işin şakası bir yana (eğer şakasya! !) Mevlana' nın ne olursan ol sözü gerçekten yanlış anlaşılmakta.... Yani tevbe kapısının Rahmet tecellisi noktasında bakmakla ne yaparsan yap farketmez noktası arasında taktir edersiniz (pek edileceğini zannetmesem de) çok büyük fark vardır... Mevlana gönül insanı ve bir müslüman alimdir... Muhattabınızın anlayacağı bildiği kadardır der.... Eh ne denirki başka? ...
Kararsızlık, leke gibidir. İnsanın sevdiklerinden ve sevmediklerinden emin olmadan geçirdiği günler, kirli günlerdir. Neye dokunsa kirletir insan. Şüphe, çoğaldıkça çoğalır, ihtimaller bir bataklık gibi yavaş yavaş yutar insanı. Battığını çoğu kez farkedemez insan.
Yaşadığımız dünya kirli bir masa gibi, ve bu dünyayı temizlemeye çalışan muhalifler var her tarafta. Peki masayı silmeye çalışan, bunun için ter dökenlerin ellerindeki bezler temiz mi? Bir öyküsünde bunu anlatır Tolstoy. Masayı silmeye çalışan bir kadının, silmeye çalıştıkça pisliği nasıl çoğalttığını, masanın belli bir noktasındaki pisliği masanın her tarafına nasıl dağıttığını anlatır. Çünkü kadının elindeki bez kirlidir.
Hümanizm, yüzyıllardır devam eden büyük bir temizlik hareketinin adı. Hayattan Tanrının ve dinin izlerini silip onun yerine merkeze insanı koyan bir hareket bu. İnsancıl olmak, kimseyi yargılamamak, hoş görmek anlamlarında yanlış kullanılıyor genelin dilinde. Ölümden sonra büyük sorgu günü olduğundan emin olmayanlar, bu konuda kararsız olanlar daha çok kullanıyor hümanist kelimesini. İnananlarla inanmayanlara, bilenlerle bilmeyenlere eşit davranılmasını istiyorlar. 'Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? ' şeklindeki Kutsal Kitabın uyarısını ciddiye almayanlar, zanlarını desteklemek için de en çok Yunus Emre ve Mevlana'yı kullanıyorlar. Yunus'un ve Mevlana'nın sözlerini (meyvelerini) ağacından koparıp, kendi çalılarına takıyorlar. Çalının meyve verdiğine inanmamızı bekliyorlar. Kentlerde doğup büyüyenler, hayatında hiç meyve ağacı görmemiş olanlar (Müslümanca düşünemeyenler) kolaylıkla aldanabilirler Mevlana'nın ve Yunus'un da hümanist olduğunu söyleyen yetenekli bu insanlara. Yetenekli olmak, haklı olmaya yetmiyor ne yazık ki.
Yetenekli ama Haksız olanlardan biri de A. Kadir (Abdulkadir Meriçboyu,1917-1985) . Kadir olanın kulu anlamına gelen Abdulkadir ismini, Kudret sahibi olan Allah'tan emin olmadığı için 'A.Kadir' olarak kullanmış olan bu şahıs 'Bugünün Diliyle Mevlana' adlı kitapta Mevlana'nın birçok şiirini Türkçeleştirmiş. İlk baskısı 1955'te yapılan ve bugüne kadar da birçok defa yeni baskısı yapılan bu kitap birçok ünlü solcu hümanist aydından da övgüler almış. Nazım Hikmet, Hasan Hüseyin ve İlhan Selçuk'un övgüleri kitabın arka kapağında yer alıyor. 'Harikulade güzel, değil mi? Büyük Celaleddin Rumi ilk defa Türkçe konuştu. Hem de nasıl konuştu? ' diye soruyor kitabın arka kapağından Nazım Hikmet. Mevlana Türkçe neler söylüyor? Özellikle yabancı dil bilenler ve semantik ile ilgilenenler bilirler: Orijinal metin ile tercüme metin aynı değildir. Tercüme, bir metnin başka bir dile yorumlanarak aktarılmasıdır. A.Kadir ne kadar meyhane penceresinden bakarak, ahireti unutarak yorumlamışsa da Mevlana'nın şiirlerini, yine de yok edememiş oradaki Kutsal Kitap mürekkebini. Örneğin,75. sayfadaki 'Ey Balçık Dünya' adlı şiirde Mevlana şöyle diyor dünyadan bahsederken:
'İsa'nın yurdu değilsin sen yayıldığı yersin eşeklerin.'
