Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Metin Bedir
Metin Bedir

allah ım beni ben den koru yarabbim.

  • türk subayı16.01.2012 - 02:20

    ATATÜRK'ÜN SUBAYLARA HİTABEN AFYON KARAHİSAR'DA 31.07.1920 TARİHİNDE YAPTIĞI KONUŞMA

    Efendiler!

    Eski silah arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük vicdani zevk hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yok. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle İle mülahaza etmekle yetineceğim.

    Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını İmhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atfetme borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerde tabiat en yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvede, mücadele İle mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vazıyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur.
    Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lâzımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder.

    Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdanı imadır

    İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar.

    Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. orduyu imha etmek için, mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz.

    Bu hakikat karsısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.

    Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim İle karar vermiştir. Zaman zaman, şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması, hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki İmanına sekte vurmamıştır ve vurmayacaktır.

    Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu İçin lazım olduğunu söylediğim kaynak ki milletin vicdanı imanıdır mevcuttur. Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur. Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; 'ordunun ruhu subaylardır.' O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak İstenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir. Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.

    Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebalı subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve fesaretleriyle, giriştiğimiz Bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler. Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürür. Onları aşağılar ve hor görürler.

    Hayatında bir an olsa hile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü hu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak İçin bir çaresi vardır. Şercimi korumak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına atmaktır.

    Dolayısıyla subay için 'ya istiklâl. ya ölüm' vardır Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız! ”

  • gerçek şu ki12.01.2012 - 02:55

    sen kendini sandın bir parça küçük
    halbuki sende alem var en büyük.
    mühittin arabii

  • bakış açısı12.01.2012 - 00:58

    üç tane ama fil e merak salmışlar aralarında konuşuyorlar neye benziyor aca diye bunları almışlar fil in yanına götürmüşler. misalye bu.kimi filin bacağını tutmuş kimi kulağını kimide karnını, kuyruğunu hortumunu sonra bunlar kendi aralarında tutuşmuşlar inada kimi diyormuşki fil aynı bi sütuna benziyor kulağını tutan aynı bırandaya benziyor hortumunu tutan olurmu öyle şey fil hortum gibi bişey velasıl herkez kendi zannınca bilmiş fili. ama bu körler için gören bi göz tüm gözlerde bakar gerçeğe.

  • beyaz22.12.2011 - 01:16

    sevginin rengi beyaz demişimde nedenini yazmamışım.cinsi ve rengi ne olursa olsun tüm canlıların süt rengi beyazdır. sevgiden gelir de ondan.

  • geometri22.12.2011 - 01:04

    sıradışı fark yaratan insanların hep geometri bilgisi olduğunu fark ettiğimde geometriye merak saldım. başladım internette geometriyle ilgili bilgileri araştırmaya. beni en şaşırtan şeyse ulu önder atatürk ün bir geometri kitabı yazdığını öğrendiğimde olmuştu.aslında şaşırmamam gerekliydi çünkü fark yaratan en sıradışı insanlardan biri atatürk.bugün türkçede geometride kullanılan terimlerin tamamına yakını atatürk tarafından isimlendirilmiştir.ve atatürk geometri kitabında hacimi tarif ederken diyorki varsayalım kitaplıktan bi kitap aldınız ve o kitabın kalan boşluğu o kitabın hacmidir nesnelerin uzaydaki kapladığı alana hacim denir. bi bilgi bukadar güzel bu kadar net bu kadar berrak anlatılır. bu yüzden o büyük öğretmen sıfatını fazlasıyla hak ediyor.

  • kelime13.12.2011 - 14:02

    hissettiklerimizin elbisesi yada kalıbı diye biliriz.hisettiklerimiz; tüm azalarımızdan gelen acı yada zıttını algılayan beden ve sevgi ve zıttını algılayan gönül. benzerlikleri ve farkları algılayan akıl. bu üçlüden gelen sinyaller hissettiklerimizdir..sözle yada kelimelerle ete kemiğe bürünür.

  • hasan13.12.2011 - 11:57

    en çok lakap takılan isim hasan ismidir.çevrenizdeki hasan isimli kişileri şöyle bi zihninizden geçirin.aşağı yukarı hepsinin bi lakabı vardır.isimlerin insanın kaderi üzerinde etkileri vardır. yazılacak çok şey varda hasanları incitmeyelim.

