Uzanıp kanlıcanın orta yerinde bir taşa Gözümün yaşını yüzdürürüm hisara doğru Yapacak hiç bişey yok gitmek istedi gitti Hem anlıyorum hem çok acı tek taraflı bitti Bi lodos lazım şimdi bana bi kürek bi kayık Zulada bir kaç şişe yakut yer gök kırmızı Söverim gelmişine geçmişine ayıpsa ayıp Düşer üstüme akşamdan kalma sabah yıldız Ah istanbul istanbul istanbul olalı Hiç görmedi böyle keder Geberiyorum aşkından kalmadı bende gururdan eser Ne acı ne acı insan kendine ne kadar yenik Bulunmadı ihanetin ilacı yürek koca bi karadelik Yapacak hiç bişey yok gönül bu sevdi Yeni bir ten yeni bir heyecan bilirim üstelik Bi lodos lazım şimdi bana bi kürek bi kayık Zulada bir kaç şişe yakut yer gök kırmızı Söverim gelmişine geçmişine ayıpsa ayıp Düşür üstüme akşamdan kalma sabah yıldızı...... adına şarkılar yazdıran şehiiirrrrrr...........
Ömrümün 20 yılını geçirdiğim, Dünyada hakkında en fazla şiir ve kitap yazılan, Tüm olumsuz yanlarına rağmen insanları kendine çekmeye devam eden, Fatih'in emaneti olan bir şehir.
Beykoz sahilinde oturup huzura ermeyi,Kadıköyünde kalabılık insanlarla yürümeyi,Salacakta türk kahwesini yudumlarken eşsiz kız kulesini seyre dalmayı,sarıyerinde eşsiz boğaz manzarısını izlemeyi,ortaköyünde kumpirin tadının ayrıyeri olduğunu farketmeyi,beşiktaşında yürümeyi,taksiminde farklı insanlar farklı lezzetler katmasını...we bütün medeniyetleri birleştirmeyi...
sendeyim... ama senden uzak.. sende derin bir sessizlik var.. bende çığlık çığlık bir suskunluk. ne sen beni duyuyorsun, nede ben senin derdine ortak...
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik, Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden. Martılar konuyor omuzlarıma, Gözlerin İstanbul oluyor birden. Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen Durgun sular gibi azalacağım Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen. Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince Yalnız gözlerime bak diyeceksin. Ellerim usulca ellerine değince Kaybolup gideceksin Bir elim seni çizecek bütün pencerelere Bir elim seni silecek. Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere Senin için yeni baştan can kesilecek. Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde Sonra seni kaybetmek hemen her yerde Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak Yapayalnız kalmak iskelelerde. Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik, Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden. Martılar konuyor omuzlarıma, Gözlerin İstanbul oluyor birden.
istanbul çoğu kişiyi harcamış çoğu kişiye hayatı tanıtmış tarihi başka kültürü başka, insanı başka coğrafyası başka güzel bir şehirdir. istanbul serseriler kralı istanbul kimi şaire göre kimisine göre herşey istanbulu söyler yani şehirlerin sultanı dır bence istanbul..
Off İstanbul, tahayyüllerimin şehrengizi...Bir kaç hatırayla anlatacam seni kırılma ne olur...
Çıkmaz sokaklarda kaybolduk, aklımız nerelerdeydi? Ortaköy’de yürümekten yorgun iki şaşkındık Ben tramvayda İstanbul’u seyrederken; Sense haklılığına kanıt, ayrılık şarkıları arıyordun radyoda
Türkülere ritim tuttuk, üzgündük. Alaturka fasıllarda avuçlarımız patladı alkıştan, kahkahalarla güldük Senin sigara içme girişimlerin acemi öksürüklere dönüşürken; O kadar masumdu ki yüzün, bir buseyle bile kirletemezdim, üzgünüm.
Son vapur Kadıköy’e seyrederken, Dalgalar kulağımdaki müziğe ritim tutuyordu sanki. Karanlıkta ki martılar acı acı ağıtlar yakıyordu geceye Şehir ışıkların dilinden bir hikâye yazıyorken; Haydarpaşa, bana seni anlatıyordu.
(Sen Ben ve İstanbul) adlı şiirdimden bir kaç pasaj... ...................................................................................................
en çok terkedilmek istenen ama hiç terkedilemeyen bir sevgili dünyanın en muhteşem ama bir o kadarda zalim şehri istanbul.anlayacağınız ne onunla nede onsuz
bazen insanı cileden cıkaran adaletsizligin oldugu,trafigin,kalabalıgın,yalancılıgın,sapıkların dolu oldugu bunlar gibi tüm olumsuz özellikleri barındıran bi şehir ama yinede bi sahil kenarına oturup cayınızı yudumlamlarken bu olumsuzlukların hiç biri aklınıza gelmez ve içinizden cok güzelsin be istanbul dersiniz.
