ARKADAŞLAR GERÇEKTEN ÖĞRENMEK İSTEYENLER OKUYABİLİR Herhangi bir siyasi kaygı taşımadan sadece NEDİR... 1/1
Kürtçenin Yapısı Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde, Kürtçeden ve Kürtçenin lehçelerinden söz eder. Kürtçenin zengin ve kadim bir dil olduğunu; Farça, İbranice ve “Derice”den ayrı olduğunu vurgular. Şemsettin Sami Kamus’ül Alâm adlı eserinde, Ziya Gökalp de çeşitli makalele ve demeçlerinin yanı sıra Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler adlı eserinde, Kürtçenin diğer dillere benzemediğini ve bağımsız, zengin bir dil olduğunu söyler. Öte yandan Kürtler ve Farslar Ari kökenlidirler. Dilleri aynı grup içinde yer alır, ama her biri bağımsız bir dildir. Kürtler geçmiş dönemlerde kendi dilleriyle eğitim ve öğretim yapmışlardır. Medreselerde matematik, mantık, gramer, fıkıh ve benzeri konularda eğitim ve öğretim, Kürtçe ve Arapça yapılırdı. Ama öğretim birliği (tevhidi tedrisat) kanunuyla bu medreseler kapatıldı ve yeni sistemde Kürtçe öğretim ve eğitime yer verilmedi. Kürtçede lehçe ve şivelerin varlığı bir gerçekliktir. Bu gerçeklik yalnızca Kürtçeye ait bir özellik de değildir. Tüm dillerde lehçe, şive ve ağızlar vardır. Dilde standartlaşmadan söz ediliyorsa bu, yazı dilinde aranır. Hangi dilde hem konuşma, hem de yazı dilinde birlik sağlanmıştır ki! Standart bir dil için ise her açıdan elverişli koşullara ve zamana, modern kurum ve kuruluşlara ihtiyaç vardır. Kürtler Mezopotamya’nın yerleşik halkı olup zengin bir kültüre sahiptirler. Kürtlerin atalarından birçok kültürel ve tarihi miras kalmıştır. Bu tarihi miras ve kalıntıların bir kısmı da yazılı belgelerdir. Mevcut belgelerden anlaşılıyor ki Kürtler, öteden beri yazıyı kullanagelmişlerdir. Kürtlerin Kullandığı Alfabeler* Sümerlerin çivi yazisini m.ö. 3000 yılından millata yakın zamanlara kadar dünyadaki bir çok millet tarafından kullanıldı. Kürtler de örneğin Hurri, Mitanni, Kaşi ve Med devletleri döneminde çivi yazısını kullanmışlar ve kendi fonetiklerine göre ses ve harflere eklemeler yada düzeltmeler yapmışlardır. Mesela Medler bu yazıyı kulanmaya başlayınca 36 harfliydi. Medler kendi fonetiklerine göre 6 harf eklemişler. Bununla harf sayısı 42’ye çıkmış. Çivi yazısı bütün kürtçe seslere elverişli ve uygun olmuştur. Çünkü önce bu sistemi bütün seslerine göre kullanmışlar. sümerlerin kelimeleri bazıları tek hece bazıları birden fazla sözcükten meydana geliyor. Sümerlerin bu kelimeleri ile bu günkü kürtçe sözcükler arasında bazı ortak noktalar var. Biraç örnek: sümerce bugünkü kürtçe ile Ga-meş Gamêş Pa-bil-ga Bapîr Lu-kal Mêrê kal A-nê-nê Awane Gu Guh, go Gal Gel Mi Mê Nuh Tufanı Tabletleri Hazim Hacani arapça kitabında “Sefehatun Min Tarîxi'l-Kurd we Kurdistan” şöyle nakleder: Nuh tufanından bahseden çivi yazısı ile Kürtçe yazılmış ve günümüze gelmiş en eski belgelerden diyebileceğmiz tabletler var. Bu tabletler şu an londra müzesinde korunuyor. Bu alanda “Sewtu'r-Rafideyn” gazetesinde bir makale yayınlandı. Ama günümüzde kullanılan bir dil ile yazılmış bir çivi yazısı belgesi çok büyük bir olaydır(yeteri kadar tanıtılmaması ise talihsiz bir olaydır) . Bu kürtçenin tarihinin, kadimliğinin göstergesidir. Arami ve Yunan alfabeleri Kürtler M.Ö. 4. yüzyılın sonlarında Ixmînî imparatorluğunun çöküşünden sonra çivi yazısını kullanmayı bırakıp Yunan ve Arami alfabesini kullanmışlar. Bu alfabelerle yazılıp günümüze gelen Kürtçe tekstler “Hewramî Kitabeler”dir. Bazı kürt ve avrupalı tariçiler bu konuda çok önemli tespitlerde bulunmuşlar: 1909 senesinde Hewramanda bir mağaranın içinde Kürtçenin hawramani lehçesiyle yunan ve arami yazısı ile yazılmış kitabeler bulunmuştur.bunlar çok eski tarihlere dayanır ve genelde ceylan derisi özerine yazılmışlardır. Dr. Se’id el-Kurdistani bunlardan 3 tane kitabeyi İngiltereye götürüp Prof. Minns’e teslim etmiştir. Bu 3 kitabe m.ö. 88,22,11 de Aşkaniler zamanında yazılmış. Bunlardan biri arami alfabesi ile diğer ikisi ise yunan alfabesi ile yazılmış. Prof. Minns yunan alfabesi ile kürtçe yazılmış iki kitabe hakında araştırma yapmış ve sonuçlarını 1915’de “Helenistik Araştırmalar” dergisinde yayınlamış. Prof. Minns arami alfabesi ile yazılanı ise 1919’da “JRAS” dergisinde yayınlamış. Aşağida da vereceğim 8 satırlık ticaret anlaşması niteliğindeki belgenin hem arapça alfabesine göre hemde orijinalini Cemal Reşîd Ehmed “Zuhûru’l-Kurd Fi’t-Tarîx” eserinde vermiş. Kitabede bağ ve bahçelerin kiralanması ve satın alınmasından bahseder. Ayrıca bu anlaşmaya şahit olanlarında isimleri tek tek metinde geçiyor. Aşağıdaki tabloda hem eski tablonun orijinaline yakın telafuzunu hemde kürmanci lehçesine çevirisi verilmiş. Orjinal kitabeye yakın telafuz: 1) Şenet /// Qi Yerexa Erwetet Meybenû Pitispik berî Turîn. 2) /// 1.. û? yekî kerma esmek men Ebîkuşkun Piliz yat. 3) Rezbenû Erîl berî Bişnîn dad ehî kula zewzen 10, 20, 20, 5. 4) Me men Bûmxûtî E…X hemî edlû qedemte 5) Şehdîn: Tîrîk berî Epînî berî Reşno berî Eriştet 6) Berî Ebnû Gerîpnehî berî Mitrapedî Sînik berî Matbeng 7) …Kerma esmetin kerma zînet? Erîl men 8) Pitispik kula zewzen 10, 20, 20, 5 Günümüz Kürmanci’siyle: 1) Sal 3000, meh Erwetet, havîn. Xwediyê şeravê Pitispik kurê Turîn 2) 201 wekî buhayê yek rezê tirî da ku nîvê malê wî bê zivirandin. 3) Xwediyê rez Erîlê kurê Bişnîn e. Temamê pere ku 55 zewzîn e da wî 4) Da xwediyê erdê. Vî kesî ev tişt qebûl kiriye di hizûra şahidan de. 5) Şahid ev in: Tirîk kurê Epînî, kurê Reşno kurê Eriştet 6) Kurê Ebnû û Gerîpnehî kurê Mîtrapedî, Sînik kurê Matbeng 7) Pereyê rezê tirî yê Esmetin. Ew ê rez ji Erîl re bê dayîn ji aliyê 8) Pitispik ve. Hemû li ser hev 55 zewzen e. Bînû Şad û Masîsûratî Alfabesi Bu alfabe kürtlere ait bir alfabedir.Alfabe 37 harften meydana geliyor ve sağdan sola doğru yazılıyor. Arap alfabesinde olmayan “P, Ç, J, G' harfleri bu alfabede bulunur. Celadet Bedirxan’ın latin alfabesinde olmayan 'Ğ' harfi bu afabede vardır. İki tane “k” iki tane “ç” iki tane de “p” harfleri vardir bu alfabede. Kürtlerden başka kimse Bînû Şad û Masîsûratî alfabesini kullanmamıştır. Bînû Şad ve Masîsûratî iki Kürt aşiretidir. Kürtlerin bu alfabesinden bahseden en eski kitap arapça olan 'Şewqu'l-Musteham Fî Ma'rifeti Rumûzi'l-Eqlam' dir. Kitabın yazarı İbn-i Wehşiye’dir. Kendisi keldanidir ve Kürtçede biliyordu. Bu kitabını Endülüs hükümdarı Abdurrahman oğlu Abdulmelikin isteği üzerine yazmıştır. Abdulmelik kendi zamanına kadar kaç alfabe yazıldığını öğrenmek istemiş. İbnu Wahşiye bu istek üzerine hicri 241/ miladi 856’da yazmıştır. Yazar 'Sifetu qelemin axere mine'l-eqlami'l-qedîmeti' (eski kalem şekillerinden başka bir kalem) başlılı yazısında şöyle der: “Bînu Şad ve Masîsuratî Kürtleri bütün bilimsel ve sanatsal eserlerini bu alfabeyle yazmışlar. Bu alfabede olan harf ve şekiller çok yabancı ve eskidirler ve başka alfabelerde bulunmazlar. Bağdatta isevilerin makberlerinde bu alfabeyle yazılmış 30 kitap buldum ve iki tanesi şuan da yanında Şam’da. Bunlarda biri üzüm ve hurma toplamak biri de yerin altından su çıkarmakla ilgilidir. İnsanlar faydalansın diye Kürtçeden Arapçaya çevirisini yaptım” der İbn-i Wehşiye. Ayrıca alfabenin orijinalini de adı geçen kitabında kaydetmiştir. Muhemmed Mela Ebdulkerîm el-Muderris bu kitaptan bir nusha ele geçirmiş ve 134 ve 135 sayfalarının fotokopisini apça “Gülan” dergisinde bir makale ile yayınlamış. Söz konusu 134 ve 135 sayfalarında bu alfabeden bahsedilir. Makalenin ismi şudur: 'Kane li'l-ekradi eyden hurûfun yektubûne biha'(Kürtlerinde alfabesi ve harfleri vardı ve bunlarla yazarlardı) . Hogir Tahir Tewfîq’de “el-Elifbau'l-Kurdiyye”(kürtlerin alfabeleri) bazı bilgilerle beraber adı gecen sayfaları alfabeyle kaydeder. Avesti Alfabe A  Πi u û i İ İ O Ö ü a e k x xw G Ğ İ i ç c z j s T S d Z n p f b w M Y y R v v s ş ş H Avesta kürtçenin mukri lehçesine çok yakın bir dille yazılmış. Bundan dolayı Mukri’ye Avestayi lehçesi de denir. 44 harften meydana gelir. Kürtler ve Farslardan başka diğer irani topluluklarda kullanmış olabilirler bu alfabeyi. Arapçada olmayan 'P, Ç, J, G' harfleri bu alfabedeb yer alır. Pehlevi alfabesi Sasaniler Devletinde Kürtçenin Feyli lehçesi resmiydi. Miladi üçüncü ve yedinci yüzyılları arasında çok sayıda eser ve arşiv bu lehçeyle yazıldı. Birkaç örnek: Zend Avesta, Dinkerd (Soranî dinkerd) , Bondhişın, Pendnamegi Zaraduşt ve Minoki Xired bu lehçeyle yazılmışlar. Abasiler döneminde Feyli lehçesinden arapçaya çevrilen ama asılları yanlışlıkla Farsça kabul edilen eserler şunlardır:. Denizin Sinbadı, Bin Bir Gece, Xudayname, Karname,Ayiname, Kelile ve Dimne(Kereteke û Demeneke) . Sır Alfabesi 30 harften meydana geliyor. a (e) -b-p-t-c-ç-h-x-d- z -r-j-s-ş- s-d- t- z-e-ğ-f-q-k-g-l-m-n-w-h-y bu alfabe Yezidi (Êzidi) kürtler arasında kullanılmış. Başta yezidi olmayan Kürtler, Araplar ve Farslar bu alfabenin harflerinden bir şey anlamadıkları için bu alfabeye “alfabeya sır” (sır alfabesi) denilmiş. Yezidilerin kutsal kitapları Mıshefa Reş ile Cêlve ‘nin bu alfabeyle yazıldıkları soylenir. Alfabe sağdan sola doğru yazılır ve okunur. “j” harfi bazen “z” harfiyerine kullanulır ve bu özellik halada kürtler arasında var bu harfleri birbirinin yerine kullanırlar. Örnek “e ji” bazıları “e zi” aynı şekilde “v” yerine “w”, “û” yerine “y” kullanılır. Arapçada olmayan 'P, Ç, J, G” harfleri bu alfabede bulunur. Kiril-Kürtçe alfabesi Bu alfabelerin dışında, İran’ın Kürdistan eyaletindeki Zêwê mıntıkasında, gümüş bir tepsi üzerinde bir çeşit yazıya rastlanmıştır. Araştırmacılara göre bu yazı milattan önce 8.yüzyıldan kalmadır ve Medler tarafından kullanılmıştır. Arap harflerinden oluşan Kürtçe alfabesi. Latin-Kürtçe Alfabesi Kürtçenin Dünya Dilleri İçindeki Yeri Birçok dilbilimci ve Kürdoloğun belirttiği gibi, Kürt dili Hint-Avrupa dil ailesi içinde yer almaktadır. Bu ailede yer alan İran dil grubu, Kürtçeyi de içermektedir. Kürtçe, bu grubun kuzeybatı bölümünde yer almaktadır. Bu dil grubunda yer alan bazı dilleri şöyle sıralayabiliriz: Farsça, Kürtçe, Belucice, Osetçe, Yexnubçe, Peştûca, Pamirce vd. Dilbilimciler,genel olarak dili iki yönden; biçimine (morfolojik) ve akrabalık ilişkilerine (genetik) göre ayırırlar. Kürtçe de bükümlü bir dil olduğu için, büküm üzerine birkaç şey söylememiz gerekir3. Dilbilimciler bükümü şöyle ifade ederler: “Çekim sırasında kökün, özellikle de fiil kökündeki ünlünün değişmesi.” Bükümlü diller için Arapça iyi bir örnektir. Arapçada ünsüzler (konsonant) değişmeyip, sözcüğün başına ve ortasına gelen ünlülerden sözcükler oluşur. Örneğin “ktp” ünsüzlerinden kitap, mektep, kâtip vb sözcükler ünlülerin değişmesiyle oluşurlar. Yine “chl” ünsüzlerinden cahil, cehele sözcükleri oluşur. Kürtçede sözcükler yüklendikleri göreve göre değişkenlik gösterirler ve bükülürler. Bu kurala göre, değişiklik bazen fiilin köküne kadar yansır. Örneğin, “kirin” fiili birinci tekil şahıs takısını alıp şimdiki zaman kipine göre çekimlendiğinde, di-k-im (yapıyorum) olur. Bu örnekte görüldüğü gibi, fiil kökünden sadece “k” sesi değişmiyor. Bir başka örnekle, “parastin” (korumak) fiilini şimdiki zaman birinci tekil şahısa göre çekimlediğimizde, ez diparêz- im durumuna geliyor. Ez birinci tekil, yalın şahıs zamiridir; di- şimdiki zaman takısı; parêz, emir halindeki fiil kökü; -im, birinci tekil şahıs zamiri ekidir. Aynı fiili di’li geçmiş zamana göre çekimlediğimizde, min parast oluyor. Min, birinci tekil, bükümlü şahıs zamiri; parast, geçmiş zaman halindeki fiil köküdür. Örneklerden anlaşıldığı gibi, Kürtçede yalnızca ünsüzler değil, ünlüler de değişip bükülmektedirler. “Parastin” fiili şimdiki zaman kipinde çekimlendiğinde, fiilin kökünde (p a r a s t) bulunan “a” “ê”ye; “s” de “z”ye dönüşüyor. Türkçede çekim sırasında fiil kökü değişmez ve böyle bir vakaya rastlamayız. Örneğin Türkçedeki “gitmek” fiilini değişik zaman köklerine göre çekimlediğimizde, fiilin sonuna birçok çekim eki gelir ama, kurallı olarak bir ünlü veya ünsüz bükümüne rastlamayız. Gittim, gidildi, gidecek, gitmişlerdi: Örneklerde sadece ünsüz yumuşamasına rastlamaktayız. Hint-Avrupa dil grubu incelendiğinde, bu gruba dahil dillerde birçok ortak ve yakın sözcük görülür. Bu durum aynı dil grubunda yer alan tüm diller için söz konusudur. Bu yakınlık için, hazırladığımız örnek tabloya bakmakta yarar vardır: Kürtçe İngilizce Almanca Fransızca Farsça Grekçe stêr star stern astre sitare astron kurt short kurz court - - lêv lip lippe levre leb - jenû - - geneou - - dilop dropp tropfen - - - nav name name nom name - no/na no nein non - - tu - du tu/te - - nû/niwe new neu neu - - neh nine neun neuf - - dot douther - - - - bira brother - - brader - Bu konuyla ilgili olarak Minorsky şöyle der: “Kürtçe de Farsça gibi Batı İran dillerinden biridir. Andreas, Salamann, O. Monn, Meillet, Lent ve T. Tedesco da Batı İran dillerinin iki gruba ayrıldığını söylerler. Bunlar Güney ve Kuzeybatı İran dilleridir ki, iki grup da birbirlerinden çok etkilenmişlerdir. Bu etkileşim ve benzerliklere rağmen, günümüz İran dillerinin birbirlerine yabancı gelen birçok özellikleri vardır. Kürtçe ve Farsça özgün niteliklere sahiptirler. Kürtçe Kuzeybatı İran kolunda yer almaktadır.” Kürtçe ve Farsça Arasındaki Farklılıklar En belirgin ayrılık Kürtçede olup da Farsçada olmayan “cinsiyet”liktir. Kürtçeyi Farsçadan ayıran önemli özeliklerden biri olan “cinsiyet” özelliğine çalışmamızın ileriki aşamalarında ayrıntılı olarak değineceğiz. Kürtçede iki grup şahıs zamiri bulunmasına rağmen, Farsçada böyle bir özellik görmüyoruz. Bu iki grup şahıs zamiri geçişli fiillerde farklıca kullanılmaktadır. Bu özelliğinden dolayı Kürtçe ergatif bir dildir. Kurmanci için örnek: Min nan xwar (Ben ekmek yedim) . Ez nên dixwim (Ben ekmek yiyorum) . Kirmancki (Zazaki) için örnek: Min nan werd (Ben ekmek yedim) . Ez nanî wena (Ben ekmek yiyorum) . Kısacası, Kürtçede şahıs zamirlerinde erillik ve dişillik vardır ama, Farsçada böyle bir durum yoktur. Ayrıca Kürtçede iki grup işaret zamiri vardır. Ama Farsçada böyle bir özellik bulunmaz. Bu iki dilin birçok ayrı özelliğinden söz edebiliriz, ancak biz sözü Vlademir Minorsky’ye bırakırsak daha yerinde olur. Kürdolog Minorsky, Kürtçe ve Farsçanın birbirlerinden ayrı ve bağımsız diller olduğunu söyleyerek bu ayrılıkları beş başlık altında toplar: 1) Fonetik bakımdan: Kürt dilinin fonetiği Farsçanınkinden ayrıdır. 