Yaşarken tam bir medeniyete tanıklık yapamayacağım sistemi hatırlatıyor bana. Çoğunluğun gücü, azınlığın sesini bastırıyor. Sadece günümüzde değil, tarihtede böyle. Yıkılmamış bir medeniyet yokki enkazından adaletsizlik zorbalık çıkmamış olsun. Hepsi İnsanoğlunun içinde ölen değerlerin kokuşmuş birer cesedi. Günümüzede hâlâ bunların içsel anlamda yaşatılıp yansıyan devamı mevcut. Bugün Osmanlı devletini överek bitiremeyen insanlara bakın, aile içi ölümlerle yürütülen zulüm saltanatı deyince, dinsiz imansız Allahsız kafir yaftası ile yargılayan insan türü çıkıyor karşımıza, savunduğu şey ise devlet için erkek bebek, çocuk, gençlerin öldürülmesi gerektiği savı, günümüzdeki yönetimlerin evlat kardeş katli yapmadan bunu yapabiliyor olması zihinde bir değişim emaresi oluşturmuyor. Akıl orada takılı, çünkü güç, adaletten daha üstün. Milyarlarca yıldır, firavunları, Herotları, hanedanlıkları toplum kendi günahlarıyla inşaa etti. Ve hâlâ bununla onur duyuyor. İnsanlar günahla nasıl onure olur bu konuda aydınlamadık hâlâ. Yedi cihana hükmettik diyorlar, dünya senin olsa ne yazar elinde kundaktaki bebeğin kanı var. Bu bizim tarihimiz diye söyledim. Yoksa tarih, büyük devlet adamlarının, büyük zulümleri ile hep iç içe. Zulümde zalimde hep çoğunluk. Toplumda güç, adaletten üstündür.
Yeni bir yıla , yeni bir başlangıç yaparken, herkese iyi yıllar dilemek insani ama ne kadar gerçekçi bilmiyorum. Üzerime düşen hissettiklerimi yazmaksa şayet dünya için umudumu kaybettim. Ve not etmek isterimki ilk defa bir dişimi kaybettim zamanın çaldıklarıda kattıklarıda çok kıymetli, Son yıllarda, herkes gibi yeni ve derinleşmeyen bir üzüntünün üzerine basıp yaşamak yerine, altında kalıp can çekişiyorum. Her travma yeni bir korkunun habercisi gibi çöküyor üzerime , yaşam kaynağı sularımız yeryüzünden bereketini esirgiyor, benim ise insan olarak çaresizce iyi yıllar dilemekten başka vizyonumun olmaması, Hasta olan Herşeye dokunup iyileştirecek gücü kendimde bulamamam üzücü. Her ölüm yeni bir hastalığın başlangıcı.
Sırrı Süreyya önderin ölüm haberini okurken, her zaman dinlediğim bu şarkının sözleri daha çok anlam buldu. Sanki yüreğime bu acı biraz daha dokundu, tarih hiç bir devrimciyi öldürmedi ama yaşarken onu anlamamış her yüreğe yazık oldu. ?si=CdDH3pS9red4aSZ6
yaşamın kaotikliğinin adaletsizliğinin karşısında bir çift hüzünlü gözün gülmesine umut içinde ihtiyaç duyanlar neye tutunacak ki ölümsüzlükten başka.....
Kaç saatim, kaç dakikam ya da saniyem Artık ne gelmek, ne gitmek, Yaşamın en zor yanı beklemek. Hiçbirimiz beklemedik doğmayı, Doğduğumuzdan beri beklediğimiz ölmek. Demiş; Aziz Nesin.
Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.... demiş Bilge Kızıl Derili.
Dubaide ışıklar, Filistinde bombalar. Ahh yeni yıl ! senin dünyaya ne getireceğin belli olmasına bellide, getirdiğini görmeyen gözemi, sızısı değmeyen gönülemi yansam. Bitsin bu keder, göz kapaklarım hep ağır, mevsimin döngüsü hep kızıl, sönsün bu kor ateş, sabah artık dahada yakın, bitsin gecenin değişmez çilesi , açmak istiyorum çapaklanmış gözlerimi, açınca özlediğim bahara uyansam. Keşkee....
