'Mümin yumuşaktır. O kadar ki onu yumuşaklığından dolayı ahmak zannedersin.'
'Gençlerin en hayırlısı kendini yaşlılara benzeten, ihtiyarların en şerlisi kendini gençlere benzetendir'
'İnsanlara akılları ölçüsünde söz söyleyiniz.'
'Alim, ilim ve amelin yeri cennettedir. Alim, ilmi ile amel etmezse, ilim ve amel cennette, alim ise cehennemde olur.'
'Kur’an yedi nuans üzere indirildi. Onun hiçbir harfi yoktur ki, bir hiç zahir, bir de batın mana taşınmasın. Ebu Talip’in oğlu Ali’de bu zahir ve batına ait ilim mevcuttur.'
Ali benden, ben de Ali’denim, kendisi de tüm müminlerin Veli’sidir.
Ben hikmet şehriyim ve Ali de onun kapısıdır. O halde kim hikmet isterse, kapıya gelsin.
Ben ilim şehriyim; Ali ise kapısıdır. İlmi isteyen kimse kapıdan girmelidir.
'İnsanların en hayırlıları, ahmak, aptal diye adlandırılmadıkça kıyamet kopmaz.'
'Kim bir kardeşini, bir günah sebebi ile ayıplarsa, o günahı işlemedikçe o kimse ölmez.'
'İyilik yap ehli olana da, olmayana da, ehline isabet ederse yerini bulur. Etmez ise ehli sen olursun.'
'Biz bu aleme rahmetten nasibi olmayanlara, Allah’ın rahmetini ulaştırmak için geldik. Başka bir işimiz yok.'
'Daha sadaka, isteyenin eline düşmeden Rahman’ın eline değer.'
SORU: Peygamberimiz niçin ve neden çok evlendi? Çok evlenmesi nefsine olan düşkünlüğünü göstermez mi?
CEVAP: Peygamberimiz (s.a.v) niçin evlenmesin? O da insan değil miydi? Elbette, o da bir insan olduğuna göre evlenecekti. Gelelim Peygamberimizin (s.a.v) çok evlenmesine. Peygamber (s.a.v) zamanında çok kadınla evlenmekte sınır yoktu. Herkes, maddî durumuna göre istediği kadar kadın alabiliyordu. İşte Peygamberimiz böyle bir zamanda ilk evliliğini 25 yaşında, kendisinden 15 yaş büyük olan 40 yaşındaki Hazreti Hatice validemizle yaptı. Ve 25 yıl Hatice validemizle beraber yaşadı. Hatice validemiz, 65 yaşında vefat etti. Hatice validemizin vefatından sonra üç sene daha evlenmedi. Üç seneden sonra, Allahu Teala’nın emri ile evlendi. Peygamberimiz (s.a.v) , Hatice validemizin (r.a) vefatından üç sene sonra evlenirken şöyle demiştir: “Beni affet Hatice’m, Allah’ın emri olmasaydı evlenmezdim.”
Evet Peygamberimiz, Hatice validemizin vefatından üç sene sonra Allah’ın emri ile evlenmeye başlamıştır. Hatta Hatice validemiz ihtiyarlayınca Peygamber Efendimize; “Ya Resulullah, ben ihtiyarladım, sen daha gençsin, evlen” dediği zaman, Peygamberimiz (s.a.v): “Ya Hatice bir daha böyle konuşursan sana gücenirim” demiştir. Şimdi nötr olarak ve akl-ı selimle düşünecek olursak, Peygamberimiz (s.a.v) , Mekke şehrinde hatta bütün dünyada en güzel, yani yakışıklı iken, bütün halk tarafından “elemin” yani en güvenilir insan olarak telakki edilirken, niçin kendisinden onbeş yaş büyük, hatta iki defa evlilik geçirmiş bir kadın olan Hatice validemizle evlendi? Eğer “Hazret-i Hatice zengindi de ondan evlendi” denilirse, biz de deriz ki: Hatice validemizle (r.a) evlendikten kısa bir zaman sonra bütün mallarını fakirlere dağıtmışlardı. Zenginliği için evlenen malların hepsini dağıtır mıydı? Nefsi için evlense, kendisinden onbeş yaş büyük olan Hatice validemizle evlenir miydi? Peygamberimiz (s.a.v) , kırk yaşında nübüvvet devri başlayıp Allah’ın emirlerini anlatmaya başlayınca, müşrikler: “Gel bu peygamberlik davasından vazgeç, eğer başkan olmak istiyorsan seni başımıza başkan yapalım. Eğer güzel kızlarla evlenmek istiyorsan, sana istediğin kadar güzel kız verelim. Yeter ki bu peygamberlik davasından, atalarımızın dinine hakaret etmekten vazgeç.” dedikleri zaman Peygamberimiz (s.a.v.) : “Bir elime güneşi, bir elime ayı koysanız, vallahi ben davamdan vazgeçmem” buyurmuşlardır. Ve Peygamberimiz bu sözleri söylediği zaman da, Hatice validemiz Altmış yaşındaydı. “Ben ihtiyarladım sen daha gençsin, evlen” dediği halde niçin Peygamberimiz evlenmedi? Evet… “Peygamber, nefsine düşkün olduğu için çok evlendi” diyenler, size soruyorum: Müşrikler, “Şehrin en güzel kızlarından istediğin kadar verelim” dedikleri halde, Hatice validemiz, “Ben ihtiyarladım sen daha gençsin, evlen” dediği halde niçin evlenmedi? Nefsine düşkün olsa idi evlenmez miydi? Elbette evlenirdi? Hem de Peygamberimiz (s.a.v) : “Allahu Tealâ, bana, cinsî yönden 40 erkek kudreti vermiştir” dediği halde. Peygamberimiz (s.a.v) , Hatice validemizin vefatından üç sene gibi uzun bir zamandan sonra çok kadınla evlenmiştir. Ama sebepleri vardır. Bir defa nefsi için evlense idi, gençlik devresinde evlenirdi. Elli küsur yaşından sonra çok kadınla evlenmezdi. Elli küsur yaşından sonrada evlenmesi, nefsi için evlenmediğini göstermez mi? “Peki niçin elli küsuryaşındım sonra çok evlendi? ” denilecek olursa: 1 Peygamber Efendimiz (s.a.v.) , Allah’ın emri ile yeni bir din getirmişti. Bu dinin emirlerinin içinde kadınların mahrem işleri ile ilgili hükümler de vardı. Lohusalık, aybaşı ve diğer mahrem konular gibi. İşte bu halleri, Peygamberimiz, kadınlara en teferruatı ile anlatamayacağından ve onlara da mutlaka anlatması gerektiğinden ve bunu da kadınlar yapacağından Allah’ın emri ile Peygamberimiz (s.a.v) çok evlendi. 