Erkeklerin gözünde merhamet, kadınlarının gözünde iffet, gençlerinin gözünde saffet, yaşlılarının gözünde şefkat kalmamış olan şehir... Ne de profesörünün gözünde hakikat, muharririnin gözünde samimiyet, tüccarının gözünde sadakat, polisinin gözünde cevvaliyet... Benim güzel İstanbul'umda, sadece yemek, yutmak, içmek, şişmek, ısırmak, incitmek, aldatmak, atlatmak, çelmeye getirmek, tuzağa düşürmek sevdasında kaba nefs suratlarının çeşitli tuğraları... Gel de meydanlarda, caddelerde, yol ağızlarında bir kenara çekilip dirseğini bir taşa ve başını eline daya; ve kimsenin farketmediği bu tuğraları hecelemeye çalış! Göreceksin ki, benim güzel İstanbul'um, ruhiyle olduğu kadar suratiyle de çirkin mi çirkin! ... Dolmuşlarda kimse kimsenin hacim sahibi olmasına tahammül edemez. Vapurlarda favorili delikanlılarla mini-etekli kızlar, kollarını birbirlerinin omuzlarına atmış, kadın-erkek kompleksini havada üstüste uçan sineklerin seviyesine indirmiştir. Bir şeyin halisini bulmak öylesine muhâl olmuştur ki, pres makinesinde ve gözünüzün önünde portakal sıkan tezgâhtar, önceden portakallara şırınga ettiği Terkos suyunun keyfiyle karşımızda sırıtmaktadır. Nizamsızlıkta nizama memur beyaz trafik eldiveni, çözülmesi imkansız bir düğümü boyuna sıka dursun... Mektep, adliye, sinama, gece kulübü, ibâdethâne ve bilmem ne hâneden boşalan insanlar sırasıyle küskün, kırgın, bezgin, bitkin, ölgün ve ezgin... Benim güzel İstanbul'umun dâvâsı, ne idarî, ne siyasî, ne içtimaî, ne iktisadî, ne beledî, ne bediî; sadece ruhî ve ahlâkî.. N.F.K ne güzel yazmış üstad..
İlk sevgilinin gülüşüne benzer Bir Nisan havası değil mi esen? Zincirlere, kelepçelere inat, Kanatlarımı açmak zamanıdır; Allaha ısmarladık kaldırımlar. Giyenler düşünsün dar elbiseyi, Ölçülü sözü, hesaplı adımı Ben kurtuldum kafeste kuş olmaktan; Saltanat sürer gibi uçuyorum, Erik ağacı gelin olduğu gün. Hayranım bu şehrin bacalarına İrili ufaklı hep bir ağızdan. Nasıl derinden bu gökyüzüne doğru Bir türkü söylüyorlar öyle sessiz! Dumanın daim olsun güzel baca! Yuvası saçakta kalan kırlangıç, Yavrusu dallara emanet serçe, Derken camiler üstünde güvercin Minareler katından geçiyorum Gökyüzü mahallesi İstanbul’un Süt beyaz bir martıyım açıklarda Gemilere ben yol gösteriyorum, Buğday ve ilaç yüklü gemilere Bir kanat vuruşta bulutlardayım; Bir süzülüşte vatanım dalgalar!
İstanbul İstanbul Olalı - Sezen Aksu
Uzanıp kanlıcanın orta yerinde bir taşa
Gözümün yaşını yüzdürürüm hisara doğru
Yapacak hiç bişey yok gitmek istedi gitti
Hem anlıyorum hem çok acı tek taraflı bitti
Bi lodos lazım şimdi bana bi kürek bi kayık
Zulada bir kaç şişe yakut yer gök kırmızı
Söverim gelmişine geçmişine ayıpsa ayıp
Düşer üstüme akşamdan kalma sabah yıldız
Ah istanbul istanbul istanbul olalı
Hiç görmedi böyle keder
Geberiyorum aşkından kalmadı bende gururdan eser
Ne acı ne acı insan kendine ne kadar yenik
Bulunmadı ihanetin ilacı yürek koca bi karadelik
Yapacak hiç bişey yok gönül bu sevdi
Yeni bir ten yeni bir heyecan bilirim üstelik
Bi lodos lazım şimdi bana bi kürek bi kayık
Zulada bir kaç şişe yakut yer gök kırmızı
Söverim gelmişine geçmişine ayıpsa ayıp
Düşür üstüme akşamdan kalma sabah yıldızı...... adına şarkılar yazdıran şehiiirrrrrr...........
