Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Seyfi Karaca
Seyfi Karaca

Cagir ey kalbim deli gönlüm beni bildigi gördügü duydugu dogdugu topragindan hayatin huzurunda söyleyip yazan, insan divane eylesin..!

  • tımarhane duvarı11.11.2023 - 14:33


    DÜNYA KÜTÜĞÜNDE EFSANE YAZANDAN
    ….
    Dünya kitabında kayda değer
    Yıkılmaz silinmez kütüğü künyesi ve sicili yazılı olandan
    kızılkaya,alacadağ,kavakpınarı,çatak, dodurga,edremit,torbalı, kırkağaç, tire, söke, yoncalı, haymana, salihli, kumluca, bahçedere, susuzören,çal, esme, gediz,kula,göçek, çukurincir..
    Poyrazdamları, nergiz,ören, akyaka, elmalı,kınık,beldibi, kasaba, dalyan, serik, kundu,seydişehir, viranşehir, beyşehir,karkın,ermenek,ereğli, mut, ayrancı,ulukışla,çamardı,çamlıyayla,başakpınar, yeşilhisar, yahyalı, sızır, çandır, çayıralan, turhal, yeşilyurt, akbelen, erbaa,kavak, vezirköprü, bafra,suluova, merzifon,kazankaya, iskilip ,osmancık,boyabat, taşköprü, sarıkum, ovacık,kuzkaya, pınarbaşı, bartın, ereğli,gerede,kaynaşlı, şile, sapanca, gölyaka,derince, alaçam, çakıl, erdek, gemlik,belek,aydıncık, gülnar,erdemli,değirmendere,tarsus,sikifke, yenice,pozantı,aladağ, afşin, tufanbeyli , altınyayla,yıldızeli,niksar, görele,aybastı,bulancak, şebinhisar, imranlı,araklı,ünye,mesudiye, kozan, şiran, erzin, yarpuz, kırıkhan,elbeyli, siverek , oğuzeli, elbistan, nizip,narlı ergani, halfeti, derik, tercan,ılıcalar, arpalı,ardeşen,hopa,ovacık, arapgir, akmeşe , divriğ, hekimhan, bozova, silvan,kozluk, dumlu, ispir, pasinler, tekman, şavşat ,çıldır, arpaçay, oltu, kağızman,bulanık,karlıova, horasan, gürpınar, çaldıran, doğansu, erzin, divriğ, kozaklı, hayrabolu, evreşe, kırıkhan, kozan, erciş, doğubeyazıt, gülveren….
    Şiir gibisin be mübarek
    Dilde yar aşkta diyar gözde gönülde ülkeler incisi nazlı belde sevgili yurdum
    Bütün saklı sırların senden seslenip konuştukça huzur veren kaynaklara çağlayıp çoştuğu
    İllere yollara dağlara derelere toprak toprak
    Güneşin koynundan bir kucakta, bir duvar dibinde bahar çiçekleriyle yaz bahçelerine
    Birbirine sokakları açılan kapıların dünya semtinde ve ağaç gölgesinde güz dalları portakal nar
    Tohumlanmış her bir sevincin ismi cismine yakışan çağrılarda dengini ve değerini bulduğu
    Tutkuya mahal tükenmez bağlılığın güven verici aidiyetine sonsuzluğun komşusu
    Ve emsalsiz efsanelerin şiiiri gibisin be mübarek, senden konuştukça insanın içini açan
    Yüreğini ısıtan
    Kederiyle dertleşen
    Mutluluğuyla kaynaşanHayallerin gerçek rüyası özlemlerin doyumsuz sılası kavuşmaların ile nihayet toprağı
    Sevdalısına delisine şiir gibisin be mübarek…
    Dünya defterinde emsaline efsane yazan
    Şiir …

