… YOLCU YOLUNA … Hangi dağı hangi bağa Yükleyip saran tanıklığında yeryüzü gökyüzüne emanetse madem Toprak edip sevgi tohumlarını aşk harmanında elekten kalburdan savurmaya Yarası derde derman olanlardan bahar giyinip çiçek süsleniyorsa güzelliğin bedelidir Yöresiyle Töresiyle Sırrını yazan kitabın sözleşme tarihi sonsuzlukla doğum günlerini kutlayan Bundandır ki bakraçtaki süt serildiği sofralarda tükenir Perdedeki oyun sahnesi değiştiğinde yorulur yenisine can çekişir Penceredeki rüzgar, buluttaki yağmur, topraktaki güneş, kapıdaki sessizlik Uykusundan uyanınca taşla demirle yüzleşen hayaller gibidir Herkes bir alem kendi içinden gelip geçenlerle konuşurcasına ordan buraya Burdan her yere veya hiç… Herkes bir yol Her yolculuk dünya, bir kervan Her kervan bir yolculuktur Eğer ziyareti kendi üzerine değilse külliyen de zarardadır , toprakta ekmek, muslukta çeşmeler kurur tükenir Kervan yola Yol yolcusuna Aşk insana İnsansa hiç…
…… TAVSiYE MEKTUBU … Güneşin kumaşından giyinmiş Yağmurla eğleşip rüzgarla koklaşan hayatın yollar üstü muhabbetiyle Yel eser yol gider insan eskir han yıkılır Değiştikçe iklim mevsim Bir eli kestane toplayan bir hali eski baharlarla evinde oturup bekleyen demden devrandan Çaya bugusu sinmiş efkarlara saki sunarak Sönmüş küllere odun kayarcasına hozan bağların yalandan bekçiliğini avutan Ve obası olmayan sarp dağlarda davara gidecek çoban aramakla tükenmişse nefes Durmuşsa saat Okunmuşsa kütükten kundaktan künyede yazılı tavsiye mektubu Sararmış solmuşsa çığlığı sessizliğin kovuklarında susup sönen yankının Vardan yoktan doğruyu eğriye eğriyi hurdaya eğirip büken çelişkileriyle belası gani, fenası çok… Herkesin boş ve yalnız bulduğu her kapıya çark edip tokmak silkeleyen sobesidir Bayır yokuş yerinden yurdundan sökülerek kol kanatları kırık, arızaları tam teşekküllü uzakların mahali İplikçi iğneci boncukçu klarnetçi postacı mobilyacı galerici camcı yorgun baygın herkes Dünya göçünü hediyelik eşyalar listesine sarıp vitrindeki yürürlüğe koyduğu Olmayınca olmuyor işte geçen giden gün sende bende Yok dedik ya… Bazan kıvrım kıvrım… Kimsenin görüp bilmediği kenardan kıyıdan çığ koparan sökünlere yuvarlanarak Bazan körükler vurarak varildeki yangına kendi kendisiyle kumara tutuşan Ucu bucağı belirsiz dik çıkışlı bir merdivenin tırmandığı duvarların gördüğü denizlerde Tüm hayatını uzaklara götürmek için gecesini gündüze katarak yutkunup can çekişen Burkulmuş incinmiş sızılar güzergahı sırasında kuyudaki çığlıklar gibi ağıtlarını dışa vuran veya sancısı hiç geçmeyen şeylerin tümüdür doğranmış lokmalardan ağulu çiğnemler dürümleyen Derdi kederle, acıyı zulümle defter deftere Mezarlıkta yitirdiği hayatını arayan sessiz suskun haller durumlar ve akıbetlerin kabalasına tüccar Darlık yokluk kırpık kesik çevrimler kıskacındasındır tüy hafifliği yahut köpük zerrecikleri bile Ağırlığını sürükleyip taşıyamayacağı ömrün sırtına yaşanmazlarla ören donatan yükün Bazan bolluk sağlık dirlik rahat mut huzur ve güven toprağında yerli yerindesindir. Herşeyin kaynagindan doya kana içe sinesinden Aşk ile oynaşır güzelliklerle sevişiyorsundur ve bazan… Sündürdükçe söküldüğü yerden kopuşlara doğru uzayan meselerin boyuna posuna Kısa ölçekli halkalar öyküler kesitler takarak Nasıl ki insan… Ay boncukları yağmur kolyeleri ve güneş damlaları gibi gibi uzak yıldızlardan Kendini seyre dalarcasına hepten tümden sosyal varlık olduğunu Ve etrafsız toplumsuz yaşamasının asla mümkün olmayacağını Aidiyet bağını iletişim kaynağını asosyal viranlara haşat ve harap ederek Kökten temelden sevgisini toprağını Işıklarını karanlığın örtüp kapattığı yalnızlığa tamamlayıp Eksik gedikte kalan sefil seyirlerin azap öğünleriyle zindanlaşırsa eğer Her kişiyi bitirip söndüren küslük dargınlık boğumlarının hücrelerine yerleşip sindirdiği Çölerden çoraklardan yalnızlık ve cinnet kabukları bağlayan yıkıntılara kapanıp gömüldükçe Kıran kırana kendi kendini imhaya gider akıbet
…. YAŞARKENE DÜNYAYI …. Üzülüp koparak Yanaktan yüze sökülüp dökülürken Divanda dizde avuçlar dolusu ağıtlar çalıp yakmanın ne zamanı ne devresi ne de sırasıdır Koyulaşan rengini boyundan küçük işlere bezendikçe karma karışık siyah beyaz İllaki derde derman olacaksa moral mut umut baris saygi sevgi için Ne en iyiye Ne herşeyin en kötüsüne Korkular endişeler kaygılar kuşkular kayıtsızlığında dolup boşalanlardan kol kürek Aktarıp döndermelerin körükleyici kundakçıları dışında kime ne faydası olsun ki.. Hele de yeryüzü atıkları ve çöpleri kadar haksız hukuksuzluğa tav talip ve ittifakçıyken insanlık Sebep verdiği sonuçlara üstün ve baskın çıkanlarına ne kadar ağzı yüzü bozuk laf etsen Torbadaki bütün kelimeler ilk sinir boşalmasında daha üçünü beşini bulmadan bitip tükenecektir Defol Kaybol Bas git Yıkıl karşımdan gözüme gözükme gibilerin en nezaketli kibarlarda kaldığı Kontrolden çıkmışsa aklın fikrin rot ayarı balansı fireni farları depreji ve dingili Kontrolünü kaybetmiş savrulmaların kuyusuna düşer, kendi kendini yiyip bitirmeye şarampolleşir insan Bir uçurum enkazının hiç bitmeyen molozunu ve tonozunu Silkelendikçe zibilleşir çepe çevre hat ve