İNSAN: Büyük Alemin bir minyatürüdür... İnsan varlığı, alemden daha da küçük olsa da, o Büyük Alemin bütün hakikatlerini kendisinde toplamaktadır. Bu sebepledir ki, bilge insanlar, bu aleme Büyük İnsan (İnsan-ı kebir) adını veriyorlar. Fusüs ul-Hikkem MUHİDDİN ARABİ
“Sizin taptığınız Allah ayaklarımın altındadır” sekiz asır kadar önce yaşamış yüksek ilimlere sahip bir Allah dostu olan Muhyiddin-i Arabi’ye aittir. Vaaz verdiği kürsüde müslümanlara bu sözleri söylerken ayağı ile yere vurmuş. Sonra tutuklanmış idam edilmiş. Şeriat görünene göre hüküm verir dedik ya.. O yüzden idamı gerekiyordu. Olaydan birkaç yüz yıl sonra, Yavuz Sultan Selim Han, düşünmüş düşünmüş ve o kadar muazzam ilimlere sahip bir Allah dostu böyle bir söz söylemişse bir hikmeti vardır diye oranın kazdırılması araştırılması gerektiğini söylemiş. O Allah dostunun o sözü söylediği noktayı kazdırmış. Kazılan yerden altın paralar çıkmış.
Yani o büyük zat o zamanın müslümanlarına şunu demek istemiş: “Sizin Allahınız para olmuş. Siz paranın kulusunuz. Sizin Allahınız (para) ayaklarımın altındadır.”
kütlesi olan herşey pozitif yüklü. hiç olabilmek için se eksi yük olmak gerekli ben ce mümkün değil böyle bişey. eğer mümkün olsaydı eksi yükle yüklü kütle var olan diğer pozitif yüklü kütlenin içinde hiç bi dirençle karşılaşmadan geçebilirdi ama münkün değil böyle bişey kütlesi olan yani nesne olan hiç bişey kesin likle eksi yük alamıyor bu sadece kuantum dünyasında mümkün. ve bide duygusal dünyamızda mümkün olmalı. çünkü duygularımızda bi çeşit enerji enerji.eğer benliğimizi aşabilirsek belki hiçliği hissedebiliriz. hiç olmanın bi yolu varmı. bilemiyorum ama bi yol var gibi. isminin olmadığını seni tarif eden sıfatların olmadığını bedeninin olmadığını hissedebilirse insan belki hiçliği hissedebilir diye düşünüyorum belki o hiçlik zamanın içindede ileriye veya geriye gidebilir. zamanda delik açabilir diye düşünürüm bazan. ama hiç olmak o kadar kolay değil hele öyle ezber cümlelerle değil. bilgiyle adanmışlıkla kullandığın kelimenin ne anlama geldiğini bilmeden değil bilerek bilerek.
yarın. neye dönüşeceğiz evveli sonradan olma insan ezeli daimi oluşum dur demiş arabi. mevlanada maden iken öldüm bitki oldum bitki iken öldüm hayvan oldum hayvan iken öldüm insan oldum ben ölmekten niye korkayım insan gibi öldüğümde melek olacağım ve ona döneceğim derken enerjinin korunma konunundaki gibi enerji kesin likle yok olmuyor hep bi başka şey dönüşüyor. kesinlikle yok olmak yok evren kapalı bi sistem sadece herşey bi halden başka bi hale geçiyor yoklukta bi hal sadece hem son bilgilerine göre evren sadece boşluk değil kara enerji diye yeni bi kavram var boşluk aslında müthiş bi enerji deposu. hiçliğinde bi enerjisi olmalı.
siyaset kiminle yapılıyor? insanla o zaman siyaset yapacak kişi önce insanı bilecek. bi kaptan denizi bilecek gemiyi bilecek. şeftali yetiştiren bi çifçi şeftaliyi bilecek kiraz yetiştiren kirazı siyasetçide insanı bilecek. eğer insanı bilmeden siyaset yapmaya kalkıyorsa sittin sene iktidar olamaz. siyaset bilimi kadar insanıda bilmek gerekiyor.insanı bilmek içinde önce kendini bilecek insan.