2) Ses değişmeleri: Farsça ve Kürtçede bulunan ortak kelimeler ses bakımından büyük bir değişime uğramışlardır. 3) Şekil ayrılıkları: Zamirlerden tutalım fiil çekim ve bükümlerine, aitlik takılarından isim tamlamalarına kadar birçok ayrılık mevcuttur. 4) Sözdizimi farkları. 5) Kelime ayrılıkları. (08.12.2008 21:39)
aslında benim türklerle herhangi bir sorunum yok şu anda üniversitedeki bir çok arkadaşım asker çoçuğu ve miliyetçi falanda değilim ve miliyetçiliğe her zaman için karşı olacam. ama burdaki bazı yazıları görünce kendim zor tutuyorum çünkü okadar saçma ve boş iddillar varki bunları yazanların ne kadar sağlıklı düşündükleri hemen kendini belli ediyor...bin defa söyledik artık karşınızda elli yıl önceki otuz yıl önceki kürtler yok bomba gibi bir gençlik geliyor nerdemi biliyorum çünkü şu anda üniversitede hangi bölüme bakarsanız bakın kürt gençleri var ve bu sayı hiç azımsanmayak kadar çok şimdi bazı filozoflar bunuda saçma bulup akıllıca bir yorum yazarlar ama inanın hiç bir şekilde takmıyorum çünkü yazılan şeyler genelde kişisel görüşler ve bilimsel gerçeklerle hiç bir şekilde örtüşmüyor...kanıtınz varsa buyrun bol bol tartışalım yazalım hatta kürt olmama rağmen kürtlerin olmadığını kanıtlarsanız size söz veriyorum bunu ıspatlamak için en çok ben çalışacam ama nafile çünkü bu tür boş şeyler(boş iddiallar) bazı kişilerin içindeki kini ve nefreti bir nebze olsun olsun dindiriyor onun için biz ne kadar kürlerin olduğunu kanıtlamak için ciltlerce kitap yazsakda bazıları bazıları zaman öldürmek için hep iddilları dilendirmeye devam edecek son olarak otuz yıl öncesine kadar dağda yürüdükleri için kart kurt seslerini çıkardıkları için adları kürt olarak kaldı diyen bütün bütün ağbabalarınız varlığımızı kabul etti onun için ben birkaç kişinin kürt yoktur demesiyle kürtler yok olmaz...ve ebediyen va olcaklardır ister inanın ister inanmayın...
yilarca korktular gercekleri sakladilar asmile etmek icin bu halki her turlu oyuna basvurdular ne oldu ellerine gecti kan dokulmekten inkar etseniz ve bu halki bir tarihi caglara uzantisini kabuletmemek ne isinize yariadi bu halki inkar edenler siz bu halkin varligini kabul etmediginiz surece hep zararda olursunuz senin milleteni yoktur boyle millet yoktur deseler hosuna gider mi ozaman soyle derim insallah sizde bu halkin dustugu duruma dusesiniz ve bunlarin cektigi izdirabi sizlerde cekesiniz ve bu haklin derdini anlayabilesiniz nankorler omuza cankaleyi kurttaran istanbulu fetehmesine yardimci olan alparsalana malazgirte yardim eden kim mal herifler kuskafali sovenistler haklisniz bu millet kutulus savasinda bu vatani kurtarmayackti diger devletler gibi kendisi icin savasacakti soylerim kazim karabekir kimdir o olmasaydi onun birligi olmasaydi halimiz nice olurdu somurge ulkelerin elinde kazim karabekir dagitmadi ordusunu o civanmert insan kurt degilmiydi
Ehmede Xani'nin yazdığı Mem-u Zin eseri size verilebilecek bir örnek..Bize degil.. Adini bir tek siz biliyorsunuz...Namini baska kimse duymamis,neden bir tek siz biliyorsunuz biz neden hic okumuyoruz? Medlere kadar dayanan Tarih ne Tarihi? Ben tarihte kurulupta yikilmis bir KÜRD Devleti okumadim görmedim duymadim... Molla Gürani'mis yok Seyh Said mis deyip bu alimleri kendi tarafiniza cekmeyin.. Ben isterseniz sizin daha adini duymadiginiz Kürt alimleride yazayim buraya ama bu büyük insanlar sizin gibi ayrim yapan insan dgl... Bunlar vatan aski demis Allah askiyla yanmis ve insanlarin bir cati aldinda toplanmasini saglamis büyüklerdir... Senin benim gibi birbirini yememisler... Sizler Kürd deyip Türke kursun sikan karni ekmege doymus ayri sofra isteyen insanlarsiniz maalesef...
bilmiyorum bu kaçıncı? yazışım. kardeşim elinizde sağlam bir kaynak varsa konuşun yoksa lafla PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ ki zaten öyle... bende türklerin olmadığını söylüyorum oldumu.
Fatih'in Hocasi 1 tane dgldir.Molla Hüsrev,Mola Gürani Molla zeyrek Aksemseddin,Hizir Bey,Hocazade Efendi,Molla Vildan ve Molla Seyh Vefa ve benzeri zatlari zikretmek icabeder. Hem bunlara Hoca dgl Asrin büyük alimleri demek daha dogrudur.Fatih'e bu büyük fetihte manevi yardimci olmus maneviyat erenlerindendir..Bunlari Türk-kürd diye ayirmak yanlis olur cünkü alimlerden bahsederken irkcilik yapmak bizim haddimiz dgldir...Hem sizin anladiginiz kürdlerden dgldir kendinize mal etmeyin hemen..Osmanli Türk'dür ve Kürdlere sahip ckmislardir.Bunlarin arasinda Sah ismailin kiskirtmasina aldanip kellesinden olan kürdleride saymak mümkündür ve emri veren Molla Gürani'de olmustur.
arkadaşlara baktım da maalesef çokları ne dediklerinin farkenda bile değiller.Türkler hala OSMANLI'nın bir Türk İmparatorluğu olduğunu savunuyorlar..Kusura bakmasınlar Osmanlı kendisini Türk kabul etmezdi..ayrıca unutmasınlar:Yavuz Sultan Selim'in, Kanuni'nin ve Fatih Sultan Mehmed'in hocaları KÜRT'tü..Mesela Fatih'in bir hocasının adı Molla Gorani idi..bu şahsiyet Kürt'tü.. Ayrıca unutmayınız Anadolu'nun kapılarını Türkler kendileri açmadılar..Anadolu'nun kapılarını Türklere,1071 yılında KÜRT komutan ALPARSLAN ve ordusu Türklere açmıştır..onun için Türkler kalkıpta lütfen bu topraklara sahip çıkmasınlar ve asıl sahipleri olan KÜRTLER'e de saygılı davransınlar.. ŞEYH SAİD'in (r.a.) dediği gibi:'Türklerle bizi birbirine bağlayan DİNdi.Türk devleti DİNİ de kaldırmıştır..yani Türklerle aramızda hiçbirşey kalmamıştır.''
arkadaşlar bazen buraya yazdığınız şeyler çok tahrik edici ve kırıcı şeyler oluyor. bilinmeyerek yazılıyorsa ammena ama art niyetle yazılıyo ve bişiyleri kötülemek içinse bilinki elinize bişiy geçmez onun için BİRBİRİMİZİ KIRMAYALIM LüTFFeN...
biliyorum nedir bolümü tartışma alanı değil ama bazı seylerin anlaşılması için. benim yazdığım yazarların hiç biri roman yazarı değildi (mesela ethem xemginin kürdistan tarihi adlı jitabı üç cilttir adam bunu uydurarak yazsa hemen çıkardı) bütün kitapları bende var ve hepsini okudum hem biz eski tarihçileri hangi tarihçilerden öğreniyoruz.
Biz roman yazarlarindan dgl,son devrin ve eski devrin Tarihcilerinden bahsediyoruz.Sizin yazdiginiz yazarlardan 10 tane de ben söyleyim isterseniz..Neden bu kadar gurur anlayamiyorum..Mesela Türkler müslüman olmadan evvel samanizm diye bir dine inaniyorlardi.Tarih yazmis bunu..Bizde öptük basimiza koyduk.Aslimiz neyse neslimiz odur deyip kendimizi daha da yüceltmek icin kulaktan dolma ve Tarihin yazmadigi bir takim seylere inanmadik..Siz neden evdadlariniza sahip cikmiyorsunuz..ben Kürt olsaydim eger,benim ecdadim istersen camurdan dün cikmis olsun sahip cikardim ve öyle kabullenirdim..Orta asyada göcebe yasayan ecdadimla gururla övünüyorum...
kürt tarihine bu kadar kafa yoran arkadaşalr size bir kaç yazar ismi verecem gidin okuyun ve yazdıkları kanıtlanabilir ki zaten kanıtlarıda kitabın arkasındadır... ETHEM XEMGİN İZADİ CEMŞİD BENDER tabbi size gore bunlarda kürt(izadi ve bazil nikitin(rus) hariç zaten bunlarda kürtleri kulanıyordur kessin) ve dolayısıyla onlqada birer maşa olduklrı için kesin yalan dolandır. hem sonra siz türk kardeşlerimiz sizde gidip elinizse olmayan bazı tarii belgeleri çin kaynaklarından öğreniyorsunuz şimdi bizse kalkıp sizin hakınızda komplo teorileri üretsek bu işin sonu nereye varır varın siz düşünün...yapmayın.
Sayin ÖMER MIRZA; Osmanli padisahlari hakkinda yazmis oldugunuz cogu sey YALNISTIR. Belgelerle ispat edilebilir,yer TOPKAPISARAYI... orada Eski Kürt agalarinin Yavuz Sultan Selim Han'a yazmis oldugu mektup var.Ben bu mektubu buraya yazdim gecen gün ama yayinlanmadi..O yüzden konuyla ilgili olan arkadaslara TOPKAPISARAYINI ziyaret etmelerini öneriyorum...
ey kurtler,Kurdistan diye bir hulyaniz var anladik.diyorsunuz ki bizim kurdistan gibi kralligimiz,uygarligimiz ne bileyim devletimiz vardi,kurtce dilimiz vardi ki rahatca konusuyorduk.hadi bana kurtce bi ferman,bi serencam gosterin,hadi bana kurtlerin bastirdigi para gosterin.devlet olmak icin ilk toprak,millet,para ve yasa lazim.tamam kabul ediyoruz toreme bi milletiniz var,topraklarimizda oturuyorsunuz.hani paraniz,hani yasaniz? bi kurt 5000 yillik tarihiniz oldugunu soyluyor.bu 5000 yildan bana bi kurtce yazili kaynak gosterin.tamam tarih var ama onemli olan o tarih digil,o tarihi kimin yazdigidir........
Eski Kürd agalari yani BEN KÜRDÜM diyen kisilerin dedeleri zamaninda Yavuz Sultan Selim'e yazdiklari mektubu aynen yaziyorum.. Bu mektup topkapi sarayinda halka aciktir isteyen zahmet edip okusun... 'Bu muhlis ve size itaat eden bendelere yardim ediniz.Bizim BELDELERIMIZ Kizilbas (sia lik) diyarina yakindir,komsudur ve hatta karisiktir.Nice yillar bu mülhidler bizim evlerimizi yikmislar ve bizimle savasmislardir.Sadece Islam Sultani'a muhabbet üzere oldugumuz icin bu INANCI SAF insanlari o zalimlerin zulmünden kurtarmayi merhametinizden bekliyoruz.Sizin inayetiniz olmazsa biz kendi basimiza müstakil olarak bunlara karsi cikamayiz' Biz Türk milleti olarak sizin icin bile sehit verdik... Idris-i bitlis kürd evet Said Nursi Hazretleri de kürd ama BUNLARI TARAFINA CEKME ONLAR SENIN GIBI KÜRD DGL...
Kürtler tarihde içimizden gelen eski milletlerden biridir..bana göre yazdıklarınız hem güzel hem kötü şeyler..nedemek kardeş değiliz nedemek millet kürt milleti dilimiz kürtçe..yıllardır aynı topraklarda yaşıyoruz kürdü çerkezi lazı alevisi yok bu işin tek bi vatan altında tek yürek yaşıyoruz hepimiz..türkiye cumhuriyetinin bize sağladığı iyi yada kötü şartlarıyla yaşıyoruz..illakide bişeyler değiştirmek istiyorsak bence düzende bize uymayan sağlıkta,eğitimde,iş kanununda yani bu tarz konularda devrim yapmak için savaşalım.birbirimize düşman olmak için geliştirmeyelim kendimizi..bazılarınız notlarınızda kürtlerin hiçbişekilde sevilmediğini dışlandığını horlandığını söylüyorsunuz..Lütfen insanları yanlış yönlerdirmeyin eğer böyle olsaydı şuanda kimse yani kendini tamamen türk değilde kürt olarak gören arkadaşlar türkiye cumhuriyeti çatısı altında ekmek yiyemez çalışamaz sağlık şartlarından yararlanamazdı.Hatta şunu bence iyice araştırın devletin sağlık ve eğitim hizmetlerinden en fazla yararlanan bölgeler güneydoğu ve doğuanadolu bölgeleridir.Bunları bile bile bence gelin bu sebepsiz kin gütmeden vazgeçelim.. Eğer dediğiniz gibi bi ayrım olsaydı hiçbirimiz öğretmen,doktor hatta vekil olamazdık ki gerçekten hemen hemen her dalda çalışan kürtler var..benim bunları yazmamın tek sebebi göz göregöre birbirimizin canına kıymamız, tamamen dış güçlerin istediği yönde ilerleyen bizi darma duman etmek isteyen bu akımın kurbanları olmayalım.birbirimize sahip çıkalım vatanımıza sahip çıkalım..
alında kürt tarihi hakında bazı araştırmacılar o kadar komik şeyler yazıp çiziyorki bu da kürt tarihinin ne kadar şanlı bir tarih ve nasıl millet olduğunu açıklamaya yeterde artar...