güzergah Oysa çocukluğun gözü gönlü oldum olası ana babalığın insanlığı kökten büyüten pusula seyrindedir Sakin nerdeyse sukunetin oralarda bir yerde olduğuna hissedip duyan kanaatle Kabaran öfke böylece sahibini kamalayan hançere dönüşecektir besbelli ya… Sayıp sövmekle insanın daha çok kendine ağırlık verenlerin luzumsuz yük taşıyıcı hamalı olacağı Besbelli ya… Gizli fısıltısını saklı niyazını o sebeple, bu yüzden.. Dizginlerinden tutarak götürecek olan rüzgara dala budağa bir damla sevgiden Güzel konuşmalı güzele sevgilim diyor ve inanıyorsa insan , güzel danışmalı Güzel ile görüşmeli tanışmalı bazan çamur kar toz buz olsa bille gocuk çorap don gömlek Yunsun yukansın Hamdolsun ki aşkın dilini konuştuk duyduk iştttik Gerçi yanıldık Gerçi yandık buyduk üşüdük gerçi yıprandık yorulduysak da Uğrumuza kendimizi Öğünümüze aşkı kattık, Katık ettik huzurun kutlu sevincini mutluluğun payına diyebilmelerin hakkı ve harcıyla Ömrünce yaşadığına değer doğum günlerinin
… İNCİRSİN DESENE …. İzmir deyince incir geliyor aklıma fikrime Öyle böyle değil, incir… Nedeni niyesi kendime bile sırrı saklı ne bileyim niçindir nedendir İzmir deyince üstü açık bir kamyon ve sağlamından poyrazlanmış rüzgar Bağrı yakası hepten yırtılmış mintan gömleğinin mavi rengine tüm gelmiş geçmiş zamanları giyerek Güvertesi gemisi olmayan fırtınalara tutunarak aşk nereeee ben oralara firari fora İliklerine kadar yemekle bitmeyen doyumsuz iştahın kışkırtıp azdırdığı, izmir deyince Güzel kızlar geliyor aklıma İzmir deyince Güzel bağlar bahçeler Ve suyun o yakası Bu yakası Öteki yakası Karşı yakası… Çakarlı damperli araçların istop edip anahtar teslimatını kumbarasız deposuz kenara koyduğu İncir deyince çekirdeklerine kadar bal kuyusuna sarkan toprağından dalından İzmir deyince aklıma kaparasız sözleşmesiz kefilsiz fındık kıran fıstık çerezlenen Yarim ferahnaz yosmam güzel saz piyesiyle , Güzel kızlar Güzel aşklar Orası burası güzel alnından öpülesi incirsin desene, ki… Dill dudağı dilber iskele rampaları ve vapur kaçamakları geliyor aklıma İnciri kendine emsal, aşka sandal kayık İzmirsin dedense….
… BİR SOĞUK GÖLGE ve BİR SURETİ HAYALDEN İBARET ….
Demek oluyor ki, Bal yiyen baldan da.. Toprak hattında şarteli inik sağı solu belli olmayan burgaçlı gerilimlere hususiyeti mahsus Yanlış bağlantıların kablosu pirizi alıştıkça başkalaşan çarpılmalarla evli barklığa çorak çıktığı insanını her ayrıntıda kendi hortlak molozuna benzetmesi kaçınılmaz ve kesindir Yollar kurulur bozulur amenna lakin.. Dirayetin dayanıklığın ilmim iraden yoksa bıraktın mı hiç ummadığın çukurlara düşüyorsundur Asıldın mı bilinmedik boşluklara sökülüp kopuyorsundur Ve bir kere sökülüp koptunmuydu doyurup besleyen ölümün gıdasına zıkkımına zehrine avunup aldanan Hiç anlayıp bilmiyorsundur bile asıl neydi, esas neresi, sahte hangisi, yalan dümen kim.. Formatlanmış ölçülerin gerçek insan varlığını kendisiyle tanımlamayan kokuşmuş kalıplardaki Alıştıkça yanıltan her yokluğu varmış gibi algılayıp kabullenerek Yılgın yorgunlara bezmiş usanmış poz ve piyasa dayatmalarını ısrarla ve inatla Aşırı koruyuculuğun seni sana rehin alan her çeşit kusursuz hatasızlığı tapınaklaştırdığı kurdan kulvardan İyilik güzellik bahanesi adına yolunu ilkesini azıp sapıtmış mükemmellik morguna buzullaşarak Kendinden rol çalan hayatı sönük ur kitlesi vitrininde birikinti artığı ve kalıntı çöplüğüdür Demek okuyorsun ki, ilkesi iradesi olmayan hayatın mülk sahibiysen yürürlükteki morga Öte berisiyle beraber çıfıt kadavrası yıkıntılar fosili ve murdar kalıntısı olmaya mahkumsındur Hiç sektirmez şaşmaz mahvoluşun itildikçe aralanan aciz viran muhtaç ve sığıntılar yükünü Sefil surette eğri büğrü şirincelik dişirip toplayan sürgün kapılarına rezil rüsva ederek Kıyamet gününü kendi intiharıyla süsleyip donatan kargaşa noktasıdır dünya bildiğin trafik …. Çünkü hangi niyetlerle yola çıkarsa çıksın hiç bir şey yoktur ki Her zahmeti zor dayanma gücünün bittiği kırılgan bir yerde darmadağın çürüyüp çökmesin Ancak tek şarta yerin dibine toprak olup cesedini çiğnetmeye ölüp gitmek kadar İntihar peşinde kıyamet ekip biçen azap diyetini yutkunup sindirmeye rıza gösterip razı gelerek Ve belasına derdine bulaştıkça çığ gibi büyümelerin ipe sapa gelmez yumağını öre işleye Ölüp kendinden kurtulmakla ancak bıraktığı dünya boşluğunu yitik kayıp dosyalarla ödeşmeye Bütün küskünlüklerin örülü duvarları geçimsiz kapıları gidilmez yöreleri ve aşılmaz dağlarını Esen yellerden sorarak can acısının yakıp körüklediği hasret kokusunda yol gözleyip bekleşen Yetmişinden sonra hele bir daha bir başkadır dünya gününü huzurun armağanını sihhate sağlığa diyerek Ecel garında bembeyaz mendillerin kendiliğinden sallandığı kimi sarmaş dolaş yıkık yoksun Kimi derdi dertle avutmanın sahibi kimi yalnızlığyla muhabbete keyfe kederler sarmalıyla Paranın mülkün karşılayamayacağı kutsal değerliliktedir çünkü ilkesi sıfatı doğal dengelerden olup bitme insan ve insanlık Demek oluyor ki böylece bu yollarda bal yiyen baldan da zehirlenir bıkar bezer usanır mı usanır… Demek oluyorsun ki, Olsun da sevgi dilinden Olsun da itibarı saygıdan Olsun da sıfırla başlayan her şeyi sıfıra bitirip tüketerek aklına fikrine hayaline koyup giderken dünyayı Ölecekse insan iki dudağının arasında aşkın Koynunda kucağında bir piyeslik hayal perdesidir sonsuzluğa miras devran döngüsü fani Demek oluyorsun ki, bir yol bir han aralığında ölsem de gitmen sandığın misafirlikte Konar göçerliğin kervan katarında bir gölge ve bir sureti hayalden ibaretsin