    Seyfi Karaca….. Kasım/23

  • tımarhane duvarı23.10.2023 - 15:03


    YOLCU YOLUNA

    Hangi dağı hangi bağa
    Yükleyip saran tanıklığında yeryüzü gökyüzüne emanetse madem
    Toprak edip sevgi tohumlarını aşk harmanında elekten kalburdan savurmaya
    Yarası derde derman olanlardan bahar giyinip çiçek süsleniyorsa güzelliğin bedelidir
    Yöresiyle
    Töresiyle
    Sırrını yazan kitabın sözleşme tarihi sonsuzlukla doğum günlerini kutlayan
    Bundandır ki bakraçtaki süt serildiği sofralarda tükenir
    Perdedeki oyun sahnesi değiştiğinde yorulur yenisine can çekişir
    Penceredeki rüzgar, buluttaki yağmur, topraktaki güneş, kapıdaki sessizlik
    Uykusundan uyanınca taşla demirle yüzleşen hayaller gibidir
    Herkes bir alem kendi içinden gelip geçenlerle konuşurcasına ordan buraya
    Burdan her yere veya hiç…
    Herkes bir yol
    Her yolculuk dünya, bir kervan
    Her kervan bir yolculuktur
    Eğer ziyareti kendi üzerine değilse külliyen de zarardadır , toprakta ekmek, muslukta çeşmeler kurur tükenir
    Kervan yola
    Yol yolcusuna
    Aşk insana
    İnsansa hiç…

    Seyfi Karaca….. Ekim /23

  • tımarhane duvarı23.10.2023 - 15:01

    ……
    TAVSiYE MEKTUBU

    Güneşin kumaşından giyinmiş
    Yağmurla eğleşip rüzgarla koklaşan hayatın yollar üstü muhabbetiyle
    Yel eser yol gider insan eskir han yıkılır
    Değiştikçe iklim mevsim
    Bir eli kestane toplayan bir hali eski baharlarla evinde oturup bekleyen demden devrandan
    Çaya bugusu sinmiş efkarlara saki sunarak
    Sönmüş küllere odun kayarcasına hozan bağların yalandan bekçiliğini avutan
    Ve obası olmayan sarp dağlarda davara gidecek çoban aramakla tükenmişse nefes
    Durmuşsa saat
    Okunmuşsa kütükten kundaktan künyede yazılı tavsiye mektubu
    Sararmış solmuşsa çığlığı sessizliğin kovuklarında susup sönen yankının
    Vardan yoktan doğruyu eğriye eğriyi hurdaya eğirip büken çelişkileriyle belası gani, fenası çok…
    Herkesin boş ve yalnız bulduğu her kapıya çark edip tokmak silkeleyen sobesidir
    Bayır yokuş yerinden yurdundan sökülerek kol kanatları kırık, arızaları tam teşekküllü uzakların mahali
    İplikçi iğneci boncukçu klarnetçi postacı mobilyacı galerici camcı yorgun baygın herkes
    Dünya göçünü hediyelik eşyalar listesine sarıp vitrindeki yürürlüğe koyduğu
    Olmayınca olmuyor işte geçen giden gün sende bende
    Yok dedik ya…
    Bazan kıvrım kıvrım…
    Kimsenin görüp bilmediği kenardan kıyıdan çığ koparan sökünlere yuvarlanarak
    Bazan körükler vurarak varildeki yangına kendi kendisiyle kumara tutuşan
    Ucu bucağı belirsiz dik çıkışlı bir merdivenin tırmandığı duvarların gördüğü denizlerde
    Tüm hayatını uzaklara götürmek için gecesini gündüze katarak yutkunup can çekişen
    Burkulmuş incinmiş sızılar güzergahı sırasında kuyudaki çığlıklar gibi ağıtlarını dışa vuran
    veya sancısı hiç geçmeyen şeylerin tümüdür doğranmış lokmalardan ağulu çiğnemler dürümleyen
    Derdi kederle, acıyı zulümle defter deftere
    Mezarlıkta yitirdiği hayatını arayan sessiz suskun haller durumlar ve akıbetlerin kabalasına tüccar
    Darlık yokluk kırpık kesik çevrimler kıskacındasındır tüy hafifliği yahut köpük zerrecikleri bile Ağırlığını sürükleyip taşıyamayacağı ömrün sırtına yaşanmazlarla ören donatan yükün
    Bazan bolluk sağlık dirlik rahat mut huzur ve güven toprağında yerli yerindesindir.
    Herşeyin kaynagindan doya kana içe sinesinden
    Aşk ile oynaşır güzelliklerle sevişiyorsundur ve bazan…
    Sündürdükçe söküldüğü yerden kopuşlara doğru uzayan meselerin boyuna posuna
    Kısa ölçekli halkalar öyküler kesitler takarak
    Nasıl ki insan…
    Ay boncukları yağmur kolyeleri ve güneş damlaları gibi gibi uzak yıldızlardan
    Kendini seyre dalarcasına hepten tümden sosyal varlık olduğunu
    Ve etrafsız toplumsuz yaşamasının asla mümkün olmayacağını
    Aidiyet bağını iletişim kaynağını asosyal viranlara haşat ve harap ederek
    Kökten temelden sevgisini toprağını Işıklarını karanlığın örtüp kapattığı yalnızlığa tamamlayıp
    Eksik gedikte kalan sefil seyirlerin azap öğünleriyle zindanlaşırsa eğer
    Her kişiyi bitirip söndüren küslük dargınlık boğumlarının hücrelerine yerleşip sindirdiği
    Çölerden çoraklardan yalnızlık ve cinnet kabukları bağlayan yıkıntılara kapanıp gömüldükçe
    Kıran kırana kendi kendini imhaya gider akıbet