Yaşarken tam bir medeniyete tanıklık yapamayacağım sistemi hatırlatıyor bana. Çoğunluğun gücü, azınlığın sesini bastırıyor. Sadece günümüzde değil, tarihtede böyle. Yıkılmamış bir medeniyet yokki enkazından adaletsizlik zorbalık çıkmamış olsun. Hepsi İnsanoğlunun içinde ölen değerlerin kokuşmuş birer cesedi. Günümüzede hâlâ bunların içsel anlamda yaşatılıp yansıyan devamı mevcut. Bugün Osmanlı devletini överek bitiremeyen insanlara bakın, aile içi ölümlerle yürütülen zulüm saltanatı deyince, dinsiz imansız Allahsız kafir yaftası ile yargılayan insan türü çıkıyor karşımıza, savunduğu şey ise devlet için erkek bebek, çocuk, gençlerin öldürülmesi gerektiği savı, günümüzdeki yönetimlerin evlat kardeş katli yapmadan bunu yapabiliyor olması zihinde bir değişim emaresi oluşturmuyor. Akıl orada takılı, çünkü güç, adaletten daha üstün. Milyarlarca yıldır, firavunları, Herotları, hanedanlıkları toplum kendi günahlarıyla inşaa etti. Ve hâlâ bununla onur duyuyor. İnsanlar günahla nasıl onure olur bu konuda aydınlamadık hâlâ. Yedi cihana hükmettik diyorlar, dünya senin olsa ne yazar elinde kundaktaki bebeğin kanı var. Bu bizim tarihimiz diye söyledim. Yoksa tarih, büyük devlet adamlarının, büyük zulümleri ile hep iç içe. Zulümde zalimde hep çoğunluk. Toplumda güç, adaletten üstündür.
Yeni bir yıla , yeni bir başlangıç yaparken, herkese iyi yıllar dilemek insani ama ne kadar gerçekçi bilmiyorum. Üzerime düşen hissettiklerimi yazmaksa şayet dünya için umudumu kaybettim. Ve not etmek isterimki ilk defa bir dişimi kaybettim zamanın çaldıklarıda kattıklarıda çok kıymetli, Son yıllarda, herkes gibi yeni ve derinleşmeyen bir üzüntünün üzerine basıp yaşamak yerine, altında kalıp can çekişiyorum. Her travma yeni bir korkunun habercisi gibi çöküyor üzerime , yaşam kaynağı sularımız yeryüzünden bereketini esirgiyor, benim ise insan olarak çaresizce iyi yıllar dilemekten başka vizyonumun olmaması, Hasta olan Herşeye dokunup iyileştirecek gücü kendimde bulamamam üzücü. Her ölüm yeni bir hastalığın başlangıcı.
Bugünde ağıt dinledik içimiz yana yana :( https://youtube.com/shorts/IVU4TLW01nE?si=-dTNGnItbVoI2ZcH
Sırrı Süreyya önderin ölüm haberini okurken, her zaman dinlediğim bu şarkının sözleri daha çok anlam buldu. Sanki yüreğime bu acı biraz daha dokundu, tarih hiç bir devrimciyi öldürmedi ama yaşarken onu anlamamış her yüreğe yazık oldu. ?si=CdDH3pS9red4aSZ6
Cümlenin sonunda ilerleyemiyorsan, en başında yapman gereken eylem susmak. Tabi başarabilirsen.
Bir insanın değerinin, ilgi duyduğu şeylerin değeriyle ölçüldüğünü aklından çıkarma." -Marcus Aurelius.
yaşamın kaotikliğinin adaletsizliğinin karşısında bir çift hüzünlü gözün gülmesine umut içinde ihtiyaç duyanlar neye tutunacak ki ölümsüzlükten başka.....
Kaç saatim, kaç dakikam ya da saniyem
Artık ne gelmek, ne gitmek,
Yaşamın en zor yanı beklemek.
Hiçbirimiz beklemedik doğmayı,
Doğduğumuzdan beri beklediğimiz ölmek. Demiş; Aziz Nesin.
Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.... demiş Bilge Kızıl Derili.
Dubaide ışıklar, Filistinde bombalar. Ahh yeni yıl ! senin dünyaya ne getireceğin belli olmasına bellide, getirdiğini görmeyen gözemi, sızısı değmeyen gönülemi yansam. Bitsin bu keder, göz kapaklarım hep ağır, mevsimin döngüsü hep kızıl, sönsün bu kor ateş, sabah artık dahada yakın, bitsin gecenin değişmez çilesi , açmak istiyorum çapaklanmış gözlerimi, açınca özlediğim bahara uyansam. Keşkee....