… DIYESiM GELENE …. Ne süslü sandiklarda ziyneti kilitli haciz malidir dün, ne desinler görsünler aklina iflas tezgahindaki ispata kanita muhtac insanlik mirasidir bugünden tezi yok yarin. INSAN ki…..doymusluk kanmislik yetinmeleriyle aklinin hududunu, yasamanin maksadini, varliginin anlamini degerini ve karsiligini bilip NEDENSELLIK iliskisiyle her bir fedakarliga örüp isleyip dokumadikca…her zahmet hacizdir. Her niyet maksatsa iflasin kacinilmazligina yilip yalpalayan yaltaklanan güdüklenen ve her degisim dönüsümü biriken dert sorun fesatlik fitnelik görgüsüzlük karinsizlik karamsarlik güvensizlik istikrarsizlik ve inancsizlik süpesi kuskusuyla bogulup tikandigi cöplüklere alcalip kücülmelerin sahte, soyut, samimiyetsiz, kaypak kisiliksiz ve karaktersizligine yuvalanip hücrelenisini ve ucurumunu derinlestirir. KI böylesi tükenis, sesi rengi tavri tutumu davranisi duyarliligi ve kumasi kendini temsil etmeyen ve insandan olmayan zir zibil igretisi ve igrentisidir. Bu bir ikindi kahvesiydi, her söze gönül doyuran selamlasmayi yudumladikca, hatirda hatiradaki herseye ve herkese bu baglamda sevgiyle doyun saglicakla kalin diyesi gelense eger, dogduguna hiic pisman degildir cisiltilerde büyüyen akarsu, günes damlalarinda büyüyen dag bayir tarla ve toprak, hele de yalansiz yapmaciksiz tartan ve tasiyan degerlerin kiymetlisine insan, ne ziyadedir ne noksanda, herkes bizzat kendi kendine.
… SONBAHARSA SAZ ve GIRNATA …. Sonbaharsa saz gırnata Hüzün nadasıyla göçebe güzünü ve yeryüzü harmanını, gerçi.. Gerçi çeyrekten buçuğa Olur musun Gider misin Varır mısın Kalır mısın… Gerçi kovuklar içinde halkalanmış bir koridor sehpasıdır orda burda oturup kalktığın Bir güleylen dünyasıdır her demde serip sürdüğün sofralar tuzdan acıdan Bir gelip gitmek arasıdır ister sus ister söylen iadeli taahütlü sebebi ziyarete mühür ve mektup Kızgın çölün soğuk sessizliğine Acıklı serap çizgileri gösterir gibi dipten derincelerden Oyukluğunu kendi içinde saklayan açık seçik koz kırımlarına iskambil Ve kızkısrak resimleriyle belediye otobüsünün en son saatinden inerek sahneye çıkan Afişleşmiş duvarlarda gıcırdayıp dönen uğultulu gecenin rengi ne dün ne yarın Mecburen postasını birçok ve pek çok paylaşılmadıklara dağıtarak hüznün tüketen sabrıyla Soykası kara yerden gelesice diline dünyayı ihbar eder gibi sureti viran silüet İçtikçe damlası acılaşan susuzluğun çöl yangınlarını akrep dönüşlü bir saattir Zehirden Zemberekten Debelenip duran yalnızlığa alfebe öğretir gibi çırpındıkça karanlığın uzadığı Derinliğin kaybolduğu Yırtılmış sökülmüş bohça ilmeğini ölsün de öteberisi bana kalsın cenderesinde söküp dikerek Bir asansör karşılaşması sonrası karanlığın dip yarısından sabahların çiy düşümüne kadar Bir hazan müddetidir Ve bir sazan öyküsü başladığı yere döner her hikaye her canlı her insan Başını kendi belasına çarpa çarpa .. Çeyrekle buçuk koridor aralığında su götürür yel üfürür toprak ve sıla çağırır Döner dolanır dallarına tutunduğu ve sırtına sarındığı ömrüyle, …. kumlara yazılanları silen dalgalar gibi Sıfırı tüketen dünya yüküyle yele yamaç yağmura bulut.. Ziyaretin doğduğu yerden çağıran sessizliğe temelli göç eyler
….. HALVAKiTTE EYLÜL GÖCEBESiYiM MADEM ……. Gidiyorum artik Zeytinlere gidiyorum, ay salincaginda isildayip parlayan zühre kivilcimlarina Güz salkimlarina gidiyorum, igdelere incirlere Portakalmis turuncmus narenciyeleri palmiye dallariyla konu komsuluk ettigi Edirneyle ardahan arasi ve sinopla alanya kalesi Gül tenine askin ve sevginin tutkusu sinmis bulasmis Topraklarin delsine divane insan sicakligini eleyip süzüp harman ettigi Irem baglarina yediveren bahcelerine Ormanlara daglara denizlere gidiyorum Kozasinda güzelligin büyüsünü boyanip süslenen kasabalara köylere Ve polenlerinde ariyla kelebeklerin ötüsen kuslara kur yaparak Kanat cirpindigi yel kovanlara gidiyorum, balkovanlara.. Sepetlere dolan kaktüs yemislerinin dörtmevsimler yurduna gidiyorum Trakyaya harputa mardine midyata artvine sinopa Kimi yayla kimi ova kimi derin vadi kimi kizil irmak Ucsuz bucaksiz sari buydaylara yalniz agaclara dolu dizgin bozkirlara gidiyorum Firiktir fenikedir hitittir babildir iyonyadir yahut sümerdir Biraz ege esintisi, biraz akdeniz kayik yelkenlisi, biraz kum, biraz iyadeye kalan Vaktin bundan sonraki evi sokagi Fethiyesi… Cöküp yerleserek yeni öykülere tasinan hikayesi yazilmadik huzuru hissesine Bin yillarin damar damar insanlik mirasini evsindigi anadoluya gidiyorum Karli daglardan sirali göllerden iliklerime kadar sinmis sizmis Kesintisiz yagmurlardan ayazdan buzdan vikingten germenden ….karptlardan ve alplerden Hasreti ömrümün genclik caglarini gezmis yorulmus diyari gurbetlerden Cocuklugumu kundaginda hala el bebek gül bebek hayal ve hatirasinda Dün gibi saklayip sevgili bilen gelmis gecmisime, Günese gidiyorum gönül diyarina tohum toprak olmus sevgili ülkeme Madem ask iken bir yol bir ömür bin devran Biraz elvedalarda koyulup gidenlere hoscakal Biraz sofrasi kurulu sevinclere hali vaktin eylül göcebesi Ve kucaklar dolusu merhabalardayim madem…