Mesnevisinin birinci cildinde 'Vatan sevgisi imandandır' şeklindeki peygamber sözünü, 'Asıl vatan, ahirettir. Dünya gurbettir.' diyerek açıklayan Mevlana, yukarıdaki satırlarda bir kez daha dünyanın gurbet olduğunu, Hz. İsa aleyhisselamın da vatanı olmadığını söylemiyor mu? Ya ikinci mısraa ne demeli. Ahiretten emin olmayanlara, dünyayı gurbet, ahireti vatan bilmeyenlere 'eşek' demiyor mu burada? Eşek gibi dünyanın yükünü taşıdıklarını, eşekler gibi hayat boyunca sadece insanlara hizmet ettiklerini ve 'sevgili'yi (Allah'ı) unutup, aşkın farzlarını yerine getirmeyip yan gelip yattıklarını söylemiyor mu?
Mevlana'nın bütün yazdıkları özde hep bu hakikati söylemiyor mu zaten? Niçin görünmüyor bunlar? Birileri kirli elleriyle dokunarak bu sayfaları kirletti ve yazıları okunmaz hale mi getirdi?
Bütün peygamberler gibi onları kendine örnek alan Mevlana da bir devrimcidir. Put, abartılan her şeydir. Devrim ise, Nuri Pakdil'in o veciz ifadesiyle söylersek: 'yeryüzüne yalın bir bakış demektir.' Allah'ın mütevazı devrimcileri, bu abartılara aldanmayan, bunları ciddiye almayan ve bunları ayaklar altına alanlardır; bir geminin suyu altına alması gibi. Beyninde, dilinde, kalbinde, hayatında bunlara yer vermeyenlerdir. Hz. İbrahim, abartılan, hak etmediği şekilde ilgi gösterilen ve duyguların boş yere israf edilmesine neden olan her şeye karşı çıkan devrimcilerden biriydi. Baltası vardı. Mevlana'nın baltası neydi peki? -Sözleri.
'Geminin yüzmesi için su lazımdır, ama suyu geminin içine alırsan gemi batar' diyen Mevlana, bütün dünyevi zevkleri, bütün abartılan arzuları, yani somut soyut bütün putları hümanistler gibi hayatının içine değil de, ayaklar altına alan bir devrimci değil midir? Arzular, insanı Allah'a götüren yollardır. Varılacak olan sevgiliyi unutup, sadece yolu önemseyen ve yollarda özgürce avare dolaşan insanlar Mevlana'nın yol arkadaşı olabilir mi hiç? Hayatı devam ettiren arzulardır, ama bu arzuları hayatının merkezine alırsan, batarsın diyen Mevlana, hayatının merkezini 'sevgili'sine (Allah'a) ayırmamış mıdır? 'Sevgili'sinin (Allah'ın) eliyle gönderilen 'kadeh'lerden (peygamberlerden) sürekli 'şarap' içmeye (vahyi anlamaya) çalışmamış mıdır hayatı boyunca? Bunun dışındaki her türlü çabayı boş iş ve ahmaklık olarak adlandırmamış mıdır?
Zihni ve dili temiz olmayanların ne kadar iyi niyetle ne kadar çok çalışırlarsa çalışsınlar; bütün eylemleri lekelidir, kirlidir. Bunun içindir ki, insanın önce emin olması (iman) istenir ondan. Sevdiğinizden de sevmediğinizden de emin olun; ve doğduğunuz günkü gibi temiz kalmak ve olmak için elinizden geleni yapın. Balçıktan temizlenmek için her gün 5 kez bezinizi yıkayın, Tanrı buyruğudur. İstenen budur.
NOT: Bu yazı İbrahim Paşalı'ya aittir. Kaynak: MİLLİ GAZETE
besnevid be ney ki hikayet mi koned deyip anlatmaya basladi mevlana ve iyikide anlatti, ve dunyayi aydinlatan ciragin bu ilahi kaynakli yagi idi mevlanayi bu kadar degerli kilan, sadece hikayeler degil mevlanadaki felsefe ve ilim insani hayretlere dusurur, bir insanin o devirde nasil bu kadar cesitli bilgiyi birarada ogrendigini akliniz alamaz iste mevlana boyle bir sahsiyetti. fahiselere bile siz olmazsaniz dunya fesatla dolar deyip onlarin gonlunu alabilecek kadar ulu bir insandir, ve atsiz gibi serefsizlerin dedigi gibi homosexuel de degildir bunu arastirdim, adam ilahi asktan bahsederken, tasavvufun manalarini bilmeyen gerizekalilar ve ne yazikki h nihal atsiz da bunlarin icindedir adami homo ilan ederler boylede bedbahtliklari vardir mevlananin
Ancak onlar bir elleriyle aldıklarını öbür elleriyle insanlara dağıtabilirler..yer döner, boşluk döner, alem döner..gezegenlerin, ayın, güneşin dönüşüne katılırlar..
"Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol; her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol."
Sevgide güneş gibi ol,dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,hataları örtmede gece gibi ol,tevazuda toprak gibi ol,öfkede ölü gibi ol;her ne olursan ol,ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.
Adam'Ben bir devenin taşıyabileceği kadar kitap okudum ve bu kitapların hiçbirinde müziğe, dinî kanunlar tarafından izin verildiğine dair bir tek satıra bile rastlamadım.'der. Mevlana'O halde dostum,bütün bu kitapları ,onları taşıyan deve gibi okumuşsun.'der... .
...'Sazlar çalmaya başladığında ben kapı gıcırtısından başka bir şey duymuyorum' der adam. Mevlana 'Ben de öyle dostum,cennetin kapılarının açıldığını duyuyorum' der...
'Allah paylaşacak biri olmaksızın yalnızlığı yaratmış olamaz.ne merhemi olmadan acı;ne de doygunluk olmadan açlık varolamaz.yalnızlığın ilacı beklemekten geçer;çünkü yalnızlık sadece zamanın bir oyunudur.bir bütünün parçaları yalnızca anlarla birbirinden ayrılmışlardır.'sevginin yolu s.57
işin şakası bir yana (eğer şakasya! !) Mevlana' nın ne olursan ol sözü gerçekten yanlış anlaşılmakta.... Yani tevbe kapısının Rahmet tecellisi noktasında bakmakla ne yaparsan yap farketmez noktası arasında taktir edersiniz (pek edileceğini zannetmesem de) çok büyük fark vardır...
Mevlana gönül insanı ve bir müslüman alimdir...
Muhattabınızın anlayacağı bildiği kadardır der.... Eh ne denirki başka? ...
Pişmişin halinden ne anlar ham, sözün kısası vesselam.....
Mevlana
Sesin zamanla sinirlanamadigi ve sevginin mekana hapsedilemeyecegi hakikati......
Devrimci Mevlana ve hümanist 'eşekler'
Kararsızlık, leke gibidir. İnsanın sevdiklerinden ve sevmediklerinden emin olmadan geçirdiği günler, kirli günlerdir. Neye dokunsa kirletir insan. Şüphe, çoğaldıkça çoğalır, ihtimaller bir bataklık gibi yavaş yavaş yutar insanı. Battığını çoğu kez farkedemez insan.
Yaşadığımız dünya kirli bir masa gibi, ve bu dünyayı temizlemeye çalışan muhalifler var her tarafta. Peki masayı silmeye çalışan, bunun için ter dökenlerin ellerindeki bezler temiz mi? Bir öyküsünde bunu anlatır Tolstoy. Masayı silmeye çalışan bir kadının, silmeye çalıştıkça pisliği nasıl çoğalttığını, masanın belli bir noktasındaki pisliği masanın her tarafına nasıl dağıttığını anlatır. Çünkü kadının elindeki bez kirlidir.
Hümanizm, yüzyıllardır devam eden büyük bir temizlik hareketinin adı. Hayattan Tanrının ve dinin izlerini silip onun yerine merkeze insanı koyan bir hareket bu. İnsancıl olmak, kimseyi yargılamamak, hoş görmek anlamlarında yanlış kullanılıyor genelin dilinde. Ölümden sonra büyük sorgu günü olduğundan emin olmayanlar, bu konuda kararsız olanlar daha çok kullanıyor hümanist kelimesini. İnananlarla inanmayanlara, bilenlerle bilmeyenlere eşit davranılmasını istiyorlar. 'Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? ' şeklindeki Kutsal Kitabın uyarısını ciddiye almayanlar, zanlarını desteklemek için de en çok Yunus Emre ve Mevlana'yı kullanıyorlar. Yunus'un ve Mevlana'nın sözlerini (meyvelerini) ağacından koparıp, kendi çalılarına takıyorlar. Çalının meyve verdiğine inanmamızı bekliyorlar. Kentlerde doğup büyüyenler, hayatında hiç meyve ağacı görmemiş olanlar (Müslümanca düşünemeyenler) kolaylıkla aldanabilirler Mevlana'nın ve Yunus'un da hümanist olduğunu söyleyen yetenekli bu insanlara. Yetenekli olmak, haklı olmaya yetmiyor ne yazık ki.