  • şehit13.11.2011 - 00:13

    gün eyüp peygamberin günü adamın birinin iki karısı var.ve kadınlarında aşağı yukarı aynı zamanlarda çocuk sahibi omuşlar. ve yaz günü harmandalar.harman yaparlarken işlerine dalmışlar bu esnada kurt kundaktaki çocuklardan birini kapar. alıp götürür. kalan cocuğu iki kadında kendi cocuğu olduğunu idda eder.cocuğunu kaptıran kadın kocasının gözünden düşeceği için öbür kadının cocuğunu kendi çocuğu olduğunu söyler. öbür kadında cocuğunun kendisinin olduğunu iddia eder.koca bi karar veremez. eyüp peygamberin huzuruna çıkarlar.derdini anlatır. bu çocuğun hangi kadının olduğunu bulmasını ister.eyüp peygamber kadının birine sorar bu çocuk senin mi der kadın kendi çocuğu olduğunu söyler öbür kadına sorar o kadında cocuğun kendi çocuğu olduğunu söyler ve eyüp peygamber çok ağlayan kadına çocuğu verir. öbür kadının tüm itirazlarına rağmen.ve giderler bu esnada eyüp peygamberin oğlu süleyman peygamber gelir daha 13 yaşlarındadır. ve babasına yanlış karar verdiğini söyler. nasıl anladığını sorar. süleyman peygamber sen onları geri çağırt ben gerçek anneyi bulucam der. aileyi çağırırlar. süleyman peygamber iki kadınada sorar çocuğun kimin olduğunu ikiside kendi çocukları olduğunu idda eder. bu arada üç muhafız çağırır ikisine çocuğu kollarından tutmalarını söyler üçüncü muhafıza kılıcını çıkartmasını söyler. kadının biri sorar sen ne yapıcaksın der. süleyman peygamber ben bi karar veremedim çocuğu ortadan ikiye böldürücem yarısını sana yarısınıda öbür kadına vereceğini söyler. kadının biri bu sözlerden sonra aman aman çocuğun annesi o ben değilim o alsın cocuğu der bu sözler üzerine süleyman peygamber cocuğu alır ve cocuğu istemeyen anneye verir. çünkü fedakarlık yapan gercek anne birzdaha diretirse kendi çocuğunun ölümüne sebeb olacak.benim evladım yaşasın yeterki varsın annesi o olsun. diyen kadın gercek anne. çünkü bi cocuk anne için sevgidir sevgi fedakarlık yaptırır sevgiye zarar vermez. şimdi biri çıkıp şehitlere kelle diyorsa ve ençok ta şehit yakınları incinip tepki gösteriyorsa sebebide hep sevgidir.çünkü en sevdikleri varlıkları vatan ları için feda eden şehit anneleri evlatlarına kelle dendiğinde. yürekleri acıyor. neden. sevdiklerine hakaret sayıyorlar. inciniyorlar.çünkü sevilen yüceltilir. aşalanmaz.incitilmez şehitlerini seven biride onlara kelle diye hitap etmez edemez. dil sürçse bile kalp buna izin vermez o anda ağızadan yanlışlıkla çıksa kalp hemen onu dile düzelttirir ama düzeltmiyorsa. kalp şehitleri sevmiyordur.o zaman da ya akılda bi sorun vardır. yada bunu söyleyenin benesinde bi sorun vardır.(peygamber isimlerini karıştırıyor olabilirim ama konun özü budur)

  • akıl02.11.2011 - 00:45

    akıl la ilgili iki yazı yazdım. ve benzerlik ve farkları aklın alet çantası gibidir diyerek bi benzetme kullandım. ve bu iki yazıyı yazdığım günden beri hep benzerlik ve farklar dediğimiz bu alet çantası kimin bu alet çantası hangi ustanın bu alet çantasını kim yada ne kullanıyor gibi bi soruyu hep bekledim.ne kadar meraksız bi toplumuz.

  • akıl02.11.2011 - 00:22

    aslında herkez farkı kullanır düşünürken ama kullandığını fark etmez.tüm akıl yürütmeleri farklar ve benzerliklerle yapılır.ve herşey zıttıyla bilinir farkı benzerliklerle benzerlikleride farkla biliriz anlam da hep zıtıyla ortaya çıkar. sıcağı soğukla biliriziz zararı karla iyiyi kötüyle.ve herşey zıttıyla var olur.kainatın düzeni bunun üzerine kurulmuştur.en zor kavradığım bilgi farkların benzerliğiydi.mesela hiç daha önce yimediğiniz bi yemek varsayalım kavak mantarı yediniz bi akşam yanında da bol limonlu bi marul salatası çok beğendiniz. bir kaç gün sonra tekrar kavak mantarı aldınız kocaman bi demet marul yanında. ve yine harika bi yemek yediniz. bir hafta sonra yine kavakmantarı yaptınız yine yanında marul salatası yine çok harika. bir hafta sonra yine kavak mantarı ama bu sefer marul salatası yok.ve gece müthiş bi karın ağrısı belkide gözünüzü hastanede açıyorsunuz. burda beyin yeterli miktarda acı hissedildiğinde. mutlaka sebebini arar. ve bi neden bulmak içinde farklardan yararlanır.bu mantarı daha önce üçkez yedim hiç bişey olmamıştı neden şimdi dokundu der. ve iki durumun arasındaki farkları aramaya başlar. ve ilk tespit ilk üç yemekte mantar yemeğinin yanında hep marul salatası vardı dokunmamıştı son yemekte yine aynı mantar yemeği ama yanında marul salatası yoktu diye tespit eder.. mantar aynı mantar ama sadece salata yok farklı olan salatanın olmaması.ilk üç yemek te sorun yok benzer durum dördüncü yemekte sorun var. salatanın olmadığı yemekle sancılanmanın olduğu yemek iki farklı durum birbirinin sebebi gibi gözüküyor bir farklı durum diğer farklı durum la örtüşüyor.farklardan benzerlik bulmak.