….. ASOSYAL COCURTU ( kertiklemesine) …. Sidik yarıştırmasını..? Hadi diyelim Hadi Anlayıp kabullenmesem de kabul deyip anlayana tepe tepe kullansın kıyağı benden olsun Fakat akıl zevk merak hayal his duygu kafa kalıp gölge ve hayat yarıştırmak…? Benlik narkozunu kimsenin erişip ulaşamayacağı servete sermaye etme budalalığıyla İçine çektikçe cerahat cerahat şişen kabaran büzülen pörsüyen azalan azgınlaşan kördüğümleşmrye O yol ordan geçmez olur, o boru , o hortum , o dülger, o matkap, o delik deşiklik haraba karargah kurar Kendisini ortadan kaldırmanın azgın sapkın dehşetli çelenk kelepçesidir İnsana yapıştıkça yapışır İnsanı boğdukça boğar İnsanı bölük pörçük, lime lime ve dilim dilim ezip ufaladıkça ufalar Başkasının aferinine Takdirine Onayına Alkışına Tezahüratına Çapraz işaretine asimetrik kıskacına ve dümdüz yatay çizgisine yanıp yıkılarak Kendi üstüne devrilmiş bir kusnuk çöküntüsüdür her çöplükten dünya mülkü kazanmanın derdine düşmeler Ha bire limitsiz otorite Sınırsız imtiyaz Kayıtsız sorgusuz hükümranlık Eşsiz emsalsiz güç gösteriş irade yetki kaynak imkan ve ihtişam sahibi olmak yaratıklığına Sivri ve süper zekayı kendine cayır cayıp yakıp yiyip harcayıp bitirerek Bütün bozulmuş çürümüş kokuşmuş hastalıklı ve arızalı alışkanlıkların hiper aktivitesiyle cünüpleşip Ne üdüğü belirsizliğin abuk subuk sicilsiz soysuz sopsuzluğundan maskeler kodlar ve markalar kundaklanmakla Doğası gereğini yerine getiremez insan maskarasına devre mülk olmuşsa dünya devran Dağın ardından doğarken ay , ufkun ötesinden sökerken şafak.,suyun bağrında sönerken güneş Yıldızlar damda bulutlar gökte dün ve yaronyorgın yılgın yollarda Ve akıl hayal hırs ve hayat yarıştırıp tokuştururlen insanlar murdar olur Yerle yeksan olur Pisi pisine zıbarır ölür Yazdan kalma günün sıcaklığını üstüne başına yedire yaya Kıçını kalçasını bir o yana bir bu yana çalkalayıp kıvırtarak o kız o şehrin sonbahar sokaklarında, Ne sahilde fener yanar ne balığa gidenler geri döner O kadın da öyle, Elinde köpek belinde kuşa kuşağın kundağında çocuk akşam vaktini sallana sallana eve gidemez …O herif İskeledeki vapur kayık direklerine bağrını döşünü gere gere yan gelip yaslanamaz Kargalar hoplayıp zıplayamaz kırk beşlikler çalarken cevizlikte Akıl zevk hayal be hayat yarıştırarak makinaların ve cihazların kurup bozduğu dangalağa Sokaklar boş caddeler tıklım evlerin yüzü gözü pasak kir, solumaya ve yunmaya yetmez yağmurların cılız mecali Anahtar dersin Ahbap dersin Olurdu dersin olmazdı dersin çürümüş bir sakız gibidir laflayıp lakırdayan kilit kapı ve gargara Üstün zeka çağının dünyayı insana kiltleyip kapattığı cehennemin dibine çakılır ve saplanır herşey Ve kapılar örtüldüğünde dışardaki kıyamet Akıl zihin hayat ve sicil tokuşturup yarıştırarak varılan akıbeti furya fena, İçerdeki ceset morgundan intihar girişimli alış verişi tastamam ederek İnsanın üstünde anlaşılabilir sadece kan revan ağıt hıçkırık bela hiddet şiddet ve cinnet Soktatesten bu yana binlerce yıllık tutmuş ay gün hafta ve seneler ve bilmeliydin ki Bilecektin ki Biliyor ve farketmiş olacaktın ki Künyesini sorana cızbız kertiklerde asosyal yorup yığan al işte bildiğin dünya Bildiğin o bu şu öteki sıfat zamir ismiyle cismiyle burası orası veya bir başkası Hepsi dahil bildiğin o bu şu öteli veya tek başına toplamda sen kendin
…
DÜNYA KÜTÜĞÜNDE EFSANE YAZANDAN
….
Dünya kitabında kayda değer
Yıkılmaz silinmez kütüğü künyesi ve sicili yazılı olandan
kızılkaya,alacadağ,kavakpınarı,çatak, dodurga,edremit,torbalı, kırkağaç, tire, söke, yoncalı, haymana, salihli, kumluca, bahçedere, susuzören,çal, esme, gediz,kula,göçek, çukurincir..
Poyrazdamları, nergiz,ören, akyaka, elmalı,kınık,beldibi, kasaba, dalyan, serik, kundu,seydişehir, viranşehir, beyşehir,karkın,ermenek,ereğli, mut, ayrancı,ulukışla,çamardı,çamlıyayla,başakpınar, yeşilhisar, yahyalı, sızır, çandır, çayıralan, turhal, yeşilyurt, akbelen, erbaa,kavak, vezirköprü, bafra,suluova, merzifon,kazankaya, iskilip ,osmancık,boyabat, taşköprü, sarıkum, ovacık,kuzkaya, pınarbaşı, bartın, ereğli,gerede,kaynaşlı, şile, sapanca, gölyaka,derince, alaçam, çakıl, erdek, gemlik,belek,aydıncık, gülnar,erdemli,değirmendere,tarsus,sikifke, yenice,pozantı,aladağ, afşin, tufanbeyli , altınyayla,yıldızeli,niksar, görele,aybastı,bulancak, şebinhisar, imranlı,araklı,ünye,mesudiye, kozan, şiran, erzin, yarpuz, kırıkhan,elbeyli, siverek , oğuzeli, elbistan, nizip,narlı ergani, halfeti, derik, tercan,ılıcalar, arpalı,ardeşen,hopa,ovacık, arapgir, akmeşe , divriğ, hekimhan, bozova, silvan,kozluk, dumlu, ispir, pasinler, tekman, şavşat ,çıldır, arpaçay, oltu, kağızman,bulanık,karlıova, horasan, gürpınar, çaldıran, doğansu, erzin, divriğ, kozaklı, hayrabolu, evreşe, kırıkhan, kozan, erciş, doğubeyazıt, gülveren….