Yetenekli ama Haksız olanlardan biri de A. Kadir (Abdulkadir Meriçboyu,1917-1985) . Kadir olanın kulu anlamına gelen Abdulkadir ismini, Kudret sahibi olan Allah'tan emin olmadığı için 'A.Kadir' olarak kullanmış olan bu şahıs 'Bugünün Diliyle Mevlana' adlı kitapta Mevlana'nın birçok şiirini Türkçeleştirmiş. İlk baskısı 1955'te yapılan ve bugüne kadar da birçok defa yeni baskısı yapılan bu kitap birçok ünlü solcu hümanist aydından da övgüler almış. Nazım Hikmet, Hasan Hüseyin ve İlhan Selçuk'un övgüleri kitabın arka kapağında yer alıyor. 'Harikulade güzel, değil mi? Büyük Celaleddin Rumi ilk defa Türkçe konuştu. Hem de nasıl konuştu? ' diye soruyor kitabın arka kapağından Nazım Hikmet. Mevlana Türkçe neler söylüyor? Özellikle yabancı dil bilenler ve semantik ile ilgilenenler bilirler: Orijinal metin ile tercüme metin aynı değildir. Tercüme, bir metnin başka bir dile yorumlanarak aktarılmasıdır. A.Kadir ne kadar meyhane penceresinden bakarak, ahireti unutarak yorumlamışsa da Mevlana'nın şiirlerini, yine de yok edememiş oradaki Kutsal Kitap mürekkebini. Örneğin,75. sayfadaki 'Ey Balçık Dünya' adlı şiirde Mevlana şöyle diyor dünyadan bahsederken:
'İsa'nın yurdu değilsin sen
yayıldığı yersin eşeklerin.'
Mesnevisinin birinci cildinde 'Vatan sevgisi imandandır' şeklindeki peygamber sözünü, 'Asıl vatan, ahirettir. Dünya gurbettir.' diyerek açıklayan Mevlana, yukarıdaki satırlarda bir kez daha dünyanın gurbet olduğunu, Hz. İsa aleyhisselamın da vatanı olmadığını söylemiyor mu? Ya ikinci mısraa ne demeli. Ahiretten emin olmayanlara, dünyayı gurbet, ahireti vatan bilmeyenlere 'eşek' demiyor mu burada? Eşek gibi dünyanın yükünü taşıdıklarını, eşekler gibi hayat boyunca sadece insanlara hizmet ettiklerini ve 'sevgili'yi (Allah'ı) unutup, aşkın farzlarını yerine getirmeyip yan gelip yattıklarını söylemiyor mu?
Mevlana'nın bütün yazdıkları özde hep bu hakikati söylemiyor mu zaten? Niçin görünmüyor bunlar? Birileri kirli elleriyle dokunarak bu sayfaları kirletti ve yazıları okunmaz hale mi getirdi?
Bütün peygamberler gibi onları kendine örnek alan Mevlana da bir devrimcidir. Put, abartılan her şeydir. Devrim ise, Nuri Pakdil'in o veciz ifadesiyle söylersek: 'yeryüzüne yalın bir bakış demektir.' Allah'ın mütevazı devrimcileri, bu abartılara aldanmayan, bunları ciddiye almayan ve bunları ayaklar altına alanlardır; bir geminin suyu altına alması gibi. Beyninde, dilinde, kalbinde, hayatında bunlara yer vermeyenlerdir. Hz. İbrahim, abartılan, hak etmediği şekilde ilgi gösterilen ve duyguların boş yere israf edilmesine neden olan her şeye karşı çıkan devrimcilerden biriydi. Baltası vardı. Mevlana'nın baltası neydi peki? -Sözleri.