    Seyfi Karaca…. Ekim/23

  • tımarhane duvarı09.10.2023 - 12:35

    ….
    YAŞARKENE DÜNYAYI
    ….
    Üzülüp koparak
    Yanaktan yüze sökülüp dökülürken
    Divanda dizde avuçlar dolusu ağıtlar çalıp yakmanın ne zamanı ne devresi ne de sırasıdır
    Koyulaşan rengini boyundan küçük işlere bezendikçe karma karışık siyah beyaz
    İllaki derde derman olacaksa moral mut umut baris saygi sevgi için
    Ne en iyiye
    Ne herşeyin en kötüsüne
    Korkular endişeler kaygılar kuşkular kayıtsızlığında dolup boşalanlardan kol kürek
    Aktarıp döndermelerin körükleyici kundakçıları dışında kime ne faydası olsun ki..
    Hele de yeryüzü atıkları ve çöpleri kadar haksız hukuksuzluğa tav talip ve ittifakçıyken insanlık
    Sebep verdiği sonuçlara üstün ve baskın çıkanlarına ne kadar ağzı yüzü bozuk laf etsen
    Torbadaki bütün kelimeler ilk sinir boşalmasında daha üçünü beşini bulmadan bitip tükenecektir
    Defol
    Kaybol
    Bas git
    Yıkıl karşımdan gözüme gözükme gibilerin en nezaketli kibarlarda kaldığı
    Kontrolden çıkmışsa aklın fikrin rot ayarı balansı fireni farları depreji ve dingili
    Kontrolünü kaybetmiş savrulmaların kuyusuna düşer, kendi kendini yiyip bitirmeye şarampolleşir insan
    Bir uçurum enkazının hiç bitmeyen molozunu ve tonozunu
    Silkelendikçe zibilleşir çepe çevre hat ve güzergah
    Oysa çocukluğun gözü gönlü oldum olası ana babalığın insanlığı kökten büyüten pusula seyrindedir
    Sakin nerdeyse sukunetin oralarda bir yerde olduğuna hissedip duyan kanaatle
    Kabaran öfke böylece sahibini kamalayan hançere dönüşecektir besbelli ya…
    Sayıp sövmekle insanın daha çok kendine ağırlık verenlerin luzumsuz yük taşıyıcı hamalı olacağı
    Besbelli ya…
    Gizli fısıltısını saklı niyazını o sebeple, bu yüzden..
    Dizginlerinden tutarak götürecek olan rüzgara dala budağa bir damla sevgiden
    Güzel konuşmalı güzele sevgilim diyor ve inanıyorsa insan , güzel danışmalı
    Güzel ile görüşmeli tanışmalı bazan çamur kar toz buz olsa bille gocuk çorap don gömlek
    Yunsun yukansın
    Hamdolsun ki aşkın dilini konuştuk duyduk iştttik
    Gerçi yanıldık
    Gerçi yandık buyduk üşüdük gerçi yıprandık yorulduysak da
    Uğrumuza kendimizi
    Öğünümüze aşkı kattık,
    Katık ettik huzurun kutlu sevincini mutluluğun payına diyebilmelerin hakkı ve harcıyla
    Ömrünce yaşadığına değer doğum günlerinin