Şiir gibisin be mübarek
Dilde yar aşkta diyar gözde gönülde ülkeler incisi nazlı belde sevgili yurdum
Bütün saklı sırların senden seslenip konuştukça huzur veren kaynaklara çağlayıp çoştuğu
İllere yollara dağlara derelere toprak toprak
Güneşin koynundan bir kucakta, bir duvar dibinde bahar çiçekleriyle yaz bahçelerine
Birbirine sokakları açılan kapıların dünya semtinde ve ağaç gölgesinde güz dalları portakal nar
Tohumlanmış her bir sevincin ismi cismine yakışan çağrılarda dengini ve değerini bulduğu
Tutkuya mahal tükenmez bağlılığın güven verici aidiyetine sonsuzluğun komşusu
Ve emsalsiz efsanelerin şiiiri gibisin be mübarek, senden konuştukça insanın içini açan
Yüreğini ısıtan
Kederiyle dertleşen
Mutluluğuyla kaynaşanHayallerin gerçek rüyası özlemlerin doyumsuz sılası kavuşmaların ile nihayet toprağı
Sevdalısına delisine şiir gibisin be mübarek…
Dünya defterinde emsaline efsane yazan
Şiir …
Seyfi Karaca….. Kasım/23
…
YOLCU YOLUNA
…
Hangi dağı hangi bağa
Yükleyip saran tanıklığında yeryüzü gökyüzüne emanetse madem
Toprak edip sevgi tohumlarını aşk harmanında elekten kalburdan savurmaya
Yarası derde derman olanlardan bahar giyinip çiçek süsleniyorsa güzelliğin bedelidir
Yöresiyle
Töresiyle
Sırrını yazan kitabın sözleşme tarihi sonsuzlukla doğum günlerini kutlayan
Bundandır ki bakraçtaki süt serildiği sofralarda tükenir
Perdedeki oyun sahnesi değiştiğinde yorulur yenisine can çekişir
Penceredeki rüzgar, buluttaki yağmur, topraktaki güneş, kapıdaki sessizlik
Uykusundan uyanınca taşla demirle yüzleşen hayaller gibidir
Herkes bir alem kendi içinden gelip geçenlerle konuşurcasına ordan buraya
Burdan her yere veya hiç…
Herkes bir yol
Her yolculuk dünya, bir kervan
Her kervan bir yolculuktur
Eğer ziyareti kendi üzerine değilse külliyen de zarardadır , toprakta ekmek, muslukta çeşmeler kurur tükenir
Kervan yola
Yol yolcusuna
Aşk insana
İnsansa hiç…
Seyfi Karaca….. Ekim /23
……
TAVSiYE MEKTUBU
…
Güneşin kumaşından giyinmiş
Yağmurla eğleşip rüzgarla koklaşan hayatın yollar üstü muhabbetiyle
Yel eser yol gider insan eskir han yıkılır
Değiştikçe iklim mevsim
Bir eli kestane toplayan bir hali eski baharlarla evinde oturup bekleyen demden devrandan
Çaya bugusu sinmiş efkarlara saki sunarak
Sönmüş küllere odun kayarcasına hozan bağların yalandan bekçiliğini avutan
Ve obası olmayan sarp dağlarda davara gidecek çoban aramakla tükenmişse nefes
Durmuşsa saat
Okunmuşsa kütükten kundaktan künyede yazılı tavsiye mektubu
Sararmış solmuşsa çığlığı sessizliğin kovuklarında susup sönen yankının
Vardan yoktan doğruyu eğriye eğriyi hurdaya eğirip büken çelişkileriyle belası gani, fenası çok…
Herkesin boş ve yalnız bulduğu her kapıya çark edip tokmak silkeleyen sobesidir
Bayır yokuş yerinden yurdundan sökülerek kol kanatları kırık, arızaları tam teşekküllü uzakların mahali
İplikçi iğneci boncukçu klarnetçi postacı mobilyacı galerici camcı yorgun baygın herkes
Dünya göçünü hediyelik eşyalar listesine sarıp vitrindeki yürürlüğe koyduğu
Olmayınca olmuyor işte geçen giden gün sende bende
Yok dedik ya…
Bazan kıvrım kıvrım…
Kimsenin görüp bilmediği kenardan kıyıdan çığ koparan sökünlere yuvarlanarak
Bazan körükler vurarak varildeki yangına kendi kendisiyle kumara tutuşan
Ucu bucağı belirsiz dik çıkışlı bir merdivenin tırmandığı duvarların gördüğü denizlerde
Tüm hayatını uzaklara götürmek için gecesini gündüze katarak yutkunup can çekişen
Burkulmuş incinmiş sızılar güzergahı sırasında kuyudaki çığlıklar gibi ağıtlarını dışa vuran
veya sancısı hiç geçmeyen şeylerin tümüdür doğranmış lokmalardan ağulu çiğnemler dürümleyen
Derdi kederle, acıyı zulümle defter deftere
Mezarlıkta yitirdiği hayatını arayan sessiz suskun haller durumlar ve akıbetlerin kabalasına tüccar
Darlık yokluk kırpık kesik çevrimler kıskacındasındır tüy hafifliği yahut köpük zerrecikleri bile Ağırlığını sürükleyip taşıyamayacağı ömrün sırtına yaşanmazlarla ören donatan yükün
Bazan bolluk sağlık dirlik rahat mut huzur ve güven toprağında yerli yerindesindir.
Herşeyin kaynagindan doya kana içe sinesinden
Aşk ile oynaşır güzelliklerle sevişiyorsundur ve bazan…
Sündürdükçe söküldüğü yerden kopuşlara doğru uzayan meselerin boyuna posuna
Kısa ölçekli halkalar öyküler kesitler takarak
Nasıl ki insan…
Ay boncukları yağmur kolyeleri ve güneş damlaları gibi gibi uzak yıldızlardan
Kendini seyre dalarcasına hepten tümden sosyal varlık olduğunu
Ve etrafsız toplumsuz yaşamasının asla mümkün olmayacağını
Aidiyet bağını iletişim kaynağını asosyal viranlara haşat ve harap ederek
Kökten temelden sevgisini toprağını Işıklarını karanlığın örtüp kapattığı yalnızlığa tamamlayıp
Eksik gedikte kalan sefil seyirlerin azap öğünleriyle zindanlaşırsa eğer
Her kişiyi bitirip söndüren küslük dargınlık boğumlarının hücrelerine yerleşip sindirdiği
Çölerden çoraklardan yalnızlık ve cinnet kabukları bağlayan yıkıntılara kapanıp gömüldükçe
Kıran kırana kendi kendini imhaya gider akıbet
Seyfi Karaca…. Ekim/23
….
YAŞARKENE DÜNYAYI
….
