Kültür Sanat Edebiyat Şiir

ölüm sizce ne demek, ölüm size neyi çağrıştırıyor?

ölüm terimi tarafından tarihinde eklendi

  • Sual Zede
    Sual Zede

    Şimdi son sonra başlangıç

    Korkuyorum ölmekten anne
    Korkuyorum hayatı yarım bırakıp
    Sevdiğimi yarım bırakıp
    Hayatımı tamamlamaktan korkuyorum
    Birgün beni özlemenden
    Nefes almayı unutmaktan
    Yazamamaktan korkuyorum
    Hayal kuramamaktan
    Korktumun başıma gelmesinden
    Ölümden korkamamaktan korkuyorum
    Korkuyorum anne korkuyorum

    işte böyle korkmaktır ölüm

  • Ley Yam
    Ley Yam

    kapı.......
    iyiki var

  • Nur Manolya
    Nur Manolya

    Artık ayrılık zamanı gelmiştir.Ben ölüme gidiyorum,siz hayata…Bu yollardan hangisi daha iyi,bunu ancak Tanrı bilir..(Sokrates)
    ne güzel anlatmış....Ölüm ebedi ayrılıktan ibarettir bence öyle bir ayrılık ki; gelip kapını çaldımı...herşey bir anda uzaklaşmış,tüm hayaller yıkılmış,ruh bedenden ayrılmış..bir yanın asla doldurulmayacak bir boşluk....temelli bir çaresizlik.....yalnızlık.....

  • Ebru Tezcan
    Ebru Tezcan

    Ölüm ecelse gelen yapılacak birşey yok.

    Seçilmişse bizzat; kaçmaktır bazen acılardan, bazen hayattan ve kaçmak sadece korkakların işidir.


    Hüzün P€risi

    Hüzün perisiyim ben
    Mutluluk ektim hüzün biçtim, umut tarlalarımdan
    Gözlerim gülmeye hasret
    Üstüme üstüme gelir hüzünler birer birer

    Yüreğime damlar, kandan gözyaşlarım
    Yetmişinde sanki otuzundaki yaşım
    Ne dertler, ne acılar gördü şu çileli başım
    Bezmişim yaşamaktan oooof, bitsin bu kara yazgım

    Zindan karasıdır gecelerim
    Her gece azrailin adını hecelerim
    Sabah olmasın, yeni bir gün başlamasın artık
    Bitsin bu hayat, acılar, aklanmayacak kara yazgım

    Fırtınada savrulan küçük bir kayığım
    Sığınacak kuytu bir liman aradım
    Buldum dediğim her seferde
    Batttım, yittim gittim karanlık derinliklerde


    S€ssiz P€ri

    30.10.2008
    Saat: 23:50

  • Zeynep Yılmaz
    Zeynep Yılmaz

    ÖLÜM ÖLÜM DEDİĞİN NEDİR Kİ GÜLÜM BEN SENİN İÇİN YAŞAMAYI GÖZE ALMIŞIM....

  • Murat Has
    Murat Has

    Ölüm aslında yeni bir mükemmele atılan adımdır ve vardır. Sadece ruhun beden üzerindeki tasarrufu son bulur.

  • Çiğdem Acar
    Çiğdem Acar

    ölüm, ölüm, ölüm....
    her başa gelecek
    bir zulüm mü
    yoksa zevk mi verecek
    bilinmezlik olgusu
    bir başlangıç belki
    her şeyin sonu
    bir şeylerin
    naşlama çabası

    bu güne kadar
    çok düşündüğüm
    düşünmekten korktuğum
    bir olgu.

  • Nehir Akkuş
    Nehir Akkuş

    İnsanın ince uzun, virajlı, çetrefilli, çileli, çukurlu yollardan geçip de,kocaman geniş ve aydınlık bir anacaddeye çıkışı gibi birşey olmalı..Ya daa...

  • Meryam Azeri
    Meryam Azeri

    ölüm, yokluğun yok oluşu, varlığın başlangıç noktasıdır..ölüm, hiçlik değil, yokluk değil, sevdiklerimize kavuşma kapısıdır..

  • Adnan Çelik
    Adnan Çelik

    ölüm.....kücük kıyametin kopması......hayattan ibret alınmasıdır.....