    Seyfi Karaca…… Ekim/23

  • tımarhane duvarı09.10.2023 - 12:31


    İNCİRSİN DESENE
    ….
    İzmir deyince incir geliyor aklıma fikrime
    Öyle böyle değil, incir…
    Nedeni niyesi kendime bile sırrı saklı ne bileyim niçindir nedendir
    İzmir deyince üstü açık bir kamyon ve sağlamından poyrazlanmış rüzgar
    Bağrı yakası hepten yırtılmış mintan gömleğinin mavi rengine tüm gelmiş geçmiş zamanları giyerek
    Güvertesi gemisi olmayan fırtınalara tutunarak aşk nereeee ben oralara firari fora
    İliklerine kadar yemekle bitmeyen doyumsuz iştahın kışkırtıp azdırdığı, izmir deyince
    Güzel kızlar geliyor aklıma İzmir deyince
    Güzel bağlar bahçeler
    Ve suyun o yakası
    Bu yakası
    Öteki yakası
    Karşı yakası…
    Çakarlı damperli araçların istop edip anahtar teslimatını kumbarasız deposuz kenara koyduğu
    İncir deyince çekirdeklerine kadar bal kuyusuna sarkan toprağından dalından
    İzmir deyince aklıma kaparasız sözleşmesiz kefilsiz fındık kıran fıstık çerezlenen
    Yarim ferahnaz yosmam güzel saz piyesiyle ,
    Güzel kızlar
    Güzel aşklar
    Orası burası güzel alnından öpülesi incirsin desene, ki…
    Dill dudağı dilber iskele rampaları ve vapur kaçamakları geliyor aklıma
    İnciri kendine emsal, aşka sandal kayık İzmirsin dedense….

    Seyfi Karaca…Ekim/23

  • tımarhane duvarı08.10.2023 - 16:34


    BİR SOĞUK GÖLGE ve BİR SURETİ HAYALDEN İBARET
    ….

