kalbini imanla bedenini ibadetle şereflendirenlere selam olsun.kalp şerefli olursa beden de şerefli olur herkese mutlu yıllar ve şerefli ve aziz insanlarla karşılaşmanız dileğiyle.
Yarın, bugünden daha iyi olsun... 23 de 22'den... Yarını bir milat kabul edelim... Sağlıkla, sevgiyle, aşkla, ağız tadıyla bir yıl geçirmenizi can-ı gönülden temenni ediyorum... Tüm beklentileriniz gerçekleşsin... Mutlu yıllar...
derin yalnızlık sıktığım portakal suyunu da masaya getirip zorlama bir coşkuyla hadi bakalım diyorum. kahvaltımızı yapalım acele et çıkmamız lazım. bu gün okulun ilk günü. oğlum bu gün okula başlayacak. yepyeni okul formasını giymiş, ne de yakışmış. bir kaç lokma yemeye zorluyor kendisini ona göstermemeye uğraştığım tedirginliğimi yoğun bir çabayla sesime yüklediğim coşkuyla kapamaya çalışıyorum. çok sessiz benim oğlum evde sessiz, sokakta sessiz, alış verişte sessiz bir iki çocuğun olduğu ortamlarda sessiz ilk adımı hep karşıdan bekliyor, tek arkadaşı benim benimleyken dünyalar onun oluyor, her şeyi sevgiyi mutluluğu, acıyı, nefreti,durgunluğu, coşkuyu yalnız benimle paylaşabiliyor. yalnızlığı beni hep tedirgin ediyor, içimde bir kıymık ve okıymığın verdiği ince bir sızı. babasının ölümünden sonra daha da arttı insanlarla iletişime geçememe hali bana daha da düşkünleşti. kreşe bile devam etmek istemedi, ilkokuldan önceki bir yıl günlerini evde benim işten dönmemi bekleyerek geçirdi. onu açılsın oynasın diye götürdüğüm parklarda tek başına bir kenarda oynuyor, kimseye karışmamayı tercih ediyordu, ömrünün en nadir bir iki çocukla oynadığı zamanlarını hatırlıyorum çok mutluydu, dünyalar onun olmuştu, hele adının söylenmesinin kızgınlıkla bile olsa onu çok mutlu ettiğini fark etmiştim. bu gün okula gidecek olan oğlum yaşamında çok önemli bir başlangıç yapıyordu, biliyordum bu onun üstesinden gelinmesi çok zor bir ödevdi son bir kaç hafta sürekli okulla ilgili sorular sordu ben onu bırakıp gidecek miydim bir daha hiç gelmeyecek miydim insanlar ona nasıl davranacaktı. minik ellerini bıraktım haydi şu sıraya otur dedim, pırıl pırıl bakan onlarca çocuk vardı orada, onlardan biri de benim yavrumdu parmaklarımı sıkı sıkı sarmış haldeki minik eli çözüldü, duraksayarak gösterdiğim yere oturdu. arkama baktım el salladım göz yaşlarımı görmesin diye hızla uzaklaştım. aradan geçen bir kaç gün çok coşkuluydu bana arkadaşlarını öğretmenini anlatıyordu bol bol yaptığı bazı saçma şakalara arkadaşlarının kahkahalarla güldüklerini teneffüste kaçırdığı gol için nasıl tartıştıklarını falan filan öğretmeni o gün aferin ilk sen yaptın deyip başını okşamıştı, ertesi gün niye arkadaşına vurdun deyip azarlamıştı olay ne olursa olsun anlatırken çok mutluydu. bir gün işten izin alıp okula gittim sınıfından bir iki öğrenci gördüm oğlumu sordum tanımıyorlardı sınıfa çıktım oğlumu bahçede boşuna aramıştım sınıfta en arka sırada tek başına oturuyordu, sıralarında sohbet eden bir iki öğrenciyi imrenerek dinliyordu, o zaman anladım oğlum bana hikayeler uyduruyordu, iyi ama neden öğretmeni onun çok sessiz sakin bir çocuk olduğunu kendisine bir şey sorulmadıkça hiç ağzını açmadığını verdiği cevapların da bir iki kelimelik olduğunu anlattığında hiç şaşırmadım. evde bu konuyu sorduğumda bana cevap vermedi onun yerine kocaman göz bebeklerini gözlerime dikip yalan söylediği için çok özür dilermiş gibi baktı. takip eden günlerde artık oğlum hikayeler anlatmıyordu sessizce yemeğini yiyip, sessizce odasına geçip ödevlerini yapıyor, sessizce televizyon izliyor ve uykusu geldiğinde sessizce uyuyordu. bu hali içime işliyordu, bir gün oğlum bana anne arkadaşlarımı eve çağırabilir miyim dedi. çok şaşırdım çünkü oğlumun hiç arkadaşı olmadığını biliyordum tabiiii oğlum dedim oğlum çok mutluydu, yanağıma bir öpücük