2 _ Peygamberimiz (s.a.v) , Allah’ın (c.c.) emri ile dini yaymaya başladığı zaman, Müslüman olanlarla beraber müşriklerden çok eziyet görüyordu. İslâmiyet, yeni yayılmaya başladığından müşriklerden bazısının babası iman ediyor, evladı etmiyor, bazısının evladı ediyor, babası etmiyordu. Kardeşi iman ediyor, kendisi etmiyor. Kadın iman ediyor, kocası etmiyordu. Bazen karı-koca beraber iman edenler de oluyordu. Müslüman olanlar, müşriklerden çok eziyet gördüklerinden, bazı Müslüman evli erkekler öldüğü zaman Müslüman karısı yalnız başına himayesiz kalıyordu. Babasının veya akrabasının yanına gitse derhal öldürüleceklerdi, işte böyle kadınları, Peygamber Efendimiz (s.a.v) himaye etmek gayesi ile kadının isteğine bağlı olarak bazen kendisi, bazen de ashabına nikahlardı. Yine aynen bunun gibi bazı müşriklerin hanımlarını veya kızları Müslüman oluyor. Müslüman oldu diye babası veya kocası onu dayanılmaz işkencelere sokuyorlardı. Fırsatını bulup bu işkenceden kaçan himayesiz kadınları, Peygamberimiz, kadınların isteğine bağlı olarak ya kendisine veya ashabından birine nikahlıyordu. Hemen şunu da söyleyelim: Bu hadiseler olurken, Arabistan’da herkes maddî ve manevî durumuna göre birçok kadınla evleniyordu. İslâm dini, kadınla evlenmeyi birden dörde çıkarmış değil, çoktan dörde indirmiştir. Sadece dörtten fazla evlenmek yukarıda bir kısmını saydığımız sebeplerden dolayı Peygamberimize aittir. Ve Peygamberimiz: “Cinsî yönden Allah’ım beni 40 erkek kudretinde yarattı” dediğini unutmamak gerekir. Buna rağmen yine ‘de Allah Rasulü: “Adaleti maddî ve manevî yönden tatbik etmemde bana yardım et” diye Allah’a (cc.) dua etmiştir. 3 — Zevcelerin her birinin çeşitli kabilelerden olması sebebiyle, evvelâ o kabileler arasında, sonra da muazzez şahsiyetiyle akrabalık tesis buyurduğu bütün cemaatler içinde, köklü bir sevgi ve alâkaya yol açıyordu. Her kabile onu kendinden biliyor, din hissinin yanında yaratılıştan, fıtrattan olan bir tutkunlukla ona karşı derin bir bağımlılık hissediyordu. Her kabileden aldığı kadın, onun hayatında ve vefatından sonra kendi cemaatı arasında çok ciddi dinî hizmete vesile olabiliyordu. Uzak, yakın bütün akrabalarına İslâmiyet’i anlatıyordu. Bu sayede onun kabilesi de, kadın ve erkeğiyle, Kur’an’ı, tefsiri, hadisi ondan öğreniyor ve dinin ruhuna vakıf olabiliyordu. Bu evlilikler vasıtasıyla, tek önderimiz, âdeta, bütün Araplarla yakınlık kurmuş gibi her hanenin teklifsiz misafiri haline gelmişti. Herkes bu yakınlık vasıtasıyla Efendimize yaklaşabiliyor ve dinin emirlerini görme fırsatını buluyordu. Aynı zamanda, bu ayrı ayrı aşiretlerin her biri, kendini ona yakın sayıyor ve bununla iftihar ediyordu. Mahzunoğulları, Ümmü Seleme (r.a) vasıtasıyla, Emeviler, Ümmü Habibe (r.a) vasıtasıyla, Hâşimîler, Zeynep bint-i Cahş (r.a) vasıtasıyla kendilerini ona yakın kabul edip, bahtiyar sayıyorlardı.
Resûlullahın güzel ahlâkı ve âdetlerinden bazıları şunlardır:
1- Her çağırana lebbeyk (Efendim) diyerek cevap verirdi. Kimsenin yanında ayaklarını uzatmazdı. Diz çöküp otururdu. Hayvan üzerinde giderken, bir yaya görünce, arkasına bindirirdi.
2- Eshâbının oturdukları yere gelince, baş tarafa geçmezdi. Gördüğü boş bir yere otururdu. Birgün sokağa çıktığında, görenler ayağa kalkınca, (Benim için ayağa kalkmayınız! Ben de sizin gibi bir insanım. Herkes gibi yerim. Yorulunca, otururum.) buyurdu.
3- Yemede, giymede ve herşeyde hizmetçilerini kendinden ayırmazdı. Onların işlerine yardım ederdi. Her zaman hizmetinde bulunan Enes bin Mâlik hazretleri; (Resûlullaha on sene hizmet ettim. Onun bana yaptığı hizmet, benim ona yaptığımdan çok idi. Bana incindiğini, sert söylediğini hiç görmedim.) buyurdu.
4- Söküklerini, yırtıklarını diker, hayvanlara yem verirdi. Çarşıdan satın aldığını, eve kendisi götürürdü
5- Hastaları ziyaret eder, cenâzelerde bulunurdu. Gönül almak için fakir, zengin, herkesin hastasını ziyaret ederdi.
6- Sabah namazını kıldırdıktan sonra, cemaate karşı oturup, (Hasta olan kardeşimiz var mı, ziyaretine gidelim.) buyururdu. Hasta yoksa, (Cenâzesi olan var mı, yardıma gidelim.) derdi. Cenâze olursa, yıkanmasında, kefenlenmesinde yardım eder, namazını kıldırır, kabre kadar giderdi.
7- Eshâbından birini 3 gün görmese, onu sorardı. Yolculuğa gidenlere, hayır duâ eder, şehirde olanların da ziyaretine giderdi.
8- Yolda karşılaştığı Müslümana önce kendi selâm verirdi.
9- Hep düşünceli, üzüntülü görünür, az söylerdi. Konuşmaya tebessüm ederek başlardı. Lüzumsuz ve faydasız birşey söylemezdi.
Lâzım olunca, faydalı ve mânâsı açık olarak söylerdi. İyi anlaşılması için bazen üç defa tekrar ederdi.
10- Misafirlerine, eshâbına hizmet eder, (Bir kavmin efendisi, en üstünü, onlara hizmet edendir.) buyururdu.
11- Kimsenin aybını yüzüne vurmazdı. Kimseden şikâyet etmez, arkasından söylemezdi. Bir kimsenin sözünü veya işini beğenmediği zaman, (Bazı kimseler, acaba neden şöyle yapıyorlar.) derdi.
12- Çok cömert idi. Yüzlerce deve ve koyun bağışlar, kendisine birşey bırakmazdı. Nice katı kalbli kâfirler, bu ihsanlarını görerek imana gelmişlerdi. Kendisinden birşey istendiğinde, yok dediği hiç işitilmedi. Var ise verir, yok ise, sükût ederdi.
13- Allahü teâlâ, (İste, vereyim!) buyurmuşken, dünya servetini istemedi. Elenmiş buğday unu ekmeğini hiç yemedi. Hep elenmemiş arpa unu ekmeği yerdi.
Doyuncaya kadar yediği hiç görülmedi. Ekmeği katıksız olarak veya hurma ile, sirke ile, meyve ile, çorba ile veya zeytinyağına batırıp yerdi.
14- Bir yemeği beğenmediği işitilmedi. İkram edileni yerdi.
15- Eve gelince, (Yiyecek var mı?) der, yok denirse, oruç tutardı.