Sevgili arkadaşlar herkese merhbalar, yorumlarınızı okudum genelde aynı saçmalıklar siz ne kardeşliğinden bahsediyorsunuz. bi diyorsunuz kürt türk kardeştir, birde diyorsunuz türkün türkten başka dostu yoktur.türklerin kürtlere yaptığı zülmü A.B.D ne ıraka ne israil filistine yapmıştır. kardeşlik nerde kaldı.kürtlerin eski ve yerleşik bir tarihi var türkler orta asyadan gelmiş moğollarla kan bağı olan bir millettir.dağdan gelmişsiniz bağdakini kovuyorsunuz.siz bile bile bir tarihi ve milleti yok sayıyorsunuz.madem kardeşiz tc nin ders kaynaklarında ne kadar kürt tarihinden bahsediliyor hep türkler yüceltiliyor.ben şuan üniversite okuyorum ve sadece kürt olduğumuz için dışlanıyor ve hor görülüyoruz. buna siz karar verin kardeş kardeşe bunu yaparmı? onun için bırakın bu palavraları herkes olduğu gibi görünsün..ben doğma büyüme g.doğuluyum kan kokusuyla silah sesleriyle büyüdük.hergün bi sürü köy boşaltılıyordu onlarca faili meçhül cinayetler...neden? kürt oldukları için...söyleyin bana kardeş kardeşe bunu yaparmı? yorumlarınızı bekliyorum
Kürt tarihi yüce,şanlı Kürt Milletinin 5000 yıllık tarihir.Kürtler dünyanın en adaletli,en mazlum,en yürekli milletidir.varlığı Allah tarafından garanti altına alınmıştır.La ilahe illallah Muhammedur Resulullah.Yüce Allah Kürt Milletini tüm düşmanlardan korusun.Amin.Milletimiz Kürt Milleti.tarihimiz Kürt Tarihi.Dilimiz Kürtçe.coğrafyamız KURDISTAN.
arkadaşlar bu ne kin bu ne nefret.avrupalılar bizi birbirimize kırdırmak istiyo.gelin buna bi son verelim.bize hangi millettensin dediklerinde.muhammedin ümmetindeniz diyelim.bakın onların dili nasıl tutulacak.bizim birleşmemiz demek onların tarihten silinmesi demektir.çünkü onların tek korktuğu millet tüm müminlerdir.
Hiçbir ulusun tarihi silme şanla sıvanmış, menkıbelik değildir. Tarih, acıdır. Tarihe bakmak, kaydedilmiş ilerlemenin dökümünü çıkarmanın yanı sıra kötülüğün, vahşetin, zulmün örgütlenmesinin; insanın, ulusun bu vahşetle nasıl başa çıkabildiği, bu vahşetle nasıl birlikte yaşayabildiğinin incelenmesidir. Tarihi yazan kalemi kimin tuttuğu hayati önem taşır. Ulusun, devletin olduğu her yerde, tarih resmi bir anlatıya dönüştürülür. Kir pas temizlenir. Ulus olma-ulus kalma serüvenini belirlemiş olan vahşet örtbas edilir. Devletler, inkârcıdır. İnkâr, resmi tarihin yegâne motorudur. Tarihden geçtim, devlet suçüstü yakalandığında bile inkâr eder. İdeolojik aygıtlarını seferber eder. Tarihe düşecek kaydı kendi diline, kendi hikayesine tercüme etmeye çalışır. Bir de halkların tarih anlatısı vardır. Kolaylıkla bastırılır. Kanıtları yok edilir. O halklar ‘sinsi yabancı’ ilân edilir.
ula nerden gelmiş olacak kürtler türkler ermeniler uzun yıllar boyunca anadoluda beraber yaşamışlardır daha öncesini merak etmek tarihçilerin işi merak etmiyorum ben, önemli değil daha sonrasında dış ülkelerin kışkırtmasıyla birbirlerine düşürülmüşlerdir hala da bu çaba içerisinde olan ülkelerin içten çökertme çabalarına karşılık verip birbirimize düşüyoruz türkler ve kürtler hala birada yaşamaya devam ediyor kürt tarihi türk tarihidir bence
bir islam tairhçisine göre kürtlerin aslı süleyman peygamber tarafından meclisinden kovulan cahil adlı cinin soyundan geldikleri veya bu cinin tutsak ettiği bir topluluğun soyundan geldiklerinin ileri sürer.
Türk adalet bakanı mehmet esat ödemişte seçmenlerinin önünde şunları söyledi. biz türkiye denen dünyanın en hür ülkesinde yaşıyoruz.mebusunuz buradan dahada hür müsait bir ortam bulamazdı.türk bu ülkenin yegane efendisi yegane sahibidir Saf türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır hizmetçi olma hakıd dost ve düşman ve hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler
HORS J. ANDEL yakın doğu raporu adlı kitbında bu haksızlıklşarın esas sebebi gerçekten kürtlerin ön asyada beş devlet tarafından işgal edilmiş olmasıdır bunun aslan parçası osmanlı devleti parçalanmasından sonra türk devletinin sınırları içinde kaldı 1920 sevr antlaşmasıyla tanınan haklar başta türklerin babası atatürkün olmak üzere o zamanlar Türkiye sınırları içinde 2 milyon kürdün yaşadığını söylemiş olmasına rağmen genç türkler tarafından bu hakları ellerinden alındı yönetimlerini kurmalarından kısa sonra kürtlere dağ türkleri dediler kültür ve dillerini yasakladılar ve kürt ayaklanmalarını çok kanlı bir şekilde bastırdılar. diye belirtmektedir.
İsmet İnönü'nün yıllarca gizli kasalarda saklanan Kürt Raporu'yla Devletin “Kürt Politikası”na bakışı da ortaya çıktı. Gazeteci- yazar Saygı Öztürk'ün Doğan Kitap tarafından yayınlanan “İsmet Paşa’nın Kürt Raporu” adlı kitabı bu konudaki bilgileri de ilk kez günışığına çıkarıyor.
Yazar Emin Çölaşan “Raporun örneğini Saygı Öztürk’ten aldıktan iki gün sonra Uğur Mumcu bombalı saldırı sonucu öldürüldü” dedi ve bu trajik olayın ayrıntısı nı da “İsmet Paşa’nın Kürt Raporu” kitabının önsözünde yazdı.
1935 yılında Atatürk’ün emriyle Doğu ve Güneydoğu illerini, ilçelerini adım adım dolaşan dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün hazırladığı “çok gizli” rapor, 72 yıl sonra gün ışığına çıktı. İnönü’nün raporu üzerine başlatılan Umumi Müfettişlik uygulamasının da en çarpıcı raporları bu kitapta yer alırken, Türkiye’nin bugün tartıştığı tüm konuların 72 yıl önceki sorunlarla aynı olduğu anlaşılıyor..
'Devletin Derinliklerinde”, “Kasadaki Dosyalar”, “Kırcı 5-6-2 Tamam Reis”, “Madalyalı Mahkum”, “Sınır Ötesi Savaşın Kurmay Günlüğü” kitaplarının da yazarı olan Saygı Öztürk’ün, Doğan Kitaptan çıkan “İsmet Paşa’nın Kürt Raporu” kitabında Erzurum’dan Erzincan’a, Ağrı’dan Diyarbakır’a, Kars’tan Muş’a, Diyarbakır’dan Tunceli’ye, Van’dan Bitlis’e, devletin politikaları ilk kez bu kitapta ayrıntılarıyla açıklanıyor, 1935 yılı Türkiye’sinin ne durumda olduğu da gözler önüne seriliyor. İsmet Paşa’nın ünlü raporunda hemen her il’le ilgili değerlendirmeler yer alıyor.
İşte rapordan bazı bölümler:
- Ağrı'da Kürtlerin medenileşip, sükunet bulmaları bile kardır. Karaköse, hükümete bağlı bir Kürt şehridir. Erzincan Kürt merkezi olursa Kürdistan'ın kurulmasından korkarım.
- Iğdır'da Kürtlerin yerinden oynatılmasına ne lüzum, ne imkan vardır.
- Türklüğe hevesli bir Arap şehri olan Siirt'in doğuya naklini tercih ederim
- Van ve Erzincan'da acele olarak, Muş Ovası'nda tedricen ve Elazığ Ovası'nda kuvvetli Türk kitleleri vücuda getirmek zorundayız.
- Türklerle Kürtler aynı okulda okumalıdır. Bu Kürtleri Türkleştirmek için etkili olacaktır.
- 'Diyarbakır, kuvvetli Türklük merkezi olmak için tedbirlerimizi kolaylıkla işletebileceğimiz bir olgunluktadır.
- 'Düşman unsurlar içinde saldırgan olan teşkilat Kürt reisleri ve adamlarıdır. Fransız istihbarat zabitleri her istedikleri anda Kürt reislerini çeteler halinde memleketimize saldırtmağa muktedirdirler.'
- 'Mardin vilayetinden çıkarılacak Hıristiyan ve Arapların yerlerini Kürtler derhal dolduracaklardır. Bu hal bizim için pek zararlıdır.”
-'Siirt Türklüğe hevesli bir Arap şehridir. Hükümete yakın itaatkar halkı vardır. Havası gayet iyi olan Siirt susuz, pis bir trahom merkezidir. Siirt vilayetinde başlıca kuvvetimiz; idare merkezlerimiz, memurlarımız ve zabitlerimizdir. İdare merkezlerimiz çok kuvvetli olmalı. İcabında konulup kaldırılmak üzere özel adliye rejimi kurulmalıdır.'
- 'Bitlis, Hizan ve Mutki arasında suni olarak daima devlet kuvveti ile vücuda getirilmiş bir Türk merkezidir. Bitlis olmasaydı bizim onu yaratmamız gerekecekti.'
- 'Muş Ovası uzun süre boş kalmayacak, herhalde Kürtler yavaş yavaş dolduracaklardır.'
- 'Van halkı derlemedir. Bütün halkın ümidi devletin göstereceği ilgidedir. Sağlam bünyeli şarkta Cumhuriyetin çok önemli bir temeli olacaktır. Böyle bir temel Türk hakimiyeti için her bakımdan lazımdır.'
- Malazgirt kadar bitkin ve fena bir yer güçlükle tasavvur edilebilir. Halbuki buranın, yeni temiz bir Türk şehri Türk merkezi olarak kurulması bizim için pek kıymetli olacaktır.'
- 'Kürtleri verimli topraklardan nereye göndereceğiz? Hudut üzerinde bulunan yerleri derhal Kürtlerle dolacak. Ağrı'dan geçici olarak gelen Kürtleri de bir yere gönderemeyiz. Sükunet bulmuş olmaları bile kafi bir kardır.'
- 'Bundan 10 sene sonra Sarıkamış'ın ordugahına askeri olarak ihtiyacımız olacağını zannediyorum.'
- 'Kars'ı ve Artvin'i bir an evvel soyup tahrip etmek fikrinde değil, bütün kuvvetimizle son ana kadar muhafaza etmek kararında olduğumuza içeriyi ve dışarıyı kesin olarak inandırmak mecburiyetindeyiz.' Saygı Öztürk
- 'Erzurum'un kalkınmasını az senelerde temin edebilirsek, şimalde hududa karşı ve içeride Kürtlüğe karşı sağlam bir Türk merkezini yeniden kurmuş oluruz.'
- 'Az zamanda Erzincan'ın Kürt merkezi olmasıyla asıl korkunç Kürdistan'ın meydana gelmesinden kaygılanmak yerindedir.'
- 'Bütün seyahatimizde en iyi şey olarak, belki bütün Türkiye'de bu bakımdan birincidir; Samsun hususi idare bütçesini gördüm.'
- 'Türkler ve Kürtleri ayrı ayrı okutmakta yarar yoktur. İlk tahsili birlikte yapmalılar. Bu, Kürtleri Türkleştirmek için etkili olacaktır.'
- Dersim Vilayeti'nin teşkili ile askeri bir idare kurulması ve Dersim ıslahının bir programa bağlanması lazımdır.
- Memur yetiştirecek büyük müesseseler güneyde yoktur. Orta mektebe girecekler içerisinde Kürtlerden de müracaat olursa, onları da reddetmemeliyiz.