Üzülüp koparak
Yanaktan yüze sökülüp dökülürken
Divanda dizde avuçlar dolusu ağıtlar çalıp yakmanın ne zamanı ne devresi ne de sırasıdır
Koyulaşan rengini boyundan küçük işlere bezendikçe karma karışık siyah beyaz
İllaki derde derman olacaksa moral mut umut baris saygi sevgi için
Ne en iyiye
Ne herşeyin en kötüsüne
Korkular endişeler kaygılar kuşkular kayıtsızlığında dolup boşalanlardan kol kürek
Aktarıp döndermelerin körükleyici kundakçıları dışında kime ne faydası olsun ki..
Hele de yeryüzü atıkları ve çöpleri kadar haksız hukuksuzluğa tav talip ve ittifakçıyken insanlık
Sebep verdiği sonuçlara üstün ve baskın çıkanlarına ne kadar ağzı yüzü bozuk laf etsen
Torbadaki bütün kelimeler ilk sinir boşalmasında daha üçünü beşini bulmadan bitip tükenecektir
Defol
Kaybol
Bas git
Yıkıl karşımdan gözüme gözükme gibilerin en nezaketli kibarlarda kaldığı
Kontrolden çıkmışsa aklın fikrin rot ayarı balansı fireni farları depreji ve dingili
Kontrolünü kaybetmiş savrulmaların kuyusuna düşer, kendi kendini yiyip bitirmeye şarampolleşir insan
Bir uçurum enkazının hiç bitmeyen molozunu ve tonozunu
Silkelendikçe zibilleşir çepe çevre hat ve güzergah
Oysa çocukluğun gözü gönlü oldum olası ana babalığın insanlığı kökten büyüten pusula seyrindedir
Sakin nerdeyse sukunetin oralarda bir yerde olduğuna hissedip duyan kanaatle
Kabaran öfke böylece sahibini kamalayan hançere dönüşecektir besbelli ya…
Sayıp sövmekle insanın daha çok kendine ağırlık verenlerin luzumsuz yük taşıyıcı hamalı olacağı
Besbelli ya…
Gizli fısıltısını saklı niyazını o sebeple, bu yüzden..
Dizginlerinden tutarak götürecek olan rüzgara dala budağa bir damla sevgiden
Güzel konuşmalı güzele sevgilim diyor ve inanıyorsa insan , güzel danışmalı
Güzel ile görüşmeli tanışmalı bazan çamur kar toz buz olsa bille gocuk çorap don gömlek
Yunsun yukansın
Hamdolsun ki aşkın dilini konuştuk duyduk iştttik
Gerçi yanıldık
Gerçi yandık buyduk üşüdük gerçi yıprandık yorulduysak da
Uğrumuza kendimizi
Öğünümüze aşkı kattık,
Katık ettik huzurun kutlu sevincini mutluluğun payına diyebilmelerin hakkı ve harcıyla
Ömrünce yaşadığına değer doğum günlerinin
Seyfi Karaca…… Ekim/23
…
İNCİRSİN DESENE
….
İzmir deyince incir geliyor aklıma fikrime
Öyle böyle değil, incir…
Nedeni niyesi kendime bile sırrı saklı ne bileyim niçindir nedendir
İzmir deyince üstü açık bir kamyon ve sağlamından poyrazlanmış rüzgar
Bağrı yakası hepten yırtılmış mintan gömleğinin mavi rengine tüm gelmiş geçmiş zamanları giyerek
Güvertesi gemisi olmayan fırtınalara tutunarak aşk nereeee ben oralara firari fora
İliklerine kadar yemekle bitmeyen doyumsuz iştahın kışkırtıp azdırdığı, izmir deyince
Güzel kızlar geliyor aklıma İzmir deyince
Güzel bağlar bahçeler
Ve suyun o yakası
Bu yakası
Öteki yakası
Karşı yakası…
Çakarlı damperli araçların istop edip anahtar teslimatını kumbarasız deposuz kenara koyduğu
İncir deyince çekirdeklerine kadar bal kuyusuna sarkan toprağından dalından
İzmir deyince aklıma kaparasız sözleşmesiz kefilsiz fındık kıran fıstık çerezlenen
Yarim ferahnaz yosmam güzel saz piyesiyle ,
Güzel kızlar
Güzel aşklar
Orası burası güzel alnından öpülesi incirsin desene, ki…
Dill dudağı dilber iskele rampaları ve vapur kaçamakları geliyor aklıma
İnciri kendine emsal, aşka sandal kayık İzmirsin dedense….
Seyfi Karaca…Ekim/23
…
BİR SOĞUK GÖLGE ve BİR SURETİ HAYALDEN İBARET
….
Demek oluyor ki,
Bal yiyen baldan da..
Toprak hattında şarteli inik sağı solu belli olmayan burgaçlı gerilimlere hususiyeti mahsus
Yanlış bağlantıların kablosu pirizi alıştıkça başkalaşan çarpılmalarla evli barklığa çorak çıktığı
insanını her ayrıntıda kendi hortlak molozuna benzetmesi kaçınılmaz ve kesindir
Yollar kurulur bozulur amenna lakin..
Dirayetin dayanıklığın ilmim iraden yoksa bıraktın mı hiç ummadığın çukurlara düşüyorsundur
Asıldın mı bilinmedik boşluklara sökülüp kopuyorsundur
Ve bir kere sökülüp koptunmuydu doyurup besleyen ölümün gıdasına zıkkımına zehrine avunup aldanan
Hiç anlayıp bilmiyorsundur bile asıl neydi, esas neresi, sahte hangisi, yalan dümen kim..