İnsanlığın İftihar Tablosu’nun Hayat kronolojisi -I-
İslâmiyet'ten önce Arabistan'ın durumu İslâmiyetten önce Araplar koyu bir cehalet içinde idiler, okuma-yazma bilenler yok denecek kadar azdı. İnsan haklarına riayet yoktu. Güçlü olanlar zayıfları eziyordu. Haklarının bir çoğundan mahrum olan kadın, sanki bir eşya gibi alınıp satılıyordu. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek öldürmek adet haline gelmişti ve yürekler acısı bu duruma kimse dur demiyordu.
Tek Allah inancı unutulmuş, insanlar kendi elleriyle yaptıkları putlara tapıyorlardı. Kabe'nin içinde 360'dan fazla put vardı. Halbuki Kabe, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından Allah'a ibadet için yapılmıştı. Ayrıca her evde de bir put bulunur, aile fertleri ona tapardı, içki, kumar ve her türlü ahlâksızlık toplumu sarmış, insaf ve merhamet duyguları kalplerden silinmişti. Dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan insanların durumu ise daha kötü idi.
Karanlıklar içinde kalan, insanlığı bu korkunç durumdan kurtaracak, insanlara dünyada ve ahirette mutlu olmanın yollarını gösterecek olan son Peygamberin gelmesine büyük ihtiyaç vardı.
gül kokulu peygamberim allah(c.c) , cemalini her iki cihanda görmeyi nasip etsin allah(c.c) şefaatini nail eylesin bizlere.allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala ali seyyidina muhammed
BİZİ YOKKEN VAREDEN,VARLIĞINDAN HABERDAR EDEN RABBE HAMD OLSUN.ESSALATÜ VESSLAMÜ ALEYKE YA RASULALLAH
Ars’in kubbelerine adi nurla yazilan Ismi semâda “Ahmed”, yerde “Muhammed” olan Yedi katli göklerde Hak cemâlini bulan Evvel-ahir yolcusu yâ Hazreti Muhammed Sagnak nur yagmurlari inerken yedi kattan O gece sendin gelen, ezel kadar uzaktan Melekler her zerreye müjde verirken Hak’tan O gece sendin gelen yâ Hazreti Muhammed Günesler, o gecenin nuruna secdederken Yildizlar mesk içinde, kâinat vecdederken Bütün hamd ü senalar Yüce Rabb’e giderken O gece, sendin gelen, yâ Hazret-i Muhammed Kâbe’de sirk taslari, putlar yere dönerken Cehâlet bayraklari, birer birer inerken Bin yillik küfr atesi, ebediyyen sönerken O gece sendin gelen yâ Hazreti Muhammed O gece Save gölü, mu’cizeyle kururken, Kisra saraylarinda, sütunlar savrulurken Arz’dan ars’a âlemler rahmetini bulurken O gece sendin gelen yâ Hazreti Muhammed Sen ki; dogum kundagi, ak bulutla örülen Dogar dogmaz, “Allah’a secde” emri verilen Dogudan ve Batidan, her mahlûkça görülen Kainat efendisi, yâ Hazreti Muhammed Sen ki; asâletine, ezelden hükmedilen, Tertemiz rahimlerle, lekesiz soydan gelen, Beserî süpheleri, Kur’ân ilmiyle silen, Seçilen sevgilisin, yâ Hazreti Muhammed. Sen ki; büyük yargida, sefaat müjdecisi, Bunca âciz beserin, mahser günü bekçisi, Sen ki; Kur’ân sahidi, Allah’in son elçisi, Kurtulus habercisi, yâ Hazreti Muhammed. Sen ki; Âdem neslini, uçurumdan döndüren, Zulüm sancilarini, sefkatiyle dindiren, Inkâr yanginlarini, irfâniyla söndüren, Âlimlerin sultani, yâ Hazreti Muhammed. Sen ki güzel huylarin, ahlâkin mes’alesi Sabir doruklarinda beserin en yücesi Senin cennet mekanin, fakirlerin hanesi Gönüller hazinesi yâ Hazreti Muhammed Sana sâhit sonsuzlar, ezelden beri her an Sana sahit ayetler her zerre ve her mekan Senden uzak kalmaya nasil dayanir ki can Sen, her canda cânânsin yâ Hazreti Muhammed Mi’raç gecesi bir bir açiliyorken gökler Seni selamliyorken her katta peygamberler Öyle bir an geldi ki; durdu bütün melekler Hak’ka yalniz yürüdün yâ Hazreti Muhammed Gönül gözü görmeyen, can gözünü neylesin Dünyada dönmeyen dil mahserde ne söylesin Mevla, bütün beseri ümmetinden eylesin Sancaginin altinda yâ Hazreti Muhammed Hak ile kul vuslati o ilâhî dügünde Hiç kimseden kimseye fayda olmayan günde Hasatlari, has tartan o terazi önünde Noksanlari bagislat yâ Hazreti Muhammed Biliriz ki; hükmü yok bu dünya nimetinin Gönüldür sermayesi ahiret servetinin Sana salat ve selam gönderen ümmetinin Cennetler sahidi ol yâ Hazreti Muhammed
ateşin bir zeka ya şu olaya bibakın 14asır önce bi adam diyoki sinek çorba tasına düşünce eğer bi kanadı girdiyse mutlaka diğer kanadını da sokun sonra ister yiyin ister yemeyin ama iki kanadını da muhakkak tasa sokun ilmine kurban olduğum............ o zamandan bilir sineğin bi kanadında zehir diğerinde panzehir olduğunu......kardeşler dikkat 14asır var arada... ve düşüncenin yüceliğine rica ederim dikkat: direk çorbayı dök demiyor belki malum karınca vs leri düşünerk onlar zehirlenmesin diye diğer kanadı tasa sokup dökün diyor...ve yine aynı mantıkla dökülmezse başkasının yemesine önlem olarak yine aynı metod.......kardeşler biz hemen dökeriz ne karıncayı ne ac insanı düşünürüz...o gün sinek düşmüş çorba bulmak bile mesele...ve bakın şefkat ve ilim ve zeka peygamberine.......işte MUHAMMET sav
ümmeti olmaktan gurur duyduğumuz, adını andıkça, kokusunu duydukça, hadisini dinledikçe, kısaca O'nu hatırladıkça daha da hasretle vuslatı beklediğimiz muazzam ve muazzez ve muhteşem Efendimiz.
YORUM: alem anlatamamış, iki satıra nasıl sığdırayım ben! ! ..
ALLAH'ım sen bizleri sevgili peygamberimizin şefaatlerinden mahrum eyleme yarabbi bizlere cennet-i âlâda onunla beraber olma muradını nail eyle onun yüzü suyu hürmetine bizleri bağışla (amin)
hz. adem (a.s) cenetten kovulmadan önce cennetin kapısında yazan yazı dikkatini çekermiş.kovulduktan sonra allaha yalvarmış affedilmesi için fakat nafile..... ve aklına o yazı gelmiş.... tekrar yüce allaha yalvarmış allah'ım beni muhammedin yüzü suyu hürmetine affet diye..MUHAMMEDİ TANIMADIĞI GÖRMEDİĞİ HALDE ASIRLAR SONRA DOĞACAK BİRİNİN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE AFFEDİLMİŞ ... O YAZIMI ? Kelime-i Şahadet: 'Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu
tüm yerler ve gökler onun yüzü suyu hürmetine yaratılmış bir insan nasıl tarif edilebilirki? onun devrinde yaşayıp islam için çarpışan ve şehit olanlara ne mutlu! eyyy alemlerin rabbi olan allahın resulü bizleri şefaatinden mahrum etme... onu yücelten tüm arkadaşlardanda allah razı olsun....
'Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha bulusamayacagim. Ey Insanlar bu günleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz nasil mübarek bir sehir ise; canlariniz, mallariniz, irzlariniz da öyle mukaddestir, her türlü saldiridan emindir. Ashabim! Yarin Rabbinize kavusacaksiniz ve bugünkü her hal ve hareketinizden sorulacaksiniz. Sakin benden sonra eski dalâletlere dönüp birbirinizin boynunu vurmayin. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da isitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmis olur.
Ey ashabim! Kimin yaninda bir emanet varsa onu sahibine versin. Fa izin her çesidi kaldirilmistir, ayagimiz altindadir. Lakin borcunuzun aslin vermek gerekir. Ne zulmediniz ne de zulme ugrayiniz. Allah'in emriyle faizcilik artik yasaktir. Cahiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayagimin altindadir. Ilk kaldirdigim faiz de Abdulmuttalib'in oglu (amcam) Abbas'in faizidir.
Ashabim! Cahiliyet devrinde güdülen kan davalari da tamamen ortadan kaldirilmistir,' ilk kaldirdigim kan davasi da Abdulmuttalib'in torunu (yegenim) Rebîa'nin kan davasidir.
Ey Insanlar! Bugün seytan sizin su topraklarinizda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü ebedi surette kaybetmistir. Fakat bu kaldirdigim seyler haricinde küçük gördügünüz islerde de ona uyarsaniz bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan sakininiz.
Ey Insanlar! Kadinlarin haklarina riayet etmenizi ve bu hususta Allah' tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari Allah'in emaneti olarak aldiniz. Ve onlarin namuslarini ve ismetlerini Allah adina söz vererek helal edindiniz. Sizin kadinlar üzerindeki hakkiniz; onlarin, aile serefini koru mallari ve evlerinizi sizin hoslanmadiginiz hiç kimseye açmamalari, çignenmemeleridir. Eger onlar, razi olmadiginiz herhangi bir kimseyi evinize alirlarsa onlari hafif bir sekilde dövebilir, azarlayabilirsiniz. Kadilarin da sizin üzerinizdeki haklari; örfe göre her türlü giyim ve yiyeceklerini temin etmenizdir. Ey mü'minler, size bir emanet birakiyorum ki siz ona simsiki sarildikça yolunuzu hiçbir zaman sasirmazsiniz. O emanet Allah'in kitabi Kur'ândir.
Ey mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi muhafaza ediniz. Müslüman müslümanin kardesidir ve bütün Müslümanlar kardestir. Din kardesinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, baskasina helal degildir. Ancak gönül hosluguyla verilen baska. Ashabim! Nefsinize de zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakki vardir:
Ey insanlar! Cenab-i Hak her hak sahibine hakkini vermistir. Varis için vasiyete gerek yoktur. Çocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zinakâr için mahrumiyet cezasi vardir. Babasindan baskasina nesep iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina uymaya kalkan nankör, Allah'in gazabina, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanlarin düsmanligina ugrasin. Cenab-i Hak bu insanlarin ne tevbelerini ne de sehadetlerini kabul eder.'
Rasûlüllah sözlerinin burasinda dinleyenlere sordu: 'Ey insanlar! Yarin beni sizden soracaklar. Ne dersiniz? ' Ashab-i Kiram cevap verdi:
'Allah'in risâletini teblig ettin; risalet görevini yerine getirdin, bize vasiyyet ve nasihatte bulundun diye sehadet ederiz.' Rasûlullah sehadet parmagini göge kaldirarak üç kez 'Sahit o! ya Rab! Sahit o! ya Rab! Sahit ol ya Rab! ' buyurarak Arafat'taki hutbesini bitirdi.
Tüm Kainatın ve Alemlerin Rabbi Olan Allah Azze ve Celle nin Tüm insanlığa rahmet olarak göndermiş olduğu,gelmiş ve gelecek en şerefli insan.Rabbim ona layık ümmet olabilmeyi nasip eylesin(amin!)
'Mümin yumuşaktır. O kadar ki onu yumuşaklığından dolayı ahmak zannedersin.'
'Gençlerin en hayırlısı kendini yaşlılara benzeten, ihtiyarların en şerlisi kendini gençlere benzetendir'
'İnsanlara akılları ölçüsünde söz söyleyiniz.'
'Alim, ilim ve amelin yeri cennettedir. Alim, ilmi ile amel etmezse, ilim ve amel cennette, alim ise cehennemde olur.'
'Kur’an yedi nuans üzere indirildi. Onun hiçbir harfi yoktur ki, bir hiç zahir, bir de batın mana taşınmasın. Ebu Talip’in oğlu Ali’de bu zahir ve batına ait ilim mevcuttur.'
Ali benden, ben de Ali’denim, kendisi de tüm müminlerin Veli’sidir.
Ben hikmet şehriyim ve Ali de onun kapısıdır. O halde kim hikmet isterse, kapıya gelsin.
Ben ilim şehriyim; Ali ise kapısıdır. İlmi isteyen kimse kapıdan girmelidir.
'İnsanların en hayırlıları, ahmak, aptal diye adlandırılmadıkça kıyamet kopmaz.'
'Kim bir kardeşini, bir günah sebebi ile ayıplarsa, o günahı işlemedikçe o kimse ölmez.'
'İyilik yap ehli olana da, olmayana da, ehline isabet ederse yerini bulur. Etmez ise ehli sen olursun.'
'Biz bu aleme rahmetten nasibi olmayanlara, Allah’ın rahmetini ulaştırmak için geldik. Başka bir işimiz yok.'
'Daha sadaka, isteyenin eline düşmeden Rahman’ın eline değer.'
'Bilginin mürekkebi, şehidin kanından kutsaldır.'
'Dünya uyuyanın rüyası gibidir'
'Allah vardı, O’nunla beraber hiçbir şey yoktu.'
'Kendini bilen Rabbini bilir.'
'Beni gören Hakk’ı görmüştür.'
'Allah’ın ahlakı ile ahlaklanın.'
SORU: Peygamberimiz niçin ve neden çok evlendi? Çok evlenmesi nefsine
olan düşkünlüğünü göstermez mi?
CEVAP: Peygamberimiz (s.a.v) niçin evlenmesin? O da insan değil miydi? Elbette, o da bir
insan olduğuna göre evlenecekti.
Gelelim Peygamberimizin (s.a.v) çok evlenmesine. Peygamber (s.a.v) zamanında çok
kadınla evlenmekte sınır yoktu. Herkes, maddî durumuna göre istediği kadar kadın
alabiliyordu. İşte Peygamberimiz böyle bir zamanda ilk evliliğini 25 yaşında, kendisinden
15 yaş büyük olan 40 yaşındaki Hazreti Hatice validemizle yaptı. Ve 25 yıl Hatice
validemizle beraber yaşadı. Hatice validemiz, 65 yaşında vefat etti. Hatice validemizin
vefatından sonra üç sene daha evlenmedi. Üç seneden sonra, Allahu Teala’nın emri ile
evlendi. Peygamberimiz (s.a.v) , Hatice validemizin (r.a) vefatından üç sene sonra
evlenirken şöyle demiştir: “Beni affet Hatice’m, Allah’ın emri olmasaydı evlenmezdim.”