//SAYGI ÖZTÜRKÜN 18 Aralık 2007 tairihli yazısından
Orijinali İskenderiye Kütüphanesinde bulunan Selahattin Eyyubi’nin el yazması günlüğünün, Fransız Gazetesi Genevieve Chauvel tarafından romanlaştırılmış, “Ben Selahattin” isimli kitapta şöyle diyor: “Bunları yazmaya başlamadan önce kendimi tanıtayım.” Evet, Selahattin’in ağzından hep birlikte Selahattin’i tanıyalım. “Önce, ben Kürdüm. Ramadi aşiretindenim. Bu aşiret, Kürdlerin en eski ve asil aşiretlerinden biridir. Aşiretin yerleşik yeri, Batı Azerbeycandır. Dedem Şadinin babası Mervandan önceki soyumuz üzerine fazla bilgim yoktur. Bizim beşiğimiz sayılan Dovin, 10. yüzyılda Küçük Ermenistan’ın başkenti idi. Buraya İç Ermenistan da diyorlardı. Amcam Şêrkoh ve babam Eyup Dovin’de dünyaya geldiler. 1128’de Dovin Türkmenlerin saldırısına uğradığında, dedem Şadi iki oğlunu ve karısını yanına alarak, canlarını Türkmenlerin acımasız katliamından zor kurtarmışlardır. Türkmenler acımasız bir katliam, büyük bir tahrip ve vicdansızca bir talanla Dovin’i yerle bir etmişler. Bununla birlikte, bizimkiler de bütün varlıklarını Türkmenlere kaptırmışlar, sadece canlarını kurtarabilmişlerdir. Bu katliamdan kurtlan dedem Şadi, Bağdat’ı hedef alarak güneye doğru kaçmaya devam ediyor. Bağdat, o sıralar halifeliğin merkezi ve Selçuklu hanedanlarından Melik şah’ın oğlu Sultan Muhammed tarafından yönetiliyordu. Dedemin eski dostu Behruz da burada vezirdi. Bu Behruz, daha önce Dovin’de bir esirdi. Dedem bunu buradaki esaretten kurtararak, İsfahan'daki Selçuklu sarayında prenslere öğretmen olmasını sağlamıştı. Sultan Muhammed Bağdat’a yönetici olunca, hocası Behruz’u da buraya vezir yapmıştı.” “Bağdat’a vardıklarında dedem Şadi, eski dostu ve Bağdat Veziri Behruz’u görebileceğini ve ondan yardım alabileceğini düşünüyordu. Aile Bağdat’a vardığında doğruca saraya gittiler. Vezir Behruz, dostu Şadi’yi çok iyi karşıladı. Hal hatırdan sonra Şadi olanları Behruz’a anlatıyor. O da büyük bir dikkatle dostu Şadi’yi dinledikten sonra, “Şadi” diyor “Allah seni bana gönderdi. Pek yakında Tikrit’i aldık. Orada yöneticimiz yoktur. Seni Tikrit’e yönetici olarak atıyorum ve bundan sonra senin unvanın ‘Dizdar’ olacak. En kısa sürede Tikrit’e gideceksin, görevine başlayacaksın.” “Tikrit’e geldikten kısa bir süre sonra dedem Şadi öldü. Mezarı Tikrit’tedir. Yerine büyük oğlu babam Eyup geçti. Babama da ‘Necm ed-din’ unvanı verildi. Dinin yıldızı. Babam, Iraklı bir aşiret reisinin kızı El Harimi ile evlendi. Bu evlilikten ağabeyim Şahin şah ve Turan Şah, sonra üçüncü oğul olarak, 1137’de ben dünyaya geldim. Ama tanrı, beni çok ilginç bir şekilde dünyaya gönderdi. Amcam Şêrkoh, vezirin çok sevdiği hukukçu bir gence kızıp, bir kılıç darbesiyle kellesini uçurunca, vezir de babamın bütün yetkilerini elinden alıyor ve “şafak atmadan Tikrit’i terk et, yoksa daha çok kelle uçacak’ diyor. Bunun üzerine bütün aile, hemen yol hazırlıklarına başlıyor. Tam bu sırada, ben annemi sıkıştırıyorum ve kadınlar bölümünde annemin sancıları tutuyor. Şafak atmadan beni bir kundağa beliyor, bir hizmetçinin kucağına tutuşturuyorlar, kervan Musul’a doğru yola koyuluyor. Ancak ikinci günü akşam, kervanın konakladığı yerde benim doğumumu kutluyorlar. Babamın anlattığına göre; çok cılız ve çelimsiz bir çocuk olduğum için, öleceğimi düşünerek, istemeyerek bana Yusuf adını veriyor, ikinci adımı da Selahattin koyuyor. Daha sonraları Selahattin benim birinci adım oldu.” “Babam Eyup Tikrit’ten sürüldükten sonra, hedefi Musul olarak seçiyor ve yoluna devam ediyor. Çünkü Musul’un yöneticisi Zengi babamın çok iyi bir dostu idi. Ben doğmadan önce 1132’de, Tikrit yakınlarında, Zengi Selçuklulara yeniliyor ve kaçıp babama sığınıyor. Babam da, Zengi ve adamlarının canını kurtarıyor ve Musul’a yeniden dönmesine yardımcı oluyor. Aile Musul’a vardığında Zengi, dostu Eyüp’e vefa borcunu fazlasıyla ödemeye çalışıyor. Bize Dicle’nin kenarında büyük bir bahçenin içerisinde, taştan ve çamurdan yapılmış çok büyük iki katlı bir ev verdiler. Musul’un çevresi uçsuz bucaksız okaliptüs ormanlarıyla kaplıydı. Bahçemiz portakal, limon ve diğer bütün meyve ağaçlarıyla doluydu. Annem son derce becerikli ve zevkli bir kadındı. Bin bir çiçekle dolu olan bahçemizi daha da zenginleştirerek gerçek bir cennete çevirdi. Zengi’nin düşmanları da çoktu. İran Selçukluları, Şamdaki Nusayriler, Diyarbakırlı ve Erbilli Kürdler ve batıdan gelen Franklar. Biz Musul’a varır varmaz, babam ve amcam da Zengi’nin ordusuna katılarak Frankları denize dökmeye gittiler. Annem üç oğluyla yalnız kaldı. Benim çelimsizliğime çok üzülen annem, bütün zamanını bana ayırıyor, beni ipek kundaklara beleyerek büyütüyordu. Zengi, Şam ve çevresinde stratejik önemi olan bir çok kaleyi alıyor, bunların en önemlisi olan Baalbek’e babamı komutan olarak atıyor. Babam buraya yerleşir yerleşmez, bizi Musul’dan almak üzere adamlarını gönderiyor. Ben artık büyümüştüm ama babamı hiç görmemiştim ve sesini hiç duymamıştım. Sadece beni ipekli ve kokulu kundaklara beleyen ve güzel sesiyle ninniler söyleyen annemin sesini duymuştum. Baalbek’e vardığımızda, altın takılarla bezenmiş ipek kalpaklı resmi elbiseler içerisinde bizi karşılamaya gelen babamı görünce, korkudan ağladım ve annemin arkasına saklandım. Ayrıca bu heybetli adamın, annemin gözlerine bakarak ağladığını gördüm. Annem de bu heybetli adamı teselli etmeye çalışıyordu. Büyüdükten sonra öğrendim ki, babam bizden ayrı kaldığı üç yıl içerisinde başka bir kadınla evlenmiş, annemin de bundan haberi yokmuş.” “Ben çok güzel bir şehir olan Helipolis’te büyüdüm. Babam buraya bir cami ve sofiler için de bir manastır yaptırdı. Babamı resmi elbiselerinin dışında ve geleneksel Kürd kıyafetlerinin içinde görebilmek için, hep ikindiyi beklemek mecburiyetindeydim. Amcam Şêrkoh, ağabeylerime savaş oyunlarını öğretmeye başladığında, ben çelimsiz halimle onları kıskanırdım. Bu arada okula başladım. Hocalarım sufilerden oluşuyordu. Okumayı öğrendikten sonra, en çok okuduğum sufilerden Gazali beni etkilemiştir. Bize bu güzel yaşamı sağlayan Zengi 14 Eylül 1146’da öldürüldü. Kısa bir süre sonra Şam’ın büyük ordusu kapımıza dayandı. Amcam Şêrkoh’un girişimleri sonucu çok sayıda Kürd aşireti bizi destekledi. Taraflar büyük kayıplar verdiler. Babama pazarlık yapmaktan başka çare kalmamıştı. Böylece Baalbek eski sahiplerine verildi. Buna karşılık Şam’da bir ev ve arazi aldı, böylece Şam’a taşındık. Amcam Şêrkoh gizlice Zengi’nin adamlarıyla buluşur, Halep yöneticisi Nurettin’e katılır. Burada Franklara karşı başarılı savaşlar yaparlar. Bu da Şam komutanını korkutmaya başladı. Şam’da hocalarım artık Sufiler değildi. Burada matematik, tarih ve coğrafya derslerini sevmeye başladım. Hocam Abu Taman, Kürd dili, tarihi ve geleneklerini bana öğreterek, benim bütün hayatımı değiştirdi ve hayatım boyunca onun etkisinden kurtulamadım.” “24 Temmuz 1148’de sabahı Frank ve Alman birleşik ordusu Şam’ı kuşattı. Bunlar daha önce Kudüs’ü almışlardı, sıra Şam’a gelmişti. Çok kanlı çatışmalar oldu. Franklar, Arapların da biz desteklemeye geldiklerini duyunca, savaşmayı bırakıp kaçmaya başladılar. Savaşı kazandık ama çok sayıda ölü verdik. Bu savaşta büyük abim Şahinşah da hayatını kaybetti. İki küçük oğlu öksüz ve karısı dul kaldı. Babam çok üzgündü. İlk defa bana yaklaşarak başımı okşadı, ‘artık sen benim ikinci oğlumsun’ dedi ve ben çok mutlu olmuştum. Savaştan kısa bir süre sonra vezir öldü. Sultan da babamı komutan olarak atadı. Muhtemel Arap saldırılarına karşı tedbir alıyordu. Artık babam benim atlara binmeme ve savaş oyunlarını öğrenmeme izin vermişti. Ama şunu unutmamam gerekiyordu: ‘Ben bir Kürdüm ve Başkomutanın oğluyum.’ Artık ince bedenim ata binmeme çok uygundu. Bu da beni sevindiriyordu. Halep Komutanı Nurettin, komutanı Şêrkoh’u babama gönderiyor, güçleri birleştirmek istediğini söylüyor. Babam da bunu kabul ediyor. Böylece de Şam Valisi oldu. Ben o zaman 16 yaşındaydım. Sultan, bütün toplantılarında beni yanından ayırmıyordu. Kendisi entelektüelleri, filozofları, düşünürleri, şairleri ve din adamlarını çok severdi. Bunlara sık sık davetler verir, sohbetlerini dinlerdi. Bu davetlere ben de katılırdım. Bazen ava çıkardık; panterleri, geyik kovalayan çıtaları ve aslanları seyrederdik. Mart 1164’te Sultan Nurettin, Generali Şêrkoh’a Kahire Seferi için emir verdi. Amcam Şêrkoh beni yanına çağırarak; ‘Yusuf, sen de benimle geliyorsun’ dedi. Ben o zaman 27 yaşındaydım. 1 Nisan 1164’te Sudan Kapısından Şamdan çıktık. General Şêrkoh, on binlerce Kürd süvariden oluşan ordusuyla gurur duyuyordu. Mayısın başı 1164’te zaferle Şam’a geri döndük. Bu savaşta gösterdiğim başarı, sevk ve idaredeki becerim nedeniyle, Sultan Nurettin beni ‘Şina’ ilan etti. Böylece de 27 yaşımda, koca Şam’ın Emniyet Müdürü olmuştum. Akşamları sufi arkadaşlarımla buluşuyor, saatlerce zikir çekiyorduk. ‘La ilahe illallah’ diyerek, belden yukarısını salla****** ruhumuz huzura kavuşuncaya kadar devam ediyorduk. “Ocak 1167’de tekrar Kahire’ye sefere çıktık. Bu sefer General Şêrkoh’un yanında komutan olarak. Ağustos 1167’de Şam’a geri döndük. Buradan da Halep’e Sultan Nurettin’in yanına gittik. Burada zamanımı kuş, çita, panter ve aslan avlamakla geçiriyordum. Halep ovası ve dağları bu hayvanlarla doluydu. Bu arada annem bütün tanıdıkları seferber etmiş, beni evlendirmek için kız arıyordu. Benim için o kadar çok seçenek vardı ki; mavi gözlü Kürd kızları, yeşil gözlü Suriye (Nusayrili) kızları ve siyah gözlü Arap kızları. Ben de sonunda, asil ve mavi gözlü bir Kürd kızını tercih ettim. Çünkü evimize en uygun olanı o idi. Şemsê ile nişanlandık. Aralık 1168’de Franklar, Kahire’de yaptığımız anlaşmayı bozmuşlar ve Kahire’yi yeniden işgal etmişlerdi. Sultan beni çağırdı; ‘acele Şêrkoh’u bul’ dedi. Ben Şêrkoh’u bulduğumda; ‘6000 Kürd süvariyi çoktan hazırladım bile’ dedi. 2000 süvari de Halep’te hazırdı. Bunların arasında Türkmenler de vardı. Amcam çok istemesine rağmen, bu sefere katılmak istemiyordum. Ama yine de katıldım. 4 Ocak 1169’da Kahire kapılarına dayandığımızda, Franklar bizimle savaşmayı bile göze alamadılar, çekilip gittiler. Böylece, Şêrkoh hiç kan dökmeden Kahire’yi teslim aldı. Fatımi Halifesi bize çok büyük ilgi gösterdi. Ama, vezir Şavar ikiyüzlünün biriydi. Biz Kahire’den ayrılınca, yeniden Frankları çağıracağı haberini aldım. Amcamın karşı çıkmasına rağmen, vezir Şavar’ı öldürdüm. 18 Ocak 1169’da Şêrkoh kendisini Kahire’ye vezir ilan etti. 23 Mart 1169’da, akşam yemeğinden sonra banyoya giren Şêrkoh, kalp krizinden öldü. Çok üzüldüm, artık ben her şeyimi kaybetmiştim. Derhal Halep’e dönmek istiyordum. 26 Mart 1169’da Fatımi Halifesi, beni Şêrkoh’un yerine vezir atadı. Bu işte gönülsüz olmama rağmen, çok zorluk çekmedim. Çünkü daha önce Şêrkoh için şehrin idaresini ve memurlarını hep ben ayarlamıştım. Ben 32 yaşında, artık küçük Yusuf değildim. Çünkü artık Mısır’ın Veziri Selahattin olmuştum. Ağustos 1169’da kardeşim Turanşah, diğer kardeşlerimi ve Şemsê’yi de alarak, Kahire’ye yanıma geldiler. Burada Şemsê ile evlendim. Şemsê çok güzel bir Kürd kızıydı. Ay gibi yüzünü, yay gibi kaşlarının altındaki mavi gözler süslüyordu. İnce uzun boylu, sarı saçları beline kadar iniyordu. Sanki başından aşağı bal süzülüyordu. Şemsê beni çok mutlu etti. Haziran 1170’te oğlum El Abdal Ali’yi doğurdu. İlk defa baba oldum. Daha sonra çok çocuklarım oldu. Nisan 1170’te babam Eyüp de Kahire’ye geldi. Onu İskenderiye Komutanlığına, kardeşim Turanşah’ı Yukarı Nil Komutanlığına getirdim ve diğer kardeşlerime de Mısır’ın idaresini paylaştırdım. Eylül 1171’de Bağdat’ta Halife El Mustarut öldü, yerine oğlu El Mustazi geçti. Sultan Nurettin’e karşı çıktı. Çünkü Kahire’de hala Abbasilerin siyah bayrağı dalgalanıyordu. 200 yıldan beri, Mısır’da bir Şii Fatımi Halifeliği vardı. Biz aile olarak Şafiiydik. Buradaki Şii Fatımi Halifesine dokunmak istemiyordum. Çünkü el yakıyordu. Ayrıca, beni Vezir yapan da Fatımi Halifesiydi. Sonunda, 14’üncü Fatımi Halifesi hastalandı ve öldü. Önemli bir olay da kendiliğinden çözüldü. Halife öldüğünde 21 yaşındaydı. Arkada 4 dul kadın, 11 erkek ve 4 kız evlat, 152 hizmetçi, muhteşem bir saray ve bir servet bıraktı. Sarayın kütüphanesinde 200 binden fazla kitap vardı. Kasadaki 2 milyon dinarın talan edildiği söylendi. Bu servetin bir kısmını ben aldım ve önemli bir kısmını Sultan Nurettin’e gönderdim. 15 Mayıs 1174’te sultan Nurettin kalp krizinden öldü ve geride sadece 11 yaşındaki oğlu Melik Salih İsmail’i bıraktı. Böylece bana yeni ve çok önemli görevler düşmüştü. Çünkü Araplar bu fırsattan yararlanarak, Şam’ı ele geçirmeye çalışıyorlardı. Ben derhal Şam’a hareket ettim. Böylece Şam yönetimini ele aldım. Suriye’deki bütün kaleleri ele geçirdim. Hatta kısa bir süre önce, Nurettin’in Kılıç Aslandan aldığı Konya’yı, Ermenilerden aldığı Malatya’yı bile ele geçirdim. Sonunda Halife Mustazi, beni Suriye ve Mısırın Sultanı ilan etti. Şubat 1177’de İskenderiye’ye geri döndüm. Oğullarım El Abdal Ali ve El Aziz Utman da yanımdaydı. Çocuklar denizi görünce çok sevindiler. Benim amacım, güçlü bir bahriye oluşturmaktı. Elimizdeki gemileri yenileyip ve yenilerini yapmaktı. Bu iş için, Ürdün Dağlarındaki sonsuz ormanlar, bize istediğimiz kadar ağaç veriyorlardı.” Selahattin, 4 Mart 1193’te, 55 yaşında Şam’da öldü. Aynı gün cenaze defnedildi. Daha sonra büyük oğlu El Abdal Ali bir anıt mezar yaptırdı. Selahattin geriye 17 erkek, bir de kız çocuk bıraktı. Öldüğünde geriye kalan bütün serveti 17 dinar ve 1 altından ibaretti. Çünkü elde ettiği bütün serveti askerlerine, onların çocuklarına ve dullarına dağıtıyordu.
ARKADAŞLAR GERÇEKTEN ÖĞRENMEK İSTEYENLER OKUYABİLİR
Herhangi bir siyasi kaygı taşımadan sadece NEDİR...
1/1
Kürtçenin Yapısı
Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde, Kürtçeden ve Kürtçenin lehçelerinden söz eder. Kürtçenin zengin ve kadim bir dil olduğunu; Farça, İbranice ve “Derice”den ayrı olduğunu vurgular.
Şemsettin Sami Kamus’ül Alâm adlı eserinde, Ziya Gökalp de çeşitli makalele ve demeçlerinin yanı sıra Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler adlı eserinde, Kürtçenin diğer dillere benzemediğini ve bağımsız, zengin bir dil olduğunu söyler.
Öte yandan Kürtler ve Farslar Ari kökenlidirler. Dilleri aynı grup içinde yer alır, ama her biri bağımsız bir dildir. Kürtler geçmiş dönemlerde kendi dilleriyle eğitim ve öğretim yapmışlardır.
