ecel terleriyle ıslanan yatağında, başucu pencereye ve ayakucu kapıya çevrik ve hayatın anlamından umudunu kesmiş bir hasta gibi, terhis sayıklamalarıyla anları sayarken, can suyu bakışlarınla geldin ve, bir mühlet daha yaşamayı isteme iradesi verip, hayata döndürdün; vatansız kalmış, çaresiz, sığınmacı, yuvasız ve mülteci yüreğimi sen derde dermanım…
ağaçlar gibi ayakta bir vedaya öykündüren, ilham ve işaret ve irşadın ve bilinmeye tenezzülsüz duruşunla sen dost…
ki sende simetrimi buldum, duru bir göl kıyısında durup, derinden baktığımda dalgalı ruhumla suya, yüzümün aksinde gördüğümdür yüzün ve bir deliorman rahminde ses verensin sesime, nidâsısın çift kutuplu meşkimin, diriliş iksiri kederim…
sonra; bir reyhanî makamı ziyaretinin, en efsunkâr yerinde, sabah demli bir idris çayı yudumlar gibi haber ettin, bu mülevves ve azmışların taşra şehrinden gitme vaktini, ki erenler nöbetini kim bilsin, hangi çile ehline devrettiğini…
ve yoktun, yoktun saatlerce yoktun, sesin yoktu ve yokluğunun, ilk günü tükendi ilk; hekimlik talebesinden alınmış, bir hediye misvak varlığıyla avunularak…
hayata yan bakan bir çocuğum ben, ve sen huzur esende yanıma geldiğinde, yine yan bakıyordum hayata ki sen, yanımdaydın…
naapsaydım; seni, düzene intifadanı, ahir zamana isyan tufanı kopan yüzünü, görmese miydim…,
hay bin kunduz ya hû, ki aman, aman gittiğin yerin konumundan, bırakma ipucu aman ha aman, ki her sevda bir veda bilirsin, affet beni, yine yalnızlığa veda zamanı… yazarken bu şiirimsi şeyleri, kelimelerim tek tek canıma batıyor, harflerim içimin kuyusunda ağlıyor, kalbimde bir serseri mayın patlıyor, içimin labirentinde yüzün beliriyor, ve beynimin kıvrımlarında, çapalı lisanının azarları dolanıyor; ah
ecel terleriyle ıslanan yatağında, başucu pencereye ve ayakucu kapıya çevrik ve hayatın anlamından umudunu kesmiş bir hasta gibi, terhis sayıklamalarıyla anları sayarken, can suyu bakışlarınla geldin ve, bir mühlet daha yaşamayı isteme iradesi verip, hayata döndürdün; vatansız kalmış, çaresiz, sığınmacı ve yuvasız, mülteci yüreğimi sen derde dermanım…, ağaçlar gibi ayakta bir vedaya öykündüren, ilham ve işaret ve irşadın ve bilinmeye tenezzülsüz duruşunla sen dost…, ki sende simetrimi buldum,
duru bir göl kıyısında durup, derinden baktığımda dalgalı ruhumla suya, yüzümün aksinde gördüğümdür yüzün ve bir deliorman rahminde ses verensin sesime, nidâsısın, çift kutuplu meşkimin, diriliş iksiri kederim…,
sonra; bir reyhanî makamı ziyaretinin, en efsunkâr yerinde, sabah demli, bir idris çayı yudumlar gibi haber ettin; bu mülevves ve azmışların taşra şehrinden gitme vaktini, ki erenler nöbetini kim bilsin, hangi çile ehline devrettiğini…,
ve yoktun, yoktun saatlerce yoktun, sesin yoktu ve yokluğunun, ilk günü tükendi ilk…, hekimlik talebesinden alınmış, bir hediye misvak varlığıyla avunularak,
hayata yan bakan bir çocuğum ben, ve sen huzur esende yanıma geldiğinde, yine yan bakıyordum hayata ki sen, yanımdaydın…, naapsaydım; seni, düzene intifadanı, ahir zamana isyan tufanı kopan yüzünü, görmese miydim…,
hay bin kunduz ya hû, ki aman, aman gittiğin yerin konumundan, bırakma ipucu aman ha aman…;
ki her sevda bir veda bilirsin, affet beni, yine yalnızlığa veda zamanı…, yazarken bu şiirimsi şeyleri, kelimelerim tek tek canıma batıyor, harflerim içimin kuyusunda ağlıyor, kalbimde bir serseri mayın patlıyor, içimin labirentinde yüzün beliriyor, ve beynimin kıvrımlarında, çapalı lisanının azarları dolanıyor…, ah;
İntifada arapça diriliş silkiniş anlamını taşır. Bilinenin aksine bu ruhu Yaser Arafat ve arkadaşları değil Şeyh İzzettin Kassam çıkarmıştır. İzzettin Kassam bir vatanperver araptır Birinci Dünya savaşında Osmanlı ordusunda Filistin cephesinde İngilizlere karşı savaşmış savaş bitince Mısır ve diğer islam ülkelerinde öğrenimini tamamlayarak din görevlisi olarak 40lı yaşlarında Filistin e geri döndü o sırada yahudiler yavaş yavaş bölgedeki nüfusu dengeliyorlardı ve Kassam da buna önlem olarak camilerde okullarda insanlara olayın vahametini anlattı ve Filistin halkında cihat ruhunu canlandırdı bağımsızlık meşalesini yaktı. Ama kendiside kalleşçe şehit edilmiştir. Ziyaret için gittiği Cenin dağında bir hainin kendilerini İngilizlere ihbar etmesiyle yanında 14 mücahit aslanla 500 kadar karacı ve havacı İngiliz askerlerine karşı savaştı o ve yanındakiler tamamen şehit olurken Filistin halkı da onun verdiği ruhla çeteler kurup yahudilerle ve İngilizlerle çatışmaya isyanlar çıkarmaya başladı....