Mogol çadırlarının kuşattığı şehir.
istanbul
mukaddes şehir
Ömrümün 20 yılını geçirdiğim,
Dünyada hakkında en fazla şiir ve kitap yazılan,
Tüm olumsuz yanlarına rağmen insanları kendine çekmeye devam eden,
Fatih'in emaneti olan bir şehir.
şehr-i şehir
Beykoz sahilinde oturup huzura ermeyi,Kadıköyünde kalabılık insanlarla yürümeyi,Salacakta türk kahwesini yudumlarken eşsiz kız kulesini seyre dalmayı,sarıyerinde eşsiz boğaz manzarısını izlemeyi,ortaköyünde kumpirin tadının ayrıyeri olduğunu farketmeyi,beşiktaşında yürümeyi,taksiminde farklı insanlar farklı lezzetler katmasını...we bütün medeniyetleri birleştirmeyi...
önce kendini,
sonra aileni,
sonra çevreni fethet! !
İSTANBUL arkandan gelir...
sendeyim...
ama senden uzak..
sende derin bir sessizlik var..
bende çığlık çığlık bir suskunluk.
ne sen beni duyuyorsun, nede ben senin derdine ortak...
Büyülü şehir
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.
Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım
Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen
Durgun sular gibi azalacağım
Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen.
Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince
Yalnız gözlerime bak diyeceksin.
Ellerim usulca ellerine değince
Kaybolup gideceksin
Bir elim seni çizecek bütün pencerelere
Bir elim seni silecek.
Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere
Senin için yeni baştan can kesilecek.
Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde
Sonra seni kaybetmek hemen her yerde
Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak
Yapayalnız kalmak iskelelerde.
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.
Yavuz Bülent Bakiler
oradayken bir hiç olduğumu düşündüğüm şehir.
çok kalabalık.
cennet
İSTANBUL...Çok şey ifade ediyor benim için.O şehri çok seviyorum.Tarihiyle,güzellikleriyle,şiirleriyle,şarkılarıyla...Herşeydir benim için
İstemeyerek, ağlaya ağlaya gelmiştim. Ve istemeyerek gidiyorum galiba. Hayat.
istanbul çoğu kişiyi harcamış çoğu kişiye hayatı tanıtmış tarihi başka kültürü başka, insanı başka coğrafyası başka güzel bir şehirdir. istanbul serseriler kralı istanbul kimi şaire göre kimisine göre herşey istanbulu söyler yani şehirlerin sultanı dır bence istanbul..
122 17
Çocuğunu asma köprüde sallayan bir annedir İstanbul.melankolisini uzak kaldığımda anladığım, Osmanlı'nın dediği gibi Dersaadet(saadet kapısı) bizler için.
Off İstanbul, tahayyüllerimin şehrengizi...Bir kaç hatırayla anlatacam seni kırılma ne olur...
Çıkmaz sokaklarda kaybolduk, aklımız nerelerdeydi?
Ortaköy’de yürümekten yorgun iki şaşkındık
Ben tramvayda İstanbul’u seyrederken;
Sense haklılığına kanıt, ayrılık şarkıları arıyordun radyoda
Türkülere ritim tuttuk, üzgündük.
Alaturka fasıllarda avuçlarımız patladı alkıştan, kahkahalarla güldük
Senin sigara içme girişimlerin acemi öksürüklere dönüşürken;
O kadar masumdu ki yüzün, bir buseyle bile kirletemezdim, üzgünüm.
Son vapur Kadıköy’e seyrederken,
Dalgalar kulağımdaki müziğe ritim tutuyordu sanki.
Karanlıkta ki martılar acı acı ağıtlar yakıyordu geceye
Şehir ışıkların dilinden bir hikâye yazıyorken;
Haydarpaşa, bana seni anlatıyordu.
(Sen Ben ve İstanbul) adlı şiirdimden bir kaç pasaj...