Evet Peygamberimiz, Hatice validemizin vefatından üç sene sonra Allah’ın emri ile
evlenmeye başlamıştır. Hatta Hatice validemiz ihtiyarlayınca Peygamber Efendimize; “Ya
Resulullah, ben ihtiyarladım, sen daha gençsin, evlen” dediği zaman, Peygamberimiz
(s.a.v):
“Ya Hatice bir daha böyle konuşursan sana gücenirim” demiştir.
Şimdi nötr olarak ve akl-ı selimle düşünecek olursak, Peygamberimiz (s.a.v) , Mekke
şehrinde hatta bütün dünyada en güzel, yani yakışıklı iken, bütün halk tarafından “elemin”
yani en güvenilir insan olarak telakki edilirken, niçin kendisinden onbeş yaş büyük,
hatta iki defa evlilik geçirmiş bir kadın olan Hatice validemizle evlendi? Eğer “Hazret-i
Hatice zengindi de ondan evlendi” denilirse, biz de deriz ki: Hatice validemizle (r.a)
evlendikten kısa bir zaman sonra bütün mallarını fakirlere dağıtmışlardı. Zenginliği için
evlenen malların hepsini dağıtır mıydı? Nefsi için evlense, kendisinden onbeş yaş büyük
olan Hatice validemizle evlenir miydi? Peygamberimiz (s.a.v) , kırk yaşında nübüvvet devri
başlayıp Allah’ın emirlerini anlatmaya başlayınca, müşrikler: “Gel bu peygamberlik
davasından vazgeç, eğer başkan olmak istiyorsan seni başımıza başkan yapalım. Eğer güzel
kızlarla evlenmek istiyorsan, sana istediğin kadar güzel kız verelim. Yeter ki bu
peygamberlik davasından, atalarımızın dinine hakaret etmekten vazgeç.” dedikleri zaman
Peygamberimiz (s.a.v.) : “Bir elime güneşi, bir elime ayı koysanız, vallahi ben davamdan
vazgeçmem” buyurmuşlardır. Ve Peygamberimiz bu sözleri söylediği zaman da, Hatice
validemiz Altmış yaşındaydı. “Ben ihtiyarladım sen daha gençsin, evlen” dediği halde niçin
Peygamberimiz evlenmedi? Evet… “Peygamber, nefsine düşkün olduğu için çok evlendi”
diyenler, size soruyorum: Müşrikler, “Şehrin en güzel kızlarından istediğin kadar verelim”
dedikleri halde, Hatice validemiz, “Ben ihtiyarladım sen daha gençsin, evlen” dediği halde
niçin evlenmedi? Nefsine düşkün olsa idi evlenmez miydi? Elbette evlenirdi? Hem de
Peygamberimiz (s.a.v) : “Allahu Tealâ, bana, cinsî yönden 40 erkek kudreti vermiştir”
dediği halde.
Peygamberimiz (s.a.v) , Hatice validemizin vefatından üç sene gibi uzun bir zamandan
sonra çok kadınla evlenmiştir. Ama sebepleri vardır. Bir defa nefsi için evlense idi, gençlik
devresinde evlenirdi. Elli küsur yaşından sonra çok kadınla evlenmezdi. Elli küsur
yaşından sonrada evlenmesi, nefsi için evlenmediğini göstermez mi?
“Peki niçin elli küsuryaşındım sonra çok evlendi? ” denilecek olursa:
1 Peygamber Efendimiz (s.a.v.) , Allah’ın emri ile yeni bir din getirmişti. Bu dinin
emirlerinin içinde kadınların mahrem işleri ile ilgili hükümler de vardı. Lohusalık, aybaşı
ve diğer mahrem konular gibi. İşte bu halleri, Peygamberimiz, kadınlara en teferruatı ile
anlatamayacağından ve onlara da mutlaka anlatması gerektiğinden ve bunu da kadınlar
yapacağından Allah’ın emri ile Peygamberimiz (s.a.v) çok evlendi.
2 _ Peygamberimiz (s.a.v) , Allah’ın (c.c.) emri ile dini yaymaya başladığı zaman,
Müslüman olanlarla beraber müşriklerden çok eziyet görüyordu. İslâmiyet, yeni yayılmaya
başladığından müşriklerden bazısının babası iman ediyor, evladı etmiyor, bazısının evladı
ediyor, babası etmiyordu. Kardeşi iman ediyor, kendisi etmiyor. Kadın iman ediyor, kocası
etmiyordu. Bazen karı-koca beraber iman edenler de oluyordu. Müslüman olanlar,
müşriklerden çok eziyet gördüklerinden, bazı Müslüman evli erkekler öldüğü zaman
Müslüman karısı yalnız başına himayesiz kalıyordu.
Babasının veya akrabasının yanına gitse derhal öldürüleceklerdi, işte böyle kadınları,
Peygamber Efendimiz (s.a.v) himaye etmek gayesi ile kadının isteğine bağlı olarak bazen
kendisi, bazen de ashabına nikahlardı. Yine aynen bunun gibi bazı müşriklerin hanımlarını
veya kızları Müslüman oluyor. Müslüman oldu diye babası veya kocası onu dayanılmaz
işkencelere sokuyorlardı. Fırsatını bulup bu işkenceden kaçan himayesiz kadınları,
Peygamberimiz, kadınların isteğine bağlı olarak ya kendisine veya ashabından birine
nikahlıyordu. Hemen şunu da söyleyelim: Bu hadiseler olurken, Arabistan’da herkes
maddî ve manevî durumuna göre birçok kadınla evleniyordu. İslâm dini, kadınla
evlenmeyi birden dörde çıkarmış değil, çoktan dörde indirmiştir. Sadece dörtten fazla
evlenmek yukarıda bir kısmını saydığımız sebeplerden dolayı Peygamberimize aittir. Ve
Peygamberimiz: “Cinsî yönden Allah’ım beni 40 erkek kudretinde yarattı” dediğini
unutmamak gerekir. Buna rağmen yine ‘de Allah Rasulü: “Adaleti maddî ve manevî yönden
tatbik etmemde bana yardım et” diye Allah’a (cc.) dua etmiştir.
3 — Zevcelerin her birinin çeşitli kabilelerden olması sebebiyle, evvelâ o kabileler arasında,
sonra da muazzez şahsiyetiyle akrabalık tesis buyurduğu bütün cemaatler içinde, köklü bir
sevgi ve alâkaya yol açıyordu. Her kabile onu kendinden biliyor, din hissinin yanında
yaratılıştan, fıtrattan olan bir tutkunlukla ona karşı derin bir bağımlılık hissediyordu. Her
kabileden aldığı kadın, onun hayatında ve vefatından sonra kendi cemaatı arasında çok
ciddi dinî hizmete vesile olabiliyordu. Uzak, yakın bütün akrabalarına İslâmiyet’i
anlatıyordu. Bu sayede onun kabilesi de, kadın ve erkeğiyle, Kur’an’ı, tefsiri, hadisi ondan
öğreniyor ve dinin ruhuna vakıf olabiliyordu. Bu evlilikler vasıtasıyla, tek önderimiz, âdeta,
bütün Araplarla yakınlık kurmuş gibi her hanenin teklifsiz misafiri haline gelmişti. Herkes
bu yakınlık vasıtasıyla Efendimize yaklaşabiliyor ve dinin emirlerini görme fırsatını
buluyordu. Aynı zamanda, bu ayrı ayrı aşiretlerin her biri, kendini ona yakın sayıyor ve
bununla iftihar ediyordu.