    Demek oluyor ki,
    Bal yiyen baldan da..
    Toprak hattında şarteli inik sağı solu belli olmayan burgaçlı gerilimlere hususiyeti mahsus
    Yanlış bağlantıların kablosu pirizi alıştıkça başkalaşan çarpılmalarla evli barklığa çorak çıktığı
    insanını her ayrıntıda kendi hortlak molozuna benzetmesi kaçınılmaz ve kesindir
    Yollar kurulur bozulur amenna lakin..
    Dirayetin dayanıklığın ilmim iraden yoksa bıraktın mı hiç ummadığın çukurlara düşüyorsundur
    Asıldın mı bilinmedik boşluklara sökülüp kopuyorsundur
    Ve bir kere sökülüp koptunmuydu doyurup besleyen ölümün gıdasına zıkkımına zehrine avunup aldanan
    Hiç anlayıp bilmiyorsundur bile asıl neydi, esas neresi, sahte hangisi, yalan dümen kim..
    Formatlanmış ölçülerin gerçek insan varlığını kendisiyle tanımlamayan kokuşmuş kalıplardaki
    Alıştıkça yanıltan her yokluğu varmış gibi algılayıp kabullenerek
    Yılgın yorgunlara bezmiş usanmış poz ve piyasa dayatmalarını ısrarla ve inatla
    Aşırı koruyuculuğun seni sana rehin alan her çeşit kusursuz hatasızlığı tapınaklaştırdığı kurdan kulvardan
    İyilik güzellik bahanesi adına yolunu ilkesini azıp sapıtmış mükemmellik morguna buzullaşarak
    Kendinden rol çalan hayatı sönük ur kitlesi vitrininde birikinti artığı ve kalıntı çöplüğüdür
    Demek okuyorsun ki, ilkesi iradesi olmayan hayatın mülk sahibiysen yürürlükteki morga
    Öte berisiyle beraber çıfıt kadavrası yıkıntılar fosili ve murdar kalıntısı olmaya mahkumsındur
    Hiç sektirmez şaşmaz mahvoluşun itildikçe aralanan aciz viran muhtaç ve sığıntılar yükünü
    Sefil surette eğri büğrü şirincelik dişirip toplayan sürgün kapılarına rezil rüsva ederek
    Kıyamet gününü kendi intiharıyla süsleyip donatan kargaşa noktasıdır dünya bildiğin trafik
    …. Çünkü hangi niyetlerle yola çıkarsa çıksın hiç bir şey yoktur ki
    Her zahmeti zor dayanma gücünün bittiği kırılgan bir yerde darmadağın çürüyüp çökmesin
    Ancak tek şarta yerin dibine toprak olup cesedini çiğnetmeye ölüp gitmek kadar
    İntihar peşinde kıyamet ekip biçen azap diyetini yutkunup sindirmeye rıza gösterip razı gelerek
    Ve belasına derdine bulaştıkça çığ gibi büyümelerin ipe sapa gelmez yumağını öre işleye
    Ölüp kendinden kurtulmakla ancak bıraktığı dünya boşluğunu yitik kayıp dosyalarla ödeşmeye
    Bütün küskünlüklerin örülü duvarları geçimsiz kapıları gidilmez yöreleri ve aşılmaz dağlarını
    Esen yellerden sorarak can acısının yakıp körüklediği hasret kokusunda yol gözleyip bekleşen
    Yetmişinden sonra hele bir daha bir başkadır dünya gününü huzurun armağanını sihhate sağlığa diyerek
    Ecel garında bembeyaz mendillerin kendiliğinden sallandığı kimi sarmaş dolaş yıkık yoksun
    Kimi derdi dertle avutmanın sahibi kimi yalnızlığyla muhabbete keyfe kederler sarmalıyla
    Paranın mülkün karşılayamayacağı kutsal değerliliktedir çünkü ilkesi sıfatı doğal dengelerden olup bitme insan ve insanlık
    Demek oluyor ki böylece bu yollarda bal yiyen baldan da zehirlenir bıkar bezer usanır mı usanır…
    Demek oluyorsun ki,
    Olsun da sevgi dilinden
    Olsun da itibarı saygıdan
    Olsun da sıfırla başlayan her şeyi sıfıra bitirip tüketerek aklına fikrine hayaline koyup giderken dünyayı
    Ölecekse insan iki dudağının arasında aşkın
    Koynunda kucağında bir piyeslik hayal perdesidir sonsuzluğa miras devran döngüsü fani
    Demek oluyorsun ki, bir yol bir han aralığında ölsem de gitmen sandığın misafirlikte
    Konar göçerliğin kervan katarında bir gölge ve bir sureti hayalden ibaretsin