Medreselerde matematik, mantık, gramer, fıkıh ve benzeri konularda eğitim ve öğretim,
Kürtçe ve Arapça yapılırdı. Ama öğretim birliği (tevhidi tedrisat) kanunuyla bu medreseler
kapatıldı ve yeni sistemde Kürtçe öğretim ve eğitime yer verilmedi.
Kürtçede lehçe ve şivelerin varlığı bir gerçekliktir. Bu gerçeklik yalnızca Kürtçeye ait
bir özellik de değildir. Tüm dillerde lehçe, şive ve ağızlar vardır. Dilde standartlaşmadan söz
ediliyorsa bu, yazı dilinde aranır. Hangi dilde hem konuşma, hem de yazı dilinde birlik
sağlanmıştır ki! Standart bir dil için ise her açıdan elverişli koşullara ve zamana, modern
kurum ve kuruluşlara ihtiyaç vardır.
Kürtler Mezopotamya’nın yerleşik halkı olup zengin bir kültüre sahiptirler. Kürtlerin
atalarından birçok kültürel ve tarihi miras kalmıştır. Bu tarihi miras ve kalıntıların bir kısmı
da yazılı belgelerdir. Mevcut belgelerden anlaşılıyor ki Kürtler, öteden beri yazıyı
kullanagelmişlerdir.
Kürtlerin Kullandığı Alfabeler*
Sümerlerin çivi yazisini m.ö. 3000 yılından millata yakın zamanlara kadar dünyadaki bir çok millet tarafından kullanıldı.
Kürtler de örneğin Hurri, Mitanni, Kaşi ve Med devletleri döneminde çivi yazısını kullanmışlar ve kendi fonetiklerine göre ses ve harflere eklemeler yada düzeltmeler yapmışlardır.
Mesela Medler bu yazıyı kulanmaya başlayınca 36 harfliydi. Medler kendi fonetiklerine göre 6 harf eklemişler. Bununla harf sayısı 42’ye çıkmış. Çivi yazısı bütün kürtçe seslere elverişli ve uygun olmuştur. Çünkü önce bu sistemi bütün seslerine göre kullanmışlar.
sümerlerin kelimeleri bazıları tek hece bazıları birden fazla sözcükten meydana geliyor. Sümerlerin bu kelimeleri ile bu günkü kürtçe sözcükler arasında bazı ortak noktalar var.
Biraç örnek:
sümerce bugünkü kürtçe ile
Ga-meş Gamêş
Pa-bil-ga Bapîr
Lu-kal Mêrê kal
A-nê-nê Awane
Gu Guh, go
Gal Gel
Mi Mê
Nuh Tufanı Tabletleri
Hazim Hacani arapça kitabında “Sefehatun Min Tarîxi'l-Kurd we Kurdistan” şöyle nakleder: Nuh tufanından bahseden çivi yazısı ile Kürtçe yazılmış ve günümüze gelmiş en eski belgelerden diyebileceğmiz tabletler var. Bu tabletler şu an londra müzesinde korunuyor. Bu alanda “Sewtu'r-Rafideyn” gazetesinde bir makale yayınlandı. Ama günümüzde kullanılan bir dil ile yazılmış bir çivi yazısı belgesi çok büyük bir olaydır(yeteri kadar tanıtılmaması ise talihsiz bir olaydır) . Bu kürtçenin tarihinin, kadimliğinin göstergesidir.
Arami ve Yunan alfabeleri
Kürtler M.Ö. 4. yüzyılın sonlarında Ixmînî imparatorluğunun çöküşünden sonra çivi yazısını kullanmayı bırakıp Yunan ve Arami alfabesini kullanmışlar. Bu alfabelerle yazılıp günümüze gelen Kürtçe tekstler “Hewramî Kitabeler”dir. Bazı kürt ve avrupalı tariçiler bu konuda çok önemli tespitlerde bulunmuşlar: 1909 senesinde Hewramanda bir mağaranın içinde Kürtçenin hawramani lehçesiyle yunan ve arami yazısı ile yazılmış kitabeler bulunmuştur.bunlar çok eski tarihlere dayanır ve genelde ceylan derisi özerine yazılmışlardır. Dr. Se’id el-Kurdistani bunlardan 3 tane kitabeyi İngiltereye götürüp Prof. Minns’e teslim etmiştir. Bu 3 kitabe m.ö. 88,22,11 de Aşkaniler zamanında yazılmış. Bunlardan biri arami alfabesi ile diğer ikisi ise yunan alfabesi ile yazılmış. Prof. Minns yunan alfabesi ile kürtçe yazılmış iki kitabe hakında araştırma yapmış ve sonuçlarını 1915’de “Helenistik Araştırmalar” dergisinde yayınlamış. Prof. Minns arami alfabesi ile yazılanı ise 1919’da “JRAS” dergisinde yayınlamış.
Aşağida da vereceğim 8 satırlık ticaret anlaşması niteliğindeki belgenin hem arapça alfabesine göre hemde orijinalini Cemal Reşîd Ehmed “Zuhûru’l-Kurd Fi’t-Tarîx” eserinde vermiş. Kitabede bağ ve bahçelerin kiralanması ve satın alınmasından bahseder. Ayrıca bu anlaşmaya şahit olanlarında isimleri tek tek metinde geçiyor.
Aşağıdaki tabloda hem eski tablonun orijinaline yakın telafuzunu hemde kürmanci lehçesine çevirisi verilmiş.
Orjinal kitabeye yakın telafuz:
1) Şenet /// Qi Yerexa Erwetet Meybenû Pitispik berî Turîn.
2) /// 1.. û? yekî kerma esmek men Ebîkuşkun Piliz yat.
3) Rezbenû Erîl berî Bişnîn dad ehî kula zewzen 10, 20, 20, 5.
4) Me men Bûmxûtî E…X hemî edlû qedemte
5) Şehdîn: Tîrîk berî Epînî berî Reşno berî Eriştet
6) Berî Ebnû Gerîpnehî berî Mitrapedî Sînik berî Matbeng
7) …Kerma esmetin kerma zînet? Erîl men
8) Pitispik kula zewzen 10, 20, 20, 5
Günümüz Kürmanci’siyle:
1) Sal 3000, meh Erwetet, havîn. Xwediyê şeravê Pitispik kurê Turîn
2) 201 wekî buhayê yek rezê tirî da ku nîvê malê wî bê zivirandin.
3) Xwediyê rez Erîlê kurê Bişnîn e. Temamê pere ku 55 zewzîn e da wî
4) Da xwediyê erdê. Vî kesî ev tişt qebûl kiriye di hizûra şahidan de.
5) Şahid ev in: Tirîk kurê Epînî, kurê Reşno kurê Eriştet
6) Kurê Ebnû û Gerîpnehî kurê Mîtrapedî, Sînik kurê Matbeng
7) Pereyê rezê tirî yê Esmetin. Ew ê rez ji Erîl re bê dayîn ji aliyê
8) Pitispik ve. Hemû li ser hev 55 zewzen e.
Bînû Şad û Masîsûratî Alfabesi
Bu alfabe kürtlere ait bir alfabedir.Alfabe 37 harften meydana geliyor ve sağdan sola doğru yazılıyor. Arap alfabesinde olmayan “P, Ç, J, G' harfleri bu alfabede bulunur. Celadet Bedirxan’ın latin alfabesinde olmayan 'Ğ' harfi bu afabede vardır. İki tane “k” iki tane “ç” iki tane de “p” harfleri vardir bu alfabede. Kürtlerden başka kimse Bînû Şad û Masîsûratî alfabesini kullanmamıştır. Bînû Şad ve Masîsûratî iki Kürt aşiretidir. Kürtlerin bu alfabesinden bahseden en eski kitap arapça olan 'Şewqu'l-Musteham Fî Ma'rifeti Rumûzi'l-Eqlam' dir. Kitabın yazarı İbn-i Wehşiye’dir. Kendisi keldanidir ve Kürtçede biliyordu. Bu kitabını Endülüs hükümdarı Abdurrahman oğlu Abdulmelikin isteği üzerine yazmıştır. Abdulmelik kendi zamanına kadar kaç alfabe yazıldığını öğrenmek istemiş. İbnu Wahşiye bu istek üzerine hicri 241/ miladi 856’da yazmıştır. Yazar 'Sifetu qelemin axere mine'l-eqlami'l-qedîmeti' (eski kalem şekillerinden başka bir kalem) başlılı yazısında şöyle der: “Bînu Şad ve Masîsuratî Kürtleri bütün bilimsel ve sanatsal eserlerini bu alfabeyle yazmışlar. Bu alfabede olan harf ve şekiller çok yabancı ve eskidirler ve başka alfabelerde bulunmazlar.
Bağdatta isevilerin makberlerinde bu alfabeyle yazılmış 30 kitap buldum ve iki tanesi şuan da yanında Şam’da. Bunlarda biri üzüm ve hurma toplamak biri de yerin altından su çıkarmakla ilgilidir. İnsanlar faydalansın diye Kürtçeden Arapçaya çevirisini yaptım” der İbn-i Wehşiye. Ayrıca alfabenin orijinalini de adı geçen kitabında kaydetmiştir. Muhemmed Mela Ebdulkerîm el-Muderris bu kitaptan bir nusha ele geçirmiş ve 134 ve 135 sayfalarının fotokopisini apça “Gülan” dergisinde bir makale ile yayınlamış. Söz konusu 134 ve 135 sayfalarında bu alfabeden bahsedilir. Makalenin ismi şudur: 'Kane li'l-ekradi eyden hurûfun yektubûne biha'(Kürtlerinde alfabesi ve harfleri vardı ve bunlarla yazarlardı) . Hogir Tahir Tewfîq’de “el-Elifbau'l-Kurdiyye”(kürtlerin alfabeleri) bazı bilgilerle beraber adı gecen sayfaları alfabeyle kaydeder.
Avesti Alfabe
A Â Î i u û i İ İ
O Ö ü a e k x xw G
Ğ İ i ç c z j s T
S d Z n p f b w M
Y y R v v s ş ş H
Avesta kürtçenin mukri lehçesine çok yakın bir dille yazılmış. Bundan dolayı Mukri’ye Avestayi lehçesi de denir.
44 harften meydana gelir. Kürtler ve Farslardan başka diğer irani topluluklarda kullanmış olabilirler bu alfabeyi. Arapçada olmayan 'P, Ç, J, G' harfleri bu alfabedeb yer alır.
Pehlevi alfabesi
Sasaniler Devletinde Kürtçenin Feyli lehçesi resmiydi. Miladi üçüncü ve yedinci yüzyılları arasında çok sayıda eser ve arşiv bu lehçeyle yazıldı. Birkaç örnek: Zend Avesta, Dinkerd (Soranî dinkerd) , Bondhişın, Pendnamegi Zaraduşt ve Minoki Xired bu lehçeyle yazılmışlar. Abasiler döneminde Feyli lehçesinden arapçaya çevrilen ama asılları yanlışlıkla Farsça kabul edilen eserler şunlardır:. Denizin Sinbadı, Bin Bir Gece, Xudayname, Karname,Ayiname, Kelile ve Dimne(Kereteke û Demeneke) .
Sır Alfabesi
30 harften meydana geliyor.
a (e) -b-p-t-c-ç-h-x-d- z -r-j-s-ş- s-d- t- z-e-ğ-f-q-k-g-l-m-n-w-h-y
bu alfabe Yezidi (Êzidi) kürtler arasında kullanılmış. Başta yezidi olmayan Kürtler, Araplar ve Farslar bu alfabenin harflerinden bir şey anlamadıkları için bu alfabeye “alfabeya sır” (sır alfabesi) denilmiş. Yezidilerin kutsal kitapları Mıshefa Reş ile Cêlve ‘nin bu alfabeyle yazıldıkları soylenir.
Alfabe sağdan sola doğru yazılır ve okunur. “j” harfi bazen “z” harfiyerine kullanulır ve bu özellik halada kürtler arasında var bu harfleri birbirinin yerine kullanırlar. Örnek “e ji” bazıları “e zi” aynı şekilde “v” yerine “w”, “û” yerine “y” kullanılır. Arapçada olmayan 'P, Ç, J, G” harfleri bu alfabede bulunur.
Kiril-Kürtçe alfabesi
Bu alfabelerin dışında, İran’ın Kürdistan eyaletindeki Zêwê mıntıkasında, gümüş bir
tepsi üzerinde bir çeşit yazıya rastlanmıştır. Araştırmacılara göre bu yazı milattan önce 8.yüzyıldan kalmadır ve Medler tarafından kullanılmıştır.
Arap harflerinden oluşan Kürtçe alfabesi.
Latin-Kürtçe Alfabesi
Kürtçenin Dünya Dilleri İçindeki Yeri
Birçok dilbilimci ve Kürdoloğun belirttiği gibi, Kürt dili Hint-Avrupa dil ailesi içinde
yer almaktadır. Bu ailede yer alan İran dil grubu, Kürtçeyi de içermektedir. Kürtçe, bu
grubun kuzeybatı bölümünde yer almaktadır. Bu dil grubunda yer alan bazı dilleri şöyle
sıralayabiliriz:
Farsça, Kürtçe, Belucice, Osetçe, Yexnubçe, Peştûca, Pamirce vd.
Dilbilimciler,genel olarak dili iki yönden; biçimine (morfolojik) ve akrabalık ilişkilerine (genetik) göre ayırırlar.
Kürtçe de bükümlü bir dil olduğu için, büküm üzerine birkaç şey söylememiz gerekir3.
Dilbilimciler bükümü şöyle ifade ederler: “Çekim sırasında kökün, özellikle de fiil kökündeki
ünlünün değişmesi.”
Bükümlü diller için Arapça iyi bir örnektir. Arapçada ünsüzler (konsonant) değişmeyip,
sözcüğün başına ve ortasına gelen ünlülerden sözcükler oluşur. Örneğin “ktp” ünsüzlerinden
kitap, mektep, kâtip vb sözcükler ünlülerin değişmesiyle oluşurlar. Yine “chl” ünsüzlerinden
cahil, cehele sözcükleri oluşur.
Kürtçede sözcükler yüklendikleri göreve göre değişkenlik gösterirler ve bükülürler. Bu
kurala göre, değişiklik bazen fiilin köküne kadar yansır. Örneğin, “kirin” fiili birinci tekil
şahıs takısını alıp şimdiki zaman kipine göre çekimlendiğinde, di-k-im (yapıyorum) olur. Bu
örnekte görüldüğü gibi, fiil kökünden sadece “k” sesi değişmiyor. Bir başka örnekle,
“parastin” (korumak) fiilini şimdiki zaman birinci tekil şahısa göre çekimlediğimizde, ez diparêz-
im durumuna geliyor. Ez birinci tekil, yalın şahıs zamiridir; di- şimdiki zaman takısı;
parêz, emir halindeki fiil kökü; -im, birinci tekil şahıs zamiri ekidir.
Aynı fiili di’li geçmiş zamana göre çekimlediğimizde, min parast oluyor. Min, birinci
tekil, bükümlü şahıs zamiri; parast, geçmiş zaman halindeki fiil köküdür.
Örneklerden anlaşıldığı gibi, Kürtçede yalnızca ünsüzler değil, ünlüler de değişip
bükülmektedirler.
“Parastin” fiili şimdiki zaman kipinde çekimlendiğinde, fiilin kökünde (p a r a s t)
bulunan “a” “ê”ye; “s” de “z”ye dönüşüyor.
Türkçede çekim sırasında fiil kökü değişmez ve böyle bir vakaya rastlamayız. Örneğin
Türkçedeki “gitmek” fiilini değişik zaman köklerine göre çekimlediğimizde, fiilin sonuna
birçok çekim eki gelir ama, kurallı olarak bir ünlü veya ünsüz bükümüne rastlamayız. Gittim,
gidildi, gidecek, gitmişlerdi: Örneklerde sadece ünsüz yumuşamasına rastlamaktayız.