kondurdu. pasta da yapar mısın anne tabiii ki hem de senin istediğin gibi kakaolu dedim anneciğim çok mutluyum dedi. ertesi gün işten geldim. görünürde hiçbir tuhaflık yoktu. oğlum benden önce gelmişti. anne dedi içeride misafirlerimiz var gel seni onlarla tanıştırayım. hayret hiç ayakkabı yoktu kapıda. elimden tutup odaya beraber girmemizi sağladı. bu barış barış bu annem dedi ben sesim titreyerek memnun oldum barış dedim bu da Ahmet hoş geldin Ahmet dedim kalbim hızlanmıştı. oğlum dikkatle bana bakıyor bir saniye bile gözlerini benden ayırmıyordu. nasıl buldun anne arkadaşlarımı çok iyiler yavrum çok hoşlar diyebildim. benim annem çok harikadır dedi kendisi böbürlenerek. ben pastayı getireyim diyip hızla kendimi odadan dışarı attım. mutfakta hıçkırıklarımı içime atarak ağladım, oğlumun duymasını istemiyordum onu yıllardır ilk kez bu kadar coşkulu ve mutlu görüyordum uyandırmaya kıyamadım dokunduğumda kırılıverecek cam bir dünyaydı ev eşyalar ve oğlum dağılıp gidivermesine buna sebep olanın ben olmasına gönlüm razı gelmiyordu. oğlumun odadan kahkahaları duyuluyordu, gözlerimi kurulayıp kendimi teskin ettikten sonra pasta tabaklarıyla odaya girdim oğlum masaya tabakları yerleştiriyordu itinayla beni de oturttuktan sonra hep beraber sohbet ederek pastalarımızı yedik hayatımda yediğim en acı nimetti o pasta bizi bir gören kesinlikle deli olduğumuzu anlardı. oğlum arkadaşlarını yolcu etti bu olayı bir daha konuşmadık psikiyatrın söylediğine göre oğlumunki çok derin bir yalnızlıktı. çocuk zihni bu yalnızlığın ona yüklediği duygusal yükü taşıyamamıştı. oğlum benim güzel oğlum sen dünyanın en sevgi dolu en sevmeye sevilmeye muhtaç kalbindeki sevgiyle en kalabalık insanısın.
Noel ile yeni yıl kutlamasını aynı sananlar var.. Noel 25 Aralık'ta kutlanır... Yeni bir yıla girerken insanlar sevinebilir Kendince kutlayabilir Ben üzülüyorum her yeni yılda Ömürden giden 365 günün farkına varıyorsun her yılbaşında... Çay gider bunun yanında.....
nihat kuruyer dikkat ettim de başkalarını bilmem ama sen özellikle siyasi çekişmelerde buraya giriyor bir şeyler yazıyorsun bir de şu tepeden bakmaya çalışman yok mu akıl verir tavrın bitirimlik nesin sen modern evliya mı kürsünün sahibi mi puder kuruyer mi
ha bu arada kılıçdaroğlu yürüyen merdivendeki kedi profili koyduklarında bile bu kadar içim acımamıştı ben hamburgerimi bitirmeden saraçhanede halay çekmeleri demiş
yok şahsen ben ikna oldum gierçekten en madurumuz o evrenin galaksinin maduru
neyse sana ayrılan sürenin sonuna geldiniz size iyi belgesel izlemeler bizim için durmak yok yola devam siz belgeselden beyni yananlar yine kaybeden taraf olmaya bile isteye namzetsiniz karşınızdakileri dinleme edebi bile olmayan kibir abidelerini rabbim daima daha da alçaltmıştır bu yaşananlarla sabittir her seçim kaybeden olmak da ciddi bir maduriyet psikolojisi yarattı sizde haliyle çıkamadınız anlıyoruz
yine de hiçbirimiz almanyada hamburger yemeye giden kılıçdaroğlunun oğul ve kız kardeşi tarafından hançerlenmesi kadar olamaz hepi topu bir hamburgerdi yav sekiz saatçikti yani ne de sabırsızlarmış bekleyemediler durun geliyorum dedim dinletemedim ey kainat var mı benden maduru
meral abla da madur mesela mansur mu olsa ekrem mi ama hangisi olursa olsun da nolur kemal olmasın çıkmazı ve aymazlığında iki cazip ot arasında seçim yapamayan ve açlıktan ölen eşşek maduriyetindeymiş inanın çok zor işi çok çok çok
neyi anlamadım biliyor musunuz burda birileri mesela burayı sahiplenen birileri sadece Atatürk denince baş örtü denince harekete geçmiyormuş, eyt sorunu çözüldü savunmamız güçlü falan filan deyince de klavye canavarı kesiliyormuş, siber zorbalık yaptıkları en hafifinden koyun diyerek sözüm ona hakaret ettiklerini sanıyorlar ya sırtlan olmak daha kötü inanın.