ASLINA DÖN EY İNSAN... bu sesi duymadan işitmeden önce kendimize gelsek daha iyi olur yaptığımız işlerin hangi merkezden idare edildiğini sezelim bir anda kainartı toz haline getirecek kuvveti hangi akıl bulayor? alınan gıdanın çeyrek gün içinde kan damar kemik olmasını kim sağlıyor? alınan her gıdanın kuvvetinden binlerce kuvveti hangi makina çıkartabiliyor? ... bu işleri yapan sadece maddi yapımız değildir ona can bahşeden mana yapımızdır; insanlığımızdır işte onu bilelim onu bulalım... o olalım insan olalım bırakalım bu kalıbı biraz dalalım kafamızıda alalım o etten malul makinayı inceliyelim o incecik damarlar beyin ve içindeki hücreler onlara yığılan cevherler.iyiliğe ve kötülüğe dair enerjiler nedir onlar? bütün beden yapımızı bir bir izleyelim.gözümüz kulağımız ve bütün duyularımız onlara yaptıkları işi kim belletiyor? nereden görevlerini öğreniyorlar insan yapısını tümden ele alalım ve öyle tefekkür edelim.bir yavrunun ilk hali gelişmesi ruhi bedeni inkişafı bu konuda tetkike değer.insan lara içve dış yönden bakalım bunları yaptıktan sonra halimizi görelim. her olup biteni tabiat gözü ile görmeyelim allahın kuvvetini kudretini üzerimizdeki tecellisini sezmeye gayret edelim.insanlığımızı tanımak maddi yapımızın derinliğinde saklı alemi bulmak için bu lazım. 1 ağustos 1963 ABDULKADİR AKÇİÇEK
madde kesafeti arttıkça beliğimiz bir yana itilmekteve bu kalıbın özünde neler saklı bilinmemekte sezilmemekte.. neden bu varlığımızı yıkamıyoruz ve ötesinde parlayan nura doğru yol alamıyoruz.neyimiz eksik? aklımız var düşünebiliyoruz.bir şeye azmedince elde ediyoruz buna rağmen yaratılışımızda ve bu aleme gelişimizdeki gayeyi bir türlü idrak edemiyoruz.hikmeti vucudumuzu bilmek istemiyoruz bizden beklenen ancak talep değilmi? ondan ötesi için gereken kudreti kuvveti allah halk eder. çevremiz madde ile sarılı. herşeye görünürde güçlüyüz.yapıyoruz yıkıyoruz hele teknik alanda yaptıklarımız hayrete seza... dünyayı bi anda eritecek zerreler buluyoruz. birkaç demiri bir araya getirdikmi günlerce sema boşluğunda dolaşabiliyoruz yer yer yüzünde duruyor bizler aylarca uzak bir gök yolcusunun sıhhatini kontrol edebiliyoruz telsiz kablosuz hatta cereyansız konuşabiliyoruz bunlar nedir ve ne oluyoruz hele bir soralım neyiz ne yapıyoruz neler yapmaya kadiriz ve maddi gücümüz nereye kadar uzanacak? ....elbet bizde bi yaratığız yapacağımız işler mahduttur. bugün üzerimizde yettki sahibi olduğumuz konular birgün son haddini bulacak... işte o zaman çıkan el bize gücünü tanıtacak o elin sahibi bir işaret vericek ve.. ASLINA DÖN : EY İNSAN DİCEK! ....
zamanın birinde bi padişah var birde cariyesi var gerçi padişahın bir çok cariyesi var ama birini çok seviyor.günlerden bir gün cariye çok rahatsızlanıyor.beti benzi sararıyor.yataklara düşüyor. padişah cariyesini o halde gördükçe çok üzülüyor.ve zamanının en iyi hekimlerine haber salıyor cariyemimi düzelten hekim ne dilerse dilesin benden diyor servet vadediyor.o günün tüm hekimleri geliyor muayene ediyorlar cariyeyi hepsi ken di zannın ca teşhiş koyuyorlar. tedavi uyguluyorlar ama ne hikmetse teşhişler ve tedeviler hiç bir sonuç vermiyor hatta aksi tesir yapıyor diyelim ateşi düşürmek için sirke veriyorlar ateş daha fazla artıyor kabızlık için hint yağı veriyorlar sıkın tı daha bi artıyor cariyenin durumu gitgide daha da kötüleşiyor.padişah iki gözü iki çeşme mabede koşup ellerini açıyor dua ediyor ve ilahi doktoru çağırıyor.ilahi doktor geldiğinde cariyeyi konuşarak muayene ediyor.ve dönüp padişaha padişahım cariyeniz çok hasta ama ümitsiz değil ve rahatsızlığıda bedeninde değil ruhunda diyor. ve cariyeniz aşık olmuş uzaklarda bi yerde bi sarrafa aşık olmuş tez elden buraya gelmesi lazım yoksa cariyeniz düzelmez diyor padişah değerli hediyelerden yollayarak sarrafı sarayına davet ediyor sarraf tez elden padişahın davetini yerine getiriyor. saraya geldiğinde hemen cariyenin odasına götürülüyor. cariye sarrafı gördüğünde neşe leniyor yüzü gülüyor sararmış benzine renk geliyor dudakları al al oluyor ve çok kısa bisürede ayağa kalkıyor iyileşiyor mutlu günlerine geri dönüyor. bu sefer ilahi doktor sarrafa acı ilaç hazırlıyor ve içiriyor. sarrafın keyfi kaçıp hastalanıyor beti benzi sararıyor neşesini yakışıklılığını kaybediyor.ve gitgide çöküyor cariyede sarraftan yavaş yavaş soğuyor uzaklaşıyor. ve bu dertten kurtuluyor. bu mesnevide gerçek aşk ile ilgili hikaye bence bu hikayenin anlatmak istediği. aslında bizim içsel dünyamız. cariye beden.padişah akıl. sarraf aşk.ilahi doktorda yad etmek tir.aklın tüm derdi bedenin isteklerini yerine getirmektir.ve onu tehlike ve sıkıntılardan korumak ve esirgemektir.