...................................................................................................
en çok terkedilmek istenen ama hiç terkedilemeyen bir sevgili dünyanın en muhteşem ama bir o kadarda zalim şehri istanbul.anlayacağınız ne onunla nede onsuz
harika bir şehir başka laf bulamıyorum =)))
bazen kaçıp gitmek istesemde...
içinde huzur bulduğum şehir...
bazen insanı cileden cıkaran adaletsizligin oldugu,trafigin,kalabalıgın,yalancılıgın,sapıkların dolu oldugu bunlar gibi tüm olumsuz özellikleri barındıran bi şehir ama yinede bi sahil kenarına oturup cayınızı yudumlamlarken bu olumsuzlukların hiç biri aklınıza gelmez ve içinizden cok güzelsin be istanbul dersiniz.
BENİM GÜZEL İSTANBULUM
Erkeklerin gözünde merhamet, kadınlarının gözünde iffet, gençlerinin gözünde saffet, yaşlılarının gözünde şefkat kalmamış olan şehir... Ne de profesörünün gözünde hakikat, muharririnin gözünde samimiyet, tüccarının gözünde sadakat, polisinin gözünde cevvaliyet...
Benim güzel İstanbul'umda, sadece yemek, yutmak, içmek, şişmek, ısırmak, incitmek, aldatmak, atlatmak, çelmeye getirmek, tuzağa düşürmek sevdasında kaba nefs suratlarının çeşitli tuğraları...
Gel de meydanlarda, caddelerde, yol ağızlarında bir kenara çekilip dirseğini bir taşa ve başını eline daya; ve kimsenin farketmediği bu tuğraları hecelemeye çalış! Göreceksin ki, benim güzel İstanbul'um, ruhiyle olduğu kadar suratiyle de çirkin mi çirkin! ...
Dolmuşlarda kimse kimsenin hacim sahibi olmasına tahammül edemez. Vapurlarda favorili delikanlılarla mini-etekli kızlar, kollarını birbirlerinin omuzlarına atmış, kadın-erkek kompleksini havada üstüste uçan sineklerin seviyesine indirmiştir. Bir şeyin halisini bulmak öylesine muhâl olmuştur ki, pres makinesinde ve gözünüzün önünde portakal sıkan tezgâhtar, önceden portakallara şırınga ettiği Terkos suyunun keyfiyle karşımızda sırıtmaktadır. Nizamsızlıkta nizama memur beyaz trafik eldiveni, çözülmesi imkansız bir düğümü boyuna sıka dursun...
Mektep, adliye, sinama, gece kulübü, ibâdethâne ve bilmem ne hâneden boşalan insanlar sırasıyle küskün, kırgın, bezgin, bitkin, ölgün ve ezgin...
Benim güzel İstanbul'umun dâvâsı, ne idarî, ne siyasî, ne içtimaî, ne iktisadî, ne beledî, ne bediî; sadece ruhî ve ahlâkî..
N.F.K
ne güzel yazmış üstad..
Aşık olduğum şehir
cezayirde kız çocuklarının ismidir istanbul! sokaklarda sürekli çağrılır....der ibrahim paşalı.o zaman bizde deriz ki istanbul özlemdir en derininden
Bahar Sarhoşluğu
İlk sevgilinin gülüşüne benzer
Bir Nisan havası değil mi esen?
Zincirlere, kelepçelere inat,
Kanatlarımı açmak zamanıdır;
Allaha ısmarladık kaldırımlar.
Giyenler düşünsün dar elbiseyi,
Ölçülü sözü, hesaplı adımı
Ben kurtuldum kafeste kuş olmaktan;
Saltanat sürer gibi uçuyorum,
Erik ağacı gelin olduğu gün.
Hayranım bu şehrin bacalarına
İrili ufaklı hep bir ağızdan.
Nasıl derinden bu gökyüzüne doğru
Bir türkü söylüyorlar öyle sessiz!
Dumanın daim olsun güzel baca!
Yuvası saçakta kalan kırlangıç,
Yavrusu dallara emanet serçe,
Derken camiler üstünde güvercin
Minareler katından geçiyorum
Gökyüzü mahallesi İstanbul’un
Süt beyaz bir martıyım açıklarda
Gemilere ben yol gösteriyorum,
Buğday ve ilaç yüklü gemilere
Bir kanat vuruşta bulutlardayım;
Bir süzülüşte vatanım dalgalar!
Cahit Sıtkı Tarancı
İstanbul benden büyük onla başa çıkamam.Küçücük ellerimle seni geri alamam...İstanbul mavi şehir işte..
Sokak lambalarının yıldızları kaybettiği şehir....
bir fatih daha gerek bu şehre
öyle ki istanbul yeni fetihlere gebe...
Huzur veren şehir...insana insanlığını hatırlatan kent...kendimi kendim gibi hissettiğim tek yer.
emanet