Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Hay Mat Los
Hay Mat Los

İnsanın kim olduğunu acı karşısındaki terbiyesi ele verir..

  • serbest kürsü22.02.2023 - 00:31



    Sadece karıncalara merhaba demek için eğilmek ...

  • serbest kürsü20.02.2023 - 00:13

  • serbest kürsü19.02.2023 - 01:27





  • Sonra dedim ki16.02.2023 - 21:24

    Tartılsam ağırlığımca hüzün gelirdim...

  • serbest kürsü16.02.2023 - 21:17

    Düzenden beslenip ,düzeni eleştirmek ..
    Ne o bilinç düzeyindesiniz ..
    Ne o vicdana sahipsiniz ..
    Ne o kadar akıllısınız ..
    Ne o kadar yüreklisiniz ...

    Oturun oturduğunuz yerde...

    Siz kim sistemi sorgulamak ..




    .

  • serbest kürsü15.02.2023 - 00:37

    Haritanın yırtılan yüzü olan bu coğrafya da konuşan insanlara değil,düşünen insanlara ihtiyacımız var..
    Devlet olmak ayrı bir şeymiş medeniyet kurmak apayrı bir şey....
    Üç beş müteahhite beş on yağmacıya tüm tepkileri yönlendirip pirüpak olamazsınız ..

    2012 de depreme dayanıksız raporu verilen hastahane mezarlığa dönüyor ..
    Kurutulmuş göle kurulan havaalanı yetim çarşafına dönmüş ..

    Efendiler milletin topladığı yardım tırlarına parti etiketlerini vurmakla meşgul ..

  • serbest kürsü27.01.2023 - 23:18

  • serbest kürsü26.01.2023 - 23:40

  • serbest kürsü25.01.2023 - 23:11

  • serbest kürsü25.01.2023 - 00:26

    Selim Temo
    Onbir Meridyende Sürgün Keder ve İbrişim

    şiirin İstanbul’una giderken
    on bir meridyende sürgün, keder ve ibrişim gecenin sır olduğu camlarda
    Mavi Tren uykusu
    yorgun yana sır değil aksimizin
    iyi bakarsan
    en önde kavaklar bir kadını anneme benzetirim
    sabaha karşı üstümü örter
    sabaha karşı Gevaş olaydı keşke zeytuniye kesmiş bir çift kederle
    siyah ibriğim kemerlerden
    doğuya doğru gidersen
    belki de Batman
    yarına yetişecekmiş telaşıyla sisli
    bir kontranın elinde yeni kırılmış bir dal
    ve baygın petrol kokusu her akşam
    bıttım kavuran çarşılar
    ve faili meçhuller, evladiyelik! ve zencefil derim en fazla Diyarbekir
    ve melamin şeker kaseleri
    çocuklar ilik oynar surlarında Kızıltepe tarlaları evin bağlarken
    Dicle yatağına dönüyor
    kumlanmaya dinmiş aks-i suda
    ayakları nemlenen şehirli kızın romantizmi
    yapay ve yüzü kadar beyazdır
    köylüler süt sağarken akşamına kirli yeşil bir geceye benzer Kurtalan
    bebekler sıtmaya açar gözlerini
    ötesine tren gitmez bu yüzden! en akşam-üstü Adil cevaz!
    Erciş’in bir avaz yankısında
    netsen sığmaz nazarına
    Van Gölü evde unutulmuş bir denizdir
    Van Gölü anasından ayrı, sahipsiz
    Hasan Bildirici öykülerinde dingin, saydamsı
    hava raporlarında mutedil dalgalı
    karnında feribot gezdirir katarlar yorulur Tatvan çıkışında
    içmeler ekşi ve soğuk kaynarken
    bilmem ki yol İran’a mıdır? Suruç’ta bir gündüz düşü
    alır kızların elini kirmenden
    bir serap doğrulur yağmur yağdı mı
    usulca uzansan Karacadağ
    sıvasız evlerin eyvanından
    höykürdükçe çoğalır bulutlar
    gölgelir kuzeyden güneye Mardin Eşiği
    yine de Nusaybin deme
    ne olur, sızıyor yaramdan yol kıyısına atılmış ceset gibi Ergani
    yenikliğin kavrukluğunda yeşerir Siverek
    ve fakat Silvan diyemem, ağlarım; çocukluğumun başkenti! “Bitlis’te beş minare”
    bilemezsin nasıl geçerim Başkale’den
    bilemezsin nasıl ağlarım
    ah canan mısın Şemdinli
    ne kaçak geçtim üstünden
    şimdi Bingöl’de güneşe bakarak
    Malazgirt ovasından koyun peynirini
    karıncalı sesimde aşk ilanlarımı
    ve o mahcup Garzan Çayı’na değen ayaklarımı
    Lice’nin taranmış bir kahvesinde
    esmer alınlı bir ihtiyara dersem
    az doğrulup Mutki tütününden sararız, biliyorum
    kötü kaynamış kemiklerimiz sızlarken ben on bir meridyeni sevmekten men
    dilimde kurşun bukağı, ölüm
    buhurlar içinde bir Digor sabahı bir eksiklik omzunda
    kaçakçı yetimleri gibi Dersim
    ve Seyit sakallarıyla Rızo
    şu giden hangimizin Besê’si?
    hangimiz sivil bir aşkın kıyısında değiliz?
    hangimizin bağımsız gök yüzü?
    gecikmiş kırlangıçlar gibi deliyim
    boşuna uslandırmayın beni! Berivan serini bir Cizre ikindisinde
    Mem û Zin hasretine banacak
    Reşkotan bulguru olaydı keşke! mutlak bir yarın ayırdım kendime
    dağlarımdan damıtarak
    ve yaralıyım Bagok kadar
    a a h, diyorum; şu karanlık!
    şu bahtım renginde utanç atmosferi:
    hiçbir gelecek paklamaz seni! ellerim bir kaşığın yörüngesinde
    geç doğmuş çocuk acemiliğinde
    ve tasasında dul kalmış taze gelinin zeytuniye kesmiş kederlerde
    on bir meridyen gibi hareler
    her meridyeninde ölüm
    her haresinde yangın
    (kasten süsü verilmiş)
    sürülen halkım geçiyor içinden
    iyi bakarsan en önde kavaklar
    ve tüten yangınların isi
    dağlanmış kemerler gibi
    bir çift siyah ibrişim gecikmiş yağmurlardan geliyorum
    epey ağladım sayılır
    epey buhurdan ve yataklık gönlüm köklerimi saldığım
    cismim yapraklarımı açtığım yerdedir
    ben
    dağları taşıyorum sırtımda
    ondan böyle pek! on bir meridyende sürgün, keder ve ibrişim
    on bir meridyende dinmeyen serhıldana
    bütün sesimi vermişim! 1994-95