AKP denilince aklıma uzaylılar geliyor :)) uzaylı filmleri vardır.uzaylılar dünyaya gelirler. dünyalılara benzemezler ama şekil değiştirme yetenekleri sayesinde dünyalılara benzer olurlar. ve bi süre sonra dünyalıların arasına karışırlar dünyayı ele geçirme planlarını bazı dünyalılarında yardımıyla uygulamaya koyarlar ben akp lileri böyle görüyorum.sanki başka bi yerden gelmiş türkiyeyi ele geçirmişler gibi. andımızı yasakladılar. bu yılki ders kitaplarında atatürk resmi yokmuş. istiklal marşıda yokmuş bugünkü gazetelerden okuyorum bayramlarımız yasak yada kutlanmıyor. devlet binalarından t.c ler kaldırılıyor. bayramlarda atatürk büstlerine çelenk koyanlara ceza veriliyor. güneydoğuda savaşmış kahraman olmuş subaylarımız zindanlarda. yani akp biz seciyoruz ama sanki bizden değiller gibi. vallahi akp denilin ce aklıma hep dünyayı işgal etmeye gelmiş uzaylı filmleri geliyor :)))
İNSAN:
Büyük Alemin bir minyatürüdür... İnsan varlığı, alemden daha da küçük olsa da, o Büyük Alemin bütün hakikatlerini kendisinde toplamaktadır. Bu sebepledir ki, bilge insanlar, bu aleme Büyük İnsan (İnsan-ı kebir) adını veriyorlar.
Fusüs ul-Hikkem
MUHİDDİN ARABİ
vahdeti vücut:mana yolcularının son durağı sayılır.ondan öte ne bi yol vardır nedebir hal veya makam.
muhittin arabi
“Sizin taptığınız Allah ayaklarımın altındadır” sekiz asır kadar önce yaşamış yüksek ilimlere sahip bir Allah dostu olan Muhyiddin-i Arabi’ye aittir. Vaaz verdiği kürsüde müslümanlara bu sözleri söylerken ayağı ile yere vurmuş. Sonra tutuklanmış idam edilmiş. Şeriat görünene göre hüküm verir dedik ya.. O yüzden idamı gerekiyordu. Olaydan birkaç yüz yıl sonra, Yavuz Sultan Selim Han, düşünmüş düşünmüş ve o kadar muazzam ilimlere sahip bir Allah dostu böyle bir söz söylemişse bir hikmeti vardır diye oranın kazdırılması araştırılması gerektiğini söylemiş. O Allah dostunun o sözü söylediği noktayı kazdırmış. Kazılan yerden altın paralar çıkmış.
Yani o büyük zat o zamanın müslümanlarına şunu demek istemiş: “Sizin Allahınız para olmuş. Siz paranın kulusunuz. Sizin Allahınız (para) ayaklarımın altındadır.”
kütlesi olan herşey pozitif yüklü. hiç olabilmek için se eksi yük olmak gerekli ben ce mümkün değil böyle bişey. eğer mümkün olsaydı eksi yükle yüklü kütle var olan diğer pozitif yüklü kütlenin içinde hiç bi dirençle karşılaşmadan geçebilirdi ama münkün değil böyle bişey kütlesi olan yani nesne olan hiç bişey kesin likle eksi yük alamıyor bu sadece kuantum dünyasında mümkün. ve bide duygusal dünyamızda mümkün olmalı. çünkü duygularımızda bi çeşit enerji enerji.eğer benliğimizi aşabilirsek belki hiçliği hissedebiliriz. hiç olmanın bi yolu varmı. bilemiyorum ama bi yol var gibi. isminin olmadığını seni tarif eden sıfatların olmadığını bedeninin olmadığını hissedebilirse insan belki hiçliği hissedebilir diye düşünüyorum belki o hiçlik zamanın içindede ileriye veya geriye gidebilir. zamanda delik açabilir diye düşünürüm bazan. ama hiç olmak o kadar kolay değil hele öyle ezber cümlelerle değil. bilgiyle adanmışlıkla kullandığın kelimenin ne anlama geldiğini bilmeden değil bilerek bilerek.