Mahzunoğulları, Ümmü Seleme (r.a) vasıtasıyla, Emeviler, Ümmü Habibe (r.a) vasıtasıyla,
Hâşimîler, Zeynep bint-i Cahş (r.a) vasıtasıyla kendilerini ona yakın kabul edip, bahtiyar
sayıyorlardı.
Peygamber efendimiz: “ Beni görmedikleri halde, Bana iman edenleri görmeyi çok isterdim.”
Peygamber efendimiz buyurdular ki:
Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: güzel koku, helal nisa (kadın) , gözüm nuru olan namaz
Resûlullahın güzel ahlâkı ve âdetlerinden bazıları şunlardır:
1- Her çağırana lebbeyk (Efendim) diyerek cevap verirdi. Kimsenin yanında ayaklarını uzatmazdı. Diz çöküp otururdu. Hayvan üzerinde giderken, bir yaya görünce, arkasına bindirirdi.
2- Eshâbının oturdukları yere gelince, baş tarafa geçmezdi. Gördüğü boş bir yere otururdu. Birgün sokağa çıktığında, görenler ayağa kalkınca, (Benim için ayağa kalkmayınız! Ben de sizin gibi bir insanım. Herkes gibi yerim. Yorulunca, otururum.) buyurdu.
3- Yemede, giymede ve herşeyde hizmetçilerini kendinden ayırmazdı. Onların işlerine yardım ederdi. Her zaman hizmetinde bulunan Enes bin Mâlik hazretleri; (Resûlullaha on sene hizmet ettim. Onun bana yaptığı hizmet, benim ona yaptığımdan çok idi. Bana incindiğini, sert söylediğini hiç görmedim.) buyurdu.
4- Söküklerini, yırtıklarını diker, hayvanlara yem verirdi. Çarşıdan satın aldığını, eve kendisi götürürdü
5- Hastaları ziyaret eder, cenâzelerde bulunurdu. Gönül almak için fakir, zengin, herkesin hastasını ziyaret ederdi.
6- Sabah namazını kıldırdıktan sonra, cemaate karşı oturup, (Hasta olan kardeşimiz var mı, ziyaretine gidelim.) buyururdu. Hasta yoksa, (Cenâzesi olan var mı, yardıma gidelim.) derdi. Cenâze olursa, yıkanmasında, kefenlenmesinde yardım eder, namazını kıldırır, kabre kadar giderdi.
7- Eshâbından birini 3 gün görmese, onu sorardı. Yolculuğa gidenlere, hayır duâ eder, şehirde olanların da ziyaretine giderdi.
8- Yolda karşılaştığı Müslümana önce kendi selâm verirdi.
9- Hep düşünceli, üzüntülü görünür, az söylerdi. Konuşmaya tebessüm ederek başlardı. Lüzumsuz ve faydasız birşey söylemezdi.
Lâzım olunca, faydalı ve mânâsı açık olarak söylerdi. İyi anlaşılması için bazen üç defa tekrar ederdi.
10- Misafirlerine, eshâbına hizmet eder, (Bir kavmin efendisi, en üstünü, onlara hizmet edendir.) buyururdu.
11- Kimsenin aybını yüzüne vurmazdı. Kimseden şikâyet etmez, arkasından söylemezdi. Bir kimsenin sözünü veya işini beğenmediği zaman, (Bazı kimseler, acaba neden şöyle yapıyorlar.) derdi.
12- Çok cömert idi. Yüzlerce deve ve koyun bağışlar, kendisine birşey bırakmazdı. Nice katı kalbli kâfirler, bu ihsanlarını görerek imana gelmişlerdi. Kendisinden birşey istendiğinde, yok dediği hiç işitilmedi. Var ise verir, yok ise, sükût ederdi.
13- Allahü teâlâ, (İste, vereyim!) buyurmuşken, dünya servetini istemedi. Elenmiş buğday unu ekmeğini hiç yemedi. Hep elenmemiş arpa unu ekmeği yerdi.
Doyuncaya kadar yediği hiç görülmedi. Ekmeği katıksız olarak veya hurma ile, sirke ile, meyve ile, çorba ile veya zeytinyağına batırıp yerdi.
14- Bir yemeği beğenmediği işitilmedi. İkram edileni yerdi.
15- Eve gelince, (Yiyecek var mı?) der, yok denirse, oruç tutardı.
İnsanlığın İftihar Tablosu’nun Hayat kronolojisi -I-
İslâmiyet'ten önce Arabistan'ın durumu
İslâmiyetten önce Araplar koyu bir cehalet içinde idiler, okuma-yazma bilenler yok denecek kadar azdı. İnsan haklarına riayet yoktu. Güçlü olanlar zayıfları eziyordu. Haklarının bir çoğundan mahrum olan kadın, sanki bir eşya gibi alınıp satılıyordu. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek öldürmek adet haline gelmişti ve yürekler acısı bu duruma kimse dur demiyordu.
Tek Allah inancı unutulmuş, insanlar kendi elleriyle yaptıkları putlara tapıyorlardı. Kabe'nin içinde 360'dan fazla put vardı. Halbuki Kabe, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından Allah'a ibadet için yapılmıştı. Ayrıca her evde de bir put bulunur, aile fertleri ona tapardı, içki, kumar ve her türlü ahlâksızlık toplumu sarmış, insaf ve merhamet duyguları kalplerden silinmişti. Dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan insanların durumu ise daha kötü idi.
Karanlıklar içinde kalan, insanlığı bu korkunç durumdan kurtaracak, insanlara dünyada ve ahirette mutlu olmanın yollarını gösterecek olan son Peygamberin gelmesine büyük ihtiyaç vardı.
muhtesem Ses..
'Efendim, Müjdecim,
Kurtarıcım, Peygamberim!
Sana Uymayan Ölçü
Hayat Olsa Teperim'
Allahü tealanın 'sen olmasan hiç birşeyi yaratmazdım'dediği alemlerin sultanı peygamber efendimiz
gül kokulu peygamberim allah(c.c) , cemalini her iki cihanda görmeyi nasip etsin allah(c.c) şefaatini nail eylesin bizlere.allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala ali seyyidina muhammed
hazreti Muhammed(s.a.v.) alemlerin efendisi,gelmiş geçmiş en büyük insan Allah ın kulu ve elçisi gönüllerimizin sultanı...
son peygamber...
Alemlerin yaratılmasına vesile olan insan...! ! ! ! (şeytan, insan, cinler, melekler ve alemler)
Sen olmasaydın, sen olmasaydın ben bu kainatı yaratmazdım...! ! ! ayetinde belirtilen kişi....