    Seyfi Karaca…. Ekim/23

  • tımarhane duvarı04.10.2023 - 19:57


    DIYESiM GELENE
    ….
    Ne süslü sandiklarda ziyneti kilitli haciz malidir dün, ne desinler görsünler aklina iflas tezgahindaki ispata kanita muhtac insanlik mirasidir bugünden tezi yok yarin. INSAN ki…..doymusluk kanmislik yetinmeleriyle aklinin hududunu, yasamanin maksadini, varliginin anlamini degerini ve karsiligini bilip NEDENSELLIK iliskisiyle her bir fedakarliga örüp isleyip dokumadikca…her zahmet hacizdir. Her niyet maksatsa iflasin kacinilmazligina yilip yalpalayan yaltaklanan güdüklenen ve her degisim dönüsümü biriken dert sorun fesatlik fitnelik görgüsüzlük karinsizlik karamsarlik güvensizlik istikrarsizlik ve inancsizlik süpesi kuskusuyla bogulup tikandigi cöplüklere alcalip kücülmelerin sahte, soyut, samimiyetsiz, kaypak kisiliksiz ve karaktersizligine yuvalanip hücrelenisini ve ucurumunu derinlestirir. KI böylesi tükenis, sesi rengi tavri tutumu davranisi duyarliligi ve kumasi kendini temsil etmeyen ve insandan olmayan zir zibil igretisi ve igrentisidir.
    Bu bir ikindi kahvesiydi, her söze gönül doyuran selamlasmayi yudumladikca, hatirda hatiradaki herseye ve herkese bu baglamda sevgiyle doyun saglicakla kalin diyesi gelense eger, dogduguna hiic pisman degildir cisiltilerde büyüyen akarsu, günes damlalarinda büyüyen dag bayir tarla ve toprak, hele de yalansiz yapmaciksiz tartan ve tasiyan degerlerin kiymetlisine insan, ne ziyadedir ne noksanda, herkes bizzat kendi kendine.

    Seyfi

  • tımarhane duvarı01.10.2023 - 18:42


    SONBAHARSA SAZ ve GIRNATA
    ….
    Sonbaharsa saz gırnata
    Hüzün nadasıyla göçebe güzünü ve yeryüzü harmanını, gerçi..
    Gerçi çeyrekten buçuğa
    Olur musun
    Gider misin
    Varır mısın
    Kalır mısın…
    Gerçi kovuklar içinde halkalanmış bir koridor sehpasıdır orda burda oturup kalktığın
    Bir güleylen dünyasıdır her demde serip sürdüğün sofralar tuzdan acıdan
    Bir gelip gitmek arasıdır ister sus ister söylen iadeli taahütlü sebebi ziyarete mühür ve mektup
    Kızgın çölün soğuk sessizliğine
    Acıklı serap çizgileri gösterir gibi dipten derincelerden
    Oyukluğunu kendi içinde saklayan açık seçik koz kırımlarına iskambil
    Ve kızkısrak resimleriyle belediye otobüsünün en son saatinden inerek sahneye çıkan
    Afişleşmiş duvarlarda gıcırdayıp dönen uğultulu gecenin rengi ne dün ne yarın
    Mecburen postasını birçok ve pek çok paylaşılmadıklara dağıtarak hüznün tüketen sabrıyla
    Soykası kara yerden gelesice diline dünyayı ihbar eder gibi sureti viran silüet
    İçtikçe damlası acılaşan susuzluğun çöl yangınlarını akrep dönüşlü bir saattir
    Zehirden
    Zemberekten
    Debelenip duran yalnızlığa alfebe öğretir gibi çırpındıkça karanlığın uzadığı
    Derinliğin kaybolduğu
    Yırtılmış sökülmüş bohça ilmeğini ölsün de öteberisi bana kalsın cenderesinde söküp dikerek
    Bir asansör karşılaşması sonrası karanlığın dip yarısından sabahların çiy düşümüne kadar
    Bir hazan müddetidir
    Ve bir sazan öyküsü başladığı yere döner her hikaye her canlı her insan
    Başını kendi belasına çarpa çarpa ..
    Çeyrekle buçuk koridor aralığında su götürür yel üfürür toprak ve sıla çağırır
    Döner dolanır dallarına tutunduğu ve sırtına sarındığı ömrüyle,
    …. kumlara yazılanları silen dalgalar gibi
    Sıfırı tüketen dünya yüküyle yele yamaç yağmura bulut..
    Ziyaretin doğduğu yerden çağıran sessizliğe temelli göç eyler