yarın. neye dönüşeceğiz
evveli sonradan olma insan ezeli daimi oluşum dur demiş arabi.
mevlanada maden iken öldüm bitki oldum bitki iken öldüm hayvan oldum hayvan iken öldüm insan oldum ben ölmekten niye korkayım insan gibi öldüğümde melek olacağım ve ona döneceğim derken enerjinin korunma konunundaki gibi enerji kesin likle yok olmuyor hep bi başka şey dönüşüyor. kesinlikle yok olmak yok evren kapalı bi sistem sadece herşey bi halden başka bi hale geçiyor yoklukta bi hal sadece hem son bilgilerine göre evren sadece boşluk değil kara enerji diye yeni bi kavram var boşluk aslında müthiş bi enerji deposu. hiçliğinde bi enerjisi olmalı.
siyaset kiminle yapılıyor? insanla o zaman siyaset yapacak kişi önce insanı bilecek.
bi kaptan denizi bilecek gemiyi bilecek.
şeftali yetiştiren bi çifçi şeftaliyi bilecek kiraz yetiştiren kirazı
siyasetçide insanı bilecek. eğer insanı bilmeden siyaset yapmaya kalkıyorsa sittin sene iktidar olamaz. siyaset bilimi kadar insanıda bilmek gerekiyor.insanı bilmek içinde önce kendini bilecek insan.
ASLINA DÖN EY İNSAN...
bu sesi duymadan işitmeden önce kendimize gelsek daha iyi olur yaptığımız işlerin hangi merkezden idare edildiğini sezelim bir anda kainartı toz haline getirecek kuvveti hangi akıl bulayor? alınan gıdanın çeyrek gün içinde kan damar kemik olmasını kim sağlıyor? alınan her gıdanın kuvvetinden binlerce kuvveti hangi makina çıkartabiliyor? ...
bu işleri yapan sadece maddi yapımız değildir ona can bahşeden mana yapımızdır; insanlığımızdır işte onu bilelim onu bulalım... o olalım insan olalım
bırakalım bu kalıbı biraz dalalım kafamızıda alalım o etten malul makinayı inceliyelim o incecik damarlar beyin ve içindeki hücreler onlara yığılan cevherler.iyiliğe ve kötülüğe dair enerjiler nedir onlar? bütün beden yapımızı bir bir izleyelim.gözümüz kulağımız ve bütün duyularımız onlara yaptıkları işi kim belletiyor? nereden görevlerini öğreniyorlar insan yapısını tümden ele alalım ve öyle tefekkür edelim.bir yavrunun ilk hali gelişmesi ruhi bedeni inkişafı bu konuda tetkike değer.insan lara içve dış yönden bakalım bunları yaptıktan sonra halimizi görelim.
her olup biteni tabiat gözü ile görmeyelim allahın kuvvetini kudretini üzerimizdeki tecellisini sezmeye gayret edelim.insanlığımızı tanımak maddi yapımızın derinliğinde saklı alemi bulmak için bu lazım.
1 ağustos 1963
ABDULKADİR AKÇİÇEK
madde kesafeti arttıkça beliğimiz bir yana itilmekteve bu kalıbın özünde neler saklı bilinmemekte sezilmemekte.. neden bu varlığımızı yıkamıyoruz ve ötesinde parlayan nura doğru yol alamıyoruz.neyimiz eksik? aklımız var düşünebiliyoruz.bir şeye azmedince elde ediyoruz buna rağmen yaratılışımızda ve bu aleme gelişimizdeki gayeyi bir türlü idrak edemiyoruz.hikmeti vucudumuzu bilmek istemiyoruz bizden beklenen ancak talep değilmi? ondan ötesi için gereken kudreti kuvveti allah halk eder.
