Öyleyse muvakkit şimdi tam da zamanı rüzgarlı tepeden uçurtmalar uçurmanın. Belki de güllerle konuşuruz sanki kokladıkça özlem giderir gibi. Ya da gülücükler saçarız öyle olur olmadık.
Çakır: İnsanları uzun süre gözlemledim; olayları, yönelimleri ve tekrar eden yazgıları sabırla tarttım. Şunu fark ettim ki, ister erkek ister kadın olsun, libidosu ölçüsüzce işleyen birey, yaşamını çoğu zaman tek bir eksene kilitler. Hayalini daraltır, bakışını dışarıya başkalarının bedenine, onayına, arzusuna sabitler. Böylece hayatı bir imkânlar bütünü olarak değil, tek bir itkiden ibaret sanır. Bu yönelimin bedeli zamanla görünür olur. Elli yaşına gelindiğinde, kaçırılmış bir hayat sessizce karşılarına dikilir. Ne bir tiyatro salonunun karanlığında kendileriyle yüzleşmişlerdir ne bir kitabın sayfaları arasında başka bilinçlerle temas etmişlerdir. Çocuklarıyla oyun oynamadan büyümüş, eşleriyle en verimli çağlarında ortak bir hatıra inşa edememişlerdir. Yaşanabilecek olan yaşanmamış, ertelenen her şey zamanın kasasına kilitlenmiştir. Zamanın acımasızlığıyla meşhur olduğu söylenir; oysa zaman zalim değildir, sadece öğretmendir. Ne var ki dersini uzun uzun anlatmaz. İnsanlara çoğu zaman tek bir salise tanır: Geriye dönüp bakma anı. O anda anlaşılan şudur hayat, dar bir arzunun değil, çoğul bir anlamın talebidir.
Muvakkit:
Ben muvakkitim; saatleri kurar, anları tartarım. Sana şunu söyleyeyim: Zaman kimseyi acele ettirmez, ama kimseyi de beklemez. İnsan, bir itkisini hayatın tamamı sandığında, ben sessizce ilerlerim. Ne uyarırım ne de engellerim. Şunu bil: Arzu, yaşamak için bir işarettir; ama yönsüz bırakıldığında bir put olur. Hayatını tek bir dürtünün saatine ayarlayan, sonunda benimle yüzleşir ve geç kalmış olduğunu sanır. Oysa geç kalan zaman değildir; idrak geç uyanmıştır.
Eğer şimdi bu satırları okuyorsan, sana henüz saliselerim var demektir. Onları harcama. Kur. Ayarla. Çünkü ben, sadece ölçerim; anlamı sen inşa edersin.
Çakır ile muvakkit arasında geçen zaman hakkındaki diyalog
Çakır::
Canım çok sıkılıyor muvakkit dünya saatiyle; insan, insana “kıyasıya” yaşamayı seçmiş.
Muvakkit:
Dünya saati bazen dakikaları değil, hayatları öğütür. Ve güçlü olan, zamanı da silah gibi kullanır.
Çakır;
Güçsüz ülke” dedikleri şey aslında nedir biliyor musun? zamanı savunmasız bırakılmış insanlardır. Çoluk çocuk demeden olan da bu: Saat, kimi koruyacağını seçmez, oysa insan seçiyor! Demek ki muvakkit asıl acımasız olan bizmişiz.
Yazıyorum; çünkü içim doluyor, taşıyor. Yazıyorum; çünkü anlaşılmak, okunmak, görülmek istiyorum. Çünkü düşünüyorum ve insana dair olan kelimelerin samimiyeti beni büyülüyor, beni büyütüyor… Aslı Birer
Zamanın içinde pervasızca dönen kanatları iyice açılmış simsiyah bir yoz ejderhası var ve o uçtukça aklıma, yüreğime, bedenime çarpıp duruyor, yaralanıyorum, çocukların, kadınların, güçsüzlerin çığlıklarını duymak istemiyorum. Ama duymazsam olmaz, o zaman insan olmaktan çıkarım. Olmaz olamaz bir şeylerim olmayabilir ama ben de hala insana dair bir şeyler var. Don kişot’un yel değirmeni gibi belki umut ama savaşmak da onun meselesi değil ki yani onur meselesi.
Bal mı? balçık mı? Boğazına takılan kılçık mı? :))))) uçuk kaçık biraz da salakçık. Ne bal ne balçık, bazen kılçık, bazen kızılcık. Anla işte be kocaman bir yalancık.
Çakır:
Öyleyse muvakkit şimdi tam da zamanı rüzgarlı tepeden uçurtmalar uçurmanın. Belki de güllerle konuşuruz sanki kokladıkça özlem giderir gibi. Ya da gülücükler saçarız öyle olur olmadık.
Muvakkit:
Bugün,
saat durabilir.