  • Hüseyin Sarıkaya
    Hüseyin Sarıkaya

    ÖLÜM NESİLDEN NESİLE AKTARMA YAPILAN DEVAMLI TAZELENEN NESLİN DEVAM EDEN ÖLÜMMÜN DEVİRDAYIMI

  • Banu Cihangir
    Banu Cihangir

    hayatın ta kendisi

  • Ebru Erdem
    Ebru Erdem

    BU DÜNYANIN BEDENSEL OLARAK KAÇINILMAZ SONU. AMA RUH İÇİN YENİ BİR BAŞLANGIÇ

  • Ali Agul
    Ali Agul

    yok saydığımız tek gerçektir.

  • Hüseyin Sarıkaya
    Hüseyin Sarıkaya

    İnsanoğlu topraktan gelir yaşar dünya halinde misafir kalır vadesi yettiğinde yine toprağa gider amma ruh hayatta kalır....................? ? ? ? ?

  • Hatice Akçay
    Hatice Akçay

    Kalbinin kanadığı, aklının almadığı anca yaşamaya devam ettiğin hayatın ta en gerçeği.....

  • Tugrul Diri
    Tugrul Diri

    her son yeni bir başlangıçtır ölüm de yeni bir başlangıçtır

  • Yoldaki İşaretler
    Yoldaki İşaretler

    Ölüm bedenimizde manevi olarak yaşayan, RUHUN ayrılmasıdır.

  • Nuri Gülaçar
    Nuri Gülaçar

    kuranda'her nefs ölümü tadacaktır'der. orda hayata devam edilecek gibi bir anlayış oluşuyor bu ayetten.her kişinin hesap görecegi muhakkak.ayrılık yoksa varsın gelsin,farketmez.

  • Kenan Zoro
    Kenan Zoro

    ölüm fiziksel olarak yolun sonu, ruhsal olarak da uykudan uyanma anıdır...

  • Serhat Koşar
    Serhat Koşar

    Çare yok herkes tadacak! ! !

  • Hüseyin Sarıkaya
    Hüseyin Sarıkaya

    Ölüminanışa göre değişir ölüm sadece bedenseldir ruhsal ölüm yoktur.....................? ? ? ? ? ? ? ? ?

  • Elfin Sam
    Elfin Sam

    ölüm hakkında söylenecek çok şey var,tasfiri yapıla bilir yaşandığı sanıla bilir ama hepsi saçma onu hissedemezsiniz onu sadece yaşadığınızda anlarsınız ve anlatamazsınız

  • Nagehan Çelik
    Nagehan Çelik

    ölüm sıcak nefesini ensemde hissettiğim.
    ölüm bazen özleyip ve bazen istemediğim.
    ölüm korku ölüm dehşet,ölüm anı binbir ibret.
    ölüm sana bana ona,yaratılmış her canlıya.
    ölüm hasret bu dünyaya.ölüm vuslat yaradana.

  • Gkasap
    Gkasap

    ölüm nedir,bazen istediğimdir,bazen korktuğumdur,bazen andıklarım ve ağladığımdır,bazen gülüp ve ufacık yüreğimin sevinç çırpınışlarıdır.son: 7 tahta altıdır

  • Salih Yılmazgil
    Salih Yılmazgil

    Hayat bir yokuştu, tırmandım, Ölüm se iniş,
    Gel sevgili Azrail, bir de benimle seviş,

    Zaman boynuma ilmek, hayat altımda sehpa,
    Çek hayatı, Sıkışsın zaman... Perdeyi kapa.

  • Metin Başol
    Metin Başol

    Kör kuyularda..................

    Seni düşüncelerimin soyut sonsuzluğunda anlatmak isterdim. Çünkü sen düşünce gücümün algılamaya çalıştığı, soyut bir sonsuzluktan başka bir şey değilsin aslında. Soyut olman, somutlaşmadığın anlamına gelmiyor ancak; tam da somutlaştığın an daha da anlaşılmaz bir hale bürünüyorsun. Tam seni anladığımı hissettiğim an, beynimde soyutlaşıyorsun birden. Kimi canlı bedenlerde somutlaştığına tanık olmak, seni bana daha da yakınlaştırıyor. Fakat, somutlaştığın varlıkları sonsuza kadar alıp götürüyor benden. Seni kavrayabilmenin tek yolunun, bende somutlaşmanla mümkün olabileceğini düşünsem de zaman zaman, bunun tatlı bir yanılsama olduğunu çok geçmeden anlıyorum. Çünkü, “senin bende somutlaştığını bilmemin, bildiğim son şey olacağı”nı biliyorum. Bu bildiğim şey ise, artık “hiçbir şey bilemeyeceğim” gerçeğine götürüyor beni. Seni nasıl bilebileceğimi bilmiyorum. Senin hangi yüzün gerçek, onu da bilmiyorum. Soyut halini mi hakikatle özdeşleştirmek doğru olur yoksa somut halini mi? Kafamda kavram kargaşası yaratıyorsun ve ben, bilmeye duyduğum özlemin çaresizliği içinde bir bunalıma sürükleniyorum.