çevremiz madde ile sarılı. herşeye görünürde güçlüyüz.yapıyoruz yıkıyoruz hele teknik alanda yaptıklarımız hayrete seza... dünyayı bi anda eritecek zerreler buluyoruz. birkaç demiri bir araya getirdikmi günlerce sema boşluğunda dolaşabiliyoruz yer yer yüzünde duruyor bizler aylarca uzak bir gök yolcusunun sıhhatini kontrol edebiliyoruz telsiz kablosuz hatta cereyansız konuşabiliyoruz bunlar nedir ve ne oluyoruz
hele bir soralım
neyiz ne yapıyoruz neler yapmaya kadiriz ve maddi gücümüz nereye kadar uzanacak? ....elbet bizde bi yaratığız yapacağımız işler mahduttur. bugün üzerimizde yettki sahibi olduğumuz konular birgün son haddini bulacak... işte o zaman çıkan el bize gücünü tanıtacak
o elin sahibi bir işaret vericek ve..
ASLINA DÖN : EY İNSAN DİCEK! ....
zamanın birinde bi padişah var birde cariyesi var gerçi padişahın bir çok cariyesi var ama birini çok seviyor.günlerden bir gün cariye çok rahatsızlanıyor.beti benzi sararıyor.yataklara düşüyor. padişah cariyesini o halde gördükçe çok üzülüyor.ve zamanının en iyi hekimlerine haber salıyor cariyemimi düzelten hekim ne dilerse dilesin benden diyor servet vadediyor.o günün tüm hekimleri geliyor muayene ediyorlar cariyeyi hepsi ken di zannın ca teşhiş koyuyorlar. tedavi uyguluyorlar ama ne hikmetse teşhişler ve tedeviler hiç bir sonuç vermiyor hatta aksi tesir yapıyor diyelim ateşi düşürmek için sirke veriyorlar ateş daha fazla artıyor kabızlık için hint yağı veriyorlar sıkın tı daha bi artıyor cariyenin durumu gitgide daha da kötüleşiyor.padişah iki gözü iki çeşme mabede koşup ellerini açıyor dua ediyor ve ilahi doktoru çağırıyor.ilahi doktor geldiğinde cariyeyi konuşarak muayene ediyor.ve dönüp padişaha padişahım cariyeniz çok hasta ama ümitsiz değil ve rahatsızlığıda bedeninde değil ruhunda diyor. ve cariyeniz aşık olmuş uzaklarda bi yerde bi sarrafa aşık olmuş tez elden buraya gelmesi lazım yoksa cariyeniz düzelmez diyor padişah değerli hediyelerden yollayarak sarrafı sarayına davet ediyor sarraf tez elden padişahın davetini yerine getiriyor. saraya geldiğinde hemen cariyenin odasına götürülüyor. cariye sarrafı gördüğünde neşe leniyor yüzü gülüyor sararmış benzine renk geliyor dudakları al al oluyor ve çok kısa bisürede ayağa kalkıyor iyileşiyor mutlu günlerine geri dönüyor. bu sefer ilahi doktor sarrafa acı ilaç hazırlıyor ve içiriyor. sarrafın keyfi kaçıp hastalanıyor beti benzi sararıyor neşesini yakışıklılığını kaybediyor.ve gitgide çöküyor cariyede sarraftan yavaş yavaş soğuyor uzaklaşıyor. ve bu dertten kurtuluyor. bu mesnevide gerçek aşk ile ilgili hikaye bence bu hikayenin anlatmak istediği. aslında bizim içsel dünyamız. cariye beden.padişah akıl. sarraf aşk.ilahi doktorda yad etmek tir.aklın tüm derdi bedenin isteklerini yerine getirmektir.ve onu tehlike ve sıkıntılardan korumak ve esirgemektir.
AKP denilince aklıma uzaylılar geliyor :))
uzaylı filmleri vardır.uzaylılar dünyaya gelirler. dünyalılara benzemezler ama şekil değiştirme yetenekleri sayesinde dünyalılara benzer olurlar. ve bi süre sonra dünyalıların arasına karışırlar dünyayı ele geçirme planlarını bazı dünyalılarında yardımıyla uygulamaya koyarlar ben akp lileri böyle görüyorum.sanki başka bi yerden gelmiş türkiyeyi ele geçirmişler gibi. andımızı yasakladılar. bu yılki ders kitaplarında atatürk resmi yokmuş. istiklal marşıda yokmuş bugünkü gazetelerden okuyorum
bayramlarımız yasak yada kutlanmıyor. devlet binalarından t.c ler kaldırılıyor. bayramlarda atatürk büstlerine çelenk koyanlara ceza veriliyor. güneydoğuda savaşmış kahraman olmuş subaylarımız zindanlarda. yani akp biz seciyoruz ama sanki bizden değiller gibi. vallahi akp denilin ce aklıma hep dünyayı işgal etmeye gelmiş uzaylı filmleri geliyor :)))