'Geminin yüzmesi için su lazımdır, ama suyu geminin içine alırsan gemi batar' diyen Mevlana, bütün dünyevi zevkleri, bütün abartılan arzuları, yani somut soyut bütün putları hümanistler gibi hayatının içine değil de, ayaklar altına alan bir devrimci değil midir? Arzular, insanı Allah'a götüren yollardır. Varılacak olan sevgiliyi unutup, sadece yolu önemseyen ve yollarda özgürce avare dolaşan insanlar Mevlana'nın yol arkadaşı olabilir mi hiç? Hayatı devam ettiren arzulardır, ama bu arzuları hayatının merkezine alırsan, batarsın diyen Mevlana, hayatının merkezini 'sevgili'sine (Allah'a) ayırmamış mıdır? 'Sevgili'sinin (Allah'ın) eliyle gönderilen 'kadeh'lerden (peygamberlerden) sürekli 'şarap' içmeye (vahyi anlamaya) çalışmamış mıdır hayatı boyunca? Bunun dışındaki her türlü çabayı boş iş ve ahmaklık olarak adlandırmamış mıdır?
Zihni ve dili temiz olmayanların ne kadar iyi niyetle ne kadar çok çalışırlarsa çalışsınlar; bütün eylemleri lekelidir, kirlidir. Bunun içindir ki, insanın önce emin olması (iman) istenir ondan. Sevdiğinizden de sevmediğinizden de emin olun; ve doğduğunuz günkü gibi temiz kalmak ve olmak için elinizden geleni yapın. Balçıktan temizlenmek için her gün 5 kez bezinizi yıkayın, Tanrı buyruğudur. İstenen budur.
NOT: Bu yazı İbrahim Paşalı'ya aittir. Kaynak: MİLLİ GAZETE
besnevid be ney ki hikayet mi koned
deyip anlatmaya basladi mevlana ve iyikide anlatti, ve dunyayi aydinlatan ciragin bu ilahi kaynakli yagi idi mevlanayi bu kadar degerli kilan, sadece hikayeler degil mevlanadaki felsefe ve ilim insani hayretlere dusurur, bir insanin o devirde nasil bu kadar cesitli bilgiyi birarada ogrendigini akliniz alamaz iste mevlana boyle bir sahsiyetti. fahiselere bile siz olmazsaniz dunya fesatla dolar deyip onlarin gonlunu alabilecek kadar ulu bir insandir, ve atsiz gibi serefsizlerin dedigi gibi homosexuel de degildir bunu arastirdim, adam ilahi asktan bahsederken, tasavvufun manalarini bilmeyen gerizekalilar ve ne yazikki h nihal atsiz da bunlarin icindedir adami homo ilan ederler boylede bedbahtliklari vardir mevlananin
'Bir kalp kırmak kabeyi 70 defa yıkmaktan daha kötüdür' der Mevlana
'nadan ile sohbet zor gelir erene çünkü nadan ne gelirse söyler diline' der mevlana
Ancak onlar bir elleriyle aldıklarını öbür elleriyle insanlara dağıtabilirler..yer döner, boşluk döner, alem döner..gezegenlerin, ayın, güneşin dönüşüne katılırlar..
"Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol; her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol."
"Nice insanlar gördüm üzerlerinde urba yok; nice urbalar gördüm içlerinde insan yok."der Mevlana.
"Eşekten şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir."der Mevlana...
Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?
Dikenden gül bitiren,kışı da bahar haline döndürür.Selviyi hür bir halde yücelten,kederi de sevinç haline sokabilir.
Sevgide güneş gibi ol,dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,hataları örtmede gece gibi ol,tevazuda toprak gibi ol,öfkede ölü gibi ol;her ne olursan ol,ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.
ALLAH dostu bir zat....
Adam'Ben bir devenin taşıyabileceği kadar kitap okudum ve bu kitapların hiçbirinde müziğe, dinî kanunlar tarafından izin verildiğine dair bir tek satıra bile rastlamadım.'der.
Mevlana'O halde dostum,bütün bu kitapları ,onları taşıyan deve gibi okumuşsun.'der... .
...'Sazlar çalmaya başladığında ben kapı gıcırtısından başka bir şey duymuyorum' der adam.
Mevlana 'Ben de öyle dostum,cennetin kapılarının açıldığını duyuyorum' der...
onlar sadece aşk diyorlar sana;oysa aşk sultanımsın sen benim.ey,hiç kimsenin düşüne sığmayan dost,bensiz gitme istemem...
'Allah paylaşacak biri olmaksızın yalnızlığı yaratmış olamaz.ne merhemi olmadan acı;ne de doygunluk olmadan açlık varolamaz.yalnızlığın ilacı beklemekten geçer;çünkü yalnızlık sadece zamanın bir oyunudur.bir bütünün parçaları yalnızca anlarla birbirinden ayrılmışlardır.'sevginin yolu s.57