Tutturmuşsunuz bi terane, yok "geçinemiyoruz!" yok "açız!" yok "öldük bittik!" falan feşmekan :(((
Sadece siz deyil biz de geçim sıkıntısı çekiyoz. Mesela ben, eşim, kaynanam, kayınçom, baldızım, 4 çocuğum bu yılbaşını Restaurant De L’Hotel De Ville (Crissier, İsviçre) yerine, yolluktan tasarrufa katkımız olsun diye fedakarlık yapıp Bla Bla Dubai'de geçirdik ama hiç gıck'ımız çıktı mı, çıkmadı.
Bakın sayın büyüklerimize; büyüklerimiz derken mesela milletvekilerimize, bakanlarımıza, genel müdürlerimize, daire başkanlarımıza, reis yardımcılarımıza, yönetim kurumu üyelerimize... hiç sesleri çıkıyor mu garibanların, çıkmıyo. Siz de susun azcık.
Susun da, şu şarap soslu Pekin ördeğiyle, Fransız usulü creme brulee'yi ağız tadıyla bi yiyek.
Oğlum, bi Chateau Magnol daha getir, yıllanmışından... Hıck!
ıslak bir gemi boşaltıyor birden bire yükünü gidilmedik bir adanın çığlıklı sahiline... (.....) yavaş yavaş çekiliyor sular kumlara karışıyor tüm hücrelerim titreşiyor gökkuşağı tüm renkleriyle gövdemin en ıssız ülkelerinde...
"Bilmezler yalnızlığı yaşamayanlar, Nasıl korku verir sessizlik insana, İnsan nasıl konuşur kendisiyle, Nasıl koşar aynalara, Bir cana hasret, Bilmezler..."
Çok zaman önceydi... O kadar zaman önceydi ki, zaman diye bir şey yoktu.
İnsan, güneş doğup batıncaya kadar yaşıyordu hayatı; bir daha hiç yaşamayacakmış gibi dolu ve anlamlı...
Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat edildi; bir parçasına dün dendi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına ise yarın…
O andan itibaren karıştı kavramlar... Dünü düşünüp pişman oldu insan; yarını düşünüp telaşlandı... Ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı… Mutsuz oldu böylece.
Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı...
EMEKÇİLER, EMEKLİLER, ASGARİ ÜCRETLİLER alooo KENDİNİZE GELİN!
Tutturmuşsunuz bi terane,
yok "geçinemiyoruz!" yok "açız!" yok "öldük bittik!" falan feşmekan :(((
Sadece siz deyil biz de geçim sıkıntısı çekiyoz. Mesela ben, eşim, kaynanam, kayınçom, baldızım, 4 çocuğum bu yılbaşını Restaurant De L’Hotel De Ville (Crissier, İsviçre) yerine, yolluktan tasarrufa katkımız olsun diye fedakarlık yapıp Bla Bla Dubai'de geçirdik ama hiç gıck'ımız çıktı mı, çıkmadı.
Bakın sayın büyüklerimize; büyüklerimiz derken mesela milletvekilerimize, bakanlarımıza, genel müdürlerimize, daire başkanlarımıza, reis yardımcılarımıza, yönetim kurumu üyelerimize... hiç sesleri çıkıyor mu garibanların, çıkmıyo. Siz de susun azcık.
Susun da, şu şarap soslu Pekin ördeğiyle, Fransız usulü creme brulee'yi ağız tadıyla bi yiyek.
Oğlum, bi Chateau Magnol daha getir, yıllanmışından... Hıck!
Bir gün deli dolu yağar yağmurlar
Alıp götürür bütün renkleri
Solgun bir yüz gibi kalır resimler
Sen seni bile tanımazsın
Demedim mi?
Bir kasırgadır zaman
Sürüp getirir bana uzakları
Erişilmez dağlar da yıkılır.
Demedim mi?
* Şiir: Biraz Çok: Hüzün
/ Hasan Akçay
uçmayı bekliyor
tüneğine çekilmiş kuşlar
sırılsıklam bir gökkuşağı getirseler
ve yeniden renkleri biriktirsem
çocukların gözlerinde...
yürüsek her gece
düşüne yattığımız hayale...
* Kef, Osman Özenbaş
ıslak bir gemi
boşaltıyor birden bire yükünü
gidilmedik bir adanın
çığlıklı sahiline...
(.....)
yavaş yavaş çekiliyor sular
kumlara karışıyor tüm hücrelerim
titreşiyor gökkuşağı tüm renkleriyle
gövdemin en ıssız ülkelerinde...
ölümü bir kez daha yeniyor beynim.
* Zirve, Ayten Mutlu
her deniz feneri
sevdalıdır aslında
salınıp geçen bir gemiye...
boşa olduğunu bilir
göz kırpmalarının,
lakin bir umut vardır
yüreğinde...
ne zaman yıldızlar
elini eteğini çekse geceden
deniz feneri olasım gelir.....
* Deniz Feneri, Çiğdem Bir Genç
"Bilmezler yalnızlığı yaşamayanlar,
Nasıl korku verir sessizlik insana,
İnsan nasıl konuşur kendisiyle,
Nasıl koşar aynalara,
Bir cana hasret,
Bilmezler..."
* Yalnızlık, Orhan Veli Kanık
N'olucak bu memleketin hali Ayten?...Hişştt, sana diyom gız!
- EdisOn bey, size sen diyebilir miyim?
- Türkan aplam canım benim, sadece Edis de bana, soora gel canımı yi.
- Dur ayol, şımarma hemen!
- ÖpüJemm...
- Pis sErhoş :(((
- Yirimmm... Ohuşşş beybi!
- İmdaattt, adam öldürüyorlar!
THE END
"Uzamakla adam olunsaydı, Çukurdere’nin kavakları en büyük adamdan sayılırlardı."
* Füruzan' ın "Parasız Yatılı"sından uyarlama
Çok zaman önceydi...
O kadar zaman önceydi ki, zaman diye bir şey yoktu.
İnsan, güneş doğup batıncaya kadar yaşıyordu hayatı; bir daha hiç yaşamayacakmış gibi dolu ve anlamlı...
Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat edildi; bir parçasına dün dendi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına ise yarın…
O andan itibaren karıştı kavramlar...
Dünü düşünüp pişman oldu insan; yarını düşünüp telaşlandı... Ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı… Mutsuz oldu böylece.
Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı...
Ama bugünü asla yaşayamadı insan.
* Alıntı