Formatlanmış ölçülerin gerçek insan varlığını kendisiyle tanımlamayan kokuşmuş kalıplardaki
Alıştıkça yanıltan her yokluğu varmış gibi algılayıp kabullenerek
Yılgın yorgunlara bezmiş usanmış poz ve piyasa dayatmalarını ısrarla ve inatla
Aşırı koruyuculuğun seni sana rehin alan her çeşit kusursuz hatasızlığı tapınaklaştırdığı kurdan kulvardan
İyilik güzellik bahanesi adına yolunu ilkesini azıp sapıtmış mükemmellik morguna buzullaşarak
Kendinden rol çalan hayatı sönük ur kitlesi vitrininde birikinti artığı ve kalıntı çöplüğüdür
Demek okuyorsun ki, ilkesi iradesi olmayan hayatın mülk sahibiysen yürürlükteki morga
Öte berisiyle beraber çıfıt kadavrası yıkıntılar fosili ve murdar kalıntısı olmaya mahkumsındur
Hiç sektirmez şaşmaz mahvoluşun itildikçe aralanan aciz viran muhtaç ve sığıntılar yükünü
Sefil surette eğri büğrü şirincelik dişirip toplayan sürgün kapılarına rezil rüsva ederek
Kıyamet gününü kendi intiharıyla süsleyip donatan kargaşa noktasıdır dünya bildiğin trafik
…. Çünkü hangi niyetlerle yola çıkarsa çıksın hiç bir şey yoktur ki
Her zahmeti zor dayanma gücünün bittiği kırılgan bir yerde darmadağın çürüyüp çökmesin
Ancak tek şarta yerin dibine toprak olup cesedini çiğnetmeye ölüp gitmek kadar
İntihar peşinde kıyamet ekip biçen azap diyetini yutkunup sindirmeye rıza gösterip razı gelerek
Ve belasına derdine bulaştıkça çığ gibi büyümelerin ipe sapa gelmez yumağını öre işleye
Ölüp kendinden kurtulmakla ancak bıraktığı dünya boşluğunu yitik kayıp dosyalarla ödeşmeye
Bütün küskünlüklerin örülü duvarları geçimsiz kapıları gidilmez yöreleri ve aşılmaz dağlarını
Esen yellerden sorarak can acısının yakıp körüklediği hasret kokusunda yol gözleyip bekleşen
Yetmişinden sonra hele bir daha bir başkadır dünya gününü huzurun armağanını sihhate sağlığa diyerek
Ecel garında bembeyaz mendillerin kendiliğinden sallandığı kimi sarmaş dolaş yıkık yoksun
Kimi derdi dertle avutmanın sahibi kimi yalnızlığyla muhabbete keyfe kederler sarmalıyla
Paranın mülkün karşılayamayacağı kutsal değerliliktedir çünkü ilkesi sıfatı doğal dengelerden olup bitme insan ve insanlık
Demek oluyor ki böylece bu yollarda bal yiyen baldan da zehirlenir bıkar bezer usanır mı usanır…
Demek oluyorsun ki,
Olsun da sevgi dilinden
Olsun da itibarı saygıdan
Olsun da sıfırla başlayan her şeyi sıfıra bitirip tüketerek aklına fikrine hayaline koyup giderken dünyayı
Ölecekse insan iki dudağının arasında aşkın
Koynunda kucağında bir piyeslik hayal perdesidir sonsuzluğa miras devran döngüsü fani
Demek oluyorsun ki, bir yol bir han aralığında ölsem de gitmen sandığın misafirlikte
Konar göçerliğin kervan katarında bir gölge ve bir sureti hayalden ibaretsin
Seyfi Karaca…. Ekim/23
…
DIYESiM GELENE
….
Ne süslü sandiklarda ziyneti kilitli haciz malidir dün, ne desinler görsünler aklina iflas tezgahindaki ispata kanita muhtac insanlik mirasidir bugünden tezi yok yarin. INSAN ki…..doymusluk kanmislik yetinmeleriyle aklinin hududunu, yasamanin maksadini, varliginin anlamini degerini ve karsiligini bilip NEDENSELLIK iliskisiyle her bir fedakarliga örüp isleyip dokumadikca…her zahmet hacizdir. Her niyet maksatsa iflasin kacinilmazligina yilip yalpalayan yaltaklanan güdüklenen ve her degisim dönüsümü biriken dert sorun fesatlik fitnelik görgüsüzlük karinsizlik karamsarlik güvensizlik istikrarsizlik ve inancsizlik süpesi kuskusuyla bogulup tikandigi cöplüklere alcalip kücülmelerin sahte, soyut, samimiyetsiz, kaypak kisiliksiz ve karaktersizligine yuvalanip hücrelenisini ve ucurumunu derinlestirir. KI böylesi tükenis, sesi rengi tavri tutumu davranisi duyarliligi ve kumasi kendini temsil etmeyen ve insandan olmayan zir zibil igretisi ve igrentisidir.
Bu bir ikindi kahvesiydi, her söze gönül doyuran selamlasmayi yudumladikca, hatirda hatiradaki herseye ve herkese bu baglamda sevgiyle doyun saglicakla kalin diyesi gelense eger, dogduguna hiic pisman degildir cisiltilerde büyüyen akarsu, günes damlalarinda büyüyen dag bayir tarla ve toprak, hele de yalansiz yapmaciksiz tartan ve tasiyan degerlerin kiymetlisine insan, ne ziyadedir ne noksanda, herkes bizzat kendi kendine.
Seyfi
…
SONBAHARSA SAZ ve GIRNATA
….
Sonbaharsa saz gırnata
Hüzün nadasıyla göçebe güzünü ve yeryüzü harmanını, gerçi..
Gerçi çeyrekten buçuğa
Olur musun
Gider misin
Varır mısın
Kalır mısın…
Gerçi kovuklar içinde halkalanmış bir koridor sehpasıdır orda burda oturup kalktığın
Bir güleylen dünyasıdır her demde serip sürdüğün sofralar tuzdan acıdan
Bir gelip gitmek arasıdır ister sus ister söylen iadeli taahütlü sebebi ziyarete mühür ve mektup
Kızgın çölün soğuk sessizliğine
Acıklı serap çizgileri gösterir gibi dipten derincelerden
Oyukluğunu kendi içinde saklayan açık seçik koz kırımlarına iskambil
Ve kızkısrak resimleriyle belediye otobüsünün en son saatinden inerek sahneye çıkan
Afişleşmiş duvarlarda gıcırdayıp dönen uğultulu gecenin rengi ne dün ne yarın
Mecburen postasını birçok ve pek çok paylaşılmadıklara dağıtarak hüznün tüketen sabrıyla
Soykası kara yerden gelesice diline dünyayı ihbar eder gibi sureti viran silüet
İçtikçe damlası acılaşan susuzluğun çöl yangınlarını akrep dönüşlü bir saattir
Zehirden
Zemberekten
Debelenip duran yalnızlığa alfebe öğretir gibi çırpındıkça karanlığın uzadığı
Derinliğin kaybolduğu
Yırtılmış sökülmüş bohça ilmeğini ölsün de öteberisi bana kalsın cenderesinde söküp dikerek
Bir asansör karşılaşması sonrası karanlığın dip yarısından sabahların çiy düşümüne kadar
Bir hazan müddetidir
Ve bir sazan öyküsü başladığı yere döner her hikaye her canlı her insan
Başını kendi belasına çarpa çarpa ..
Çeyrekle buçuk koridor aralığında su götürür yel üfürür toprak ve sıla çağırır
Döner dolanır dallarına tutunduğu ve sırtına sarındığı ömrüyle,
…. kumlara yazılanları silen dalgalar gibi
Sıfırı tüketen dünya yüküyle yele yamaç yağmura bulut..
Ziyaretin doğduğu yerden çağıran sessizliğe temelli göç eyler
Seyfi Karaca….. Ekim//23
…..
HALVAKiTTE EYLÜL GÖCEBESiYiM MADEM
…….