    Seyfi Karaca….. Ekim//23

  • tımarhane duvarı27.09.2023 - 14:44

    …..
    HALVAKiTTE EYLÜL GÖCEBESiYiM MADEM
    …….
    Gidiyorum artik
    Zeytinlere gidiyorum, ay salincaginda isildayip parlayan zühre kivilcimlarina
    Güz salkimlarina gidiyorum, igdelere incirlere
    Portakalmis turuncmus narenciyeleri palmiye dallariyla konu komsuluk ettigi
    Edirneyle ardahan arasi ve sinopla alanya kalesi
    Gül tenine askin ve sevginin tutkusu sinmis bulasmis
    Topraklarin delsine divane insan sicakligini eleyip süzüp harman ettigi
    Irem baglarina yediveren bahcelerine
    Ormanlara daglara denizlere gidiyorum
    Kozasinda güzelligin büyüsünü boyanip süslenen kasabalara köylere
    Ve polenlerinde ariyla kelebeklerin ötüsen kuslara kur yaparak
    Kanat cirpindigi yel kovanlara gidiyorum, balkovanlara..
    Sepetlere dolan kaktüs yemislerinin dörtmevsimler yurduna gidiyorum
    Trakyaya harputa mardine midyata artvine sinopa
    Kimi yayla kimi ova kimi derin vadi kimi kizil irmak
    Ucsuz bucaksiz sari buydaylara yalniz agaclara dolu dizgin bozkirlara gidiyorum
    Firiktir fenikedir hitittir babildir iyonyadir yahut sümerdir
    Biraz ege esintisi, biraz akdeniz kayik yelkenlisi, biraz kum, biraz iyadeye kalan
    Vaktin bundan sonraki evi sokagi Fethiyesi…
    Cöküp yerleserek yeni öykülere tasinan hikayesi yazilmadik huzuru hissesine
    Bin yillarin damar damar insanlik mirasini evsindigi anadoluya gidiyorum
    Karli daglardan sirali göllerden iliklerime kadar sinmis sizmis
    Kesintisiz yagmurlardan ayazdan buzdan vikingten germenden
    ….karptlardan ve alplerden
    Hasreti ömrümün genclik caglarini gezmis yorulmus diyari gurbetlerden
    Cocuklugumu kundaginda hala el bebek gül bebek hayal ve hatirasinda
    Dün gibi saklayip sevgili bilen gelmis gecmisime,
    Günese gidiyorum gönül diyarina tohum toprak olmus sevgili ülkeme
    Madem ask iken bir yol bir ömür bin devran
    Biraz elvedalarda koyulup gidenlere hoscakal
    Biraz sofrasi kurulu sevinclere hali vaktin eylül göcebesi
    Ve kucaklar dolusu merhabalardayim madem…