Hint-Avrupa dil grubu incelendiğinde, bu gruba dahil dillerde birçok ortak ve yakın sözcük görülür. Bu durum aynı dil grubunda yer alan tüm diller için söz konusudur. Bu yakınlık için, hazırladığımız örnek tabloya bakmakta yarar vardır:
Kürtçe İngilizce Almanca Fransızca Farsça Grekçe
stêr star stern astre sitare astron
kurt short kurz court - -
lêv lip lippe levre leb -
jenû - - geneou - -
dilop dropp tropfen - - -
nav name name nom name -
no/na no nein non - -
tu - du tu/te - -
nû/niwe new neu neu - -
neh nine neun neuf - -
dot douther - - - -
bira brother - - brader -
Bu konuyla ilgili olarak Minorsky şöyle der:
“Kürtçe de Farsça gibi Batı İran dillerinden biridir. Andreas, Salamann, O. Monn,
Meillet, Lent ve T. Tedesco da Batı İran dillerinin iki gruba ayrıldığını söylerler. Bunlar
Güney ve Kuzeybatı İran dilleridir ki, iki grup da birbirlerinden çok etkilenmişlerdir.
Bu etkileşim ve benzerliklere rağmen, günümüz İran dillerinin birbirlerine yabancı
gelen birçok özellikleri vardır. Kürtçe ve Farsça özgün niteliklere sahiptirler. Kürtçe
Kuzeybatı İran kolunda yer almaktadır.”
Kürtçe ve Farsça Arasındaki Farklılıklar
En belirgin ayrılık Kürtçede olup da Farsçada olmayan “cinsiyet”liktir. Kürtçeyi
Farsçadan ayıran önemli özeliklerden biri olan “cinsiyet” özelliğine çalışmamızın ileriki
aşamalarında ayrıntılı olarak değineceğiz.
Kürtçede iki grup şahıs zamiri bulunmasına rağmen, Farsçada böyle bir özellik
görmüyoruz. Bu iki grup şahıs zamiri geçişli fiillerde farklıca kullanılmaktadır. Bu
özelliğinden dolayı Kürtçe ergatif bir dildir.
Kurmanci için örnek:
Min nan xwar (Ben ekmek yedim) .
Ez nên dixwim (Ben ekmek yiyorum) .
Kirmancki (Zazaki) için örnek:
Min nan werd (Ben ekmek yedim) .
Ez nanî wena (Ben ekmek yiyorum) .
Kısacası, Kürtçede şahıs zamirlerinde erillik ve dişillik vardır ama, Farsçada böyle bir
durum yoktur. Ayrıca Kürtçede iki grup işaret zamiri vardır. Ama Farsçada böyle bir özellik
bulunmaz.
Bu iki dilin birçok ayrı özelliğinden söz edebiliriz, ancak biz sözü Vlademir
Minorsky’ye bırakırsak daha yerinde olur. Kürdolog Minorsky, Kürtçe ve Farsçanın
birbirlerinden ayrı ve bağımsız diller olduğunu söyleyerek bu ayrılıkları beş başlık altında
toplar:
1) Fonetik bakımdan: Kürt dilinin fonetiği Farsçanınkinden ayrıdır.
2) Ses değişmeleri: Farsça ve Kürtçede bulunan ortak kelimeler ses bakımından büyük
bir değişime uğramışlardır.
3) Şekil ayrılıkları: Zamirlerden tutalım fiil çekim ve bükümlerine, aitlik takılarından
isim tamlamalarına kadar birçok ayrılık mevcuttur.
4) Sözdizimi farkları.
5) Kelime ayrılıkları. (08.12.2008 21:39)
(ALINTIDIR)
aslında benim türklerle herhangi bir sorunum yok şu anda üniversitedeki bir çok arkadaşım asker çoçuğu ve miliyetçi falanda değilim ve miliyetçiliğe her zaman için karşı olacam. ama burdaki bazı yazıları görünce kendim zor tutuyorum çünkü okadar saçma ve boş iddillar varki bunları yazanların ne kadar sağlıklı düşündükleri hemen kendini belli ediyor...bin defa söyledik artık karşınızda elli yıl önceki otuz yıl önceki kürtler yok bomba gibi bir gençlik geliyor nerdemi biliyorum çünkü şu anda üniversitede hangi bölüme bakarsanız bakın kürt gençleri var ve bu sayı hiç azımsanmayak kadar çok şimdi bazı filozoflar bunuda saçma bulup akıllıca bir yorum yazarlar ama inanın hiç bir şekilde takmıyorum çünkü yazılan şeyler genelde kişisel görüşler ve bilimsel gerçeklerle hiç bir şekilde örtüşmüyor...kanıtınz varsa buyrun bol bol tartışalım yazalım hatta kürt olmama rağmen kürtlerin olmadığını kanıtlarsanız size söz veriyorum bunu ıspatlamak için en çok ben çalışacam ama nafile çünkü bu tür boş şeyler(boş iddiallar) bazı kişilerin içindeki kini ve nefreti bir nebze olsun olsun dindiriyor onun için biz ne kadar kürlerin olduğunu kanıtlamak için ciltlerce kitap yazsakda bazıları bazıları zaman öldürmek için hep iddilları dilendirmeye devam edecek son olarak otuz yıl öncesine kadar dağda yürüdükleri için kart kurt seslerini çıkardıkları için adları kürt olarak kaldı diyen bütün bütün ağbabalarınız varlığımızı kabul etti onun için ben birkaç kişinin kürt yoktur demesiyle kürtler yok olmaz...ve ebediyen va olcaklardır ister inanın ister inanmayın...
yilarca korktular gercekleri sakladilar asmile etmek icin bu halki her turlu oyuna basvurdular ne oldu ellerine gecti kan dokulmekten inkar etseniz ve bu halki bir tarihi caglara uzantisini kabuletmemek ne isinize yariadi bu halki inkar edenler siz bu halkin varligini kabul etmediginiz surece hep zararda olursunuz
senin milleteni yoktur boyle millet yoktur deseler hosuna gider mi ozaman soyle derim insallah sizde bu halkin dustugu duruma dusesiniz ve bunlarin cektigi izdirabi sizlerde cekesiniz ve bu haklin derdini anlayabilesiniz nankorler omuza cankaleyi kurttaran istanbulu fetehmesine yardimci olan alparsalana malazgirte yardim eden kim mal herifler kuskafali sovenistler haklisniz bu millet kutulus savasinda bu vatani kurtarmayackti diger devletler gibi kendisi icin savasacakti soylerim kazim karabekir kimdir o olmasaydi onun birligi olmasaydi halimiz nice olurdu somurge ulkelerin elinde kazim karabekir dagitmadi ordusunu o civanmert insan kurt degilmiydi
Ehmede Xani'nin yazdığı Mem-u Zin eseri size verilebilecek bir örnek..Bize degil.. Adini bir tek siz biliyorsunuz...Namini baska kimse duymamis,neden bir tek siz biliyorsunuz biz neden hic okumuyoruz? Medlere kadar dayanan Tarih ne Tarihi? Ben tarihte kurulupta yikilmis bir KÜRD Devleti okumadim görmedim duymadim... Molla Gürani'mis yok Seyh Said mis deyip bu alimleri kendi tarafiniza cekmeyin.. Ben isterseniz sizin daha adini duymadiginiz Kürt alimleride yazayim buraya ama bu büyük insanlar sizin gibi ayrim yapan insan dgl... Bunlar vatan aski demis Allah askiyla yanmis ve insanlarin bir cati aldinda toplanmasini saglamis büyüklerdir... Senin benim gibi birbirini yememisler... Sizler Kürd deyip Türke kursun sikan karni ekmege doymus ayri sofra isteyen insanlarsiniz maalesef...
bilmiyorum bu kaçıncı? yazışım. kardeşim elinizde sağlam bir kaynak varsa konuşun yoksa lafla PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ ki zaten öyle...
bende türklerin olmadığını söylüyorum oldumu.
Fatih'in Hocasi 1 tane dgldir.Molla Hüsrev,Mola Gürani Molla zeyrek Aksemseddin,Hizir Bey,Hocazade Efendi,Molla Vildan ve Molla Seyh Vefa ve benzeri zatlari zikretmek icabeder. Hem bunlara Hoca dgl Asrin büyük alimleri demek daha dogrudur.Fatih'e bu büyük fetihte manevi yardimci olmus maneviyat erenlerindendir..Bunlari Türk-kürd diye ayirmak yanlis olur cünkü alimlerden bahsederken irkcilik yapmak bizim haddimiz dgldir...Hem sizin anladiginiz kürdlerden dgldir kendinize mal etmeyin hemen..Osmanli Türk'dür ve Kürdlere sahip ckmislardir.Bunlarin arasinda Sah ismailin kiskirtmasina aldanip kellesinden olan kürdleride saymak mümkündür ve emri veren Molla Gürani'de olmustur.
arkadaşlara baktım da maalesef çokları ne dediklerinin farkenda bile değiller.Türkler hala OSMANLI'nın bir Türk İmparatorluğu olduğunu savunuyorlar..Kusura bakmasınlar Osmanlı kendisini Türk kabul etmezdi..ayrıca unutmasınlar:Yavuz Sultan Selim'in, Kanuni'nin ve Fatih Sultan Mehmed'in hocaları KÜRT'tü..Mesela Fatih'in bir hocasının adı Molla Gorani idi..bu şahsiyet Kürt'tü.. Ayrıca unutmayınız Anadolu'nun kapılarını Türkler kendileri açmadılar..Anadolu'nun kapılarını Türklere,1071 yılında KÜRT komutan ALPARSLAN ve ordusu Türklere açmıştır..onun için Türkler kalkıpta lütfen bu topraklara sahip çıkmasınlar ve asıl sahipleri olan KÜRTLER'e de saygılı davransınlar..
ŞEYH SAİD'in (r.a.) dediği gibi:'Türklerle bizi birbirine bağlayan DİNdi.Türk devleti DİNİ de kaldırmıştır..yani Türklerle aramızda hiçbirşey kalmamıştır.''
arkadaşlar bazen buraya yazdığınız şeyler çok tahrik edici ve kırıcı şeyler oluyor. bilinmeyerek yazılıyorsa ammena ama art niyetle yazılıyo ve bişiyleri kötülemek içinse bilinki elinize bişiy geçmez onun için BİRBİRİMİZİ KIRMAYALIM LüTFFeN...
biliyorum nedir bolümü tartışma alanı değil ama bazı seylerin anlaşılması için.
benim yazdığım yazarların hiç biri roman yazarı değildi (mesela ethem xemginin kürdistan tarihi adlı jitabı üç cilttir adam bunu uydurarak yazsa hemen çıkardı) bütün kitapları bende var ve hepsini okudum hem biz eski tarihçileri hangi tarihçilerden öğreniyoruz.
Biz roman yazarlarindan dgl,son devrin ve eski devrin Tarihcilerinden bahsediyoruz.Sizin yazdiginiz yazarlardan 10 tane de ben söyleyim isterseniz..Neden bu kadar gurur anlayamiyorum..Mesela Türkler müslüman olmadan evvel samanizm diye bir dine inaniyorlardi.Tarih yazmis bunu..Bizde öptük basimiza koyduk.Aslimiz neyse neslimiz odur deyip kendimizi daha da yüceltmek icin kulaktan dolma ve Tarihin yazmadigi bir takim seylere inanmadik..Siz neden evdadlariniza sahip cikmiyorsunuz..ben Kürt olsaydim eger,benim ecdadim istersen camurdan dün cikmis olsun sahip cikardim ve öyle kabullenirdim..Orta asyada göcebe yasayan ecdadimla gururla övünüyorum...
kürt tarihine bu kadar kafa yoran arkadaşalr size bir kaç yazar ismi verecem gidin okuyun ve yazdıkları kanıtlanabilir ki zaten kanıtlarıda kitabın arkasındadır...
ETHEM XEMGİN
İZADİ
CEMŞİD BENDER
tabbi size gore bunlarda kürt(izadi ve bazil nikitin(rus) hariç zaten bunlarda kürtleri kulanıyordur kessin) ve dolayısıyla onlqada birer maşa olduklrı için kesin yalan dolandır.
hem sonra siz türk kardeşlerimiz sizde gidip elinizse olmayan bazı tarii belgeleri çin kaynaklarından öğreniyorsunuz şimdi bizse kalkıp sizin hakınızda komplo teorileri üretsek bu işin sonu nereye varır varın siz düşünün...yapmayın.
Sayin ÖMER MIRZA;
Osmanli padisahlari hakkinda yazmis oldugunuz cogu sey YALNISTIR. Belgelerle ispat edilebilir,yer TOPKAPISARAYI... orada Eski Kürt agalarinin Yavuz Sultan Selim Han'a yazmis oldugu mektup var.Ben bu mektubu buraya yazdim gecen gün ama yayinlanmadi..O yüzden konuyla ilgili olan arkadaslara TOPKAPISARAYINI ziyaret etmelerini öneriyorum...
ey kurtler,Kurdistan diye bir hulyaniz var anladik.diyorsunuz ki bizim kurdistan gibi kralligimiz,uygarligimiz ne bileyim devletimiz vardi,kurtce dilimiz vardi ki rahatca konusuyorduk.hadi bana kurtce bi ferman,bi serencam gosterin,hadi bana kurtlerin bastirdigi para gosterin.devlet olmak icin ilk toprak,millet,para ve yasa lazim.tamam kabul ediyoruz toreme bi milletiniz var,topraklarimizda oturuyorsunuz.hani paraniz,hani yasaniz? bi kurt 5000 yillik tarihiniz oldugunu soyluyor.bu 5000 yildan bana bi kurtce yazili kaynak gosterin.tamam tarih var ama onemli olan o tarih digil,o tarihi kimin yazdigidir........
Eski Kürd agalari yani BEN KÜRDÜM diyen kisilerin dedeleri zamaninda Yavuz Sultan Selim'e yazdiklari mektubu aynen yaziyorum.. Bu mektup topkapi sarayinda halka aciktir isteyen zahmet edip okusun...
'Bu muhlis ve size itaat eden bendelere yardim ediniz.Bizim BELDELERIMIZ Kizilbas (sia lik) diyarina yakindir,komsudur ve hatta karisiktir.Nice yillar bu mülhidler bizim evlerimizi yikmislar ve bizimle savasmislardir.Sadece Islam Sultani'a muhabbet üzere oldugumuz icin bu INANCI SAF insanlari o zalimlerin zulmünden kurtarmayi merhametinizden bekliyoruz.Sizin inayetiniz olmazsa biz kendi basimiza müstakil olarak bunlara karsi cikamayiz'
Biz Türk milleti olarak sizin icin bile sehit verdik... Idris-i bitlis kürd evet Said Nursi Hazretleri de kürd ama BUNLARI TARAFINA CEKME ONLAR SENIN GIBI KÜRD DGL...
Kürtler tarihde içimizden gelen eski milletlerden biridir..bana göre yazdıklarınız hem güzel hem kötü şeyler..nedemek kardeş değiliz nedemek millet kürt milleti dilimiz kürtçe..yıllardır aynı topraklarda yaşıyoruz kürdü çerkezi lazı alevisi yok bu işin tek bi vatan altında tek yürek yaşıyoruz hepimiz..türkiye cumhuriyetinin bize sağladığı iyi yada kötü şartlarıyla yaşıyoruz..illakide bişeyler değiştirmek istiyorsak bence düzende bize uymayan sağlıkta,eğitimde,iş kanununda yani bu tarz konularda devrim yapmak için savaşalım.birbirimize düşman olmak için geliştirmeyelim kendimizi..bazılarınız notlarınızda kürtlerin hiçbişekilde sevilmediğini dışlandığını horlandığını söylüyorsunuz..Lütfen insanları yanlış yönlerdirmeyin eğer böyle olsaydı şuanda kimse yani kendini tamamen türk değilde kürt olarak gören arkadaşlar türkiye cumhuriyeti çatısı altında ekmek yiyemez çalışamaz sağlık şartlarından yararlanamazdı.Hatta şunu bence iyice araştırın devletin sağlık ve eğitim hizmetlerinden en fazla yararlanan bölgeler güneydoğu ve doğuanadolu bölgeleridir.Bunları bile bile bence gelin bu sebepsiz kin gütmeden vazgeçelim.. Eğer dediğiniz gibi bi ayrım olsaydı hiçbirimiz öğretmen,doktor hatta vekil olamazdık ki gerçekten hemen hemen her dalda çalışan kürtler var..benim bunları yazmamın tek sebebi göz göregöre birbirimizin canına kıymamız, tamamen dış güçlerin istediği yönde ilerleyen bizi darma duman etmek isteyen bu akımın kurbanları olmayalım.birbirimize sahip çıkalım vatanımıza sahip çıkalım..
alında kürt tarihi hakında bazı araştırmacılar o kadar komik şeyler yazıp çiziyorki bu da kürt tarihinin ne kadar şanlı bir tarih ve nasıl millet olduğunu açıklamaya yeterde artar...