Gidiyorum artik
Zeytinlere gidiyorum, ay salincaginda isildayip parlayan zühre kivilcimlarina
Güz salkimlarina gidiyorum, igdelere incirlere
Portakalmis turuncmus narenciyeleri palmiye dallariyla konu komsuluk ettigi
Edirneyle ardahan arasi ve sinopla alanya kalesi
Gül tenine askin ve sevginin tutkusu sinmis bulasmis
Topraklarin delsine divane insan sicakligini eleyip süzüp harman ettigi
Irem baglarina yediveren bahcelerine
Ormanlara daglara denizlere gidiyorum
Kozasinda güzelligin büyüsünü boyanip süslenen kasabalara köylere
Ve polenlerinde ariyla kelebeklerin ötüsen kuslara kur yaparak
Kanat cirpindigi yel kovanlara gidiyorum, balkovanlara..
Sepetlere dolan kaktüs yemislerinin dörtmevsimler yurduna gidiyorum
Trakyaya harputa mardine midyata artvine sinopa
Kimi yayla kimi ova kimi derin vadi kimi kizil irmak
Ucsuz bucaksiz sari buydaylara yalniz agaclara dolu dizgin bozkirlara gidiyorum
Firiktir fenikedir hitittir babildir iyonyadir yahut sümerdir
Biraz ege esintisi, biraz akdeniz kayik yelkenlisi, biraz kum, biraz iyadeye kalan
Vaktin bundan sonraki evi sokagi Fethiyesi…
Cöküp yerleserek yeni öykülere tasinan hikayesi yazilmadik huzuru hissesine
Bin yillarin damar damar insanlik mirasini evsindigi anadoluya gidiyorum
Karli daglardan sirali göllerden iliklerime kadar sinmis sizmis
Kesintisiz yagmurlardan ayazdan buzdan vikingten germenden
….karptlardan ve alplerden
Hasreti ömrümün genclik caglarini gezmis yorulmus diyari gurbetlerden
Cocuklugumu kundaginda hala el bebek gül bebek hayal ve hatirasinda
Dün gibi saklayip sevgili bilen gelmis gecmisime,
Günese gidiyorum gönül diyarina tohum toprak olmus sevgili ülkeme
Madem ask iken bir yol bir ömür bin devran
Biraz elvedalarda koyulup gidenlere hoscakal
Biraz sofrasi kurulu sevinclere hali vaktin eylül göcebesi
Ve kucaklar dolusu merhabalardayim madem…
Seyfi Karaca………..Eylül / 23
…..
ASOSYAL COCURTU ( kertiklemesine)
….
Sidik yarıştırmasını..?
Hadi diyelim
Hadi
Anlayıp kabullenmesem de kabul deyip anlayana tepe tepe kullansın kıyağı benden olsun
Fakat akıl zevk merak hayal his duygu kafa kalıp gölge ve hayat yarıştırmak…?
Benlik narkozunu kimsenin erişip ulaşamayacağı servete sermaye etme budalalığıyla
İçine çektikçe cerahat cerahat şişen kabaran büzülen pörsüyen azalan azgınlaşan kördüğümleşmrye
O yol ordan geçmez olur, o boru , o hortum , o dülger, o matkap, o delik deşiklik haraba karargah kurar
Kendisini ortadan kaldırmanın azgın sapkın dehşetli çelenk kelepçesidir İnsana yapıştıkça yapışır
İnsanı boğdukça boğar
İnsanı bölük pörçük, lime lime ve dilim dilim ezip ufaladıkça ufalar
Başkasının aferinine
Takdirine
Onayına
Alkışına
Tezahüratına
Çapraz işaretine asimetrik kıskacına ve dümdüz yatay çizgisine yanıp yıkılarak
Kendi üstüne devrilmiş bir kusnuk çöküntüsüdür her çöplükten dünya mülkü kazanmanın derdine düşmeler
Ha bire limitsiz otorite
Sınırsız imtiyaz
Kayıtsız sorgusuz hükümranlık
Eşsiz emsalsiz güç gösteriş irade yetki kaynak imkan ve ihtişam sahibi olmak yaratıklığına
Sivri ve süper zekayı kendine cayır cayıp yakıp yiyip harcayıp bitirerek
Bütün bozulmuş çürümüş kokuşmuş hastalıklı ve arızalı alışkanlıkların hiper aktivitesiyle cünüpleşip
Ne üdüğü belirsizliğin abuk subuk sicilsiz soysuz sopsuzluğundan maskeler kodlar ve markalar kundaklanmakla
Doğası gereğini yerine getiremez insan maskarasına devre mülk olmuşsa dünya devran
Dağın ardından doğarken ay , ufkun ötesinden sökerken şafak.,suyun bağrında sönerken güneş
Yıldızlar damda bulutlar gökte dün ve yaronyorgın yılgın yollarda
Ve akıl hayal hırs ve hayat yarıştırıp tokuştururlen insanlar murdar olur
Yerle yeksan olur
Pisi pisine zıbarır ölür
Yazdan kalma günün sıcaklığını üstüne başına yedire yaya
Kıçını kalçasını bir o yana bir bu yana çalkalayıp kıvırtarak o kız o şehrin sonbahar sokaklarında,
Ne sahilde fener yanar ne balığa gidenler geri döner
O kadın da öyle,
Elinde köpek belinde kuşa kuşağın kundağında çocuk akşam vaktini sallana sallana eve gidemez
…O herif
İskeledeki vapur kayık direklerine bağrını döşünü gere gere yan gelip yaslanamaz
Kargalar hoplayıp zıplayamaz kırk beşlikler çalarken cevizlikte
Akıl zevk hayal be hayat yarıştırarak makinaların ve cihazların kurup bozduğu dangalağa
Sokaklar boş caddeler tıklım evlerin yüzü gözü pasak kir, solumaya ve yunmaya yetmez yağmurların cılız mecali
Anahtar dersin
Ahbap dersin
Olurdu dersin olmazdı dersin çürümüş bir sakız gibidir laflayıp lakırdayan kilit kapı ve gargara
Üstün zeka çağının dünyayı insana kiltleyip kapattığı cehennemin dibine çakılır ve saplanır herşey
Ve kapılar örtüldüğünde dışardaki kıyamet
Akıl zihin hayat ve sicil tokuşturup yarıştırarak varılan akıbeti furya fena,
İçerdeki ceset morgundan intihar girişimli alış verişi tastamam ederek
İnsanın üstünde anlaşılabilir sadece kan revan ağıt hıçkırık bela hiddet şiddet ve cinnet
Soktatesten bu yana binlerce yıllık tutmuş ay gün hafta ve seneler ve bilmeliydin ki
Bilecektin ki
Biliyor ve farketmiş olacaktın ki
Künyesini sorana cızbız kertiklerde asosyal yorup yığan al işte bildiğin dünya
Bildiğin o bu şu öteki sıfat zamir ismiyle cismiyle burası orası veya bir başkası
Hepsi dahil bildiğin o bu şu öteli veya tek başına toplamda sen kendin
Seyfi Karaca….. Eylül/23