    Seyfi Karaca………..Eylül / 23

  • tımarhane duvarı20.09.2023 - 15:43

    …..
    ASOSYAL COCURTU ( kertiklemesine)
    ….
    Sidik yarıştırmasını..?
    Hadi diyelim
    Hadi
    Anlayıp kabullenmesem de kabul deyip anlayana tepe tepe kullansın kıyağı benden olsun
    Fakat akıl zevk merak hayal his duygu kafa kalıp gölge ve hayat yarıştırmak…?
    Benlik narkozunu kimsenin erişip ulaşamayacağı servete sermaye etme budalalığıyla
    İçine çektikçe cerahat cerahat şişen kabaran büzülen pörsüyen azalan azgınlaşan kördüğümleşmrye
    O yol ordan geçmez olur, o boru , o hortum , o dülger, o matkap, o delik deşiklik haraba karargah kurar
    Kendisini ortadan kaldırmanın azgın sapkın dehşetli çelenk kelepçesidir İnsana yapıştıkça yapışır
    İnsanı boğdukça boğar
    İnsanı bölük pörçük, lime lime ve dilim dilim ezip ufaladıkça ufalar
    Başkasının aferinine
    Takdirine
    Onayına
    Alkışına
    Tezahüratına
    Çapraz işaretine asimetrik kıskacına ve dümdüz yatay çizgisine yanıp yıkılarak
    Kendi üstüne devrilmiş bir kusnuk çöküntüsüdür her çöplükten dünya mülkü kazanmanın derdine düşmeler
    Ha bire limitsiz otorite
    Sınırsız imtiyaz
    Kayıtsız sorgusuz hükümranlık
    Eşsiz emsalsiz güç gösteriş irade yetki kaynak imkan ve ihtişam sahibi olmak yaratıklığına
    Sivri ve süper zekayı kendine cayır cayıp yakıp yiyip harcayıp bitirerek
    Bütün bozulmuş çürümüş kokuşmuş hastalıklı ve arızalı alışkanlıkların hiper aktivitesiyle cünüpleşip
    Ne üdüğü belirsizliğin abuk subuk sicilsiz soysuz sopsuzluğundan maskeler kodlar ve markalar kundaklanmakla
    Doğası gereğini yerine getiremez insan maskarasına devre mülk olmuşsa dünya devran
    Dağın ardından doğarken ay , ufkun ötesinden sökerken şafak.,suyun bağrında sönerken güneş
    Yıldızlar damda bulutlar gökte dün ve yaronyorgın yılgın yollarda
    Ve akıl hayal hırs ve hayat yarıştırıp tokuştururlen insanlar murdar olur
    Yerle yeksan olur
    Pisi pisine zıbarır ölür
    Yazdan kalma günün sıcaklığını üstüne başına yedire yaya
    Kıçını kalçasını bir o yana bir bu yana çalkalayıp kıvırtarak o kız o şehrin sonbahar sokaklarında,
    Ne sahilde fener yanar ne balığa gidenler geri döner
    O kadın da öyle,
    Elinde köpek belinde kuşa kuşağın kundağında çocuk akşam vaktini sallana sallana eve gidemez
    …O herif
    İskeledeki vapur kayık direklerine bağrını döşünü gere gere yan gelip yaslanamaz
    Kargalar hoplayıp zıplayamaz kırk beşlikler çalarken cevizlikte
    Akıl zevk hayal be hayat yarıştırarak makinaların ve cihazların kurup bozduğu dangalağa
    Sokaklar boş caddeler tıklım evlerin yüzü gözü pasak kir, solumaya ve yunmaya yetmez yağmurların cılız mecali
    Anahtar dersin
    Ahbap dersin
    Olurdu dersin olmazdı dersin çürümüş bir sakız gibidir laflayıp lakırdayan kilit kapı ve gargara
    Üstün zeka çağının dünyayı insana kiltleyip kapattığı cehennemin dibine çakılır ve saplanır herşey
    Ve kapılar örtüldüğünde dışardaki kıyamet
    Akıl zihin hayat ve sicil tokuşturup yarıştırarak varılan akıbeti furya fena,
    İçerdeki ceset morgundan intihar girişimli alış verişi tastamam ederek
    İnsanın üstünde anlaşılabilir sadece kan revan ağıt hıçkırık bela hiddet şiddet ve cinnet
    Soktatesten bu yana binlerce yıllık tutmuş ay gün hafta ve seneler ve bilmeliydin ki
    Bilecektin ki
    Biliyor ve farketmiş olacaktın ki
    Künyesini sorana cızbız kertiklerde asosyal yorup yığan al işte bildiğin dünya
    Bildiğin o bu şu öteki sıfat zamir ismiyle cismiyle burası orası veya bir başkası
    Hepsi dahil bildiğin o bu şu öteli veya tek başına toplamda sen kendin

    Seyfi Karaca….. Eylül/23