koyunların ürettiği sırtlanların da onları kemirilecek bir şey sanıp kemirmeye kalktığı vidyosu çekilmiş iyi bir belgesel halk tv de yayınlanıyormuş izlemeni tavsiye ederim bir belgesel sever olan sana
bugün yine güneş doğudan yükselecek ve tevbe kapısını aşındırın ölüm kati ve gerçek sabahel hayr sabahen nur.günaydın efem.
kalbini imanla bedenini ibadetle şereflendirenlere selam olsun.kalp şerefli olursa beden de şerefli olur herkese mutlu yıllar ve şerefli ve aziz insanlarla karşılaşmanız dileğiyle.
Yarın, bugünden daha iyi olsun... 23 de 22'den...
Yarını bir milat kabul edelim...
Sağlıkla, sevgiyle, aşkla, ağız tadıyla bir yıl geçirmenizi can-ı gönülden temenni ediyorum...
Tüm beklentileriniz gerçekleşsin...
Mutlu yıllar...
Herkese mutlu yıllar.
Bir iyiliğim dokunsa dünyadaki herkese…
Keşke
Işıl ışıl, taptaze
O bahar mevsiminle geliversen,
Uzatıversen elini,
Canımı da sana versem Sevgili…
derin yalnızlık
sıktığım portakal suyunu da masaya getirip zorlama bir coşkuyla hadi bakalım diyorum.
kahvaltımızı yapalım
acele et çıkmamız lazım.
bu gün okulun ilk günü.
oğlum bu gün okula başlayacak.
yepyeni okul formasını giymiş, ne de yakışmış.
bir kaç lokma yemeye zorluyor kendisini
ona göstermemeye uğraştığım tedirginliğimi yoğun bir çabayla sesime yüklediğim coşkuyla kapamaya çalışıyorum.
çok sessiz benim oğlum
evde sessiz, sokakta sessiz, alış verişte sessiz
bir iki çocuğun olduğu ortamlarda sessiz
ilk adımı hep karşıdan bekliyor, tek arkadaşı benim
benimleyken dünyalar onun oluyor,
her şeyi sevgiyi mutluluğu, acıyı, nefreti,durgunluğu, coşkuyu
yalnız benimle paylaşabiliyor. yalnızlığı beni hep tedirgin ediyor, içimde bir kıymık ve okıymığın verdiği ince bir sızı.
babasının ölümünden sonra daha da arttı insanlarla iletişime geçememe hali
bana daha da düşkünleşti.
kreşe bile devam etmek istemedi,
ilkokuldan önceki bir yıl günlerini evde benim işten dönmemi bekleyerek geçirdi.
onu açılsın oynasın diye götürdüğüm parklarda tek başına bir kenarda oynuyor, kimseye karışmamayı tercih ediyordu, ömrünün en nadir bir iki çocukla oynadığı zamanlarını hatırlıyorum
çok mutluydu, dünyalar onun olmuştu, hele adının söylenmesinin kızgınlıkla bile olsa onu çok mutlu ettiğini fark etmiştim.
bu gün okula gidecek olan oğlum yaşamında çok önemli bir başlangıç yapıyordu, biliyordum
bu onun üstesinden gelinmesi çok zor bir ödevdi
son bir kaç hafta
sürekli okulla ilgili sorular sordu
ben onu bırakıp gidecek miydim
bir daha hiç gelmeyecek miydim
insanlar ona nasıl davranacaktı.
minik ellerini bıraktım
haydi şu sıraya otur dedim,
pırıl pırıl bakan onlarca çocuk vardı orada,
onlardan biri de benim yavrumdu
parmaklarımı sıkı sıkı sarmış haldeki minik eli çözüldü, duraksayarak gösterdiğim yere oturdu.
arkama baktım el salladım
göz yaşlarımı görmesin diye hızla uzaklaştım.