    Seninle karşı karşıya, hatta burun buruna geldiğimiz anları anımsıyorum. Ya sen benden teğet geçtin, ya da ben sana çelme taktım. Gücünün karşısında gücümün çok yetersiz, hatta “hiç”e yakın olduğunu, gözardı etmemin benim için bir avuntudan başka bir şey olmadığını kabul ediyorum çoğu kez. Sen, ya çok şakacısın, ya da çok acımasız. Gücünün karşısında vurdumduymazlığa bel bağlayanın, yalnızca ben olmadığımı biliyorum.

    Birgün bana geleceksin biliyorum. Biliyorum ki; er ya da geç bende de somutlaşacaksın. Belki bir gece vakti, belki şafak sökerken henüz, belki bir gün batımında, ya da yakıcı bir öğle vakti çalacaksın kapımı. Bulutlu bir gün de geleceksin belki de geleceğini önceden haber vererek. Ya da güneşli güzel bir günde apansız bastıran yağmurlar gibi, geldiğini bile hissettirmeden zorlayacaksın kapımı. Karlı bir günde de gösterebilirsin belki karbeyaz yüzünü. İlkyaza merhaba bile diyemeden, doyamadan ilkyazın güzelliklerine alıp götüreceksin beni. Doğanın üzerindeki beyaza aşık olan bana, bedenime giydireceğin son beyazla veda edeceğim sensizliğe. O an geldiğinde, bu bana göstereceğin “son beyaz” olacak

    İlkyazın ilk çiçeklerinin pembe beyaz harmonisini artık göremeyecek ve kelebeğin kanat çırpmasına tanık olamayacak olmanın hüznü çoğalıyor içimde. Gürül gürül akıp giden zamanın getireceklerinden etkilenemeyecek olmanın, okunacak onca kitaplardaki bilgiyi bilme gücüne veda etmenin acısı kaplıyor yüreğimi. Sevdiğin herkese ve her şeye farkında olmadan veda edecek olmayı yaşamak ve bunların sadece 'seni bilmek' yanılsamasıyla gerçekleşmesi ne kadar da trajik aslında.

    “Senden korkmuyorum” dememin, kendimi kandırmanın ötesinde bir anlamı var mı bilmiyorum. Belki senden korkuyor da olabilirim ama korkumun nedeni seninle yüz yüze gelip yüzleşmemiz değil. Sana karşı verilemeyecek hesabım yok. Hem sana karşı hesabım açık verecek dahi olsa, bunu anlayabileceğini ümit ediyorum. Senden önceki zamanda, sensizlikte hesabı hep açık veren, daha doğrusu senden önceliliğe, hep borç takan ve bu şekilde yaşamaya alışmak zorunda kalan birinin, vurdumduymaz gibi görünen trajikomik tavrını, o kişinin kaşarlanmış bir yüzsüz olmasıyla bağdaştırmak adil olmaz. Aksine, verdiklerinin karşılığını alamayan ve bunlara geçici yenilgiler avuntusuyla göğüs gererek varoluşunu sürdüren birisinin çaresiz çırpınışlarının götürdüğü, son durağa karşı olan yolculuğunda yaşadığı bir zayıflığı, bir güçsüzlüğü denilebilir.

    Senden öncesinin hiç de adil olmadığına kuşkum yok. Buna karşın senin daha adil olduğunu biliyorum. Adalet konusunda felsefe yapıyor olmam senden öncesinin adil olmasını sağlamıyor. Senden korkmayışımın hatta zaman zaman seni seviyor ve özlüyor olmamın bir nedeni; senin, senden öncekine göre daha adil olman, olabilir. Aslında itiraf etmeliyim ki; senin adil olduğun konusunda da kuşkuya düştüm şimdi. Gerçekten adil misin? Yo, sanmıyorum adil olduğunu. Çünkü bazen öylesine beklenirsin, öylesine özlenirsin ama bir türlü gelmezsin ve gelmeyişin olabileceklerin en kötüsü olur. Bazen de, hiç akılda yokken birden bire gelirsin. Aslında, senin gizemin, ne zaman geleceğini kimsenin bilmemesinde saklı galiba. Bu, senin -belki de- en güzel yüzün olsa gerek. Aksi olsaydı, hem “sensizlik” hem “senle olmak” ne kadar korkunç olurdu kimbilir.

