bence aşk, yemeklerden en çok kebaba benzer.. lezzetlidir, caziptir, iştah açıcıdır.. lakin acıdır da.. insanı hep yesen olmaz, yemesen gene olmaz moduna sokar. :)) az yersen, bu ne yaa tadımlık oldu, çok yersen, ooff şiştim dersin.. ortasını bulman zordur, aşkta dengeyi sağlamanın zorluğu gibi. :) içindeki envai çeşit baharatların her birinde farklı bir tad vardır. tıpkı aşkın, gökkuşağının 7 rengi olması gibi.:P yanındaki salata, ayran ve diğer çeşniler hem göze ve hem de damağa hitap ederken insanın kafasını da karıştırır ki.. aşkın zaten kendisi arapsaçı gibidir. :))
güzel düşleri kuralım yarına dair, bugünü ıskalayalım, böyle şeyler yapalım hep.... çünkü aldanmak isteriz.. çünkü, en güzel çalımı kendine atar insan...
sıradan olabilme ‘’ lüksüne ‘’ sahibim…. her sabah kalkıyorum ve yaşıyorum, nefes alıyorum.. ve şükürlerdeyim.. kuşlara, ağaçlara, insanlara bakıp çayımı yudumlarken müziğimi dinliyorum… sıradan şeylerle uğraşıp, sıradan bir hayat yaşıyorum. kendime ‘’ bu şansı’’ tanıyorum :)
Bazı hallerde yakınlığın verdiği üzüntü / sıkıntı, uzaklığın zorluğundan daha şiddetlidir. Zira duygusuzluk, farkındasızlık, ilgisizlik, ‘’ yakınken bile ‘’ arada sanki fersah fersah mesafe varmış hissi yıpratır insanı.. Uzaklıkta ise kavuşmayı beklemenin heyecanı, güzel olacak umudunun olması.. Uzaklık zorluğunu bertaraf edip, bahar çiçekleri açtırabilir insanın ruhunda :)
Bir kadın zeki, ihtiraslı, güçlü ve de güzel olursa artık o’nu kim tutabilir.. O’nun için Marcus Antonius gibi ihtişamlı bir imparatoru bile kendisine köle edip parmağında oynatması çok kolay bi şeydi. Ama sana acımam Marcus , çünkü bunları hak ettin sen :)) Gerçi tarih tekerrür ediyor, zamane Cleopatra’ları ile zamane Marcus’larının yolları halen kesişmeye devam ediyor : ))
ne çok kıymet verdik dünya’ya , ne çok anlam yükledik.. ne kadar vazgeçilmez kıldık. oysa sadece bir 'köprüydü' ,bir ucundan öbür ucuna ‘düşe kalka ‘ yürüdüğümüz.
bence aşk, yemeklerden en çok kebaba benzer..
lezzetlidir, caziptir, iştah açıcıdır.. lakin acıdır da..
insanı hep yesen olmaz, yemesen gene olmaz moduna sokar. :))
az yersen, bu ne yaa tadımlık oldu, çok yersen, ooff şiştim dersin..
ortasını bulman zordur, aşkta dengeyi sağlamanın zorluğu gibi. :)
içindeki envai çeşit baharatların her birinde farklı bir tad vardır.
tıpkı aşkın, gökkuşağının 7 rengi olması gibi.:P
yanındaki salata, ayran ve diğer çeşniler hem göze ve hem de damağa hitap ederken
insanın kafasını da karıştırır ki..
aşkın zaten kendisi arapsaçı gibidir. :))
Zaman zaman hüzünlü gecelere açar kirpiklerini gönül gözü…
Varsa yoksa hüzün geceleri
Varsa yoksa gam vurgunu nakaratlar solmuş dudaklarımda…
Hüzzam özlemlerin kucağında
güzel düşleri kuralım yarına dair, bugünü ıskalayalım, böyle şeyler yapalım hep....
çünkü aldanmak isteriz..
çünkü, en güzel çalımı kendine atar insan...
sıradan olabilme ‘’ lüksüne ‘’ sahibim….
her sabah kalkıyorum ve yaşıyorum, nefes alıyorum.. ve şükürlerdeyim..
kuşlara, ağaçlara, insanlara bakıp çayımı yudumlarken müziğimi dinliyorum…
sıradan şeylerle uğraşıp, sıradan bir hayat yaşıyorum.
kendime ‘’ bu şansı’’ tanıyorum :)
kurtlandırıyor beni :))
Bazı hallerde yakınlığın verdiği üzüntü / sıkıntı, uzaklığın zorluğundan daha şiddetlidir.
Zira duygusuzluk, farkındasızlık, ilgisizlik, ‘’ yakınken bile ‘’ arada sanki fersah fersah mesafe
varmış hissi yıpratır insanı..
Uzaklıkta ise kavuşmayı beklemenin heyecanı, güzel olacak umudunun olması..
Uzaklık zorluğunu bertaraf edip, bahar çiçekleri açtırabilir insanın ruhunda :)
özlettirici, sinir bozucu, filipinci, güldürücü, yüzeyselci, kısasçı, pilavcı , romantikci ,ıssızadacı,
parisci, intikamcı-eliyleelimitutucu, üzeritarçınlıhelvacı , denizci ,kafakarıştırıcı, kışkırtıcı, istanbulözlemci-
üşengeçci, düşündürücü, duygusalcı, hoşçakalcı, umursamazcı, zırhdelici, ekipci, zıtçı, kafadengici ,özleyici :)))
Bir kadın zeki, ihtiraslı, güçlü ve de güzel olursa artık o’nu kim tutabilir..
O’nun için Marcus Antonius gibi ihtişamlı bir imparatoru bile kendisine köle edip
parmağında oynatması çok kolay bi şeydi.
Ama sana acımam Marcus , çünkü bunları hak ettin sen :))
Gerçi tarih tekerrür ediyor,
zamane Cleopatra’ları ile zamane Marcus’larının yolları halen kesişmeye devam ediyor : ))
ne çok kıymet verdik dünya’ya , ne çok anlam yükledik..
ne kadar vazgeçilmez kıldık.
oysa sadece bir 'köprüydü' ,bir ucundan öbür ucuna ‘düşe kalka ‘ yürüdüğümüz.
aslında çekim yasası şudur,
ne iseniz o’nu çekersiniz, neyi isterseniz değil..