aradan geçen bir kaç gün çok coşkuluydu
bana arkadaşlarını öğretmenini anlatıyordu bol bol
yaptığı bazı saçma şakalara arkadaşlarının kahkahalarla güldüklerini teneffüste kaçırdığı gol için nasıl tartıştıklarını falan filan
öğretmeni o gün aferin ilk sen yaptın deyip başını okşamıştı,
ertesi gün niye arkadaşına vurdun deyip azarlamıştı
olay ne olursa olsun anlatırken çok mutluydu.
bir gün işten izin alıp okula gittim
sınıfından bir iki öğrenci gördüm
oğlumu sordum
tanımıyorlardı
sınıfa çıktım
oğlumu bahçede boşuna aramıştım
sınıfta en arka sırada tek başına oturuyordu, sıralarında sohbet eden bir iki öğrenciyi imrenerek dinliyordu, o zaman anladım
oğlum bana hikayeler uyduruyordu, iyi ama neden
öğretmeni onun çok sessiz sakin bir çocuk olduğunu kendisine bir şey sorulmadıkça hiç ağzını açmadığını
verdiği cevapların da bir iki kelimelik olduğunu anlattığında hiç şaşırmadım.
evde bu konuyu sorduğumda bana cevap vermedi
onun yerine kocaman göz bebeklerini gözlerime dikip yalan söylediği için çok özür dilermiş gibi baktı.
takip eden günlerde artık oğlum hikayeler anlatmıyordu
sessizce yemeğini yiyip, sessizce odasına geçip ödevlerini yapıyor, sessizce televizyon izliyor ve uykusu geldiğinde sessizce uyuyordu.
bu hali içime işliyordu,
bir gün oğlum bana anne arkadaşlarımı eve çağırabilir miyim dedi.
çok şaşırdım
çünkü oğlumun hiç arkadaşı olmadığını biliyordum
tabiiii oğlum dedim
oğlum çok mutluydu, yanağıma bir öpücük kondurdu.
pasta da yapar mısın anne
tabiii ki hem de senin istediğin gibi kakaolu dedim
anneciğim çok mutluyum dedi.
ertesi gün işten geldim.
görünürde hiçbir tuhaflık yoktu.
oğlum benden önce gelmişti.
anne dedi içeride misafirlerimiz var
gel seni onlarla tanıştırayım.
hayret hiç ayakkabı yoktu kapıda.
elimden tutup odaya beraber girmemizi sağladı.
bu barış
barış bu annem dedi
ben sesim titreyerek
memnun oldum barış dedim
bu da Ahmet
hoş geldin Ahmet dedim kalbim hızlanmıştı.
oğlum dikkatle bana bakıyor bir saniye bile gözlerini benden ayırmıyordu.
nasıl buldun anne arkadaşlarımı
çok iyiler yavrum çok hoşlar diyebildim.
benim annem çok harikadır dedi kendisi böbürlenerek.
ben pastayı getireyim diyip hızla kendimi odadan dışarı attım.
mutfakta hıçkırıklarımı içime atarak ağladım, oğlumun duymasını istemiyordum
onu yıllardır ilk kez bu kadar coşkulu ve mutlu görüyordum
uyandırmaya kıyamadım
dokunduğumda kırılıverecek cam bir dünyaydı ev eşyalar ve oğlum
dağılıp gidivermesine buna sebep olanın ben olmasına gönlüm razı gelmiyordu.
oğlumun odadan kahkahaları duyuluyordu, gözlerimi kurulayıp kendimi teskin ettikten sonra pasta tabaklarıyla odaya girdim
oğlum masaya tabakları yerleştiriyordu
itinayla beni de oturttuktan sonra hep beraber sohbet ederek pastalarımızı yedik
hayatımda yediğim en acı nimetti o pasta
bizi bir gören kesinlikle deli olduğumuzu anlardı.
oğlum arkadaşlarını yolcu etti
bu olayı bir daha konuşmadık
psikiyatrın söylediğine göre oğlumunki çok derin bir yalnızlıktı.
çocuk zihni bu yalnızlığın ona yüklediği duygusal yükü taşıyamamıştı.
oğlum benim
güzel oğlum
sen dünyanın en sevgi dolu en sevmeye sevilmeye muhtaç kalbindeki sevgiyle en kalabalık insanısın.
Laf kaşarı olmayandır dedi
Hele biri var ki ağzından yağ damlıyor.
Iyyyy vıcık vıcık
alev alatlı
tüm zamanlara düşülmüş şerh gibi.
şerhliğini severim ben senin.