    Beni ilgilendiren şey, sadece bende somutlaşacak olman değil. Bu bana hiç ürküntü vermiyor. Bana ürküntü veren şey; bildiğim, tanıdığım, sevdiğim insanlarda somutlaştığını görmek. Bunu bana gösterdiğinde yüreğim bir yangın yerine dönüşüyor. Esas o zaman yürekler yanıyor alev alev. “Seninle yüz yüze gelmek bize ürküntü vermiyor….Lakin dostlardan ayrılmanın ıstırabı zor” demişti ya şair. Bana da öyle geliyor. Hem öyle bir dost ki, öyle bir insan ki, öyle bir canan ki, ben onun yüzünü bir kez bile görmeden tüm güzelliklerini görebildim. Ama görebildiğim güzellikleri onun sadece suda kalan yüzü. Oysa onun bir aysberg olduğunu hissedebiliyorum. Ne olursun uzak dur ondan. Lütfen ona yaklaşma. Onda somutlaştığını görmem, senden önceliğin bana tattıracağı en büyük acılardan biri olur benim için. Bunu bana tattırma ne olursun.

    Şimdi bir parkın, tahta kuru masalarından birinde, kalemimden bu satırlar ak sayfalara dökülürken, güz yangınını anımsatan, dalından kopmaya başlamış, sararmış her bir yaprağa bakıp bakıp seni düşünüyorum. Şu anda tüm çıplaklığın ile, senin soyutluluğuna darbe indiren öteki yüzünü, somut halini görebiliyorum. Senin bende somutlaşman benim için sonun başlangıcı olacak. Ama her bitişin yeni bir başlangıcı olduğunu henüz unutmadım. Aslında, zaman zaman senden korktuğum olsa da, bu korkumun senden kaynaklanmadığını; senin getireceklerinden ve götüreceklerinden kaynaklandığını biliyorum.

    Bütün ilişkimiz bir düzlemde, absis ile ordinatın keşiştiği, yolların birleştiği, orijindeki bir buluşmadan ibaret olacak. Ben var oldukça sen olmayacaksın; sen geldiğinde is, ben olmayacağım. Sadece bir orijinlik buluşmamız olacak seninle. Bu buluşmanın kaçınılmazlığının farkında olan şahsım için, orijinde yaşayacağı anlık dönüşümün bilinmezliği bile çekici olabiliyor.

    İlk ve tek kez gerçekleşecek olan bu buluşmamızın senin için, seni zafer kazanmış bir komutan havasına sokmayacak kadar sıradan, basit ve olağan bir buluşma olacağını bilmek beni rahatlatıyor. Karşılaştığımız andan itibaren seni ve senin dışındakileri, ne somut ne de soyut olarak bilmem ve anlatabilmem artık mümkün olmayacak. Seni “bilmek” benim için keyifli bir biliş ve bu biliş “bildiğim son şey” olacak. Bir gün geleceksin. Seni bekliyorum. Seni yaşayarak bilmeyi bekliyorum. Görüşmek üzere benim, somutlaşmaya yüz tutmuş sevgili soyut sonsuzluğum.

    Metin Başol
    Nisan-Mayıs 2006-Ankara

  • Zümra Dua Ünal
    Zümra Dua Ünal

    bitmiycek sandığımız hayatın son noktası,sonsuzluğa başlayan uzun ve bitmeyecek bi yolculuğun ilk günü...

  • Hüseyin Sarıkaya
    Hüseyin Sarıkaya

    sizce ölüm nedir ne anlama geldiğini düşünen varmıdır acaba.? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ?

  • Ekrem Aydın
    Ekrem Aydın

    İnsanların bu dünyadaki sınavları bittikten sonra, bu sınavın sonucunu öğrenmek ve sonuca göre oluşan yeni yaşamlarına geçmek için bu dünyadan ayrıldıkları andır.Yani bir geçiş anıdır ve süresi saniyenin binde biri kadardır.