Zaman incinmez
Çakır:
İnsanları uzun süre gözlemledim; olayları, yönelimleri ve tekrar eden yazgıları sabırla tarttım. Şunu fark ettim ki, ister erkek ister kadın olsun, libidosu ölçüsüzce işleyen birey, yaşamını çoğu zaman tek bir eksene kilitler. Hayalini daraltır, bakışını dışarıya başkalarının bedenine, onayına, arzusuna sabitler. Böylece hayatı bir imkânlar bütünü olarak değil, tek bir itkiden ibaret sanır. Bu yönelimin bedeli zamanla görünür olur. Elli yaşına gelindiğinde, kaçırılmış bir hayat sessizce karşılarına dikilir. Ne bir tiyatro salonunun karanlığında kendileriyle yüzleşmişlerdir ne bir kitabın sayfaları arasında başka bilinçlerle temas etmişlerdir. Çocuklarıyla oyun oynamadan büyümüş, eşleriyle en verimli çağlarında ortak bir hatıra inşa edememişlerdir. Yaşanabilecek olan yaşanmamış, ertelenen her şey zamanın kasasına kilitlenmiştir. Zamanın acımasızlığıyla meşhur olduğu söylenir; oysa zaman zalim değildir, sadece öğretmendir.
Ne var ki dersini uzun uzun anlatmaz. İnsanlara çoğu zaman tek bir salise tanır: Geriye dönüp bakma anı. O anda anlaşılan şudur hayat, dar bir arzunun değil, çoğul bir anlamın talebidir.
Muvakkit:
Ben muvakkitim; saatleri kurar, anları tartarım. Sana şunu söyleyeyim: Zaman kimseyi acele ettirmez, ama kimseyi de beklemez. İnsan, bir itkisini hayatın tamamı sandığında, ben sessizce ilerlerim.
Ne uyarırım ne de engellerim.
Şunu bil: Arzu, yaşamak için bir işarettir; ama yönsüz bırakıldığında bir put olur. Hayatını tek bir dürtünün saatine ayarlayan, sonunda benimle yüzleşir ve geç kalmış olduğunu sanır. Oysa geç kalan zaman değildir; idrak geç uyanmıştır.
Eğer şimdi bu satırları okuyorsan, sana henüz saliselerim var demektir. Onları harcama. Kur. Ayarla. Çünkü ben, sadece ölçerim; anlamı sen inşa edersin.
Çakır ile muvakkit arasında geçen zaman hakkındaki diyalog
Çakır::
Canım çok sıkılıyor muvakkit dünya saatiyle; insan, insana “kıyasıya” yaşamayı seçmiş.
Muvakkit:
Dünya saati bazen
dakikaları değil,
hayatları öğütür.
Ve güçlü olan,
zamanı da silah gibi kullanır.
Çakır;
Güçsüz ülke” dedikleri şey
aslında nedir biliyor musun?
zamanı savunmasız bırakılmış insanlardır.
Çoluk çocuk demeden olan da bu:
Saat,
kimi koruyacağını seçmez, oysa insan seçiyor! Demek ki muvakkit asıl acımasız olan bizmişiz.
Aslı Birer
Yeni yıl hepimize sağlık huzur mutluluk getirsin diliyorum dünyaya da merhamet sevgi ve bereket
Yazıyorum; çünkü içim doluyor, taşıyor. Yazıyorum; çünkü anlaşılmak, okunmak, görülmek istiyorum. Çünkü düşünüyorum ve insana dair olan kelimelerin samimiyeti beni büyülüyor, beni büyütüyor…
Aslı Birer
?si=1VSRyHd59IlY3SV0
Zamanın içinde pervasızca dönen kanatları iyice açılmış simsiyah bir yoz ejderhası var ve o uçtukça aklıma, yüreğime, bedenime çarpıp duruyor, yaralanıyorum, çocukların, kadınların, güçsüzlerin çığlıklarını duymak istemiyorum. Ama duymazsam olmaz, o zaman insan olmaktan çıkarım. Olmaz olamaz bir şeylerim olmayabilir ama ben de hala insana dair bir şeyler var. Don kişot’un yel değirmeni gibi belki umut ama savaşmak da onun meselesi değil ki yani onur meselesi.
Aslı Birer
Havada türbülans kaçınılmaz.
Vecihi ye sormuşlar ideal evlilik nasıl olur diye
Demiş; havalanmak için düğmeye basmak lazım. Ama iki düğme yok.
Uyduran Aslı :))
Gökten üç ?? düşmüş, biri kırmızı öteki yeşil diğeri..?
Bal mı? balçık mı?
Boğazına takılan kılçık mı?
:))))) uçuk kaçık biraz da salakçık.
Ne bal ne balçık, bazen kılçık, bazen kızılcık. Anla işte be kocaman bir yalancık.