Maalesef öyle
Deseler ki şimdi ay sonu gelsin
Hemen olsun isteriz
Ömürden gittiğini hesap etmeden
Allah hepimize hayırlısını versin
Noel ile yeni yıl kutlamasını aynı sananlar var..
Noel 25 Aralık'ta kutlanır...
Yeni bir yıla girerken insanlar sevinebilir
Kendince kutlayabilir
Ben üzülüyorum her yeni yılda
Ömürden giden 365 günün farkına varıyorsun her yılbaşında...
Çay gider bunun yanında.....
"Zıkkımın Kökü" nerelerdesin !
Uyku bedene düşen naif bir sevdadır
şu aziz ikindi saati bela okuyan emmi
sen de o bayat çayından iç bi fondüp bakiim havan yerine gelsin
bela anıp durma burda o bela seni bulur yoksam
serbest kürsünün çaycısı
börekçisi
belgeselcisi olur da
evliyası olmaz mı
iyilik perisi
dervişi
ermişi
mesaj alındı
mariya kuruyer
nihat kuruyer
dikkat ettim de
başkalarını bilmem ama sen özellikle siyasi çekişmelerde buraya giriyor bir şeyler yazıyorsun
bir de şu tepeden bakmaya çalışman yok mu akıl verir tavrın
bitirimlik
nesin sen modern evliya mı
kürsünün sahibi mi puder kuruyer mi
sabah kalktım bi baktım ki
ülkücü kayınçom emekli olmuş
allah onun belasını versin inş.
bu mendeburdan kurtulamadık muhderemler
ha bu arada
kılıçdaroğlu yürüyen merdivendeki kedi profili koyduklarında bile bu kadar içim acımamıştı
ben hamburgerimi bitirmeden saraçhanede halay çekmeleri demiş
yok şahsen ben ikna oldum
gierçekten
en madurumuz o
evrenin
galaksinin maduru
neyse sana ayrılan sürenin sonuna geldiniz
size iyi belgesel izlemeler
bizim için durmak yok yola devam
siz belgeselden beyni yananlar
yine kaybeden taraf olmaya bile isteye namzetsiniz
karşınızdakileri dinleme edebi bile olmayan kibir abidelerini rabbim daima daha da alçaltmıştır
bu yaşananlarla sabittir
her seçim kaybeden olmak da
ciddi bir maduriyet psikolojisi yarattı sizde haliyle
çıkamadınız
anlıyoruz
kulak vermezsin olur biter o koyun seslerine
bu kadar tahrik olup
kendini belgesele vurmak niçun yavrum
yok yok
yine de hiçbirimiz
almanyada hamburger yemeye giden kılıçdaroğlunun oğul ve kız kardeşi tarafından hançerlenmesi kadar olamaz
hepi topu bir hamburgerdi yav sekiz saatçikti yani
ne de sabırsızlarmış bekleyemediler durun geliyorum dedim dinletemedim
ey kainat var mı benden maduru
meral abla da madur
mesela mansur mu olsa
ekrem mi
ama hangisi olursa olsun da nolur kemal olmasın
çıkmazı ve aymazlığında
iki cazip ot arasında seçim yapamayan ve açlıktan ölen eşşek maduriyetindeymiş inanın
çok zor işi çok
çok
çok
neyi anlamadım biliyor musunuz
burda birileri
mesela burayı sahiplenen birileri sadece Atatürk denince baş örtü denince harekete geçmiyormuş,
eyt sorunu çözüldü
savunmamız güçlü
falan filan deyince de klavye canavarı kesiliyormuş, siber zorbalık yaptıkları en hafifinden
koyun diyerek sözüm ona hakaret ettiklerini sanıyorlar ya
sırtlan olmak daha kötü inanın.
oüretilen ne mi
süpersonik füze demiyim de sen belgeselin kendini izle daha iyi
koyunların ürettiği
sırtlanların da onları kemirilecek bir şey sanıp kemirmeye kalktığı vidyosu çekilmiş
iyi bir belgesel
halk tv de yayınlanıyormuş
izlemeni tavsiye ederim
bir belgesel sever olan sana
Kılıçdaroğlu:
_ ey kendim
-ey dünya
-ey kainat
hepinize itirazım var
neden varız
neden varsınız
cumhur başkanı:
_Neye itirazı varmış?
bu şarkı
benden tüm kürsü üyelerinin şahsında kılıçdaroğlundan cumhur başkanına gelsin
Müslüm gürses
itirazım var
e onu da altılı masanın seçim kazanmasına bıraktık