Essalatü Vessalamü Alyeke ya Resulullah...
Essalatü Vessalamü Alyeke ya Habibullah...
Essalatü Vessalamü Alyeke ya Seyyidül Evveline vel Ahirin...
Bunu bilir bunu söylerim...
uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
n.g.
BİZİ YOKKEN VAREDEN,VARLIĞINDAN HABERDAR EDEN RABBE HAMD OLSUN.ESSALATÜ VESSLAMÜ ALEYKE YA RASULALLAH
Ars’in kubbelerine adi nurla yazilan
Ismi semâda “Ahmed”, yerde “Muhammed” olan
Yedi katli göklerde Hak cemâlini bulan
Evvel-ahir yolcusu yâ Hazreti Muhammed
Sagnak nur yagmurlari inerken yedi kattan
O gece sendin gelen, ezel kadar uzaktan
Melekler her zerreye müjde verirken Hak’tan
O gece sendin gelen yâ Hazreti Muhammed
Günesler, o gecenin nuruna secdederken
Yildizlar mesk içinde, kâinat vecdederken
Bütün hamd ü senalar Yüce Rabb’e giderken
O gece, sendin gelen, yâ Hazret-i Muhammed
Kâbe’de sirk taslari, putlar yere dönerken
Cehâlet bayraklari, birer birer inerken
Bin yillik küfr atesi, ebediyyen sönerken
O gece sendin gelen yâ Hazreti Muhammed
O gece Save gölü, mu’cizeyle kururken,
Kisra saraylarinda, sütunlar savrulurken
Arz’dan ars’a âlemler rahmetini bulurken
O gece sendin gelen yâ Hazreti Muhammed
Sen ki; dogum kundagi, ak bulutla örülen
Dogar dogmaz, “Allah’a secde” emri verilen
Dogudan ve Batidan, her mahlûkça görülen
Kainat efendisi, yâ Hazreti Muhammed
Sen ki; asâletine, ezelden hükmedilen,
Tertemiz rahimlerle, lekesiz soydan gelen,
Beserî süpheleri, Kur’ân ilmiyle silen,
Seçilen sevgilisin, yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; büyük yargida, sefaat müjdecisi,
Bunca âciz beserin, mahser günü bekçisi,
Sen ki; Kur’ân sahidi, Allah’in son elçisi,
Kurtulus habercisi, yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; Âdem neslini, uçurumdan döndüren,
Zulüm sancilarini, sefkatiyle dindiren,
Inkâr yanginlarini, irfâniyla söndüren,
Âlimlerin sultani, yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki güzel huylarin, ahlâkin mes’alesi
Sabir doruklarinda beserin en yücesi
Senin cennet mekanin, fakirlerin hanesi
Gönüller hazinesi yâ Hazreti Muhammed
Sana sâhit sonsuzlar, ezelden beri her an
Sana sahit ayetler her zerre ve her mekan
Senden uzak kalmaya nasil dayanir ki can
Sen, her canda cânânsin yâ Hazreti Muhammed
Mi’raç gecesi bir bir açiliyorken gökler
Seni selamliyorken her katta peygamberler
Öyle bir an geldi ki; durdu bütün melekler
Hak’ka yalniz yürüdün yâ Hazreti Muhammed
Gönül gözü görmeyen, can gözünü neylesin
Dünyada dönmeyen dil mahserde ne söylesin
Mevla, bütün beseri ümmetinden eylesin
Sancaginin altinda yâ Hazreti Muhammed
Hak ile kul vuslati o ilâhî dügünde
Hiç kimseden kimseye fayda olmayan günde
Hasatlari, has tartan o terazi önünde
Noksanlari bagislat yâ Hazreti Muhammed
Biliriz ki; hükmü yok bu dünya nimetinin
Gönüldür sermayesi ahiret servetinin
Sana salat ve selam gönderen ümmetinin
Cennetler sahidi ol yâ Hazreti Muhammed
Onu anlatmaya kelamımız yetmez....Allahümmesalli ala seyidina Muhammed
kusura bakmayın onu anlatmaya ne gücüm var ne bilgim var nede burda yazmaya yeterli yer var o anlatılamaz HERŞEYİMİZ.....
MÜJDECİM EFENDİM PEYGAMERİM
SENSİZ ÖLÇÜ HAYAT OLSA TEPERİM...
ateşin bir zeka
ya şu olaya bibakın
14asır önce bi adam diyoki sinek çorba tasına düşünce eğer bi kanadı girdiyse mutlaka diğer kanadını da sokun sonra ister yiyin ister yemeyin ama iki kanadını da muhakkak tasa sokun
ilmine kurban olduğum............
o zamandan bilir sineğin bi kanadında zehir diğerinde panzehir olduğunu......kardeşler dikkat 14asır var arada...
ve düşüncenin yüceliğine rica ederim dikkat:
direk çorbayı dök demiyor belki malum karınca vs leri düşünerk onlar zehirlenmesin diye diğer kanadı tasa sokup dökün diyor...ve yine aynı mantıkla dökülmezse başkasının yemesine önlem olarak yine aynı metod.......kardeşler biz hemen dökeriz ne karıncayı ne ac insanı düşünürüz...o gün sinek düşmüş çorba bulmak bile mesele...ve bakın şefkat ve ilim ve zeka peygamberine.......işte MUHAMMET sav
ümmeti olmaktan gurur duyduğumuz,
adını andıkça,
kokusunu duydukça,
hadisini dinledikçe,
kısaca O'nu hatırladıkça daha da hasretle vuslatı beklediğimiz
muazzam ve muazzez ve muhteşem Efendimiz.
YORUM: alem anlatamamış, iki satıra nasıl sığdırayım ben! ! ..
Eşheduellâilâhe illâllâh ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasüluhu
Lâilâheillallâh Muhammedurrasulâllah
ALLAH'ım sen bizleri sevgili peygamberimizin şefaatlerinden mahrum eyleme yarabbi bizlere cennet-i âlâda onunla beraber olma muradını nail eyle onun yüzü suyu hürmetine bizleri bağışla (amin)
canım kurban olsun senin yoluna,
adı güzel, kendi güzel MUHAMMED.(S.A.V.)
hz. adem (a.s) cenetten kovulmadan önce cennetin kapısında yazan yazı dikkatini çekermiş.kovulduktan sonra allaha yalvarmış affedilmesi için fakat nafile..... ve aklına o yazı gelmiş.... tekrar yüce allaha yalvarmış allah'ım beni muhammedin yüzü suyu hürmetine affet diye..MUHAMMEDİ TANIMADIĞI GÖRMEDİĞİ HALDE ASIRLAR SONRA DOĞACAK BİRİNİN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE AFFEDİLMİŞ ... O YAZIMI ? Kelime-i Şahadet: 'Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu
tüm yerler ve gökler onun yüzü suyu hürmetine yaratılmış bir insan nasıl tarif edilebilirki? onun devrinde yaşayıp islam için çarpışan ve şehit olanlara ne mutlu! eyyy alemlerin rabbi olan allahın resulü bizleri şefaatinden mahrum etme... onu yücelten tüm arkadaşlardanda allah razı olsun....
Oyyy yoluna kurban oldugum Efendim...
Canım sana feda olsun...Anam-Babam feda olsun yoluna...