Sevgili arkadaşlar herkese merhbalar, yorumlarınızı okudum genelde aynı saçmalıklar siz ne kardeşliğinden bahsediyorsunuz. bi diyorsunuz kürt türk kardeştir, birde diyorsunuz türkün türkten başka dostu yoktur.türklerin kürtlere yaptığı zülmü A.B.D ne ıraka ne israil filistine yapmıştır. kardeşlik nerde kaldı.kürtlerin eski ve yerleşik bir tarihi var türkler orta asyadan gelmiş moğollarla kan bağı olan bir millettir.dağdan gelmişsiniz bağdakini kovuyorsunuz.siz bile bile bir tarihi ve milleti yok sayıyorsunuz.madem kardeşiz tc nin ders kaynaklarında ne kadar kürt tarihinden bahsediliyor hep türkler yüceltiliyor.ben şuan üniversite okuyorum ve sadece kürt olduğumuz için dışlanıyor ve hor görülüyoruz. buna siz karar verin kardeş kardeşe bunu yaparmı? onun için bırakın bu palavraları herkes olduğu gibi görünsün..ben doğma büyüme g.doğuluyum kan kokusuyla silah sesleriyle büyüdük.hergün bi sürü köy boşaltılıyordu onlarca faili meçhül cinayetler...neden? kürt oldukları için...söyleyin bana kardeş kardeşe bunu yaparmı? yorumlarınızı bekliyorum
kürtler tarih buyunca varligi ulan bir milletir ama nedense birilerin isine gelmedigi icin hep yoksayilmaya calisilan bir millet olmus..
Kürt tarihi yüce,şanlı Kürt Milletinin 5000 yıllık tarihir.Kürtler dünyanın en adaletli,en mazlum,en yürekli milletidir.varlığı Allah tarafından garanti altına alınmıştır.La ilahe illallah Muhammedur Resulullah.Yüce Allah Kürt Milletini tüm düşmanlardan korusun.Amin.Milletimiz Kürt Milleti.tarihimiz Kürt Tarihi.Dilimiz Kürtçe.coğrafyamız KURDISTAN.
arkadaşlar bu ne kin bu ne nefret.avrupalılar bizi birbirimize kırdırmak istiyo.gelin buna bi son verelim.bize hangi millettensin dediklerinde.muhammedin ümmetindeniz diyelim.bakın onların dili nasıl tutulacak.bizim birleşmemiz demek onların tarihten silinmesi demektir.çünkü onların tek korktuğu millet tüm müminlerdir.
kürt tarihi bana emparyalislere karşı savaşımızda canı pahasına savaşan din kardeşlerimizi çağrıştırıyor
Hiçbir ulusun tarihi silme şanla sıvanmış, menkıbelik değildir.
Tarih, acıdır.
Tarihe bakmak, kaydedilmiş ilerlemenin dökümünü çıkarmanın yanı sıra kötülüğün, vahşetin, zulmün örgütlenmesinin; insanın, ulusun bu vahşetle nasıl başa çıkabildiği, bu vahşetle nasıl birlikte yaşayabildiğinin incelenmesidir.
Tarihi yazan kalemi kimin tuttuğu hayati önem taşır.
Ulusun, devletin olduğu her yerde, tarih resmi bir anlatıya dönüştürülür.
Kir pas temizlenir.
Ulus olma-ulus kalma serüvenini belirlemiş olan vahşet örtbas edilir.
Devletler, inkârcıdır.
İnkâr, resmi tarihin yegâne motorudur.
Tarihden geçtim, devlet suçüstü yakalandığında bile inkâr eder.
İdeolojik aygıtlarını seferber eder.
Tarihe düşecek kaydı kendi diline,
kendi hikayesine tercüme etmeye çalışır.
Bir de halkların tarih anlatısı vardır.
Kolaylıkla bastırılır.
Kanıtları yok edilir.
O halklar ‘sinsi yabancı’ ilân edilir.
alıntı:
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx? aType=YazarYazisi&ArticleID=897684&Yazar=%20&Date=13.09.2008&PAGE=
ula nerden gelmiş olacak kürtler türkler ermeniler uzun yıllar boyunca anadoluda beraber yaşamışlardır daha öncesini merak etmek tarihçilerin işi merak etmiyorum ben, önemli değil daha sonrasında dış ülkelerin kışkırtmasıyla birbirlerine düşürülmüşlerdir hala da bu çaba içerisinde olan ülkelerin içten çökertme çabalarına karşılık verip birbirimize düşüyoruz türkler ve kürtler hala birada yaşamaya devam ediyor kürt tarihi türk tarihidir bence
bir islam tairhçisine göre kürtlerin aslı süleyman peygamber tarafından meclisinden kovulan cahil adlı cinin soyundan geldikleri veya bu cinin tutsak ettiği bir topluluğun soyundan geldiklerinin ileri sürer.
Türk adalet bakanı mehmet esat ödemişte seçmenlerinin önünde şunları söyledi.
biz türkiye denen dünyanın en hür ülkesinde yaşıyoruz.mebusunuz buradan dahada hür müsait bir ortam bulamazdı.türk bu ülkenin yegane efendisi yegane sahibidir Saf türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır hizmetçi olma hakıd
dost ve düşman ve hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler
**milliyet no 1655 19 eylül 1930
HORS J. ANDEL yakın doğu raporu adlı kitbında bu haksızlıklşarın esas sebebi gerçekten kürtlerin ön asyada beş devlet tarafından işgal edilmiş olmasıdır bunun aslan parçası osmanlı devleti parçalanmasından sonra türk devletinin sınırları içinde kaldı 1920 sevr antlaşmasıyla tanınan haklar başta türklerin babası atatürkün olmak üzere o zamanlar Türkiye sınırları içinde 2 milyon kürdün yaşadığını söylemiş olmasına rağmen genç türkler tarafından bu hakları ellerinden alındı yönetimlerini kurmalarından kısa sonra kürtlere dağ türkleri dediler kültür ve dillerini yasakladılar ve kürt ayaklanmalarını çok kanlı bir şekilde bastırdılar. diye belirtmektedir.
İsmet Paşa'nın Kürt Raporu*
İsmet İnönü'nün yıllarca gizli kasalarda saklanan Kürt Raporu'yla Devletin “Kürt Politikası”na bakışı da ortaya çıktı. Gazeteci- yazar Saygı Öztürk'ün Doğan Kitap tarafından yayınlanan “İsmet Paşa’nın Kürt Raporu” adlı kitabı bu konudaki bilgileri de ilk kez günışığına çıkarıyor.
Yazar Emin Çölaşan “Raporun örneğini Saygı Öztürk’ten aldıktan iki gün sonra Uğur Mumcu bombalı saldırı sonucu öldürüldü” dedi ve bu trajik olayın ayrıntısı nı da “İsmet Paşa’nın Kürt Raporu” kitabının önsözünde yazdı.
1935 yılında Atatürk’ün emriyle Doğu ve Güneydoğu illerini, ilçelerini adım adım dolaşan dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün hazırladığı “çok gizli” rapor, 72 yıl sonra gün ışığına çıktı. İnönü’nün raporu üzerine başlatılan Umumi Müfettişlik uygulamasının da en çarpıcı raporları bu kitapta yer alırken, Türkiye’nin bugün tartıştığı tüm konuların 72 yıl önceki sorunlarla aynı olduğu anlaşılıyor..
'Devletin Derinliklerinde”, “Kasadaki Dosyalar”, “Kırcı 5-6-2 Tamam Reis”, “Madalyalı Mahkum”, “Sınır Ötesi Savaşın Kurmay Günlüğü” kitaplarının da yazarı olan Saygı Öztürk’ün, Doğan Kitaptan çıkan “İsmet Paşa’nın Kürt Raporu” kitabında Erzurum’dan Erzincan’a, Ağrı’dan Diyarbakır’a, Kars’tan Muş’a, Diyarbakır’dan Tunceli’ye, Van’dan Bitlis’e, devletin politikaları ilk kez bu kitapta ayrıntılarıyla açıklanıyor, 1935 yılı Türkiye’sinin ne durumda olduğu da gözler önüne seriliyor. İsmet Paşa’nın ünlü raporunda hemen her il’le ilgili değerlendirmeler yer alıyor.
İşte rapordan bazı bölümler:
- Ağrı'da Kürtlerin medenileşip, sükunet bulmaları bile kardır. Karaköse, hükümete bağlı bir Kürt şehridir. Erzincan Kürt merkezi olursa Kürdistan'ın kurulmasından korkarım.
- Iğdır'da Kürtlerin yerinden oynatılmasına ne lüzum, ne imkan vardır.
- Türklüğe hevesli bir Arap şehri olan Siirt'in doğuya naklini tercih ederim
- Van ve Erzincan'da acele olarak, Muş Ovası'nda tedricen ve Elazığ Ovası'nda kuvvetli Türk kitleleri vücuda getirmek zorundayız.
- Türklerle Kürtler aynı okulda okumalıdır. Bu Kürtleri Türkleştirmek için etkili olacaktır.
- 'Diyarbakır, kuvvetli Türklük merkezi olmak için tedbirlerimizi kolaylıkla işletebileceğimiz bir olgunluktadır.
- 'Düşman unsurlar içinde saldırgan olan teşkilat Kürt reisleri ve adamlarıdır. Fransız istihbarat zabitleri her istedikleri anda Kürt reislerini çeteler halinde memleketimize saldırtmağa muktedirdirler.'
- 'Mardin vilayetinden çıkarılacak Hıristiyan ve Arapların yerlerini Kürtler derhal dolduracaklardır. Bu hal bizim için pek zararlıdır.”
-'Siirt Türklüğe hevesli bir Arap şehridir. Hükümete yakın itaatkar halkı vardır. Havası gayet iyi olan Siirt susuz, pis bir trahom merkezidir. Siirt vilayetinde başlıca kuvvetimiz; idare merkezlerimiz, memurlarımız ve zabitlerimizdir. İdare merkezlerimiz çok kuvvetli olmalı. İcabında konulup kaldırılmak üzere özel adliye rejimi kurulmalıdır.'
- 'Bitlis, Hizan ve Mutki arasında suni olarak daima devlet kuvveti ile vücuda getirilmiş bir Türk merkezidir. Bitlis olmasaydı bizim onu yaratmamız gerekecekti.'
- 'Muş Ovası uzun süre boş kalmayacak, herhalde Kürtler yavaş yavaş dolduracaklardır.'
- 'Van halkı derlemedir. Bütün halkın ümidi devletin göstereceği ilgidedir. Sağlam bünyeli şarkta Cumhuriyetin çok önemli bir temeli olacaktır. Böyle bir temel Türk hakimiyeti için her bakımdan lazımdır.'
- Malazgirt kadar bitkin ve fena bir yer güçlükle tasavvur edilebilir. Halbuki buranın, yeni temiz bir Türk şehri Türk merkezi olarak kurulması bizim için pek kıymetli olacaktır.'
- 'Kürtleri verimli topraklardan nereye göndereceğiz? Hudut üzerinde bulunan yerleri derhal Kürtlerle dolacak. Ağrı'dan geçici olarak gelen Kürtleri de bir yere gönderemeyiz. Sükunet bulmuş olmaları bile kafi bir kardır.'
- 'Bundan 10 sene sonra Sarıkamış'ın ordugahına askeri olarak ihtiyacımız olacağını zannediyorum.'
- 'Kars'ı ve Artvin'i bir an evvel soyup tahrip etmek fikrinde değil, bütün kuvvetimizle son ana kadar muhafaza etmek kararında olduğumuza içeriyi ve dışarıyı kesin olarak inandırmak mecburiyetindeyiz.'
Saygı Öztürk
- 'Erzurum'un kalkınmasını az senelerde temin edebilirsek, şimalde hududa karşı ve içeride Kürtlüğe karşı sağlam bir Türk merkezini yeniden kurmuş oluruz.'
- 'Az zamanda Erzincan'ın Kürt merkezi olmasıyla asıl korkunç Kürdistan'ın meydana gelmesinden kaygılanmak yerindedir.'
- 'Bütün seyahatimizde en iyi şey olarak, belki bütün Türkiye'de bu bakımdan birincidir; Samsun hususi idare bütçesini gördüm.'
- 'Türkler ve Kürtleri ayrı ayrı okutmakta yarar yoktur. İlk tahsili birlikte yapmalılar. Bu, Kürtleri Türkleştirmek için etkili olacaktır.'
- Dersim Vilayeti'nin teşkili ile askeri bir idare kurulması ve Dersim ıslahının bir programa bağlanması lazımdır.
- Memur yetiştirecek büyük müesseseler güneyde yoktur. Orta mektebe girecekler içerisinde Kürtlerden de müracaat olursa, onları da reddetmemeliyiz.
//SAYGI ÖZTÜRKÜN 18 Aralık 2007 tairihli yazısından
YURDUM İNSANI KÜRTLERİN 5000 YILLIK TARİHİ VARDIR FRANSIZ YAZARLAR KÜRTLERİN BABASININ OĞLU DEĞİLKİ KÜRTLERE TARİH OLUŞTURMAYA ÇALIŞSIN ASIL SİZİN ALFABENİZ YOK ARAPÇA KÜRTÇE İNGİLİZCE HERYERDEN ÇALMIŞSININIZ 80 YILDIR KÜRTLERİN TARİHİNE SAHİP ÇIKMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ TABİ KENDİNİZ MEDENİYET KURAMAMŞSINIZ Kİ KENDİ KÜLTÜRÜNÜZ YOK NE KÜLTÜRÜNÜZ OLACAK HERYERE SALDIRIYORSUNUZ HUN LAR BİLE TÜRK DEĞİLDİR MACARDIR
(HUNGARY=HUNLARIN YERİ DEMEKTİR)) KÜLTÜRSÜZ İNSANLARSINIZ
Aşağıdaki yazı sellahadin biyografisidir
Orijinali İskenderiye Kütüphanesinde bulunan Selahattin Eyyubi’nin el yazması günlüğünün, Fransız Gazetesi Genevieve Chauvel tarafından romanlaştırılmış, “Ben Selahattin” isimli kitapta şöyle diyor: “Bunları yazmaya başlamadan önce kendimi tanıtayım.” Evet, Selahattin’in ağzından hep birlikte Selahattin’i tanıyalım.
“Önce, ben Kürdüm. Ramadi aşiretindenim. Bu aşiret, Kürdlerin en eski ve asil aşiretlerinden biridir. Aşiretin yerleşik yeri, Batı Azerbeycandır. Dedem Şadinin babası Mervandan önceki soyumuz üzerine fazla bilgim yoktur.
Bizim beşiğimiz sayılan Dovin, 10. yüzyılda Küçük Ermenistan’ın başkenti idi. Buraya İç Ermenistan da diyorlardı. Amcam Şêrkoh ve babam Eyup Dovin’de dünyaya geldiler. 1128’de Dovin Türkmenlerin saldırısına uğradığında, dedem Şadi iki oğlunu ve karısını yanına alarak, canlarını Türkmenlerin acımasız katliamından zor kurtarmışlardır. Türkmenler acımasız bir katliam, büyük bir tahrip ve vicdansızca bir talanla Dovin’i yerle bir etmişler. Bununla birlikte, bizimkiler de bütün varlıklarını Türkmenlere kaptırmışlar, sadece canlarını kurtarabilmişlerdir.
Bu katliamdan kurtlan dedem Şadi, Bağdat’ı hedef alarak güneye doğru kaçmaya devam ediyor. Bağdat, o sıralar halifeliğin merkezi ve Selçuklu hanedanlarından Melik şah’ın oğlu Sultan Muhammed tarafından yönetiliyordu. Dedemin eski dostu Behruz da burada vezirdi. Bu Behruz, daha önce Dovin’de bir esirdi. Dedem bunu buradaki esaretten kurtararak, İsfahan'daki Selçuklu sarayında prenslere öğretmen olmasını sağlamıştı. Sultan Muhammed Bağdat’a yönetici olunca, hocası Behruz’u da buraya vezir yapmıştı.”
