir şey değişmedi İç dünyamda! Saraylar, yapı iskelesi, taşlar, O eski mahalleler, benim’çin alegori, Ve taştan daha ağır bende aziz anılar.
Ve Louvre’un önünde de bir imge ezer beni: Çılgın haliyle büyük kuğuyu düşlerim, ki Sürgünler gibidir o, hem gülünç, hem de yüce, Ve dinmez bir arzuyla kemirilmiş! ve sizi,
Andromakhe, büyük kocanın kollarından Düşmüş pespaye hayvan, ellerine Pyrros’un, Boş bir mezar yanında esriyip boyun kıran, Hektor’un dulu, yazık! karısı Helenos’un!
Düşünüyorum, zayıf, veremli zenci kızı, Tepinerek çamurda fersiz gözle arayan. Afrika’nın kaybolmuş ceviz ağaçlarını Sisin sonsuz duvarı arkasında yer alan;
Asla bulunmayacak bir şeyi yitireni, Ve boğulurcasına gözyaşı dökenleri Ve Acı emenleri, tıpkı dişi kurt gibi! Çiçek gibi kurumuş sıskacık öksüzleri!
Ve böylece zihnimin sürüldüğü ormanda Eski bir Anı üfler borudan nefesini, Düşünürüm o yitik tayfaları adada, Tutsak ve mağlupları!... ve daha nicesini!
"sahte bir haldir." (işte burada nüansı yakalamışsınız kötüler kötülük yaptıkça mutlu olurlar ama bu tüm insanlar için dünyaya adapte olmak anlamında kısa vadeli ve sahte bir mutluluktur.) yani gerçekte mutluluk ve haz almak ancak iyi duyguların yaratabildiği ve uzun vadede de insanın ruhunu besleyen duygulardır.
Platon kendini daha fazla gerçekleştirmenin mutlulukla alakalı olduğunu söyler. mutlu olmayı ise iyi ve erdemli olmaya bağlar. oysaki mutluluk kişiye göre değişen bir kavram. ya kişi kötülükten mutlu oluyorsa o kişiyi erdemli ve iyi olmak tam tersine mutsuz edip hatta depresif bir ruh haline büründürebilir. ..?
Ben bu denizde boğuluyorum evet üstelik ruhumu bulutlara uzak okyanuslar kadar uzak uçuyorum. ne oluedu yani bu kadar acımasaydım bu kadar incinmeseydi kalbim. bir balığın kalbi kaç kere kırıldığında atmaktan vazgeçer ki? oysa ben bir yerde okumuştum fillerin üzülünce öldüğünü.
Rolan
Henüz okumayanlara okuması tavsiye edilir:)
Bu kadar düşman edinmek her babayiğidin harcı değildir tabi:)))
Kuğu
Victor Hugo'ya.
I
Andromakhe, sizi düşlüyorum! O çayı,
Acınızın sınırsız görkemiyle dul iken
Işıldayan zavallı ve hüzünlü aynayı,
Yalancı Simoeis’i, gözyaşıyla beslenen,
Bolluk getirdi hemen verimli belleğime
Tam geçtiğim sırada ben yeni Carrousel'den.
Eski Paris yok artık (bir şehrin biçimi de
Çabuk değişir, yazık! bir faninin kalbinden).
Ancak zihnimde kalmış barakalar mevkii,
Kurulmak için hazır çadırlar ve kalaslar,
Camlarda parıldayan bir yığın eski püskü,
Ve otlar, bataklıkta yosun tutmuş kayalar.
Orda vardı eskiden bir hayvanat bahçesi;
Orda gördüm, bir sabah, soğuk gökler altında
İş saati, çöplüğün meydana getirdiği
Çıt çıkmayan havada karanlık bir kasırga,
Orda gördüm, kaçmıştı kafesinden bir kuğu,
Kaldırıma sürterek perde ayaklarını,
Beyaz teleklerini yerde sürüklüyordu.
Susuz çay yakınında açarak gagasını
Yıkıyordu, asabi, tozda kanatlarını,
Ve diyordu, yüreği dolmuş doğduğu gölle :
“Gök, ne zaman gürlersin? ne zaman yağarsın, su?”
Bu bahtı kara, garip ve uğursuz söylence,
Bazan bir göğe doğru, Ovidius’u andırıp
Göğe doğru, alaycı, zalimcesine mavi,
Gergin boynu üstünde aç başını uzatıp
Tanrı’ya sitemlerde bulunuyordu sanki!
II
Paris değişiyor, ne ki hiçbir şey değişmedi
İç dünyamda! Saraylar, yapı iskelesi, taşlar,
O eski mahalleler, benim’çin alegori,
Ve taştan daha ağır bende aziz anılar.
Ve Louvre’un önünde de bir imge ezer beni:
Çılgın haliyle büyük kuğuyu düşlerim, ki
Sürgünler gibidir o, hem gülünç, hem de yüce,
Ve dinmez bir arzuyla kemirilmiş! ve sizi,
Andromakhe, büyük kocanın kollarından
Düşmüş pespaye hayvan, ellerine Pyrros’un,
Boş bir mezar yanında esriyip boyun kıran,
Hektor’un dulu, yazık! karısı Helenos’un!
Düşünüyorum, zayıf, veremli zenci kızı,
Tepinerek çamurda fersiz gözle arayan.
Afrika’nın kaybolmuş ceviz ağaçlarını
Sisin sonsuz duvarı arkasında yer alan;
Asla bulunmayacak bir şeyi yitireni,
Ve boğulurcasına gözyaşı dökenleri
Ve Acı emenleri, tıpkı dişi kurt gibi!
Çiçek gibi kurumuş sıskacık öksüzleri!
Ve böylece zihnimin sürüldüğü ormanda
Eski bir Anı üfler borudan nefesini,
Düşünürüm o yitik tayfaları adada,
Tutsak ve mağlupları!... ve daha nicesini!
Charles Baudelaire
Kötülük Çiçekleri
Bana Nobel ödüllü vermeliler:))
Ah sitare gözümden damlıyorsun bu gece,
Okuduğum kitaba sayfa sayfa dökülüp uzaklara gidiyorum sayha sayha.
Ata kızı
Kapat gözlerini, geceye notalardan bir yıldız gönder, ulaşır belki uzak diyarlardaki karanlıklara.
Ah bu ahenkli sesler onlar sanki limon çiçeğim gibi kokuyor
"sahte bir haldir." (işte burada nüansı yakalamışsınız kötüler kötülük yaptıkça mutlu olurlar ama bu tüm insanlar için dünyaya adapte olmak anlamında kısa vadeli ve sahte bir mutluluktur.) yani gerçekte mutluluk ve haz almak ancak iyi duyguların yaratabildiği ve uzun vadede de insanın ruhunu besleyen duygulardır.
insan daha fazla kendisini gerçekleştirebilir.
Platon kendini daha fazla gerçekleştirmenin mutlulukla alakalı olduğunu söyler. mutlu olmayı ise iyi ve erdemli olmaya bağlar. oysaki mutluluk kişiye göre değişen bir kavram. ya kişi kötülükten mutlu oluyorsa o kişiyi erdemli ve iyi olmak tam tersine mutsuz edip hatta depresif bir ruh haline büründürebilir. ..?
Yaşadığın aşk mıydı söyle sendeki sanrıları nerden bileyim? ister unut ister unutma bundan böyle bilmediğim şey için niye öleyim?