Senin yolundan gitmek ne güzel, Senin ümmetin olmak ne güzel...
Alemlerin Rabbin'ne Hamd olsun ki Bizleri Senin Ümmetin olarak yarattı...
Esselatu Vesselamu Aleyke Ya RESULALLAH...
Cebrail as'ın 'SENİ HER GÖRÜŞÜMDE İNSAN OLASIM GELİYOR' dediği kişidir...
BİR GÜN PEYGAMBER EFENDİMİZ EVİMİZE GELSE
Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse
Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı
Merak ediyorum nelere yapacağımızı
Biliyorum böyle şerefli bir konuğa
Açacağınızı en güzel odanızı
Ona sunacağınız tüm yemeklerin en iyisi olacağını
Ve inandırmaya çalışacağınızı
Onu evinizde görmekten mutluluk duyacağınızı
Gerçekten de evinizde ona hizmet etmekten alacağınız hazzı
Fakata söyleyin bana Efendimiz’i evinize doğru gelirken gördüğünüzde
Onu kapıda mı karşılayacaksınız?
Yoksa onu içeri almadan önce
Aceleyle bazı dergileri gazeteleri çarçabuk saklayıp
Yerine Kur’an’ı mı koyacaksınız?
Peki hala film mi seyredeceksiniz televizyonda
Yoksa kapatmaya mı koşacaksınız? Aceleyle
O size kızmadan önce
Kim bilir belki de
Ağzınızdan çıkmamış olmasını dilerdiniz
Hatırlayabildiğiniz en son çirkin kelimenin
Peki ya dünyalık müziğinizi saklayacak
Ve bunun yerine ortalığa kitaplığınızın raflarında tozlanmış
Hadis kitaplarını mı çıkaracaksınız?
Hemen içeri girmesine izin verecekmisiniz?
Yoksa telaşla ne yapayım diyerek sağa sola mı koşturacaksınız?
Merak ediyorum eğer Peygamberimiz birkaç günlüğüne
Sizinle birlikte yaşasa, yapmaya devam edecek misiniz?
Her zaman yaptığınız şeylere
Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı?
Her yemekten sonra sofra duası etmeyi yine zor mu bulacaksınız?
Hiç yüzünüzü asmadan, oflayıp puflamadan
Her vakit namazınızı kılacak mısınız?
Ya sabah namazı için sıcacık yataktan erkenden fırlayacak mısınız?
Peki ya mırıldanacak mısınız her zaman söylediğiniz şarkıları
Ve okuyacak mısınız her zaman okuduğunuz kitapları
Peki bilmesine izin verecek misiniz?
Aklınızın ruhunuzun beslendiği şeyleri
Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz?
Şöyle diyelim yada:
Gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz Peygamberi
Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız
Tanıştırmaktan onur duyar mısınız?
Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız
Peygamber’in ziyareti bitene dek birbirleriyle arkadaşlarınızın
Şimdi söyleyin açık yüreklilikle
Onun kalmasını istermiydiniz sizinle sonsuza dek hep birlikte
Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız?
Ziyareti bitip gittiğinde
Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi?
Bilmek ve düşünmek
Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretimize gelse
Yapacağımız şeyleri………
'Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha bulusamayacagim. Ey Insanlar bu günleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz nasil mübarek bir sehir ise; canlariniz, mallariniz, irzlariniz da öyle mukaddestir, her türlü saldiridan emindir. Ashabim! Yarin Rabbinize kavusacaksiniz ve bugünkü her hal ve hareketinizden sorulacaksiniz. Sakin benden sonra eski dalâletlere dönüp birbirinizin boynunu vurmayin. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da isitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmis olur.
Ey ashabim! Kimin yaninda bir emanet varsa onu sahibine versin. Fa izin her çesidi kaldirilmistir, ayagimiz altindadir. Lakin borcunuzun aslin vermek gerekir. Ne zulmediniz ne de zulme ugrayiniz. Allah'in emriyle faizcilik artik yasaktir. Cahiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayagimin altindadir. Ilk kaldirdigim faiz de Abdulmuttalib'in oglu (amcam) Abbas'in faizidir.
Ashabim! Cahiliyet devrinde güdülen kan davalari da tamamen ortadan kaldirilmistir,' ilk kaldirdigim kan davasi da Abdulmuttalib'in torunu (yegenim) Rebîa'nin kan davasidir.
Ey Insanlar! Bugün seytan sizin su topraklarinizda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü ebedi surette kaybetmistir. Fakat bu kaldirdigim seyler haricinde küçük gördügünüz islerde de ona uyarsaniz bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan sakininiz.
Ey Insanlar! Kadinlarin haklarina riayet etmenizi ve bu hususta Allah' tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari Allah'in emaneti olarak aldiniz. Ve onlarin namuslarini ve ismetlerini Allah adina söz vererek helal edindiniz. Sizin kadinlar üzerindeki hakkiniz; onlarin, aile serefini koru mallari ve evlerinizi sizin hoslanmadiginiz hiç kimseye açmamalari, çignenmemeleridir. Eger onlar, razi olmadiginiz herhangi bir kimseyi evinize alirlarsa onlari hafif bir sekilde dövebilir, azarlayabilirsiniz. Kadilarin da sizin üzerinizdeki haklari; örfe göre her türlü giyim ve yiyeceklerini temin etmenizdir. Ey mü'minler, size bir emanet birakiyorum ki siz ona simsiki sarildikça yolunuzu hiçbir zaman sasirmazsiniz. O emanet Allah'in kitabi Kur'ândir.
Ey mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi muhafaza ediniz. Müslüman müslümanin kardesidir ve bütün Müslümanlar kardestir. Din kardesinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, baskasina helal degildir. Ancak gönül hosluguyla verilen baska. Ashabim! Nefsinize de zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakki vardir:
Ey insanlar! Cenab-i Hak her hak sahibine hakkini vermistir. Varis için vasiyete gerek yoktur. Çocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zinakâr için mahrumiyet cezasi vardir. Babasindan baskasina nesep iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina uymaya kalkan nankör, Allah'in gazabina, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanlarin düsmanligina ugrasin. Cenab-i Hak bu insanlarin ne tevbelerini ne de sehadetlerini kabul eder.'
Rasûlüllah sözlerinin burasinda dinleyenlere sordu: 'Ey insanlar! Yarin beni sizden soracaklar. Ne dersiniz? ' Ashab-i Kiram cevap verdi:
'Allah'in risâletini teblig ettin; risalet görevini yerine getirdin, bize vasiyyet ve nasihatte bulundun diye sehadet ederiz.' Rasûlullah sehadet parmagini göge kaldirarak üç kez 'Sahit o! ya Rab! Sahit o! ya Rab! Sahit ol ya Rab! ' buyurarak Arafat'taki hutbesini bitirdi.
alemlere rahmet iki cihan serveri hz.ahmed mahmud muhammed mustafa (s.a.v.) anam babam varlığım feda olsun sana ya resulallah
Tüm Kainatın ve Alemlerin Rabbi Olan Allah Azze ve Celle nin Tüm insanlığa rahmet olarak göndermiş olduğu,gelmiş ve gelecek en şerefli insan.Rabbim ona layık ümmet olabilmeyi nasip eylesin(amin!)