“Bağdat’a vardıklarında dedem Şadi, eski dostu ve Bağdat Veziri Behruz’u görebileceğini ve ondan yardım alabileceğini düşünüyordu. Aile Bağdat’a vardığında doğruca saraya gittiler. Vezir Behruz, dostu Şadi’yi çok iyi karşıladı. Hal hatırdan sonra Şadi olanları Behruz’a anlatıyor. O da büyük bir dikkatle dostu Şadi’yi dinledikten sonra, “Şadi” diyor “Allah seni bana gönderdi. Pek yakında Tikrit’i aldık. Orada yöneticimiz yoktur. Seni Tikrit’e yönetici olarak atıyorum ve bundan sonra senin unvanın ‘Dizdar’ olacak. En kısa sürede Tikrit’e gideceksin, görevine başlayacaksın.”
“Tikrit’e geldikten kısa bir süre sonra dedem Şadi öldü. Mezarı Tikrit’tedir. Yerine büyük oğlu babam Eyup geçti. Babama da ‘Necm ed-din’ unvanı verildi. Dinin yıldızı. Babam, Iraklı bir aşiret reisinin kızı El Harimi ile evlendi. Bu evlilikten ağabeyim Şahin şah ve Turan Şah, sonra üçüncü oğul olarak, 1137’de ben dünyaya geldim. Ama tanrı, beni çok ilginç bir şekilde dünyaya gönderdi.
Amcam Şêrkoh, vezirin çok sevdiği hukukçu bir gence kızıp, bir kılıç darbesiyle kellesini uçurunca, vezir de babamın bütün yetkilerini elinden alıyor ve “şafak atmadan Tikrit’i terk et, yoksa daha çok kelle uçacak’ diyor. Bunun üzerine bütün aile, hemen yol hazırlıklarına başlıyor. Tam bu sırada, ben annemi sıkıştırıyorum ve kadınlar bölümünde annemin sancıları tutuyor. Şafak atmadan beni bir kundağa beliyor, bir hizmetçinin kucağına tutuşturuyorlar, kervan Musul’a doğru yola koyuluyor. Ancak ikinci günü akşam, kervanın konakladığı yerde benim doğumumu kutluyorlar. Babamın anlattığına göre; çok cılız ve çelimsiz bir çocuk olduğum için, öleceğimi düşünerek, istemeyerek bana Yusuf adını veriyor, ikinci adımı da Selahattin koyuyor. Daha sonraları Selahattin benim birinci adım oldu.”
“Babam Eyup Tikrit’ten sürüldükten sonra, hedefi Musul olarak seçiyor ve yoluna devam ediyor. Çünkü Musul’un yöneticisi Zengi babamın çok iyi bir dostu idi. Ben doğmadan önce 1132’de, Tikrit yakınlarında, Zengi Selçuklulara yeniliyor ve kaçıp babama sığınıyor. Babam da, Zengi ve adamlarının canını kurtarıyor ve Musul’a yeniden dönmesine yardımcı oluyor. Aile Musul’a vardığında Zengi, dostu Eyüp’e vefa borcunu fazlasıyla ödemeye çalışıyor.
Bize Dicle’nin kenarında büyük bir bahçenin içerisinde, taştan ve çamurdan yapılmış çok büyük iki katlı bir ev verdiler. Musul’un çevresi uçsuz bucaksız okaliptüs ormanlarıyla kaplıydı. Bahçemiz portakal, limon ve diğer bütün meyve ağaçlarıyla doluydu. Annem son derce becerikli ve zevkli bir kadındı. Bin bir çiçekle dolu olan bahçemizi daha da zenginleştirerek gerçek bir cennete çevirdi.
Zengi’nin düşmanları da çoktu. İran Selçukluları, Şamdaki Nusayriler, Diyarbakırlı ve Erbilli Kürdler ve batıdan gelen Franklar. Biz Musul’a varır varmaz, babam ve amcam da Zengi’nin ordusuna katılarak Frankları denize dökmeye gittiler. Annem üç oğluyla yalnız kaldı. Benim çelimsizliğime çok üzülen annem, bütün zamanını bana ayırıyor, beni ipek kundaklara beleyerek büyütüyordu.
Zengi, Şam ve çevresinde stratejik önemi olan bir çok kaleyi alıyor, bunların en önemlisi olan Baalbek’e babamı komutan olarak atıyor. Babam buraya yerleşir yerleşmez, bizi Musul’dan almak üzere adamlarını gönderiyor. Ben artık büyümüştüm ama babamı hiç görmemiştim ve sesini hiç duymamıştım. Sadece beni ipekli ve kokulu kundaklara beleyen ve güzel sesiyle ninniler söyleyen annemin sesini duymuştum. Baalbek’e vardığımızda, altın takılarla bezenmiş ipek kalpaklı resmi elbiseler içerisinde bizi karşılamaya gelen babamı görünce, korkudan ağladım ve annemin arkasına saklandım. Ayrıca bu heybetli adamın, annemin gözlerine bakarak ağladığını gördüm. Annem de bu heybetli adamı teselli etmeye çalışıyordu. Büyüdükten sonra öğrendim ki, babam bizden ayrı kaldığı üç yıl içerisinde başka bir kadınla evlenmiş, annemin de bundan haberi yokmuş.”
“Ben çok güzel bir şehir olan Helipolis’te büyüdüm. Babam buraya bir cami ve sofiler için de bir manastır yaptırdı. Babamı resmi elbiselerinin dışında ve geleneksel Kürd kıyafetlerinin içinde görebilmek için, hep ikindiyi beklemek mecburiyetindeydim.
Amcam Şêrkoh, ağabeylerime savaş oyunlarını öğretmeye başladığında, ben çelimsiz halimle onları kıskanırdım. Bu arada okula başladım. Hocalarım sufilerden oluşuyordu. Okumayı öğrendikten sonra, en çok okuduğum sufilerden Gazali beni etkilemiştir.
Bize bu güzel yaşamı sağlayan Zengi 14 Eylül 1146’da öldürüldü. Kısa bir süre sonra Şam’ın büyük ordusu kapımıza dayandı. Amcam Şêrkoh’un girişimleri sonucu çok sayıda Kürd aşireti bizi destekledi. Taraflar büyük kayıplar verdiler. Babama pazarlık yapmaktan başka çare kalmamıştı. Böylece Baalbek eski sahiplerine verildi. Buna karşılık Şam’da bir ev ve arazi aldı, böylece Şam’a taşındık. Amcam Şêrkoh gizlice Zengi’nin adamlarıyla buluşur, Halep yöneticisi Nurettin’e katılır. Burada Franklara karşı başarılı savaşlar yaparlar. Bu da Şam komutanını korkutmaya başladı.
Şam’da hocalarım artık Sufiler değildi. Burada matematik, tarih ve coğrafya derslerini sevmeye başladım. Hocam Abu Taman, Kürd dili, tarihi ve geleneklerini bana öğreterek, benim bütün hayatımı değiştirdi ve hayatım boyunca onun etkisinden kurtulamadım.”
“24 Temmuz 1148’de sabahı Frank ve Alman birleşik ordusu Şam’ı kuşattı. Bunlar daha önce Kudüs’ü almışlardı, sıra Şam’a gelmişti. Çok kanlı çatışmalar oldu. Franklar, Arapların da biz desteklemeye geldiklerini duyunca, savaşmayı bırakıp kaçmaya başladılar. Savaşı kazandık ama çok sayıda ölü verdik. Bu savaşta büyük abim Şahinşah da hayatını kaybetti. İki küçük oğlu öksüz ve karısı dul kaldı. Babam çok üzgündü. İlk defa bana yaklaşarak başımı okşadı, ‘artık sen benim ikinci oğlumsun’ dedi ve ben çok mutlu olmuştum.
Savaştan kısa bir süre sonra vezir öldü. Sultan da babamı komutan olarak atadı. Muhtemel Arap saldırılarına karşı tedbir alıyordu. Artık babam benim atlara binmeme ve savaş oyunlarını öğrenmeme izin vermişti. Ama şunu unutmamam gerekiyordu: ‘Ben bir Kürdüm ve Başkomutanın oğluyum.’ Artık ince bedenim ata binmeme çok uygundu. Bu da beni sevindiriyordu.
Halep Komutanı Nurettin, komutanı Şêrkoh’u babama gönderiyor, güçleri birleştirmek istediğini söylüyor. Babam da bunu kabul ediyor. Böylece de Şam Valisi oldu. Ben o zaman 16 yaşındaydım. Sultan, bütün toplantılarında beni yanından ayırmıyordu. Kendisi entelektüelleri, filozofları, düşünürleri, şairleri ve din adamlarını çok severdi. Bunlara sık sık davetler verir, sohbetlerini dinlerdi. Bu davetlere ben de katılırdım. Bazen ava çıkardık; panterleri, geyik kovalayan çıtaları ve aslanları seyrederdik.
Mart 1164’te Sultan Nurettin, Generali Şêrkoh’a Kahire Seferi için emir verdi. Amcam Şêrkoh beni yanına çağırarak; ‘Yusuf, sen de benimle geliyorsun’ dedi. Ben o zaman 27 yaşındaydım. 1 Nisan 1164’te Sudan Kapısından Şamdan çıktık. General Şêrkoh, on binlerce Kürd süvariden oluşan ordusuyla gurur duyuyordu. Mayısın başı 1164’te zaferle Şam’a geri döndük. Bu savaşta gösterdiğim başarı, sevk ve idaredeki becerim nedeniyle, Sultan Nurettin beni ‘Şina’ ilan etti. Böylece de 27 yaşımda, koca Şam’ın Emniyet Müdürü olmuştum. Akşamları sufi arkadaşlarımla buluşuyor, saatlerce zikir çekiyorduk. ‘La ilahe illallah’ diyerek, belden yukarısını salla****** ruhumuz huzura kavuşuncaya kadar devam ediyorduk.
“Ocak 1167’de tekrar Kahire’ye sefere çıktık. Bu sefer General Şêrkoh’un yanında komutan olarak. Ağustos 1167’de Şam’a geri döndük. Buradan da Halep’e Sultan Nurettin’in yanına gittik. Burada zamanımı kuş, çita, panter ve aslan avlamakla geçiriyordum. Halep ovası ve dağları bu hayvanlarla doluydu. Bu arada annem bütün tanıdıkları seferber etmiş, beni evlendirmek için kız arıyordu. Benim için o kadar çok seçenek vardı ki; mavi gözlü Kürd kızları, yeşil gözlü Suriye (Nusayrili) kızları ve siyah gözlü Arap kızları. Ben de sonunda, asil ve mavi gözlü bir Kürd kızını tercih ettim. Çünkü evimize en uygun olanı o idi. Şemsê ile nişanlandık.
Aralık 1168’de Franklar, Kahire’de yaptığımız anlaşmayı bozmuşlar ve Kahire’yi yeniden işgal etmişlerdi. Sultan beni çağırdı; ‘acele Şêrkoh’u bul’ dedi. Ben Şêrkoh’u bulduğumda; ‘6000 Kürd süvariyi çoktan hazırladım bile’ dedi. 2000 süvari de Halep’te hazırdı. Bunların arasında Türkmenler de vardı. Amcam çok istemesine rağmen, bu sefere katılmak istemiyordum. Ama yine de katıldım. 4 Ocak 1169’da Kahire kapılarına dayandığımızda, Franklar bizimle savaşmayı bile göze alamadılar, çekilip gittiler. Böylece, Şêrkoh hiç kan dökmeden Kahire’yi teslim aldı. Fatımi Halifesi bize çok büyük ilgi gösterdi. Ama, vezir Şavar ikiyüzlünün biriydi. Biz Kahire’den ayrılınca, yeniden Frankları çağıracağı haberini aldım. Amcamın karşı çıkmasına rağmen, vezir Şavar’ı öldürdüm. 18 Ocak 1169’da Şêrkoh kendisini Kahire’ye vezir ilan etti. 23 Mart 1169’da, akşam yemeğinden sonra banyoya giren Şêrkoh, kalp krizinden öldü. Çok üzüldüm, artık ben her şeyimi kaybetmiştim. Derhal Halep’e dönmek istiyordum. 26 Mart 1169’da Fatımi Halifesi, beni Şêrkoh’un yerine vezir atadı. Bu işte gönülsüz olmama rağmen, çok zorluk çekmedim. Çünkü daha önce Şêrkoh için şehrin idaresini ve memurlarını hep ben ayarlamıştım. Ben 32 yaşında, artık küçük Yusuf değildim. Çünkü artık Mısır’ın Veziri Selahattin olmuştum.
Ağustos 1169’da kardeşim Turanşah, diğer kardeşlerimi ve Şemsê’yi de alarak, Kahire’ye yanıma geldiler. Burada Şemsê ile evlendim. Şemsê çok güzel bir Kürd kızıydı. Ay gibi yüzünü, yay gibi kaşlarının altındaki mavi gözler süslüyordu. İnce uzun boylu, sarı saçları beline kadar iniyordu. Sanki başından aşağı bal süzülüyordu. Şemsê beni çok mutlu etti. Haziran 1170’te oğlum El Abdal Ali’yi doğurdu. İlk defa baba oldum. Daha sonra çok çocuklarım oldu. Nisan 1170’te babam Eyüp de Kahire’ye geldi. Onu İskenderiye Komutanlığına, kardeşim Turanşah’ı Yukarı Nil Komutanlığına getirdim ve diğer kardeşlerime de Mısır’ın idaresini paylaştırdım.
Eylül 1171’de Bağdat’ta Halife El Mustarut öldü, yerine oğlu El Mustazi geçti. Sultan Nurettin’e karşı çıktı. Çünkü Kahire’de hala Abbasilerin siyah bayrağı dalgalanıyordu. 200 yıldan beri, Mısır’da bir Şii Fatımi Halifeliği vardı. Biz aile olarak Şafiiydik. Buradaki Şii Fatımi Halifesine dokunmak istemiyordum. Çünkü el yakıyordu. Ayrıca, beni Vezir yapan da Fatımi Halifesiydi. Sonunda, 14’üncü Fatımi Halifesi hastalandı ve öldü. Önemli bir olay da kendiliğinden çözüldü. Halife öldüğünde 21 yaşındaydı. Arkada 4 dul kadın, 11 erkek ve 4 kız evlat, 152 hizmetçi, muhteşem bir saray ve bir servet bıraktı. Sarayın kütüphanesinde 200 binden fazla kitap vardı. Kasadaki 2 milyon dinarın talan edildiği söylendi. Bu servetin bir kısmını ben aldım ve önemli bir kısmını Sultan Nurettin’e gönderdim.
15 Mayıs 1174’te sultan Nurettin kalp krizinden öldü ve geride sadece 11 yaşındaki oğlu Melik Salih İsmail’i bıraktı. Böylece bana yeni ve çok önemli görevler düşmüştü. Çünkü Araplar bu fırsattan yararlanarak, Şam’ı ele geçirmeye çalışıyorlardı. Ben derhal Şam’a hareket ettim. Böylece Şam yönetimini ele aldım. Suriye’deki bütün kaleleri ele geçirdim. Hatta kısa bir süre önce, Nurettin’in Kılıç Aslandan aldığı Konya’yı, Ermenilerden aldığı Malatya’yı bile ele geçirdim. Sonunda Halife Mustazi, beni Suriye ve Mısırın Sultanı ilan etti.
Şubat 1177’de İskenderiye’ye geri döndüm. Oğullarım El Abdal Ali ve El Aziz Utman da yanımdaydı. Çocuklar denizi görünce çok sevindiler. Benim amacım, güçlü bir bahriye oluşturmaktı. Elimizdeki gemileri yenileyip ve yenilerini yapmaktı. Bu iş için, Ürdün Dağlarındaki sonsuz ormanlar, bize istediğimiz kadar ağaç veriyorlardı.”
Selahattin, 4 Mart 1193’te, 55 yaşında Şam’da öldü. Aynı gün cenaze defnedildi. Daha sonra büyük oğlu El Abdal Ali bir anıt mezar yaptırdı. Selahattin geriye 17 erkek, bir de kız çocuk bıraktı. Öldüğünde geriye kalan bütün serveti 17 dinar ve 1 altından ibaretti. Çünkü elde ettiği bütün serveti askerlerine, onların çocuklarına ve dullarına dağıtıyordu.
kürtlerin arap,ermeni yada fars olduğunu söyleyen arkadaşlar varsa sağlam bir kaynak gösterseler sevinirim.