Silah sapan kurşun taşlar… 11 de akıncılar… Hakkı hakim kılmak için ölür Ayşe ölür yasin… İntifada intifada selam sana şanlı kavga…
Koş anne koş …Yavrun yerde Al sancağı sıra sende… El-aksan’ın eteğinde ateş barut kan bir yerde Filistindekimeşale sayhalanır tüm aleme İntifada İntifada selam sana şanlı kavga… Koş fatma koş… Mehmet yerde al sancağı sıra sende… Buğun kudus saray ola… Yarın Mekke şam ankara
bir diriliş.. Bir doğruluş…
Zülme karşı baş kaldırış… Hakka doğru tam yöneliş Koş bacım koş düğün senin
Yeryüzünde hiçbir kuvvet bizim kalbimizden cihad sevgisini çıkarmaya ve bu farzı yerine getirme hakkımızı elimizden almaya, Allah ve Resulünün sevgisini koparıp almaya güç yetiremez. Filistin, kalbimizde, zihinlerimizde, hislerimizde ve inancımızda bütün beldelerden önce gelir. Çünkü Filistin Kur'an'da dört defa zikredilen, vahyin indiği, iki kıbleden biri, Mekke ve Medineden sonra üçüncü kutsal belde ve Peygamberimiz'in Mi-rac'a çıktığı yer, Mescid-i Aksa'nın bulunduğu mukaddes bir şehirdir. Arap gençlerinin yeniden Afganistan'da toplandığını ve eğitildiğini gören Yahudiler telaşa kapıldılar, korkudan titrediler. Amerika ve Filistin'deki Yahudiler bu toplanmanın ve kıyamın neticesinden korkmaya başladılar.O yüzden Afganistana bir bahane bulup saldırdılar ve mücahidleri dağıtmak istediler. Biz, yahudiler ve onların işbirlikçilerine, yolun tek, cihadın devamlı, gençlerin boyunlarını eğmeyecek derecede azimli ve kararlı olduklarını açıklamak istiyoruz. Ey Kudüs! Biz Alemlerin Rabbinin rızası için oraya döneceğiz. Bu topluluk, bıçağın sırtında, zorluk ve meşakkatlerle dolu da olsa bu yolda yürümeye karar vermiştir. Bu topluluk Allah'a kanla sulanmış, kopmuş uzuvlarla dolu bu yolu tercih ettiğine dair söz verdi. Bu topluluk ayaklarının savaşta sabit olması ve kalplerinde huzur ve sakinlik olması için Allah'a niyaz eder
intifada
ecel terleriyle ıslanan yatağında,
başucu pencereye ve ayakucu kapıya çevrik
ve hayatın anlamından umudunu kesmiş
bir hasta gibi,
terhis sayıklamalarıyla anları sayarken,
can suyu bakışlarınla geldin ve,
bir mühlet daha yaşamayı isteme iradesi verip,
hayata döndürdün;
vatansız kalmış, çaresiz, sığınmacı, yuvasız ve
mülteci yüreğimi sen derde dermanım…
ağaçlar gibi ayakta bir vedaya öykündüren,
ilham ve işaret ve irşadın
ve bilinmeye tenezzülsüz duruşunla sen dost…
ki sende simetrimi buldum,
duru bir göl kıyısında durup,
derinden baktığımda dalgalı ruhumla suya,
yüzümün aksinde gördüğümdür yüzün ve
bir deliorman rahminde ses verensin sesime,
nidâsısın çift kutuplu meşkimin,
diriliş iksiri kederim…
sonra;
bir reyhanî makamı ziyaretinin,
en efsunkâr yerinde,
sabah demli bir idris çayı yudumlar gibi
haber ettin, bu mülevves ve azmışların
taşra şehrinden gitme vaktini,
ki erenler nöbetini
kim bilsin,
hangi çile ehline devrettiğini…
ve yoktun, yoktun saatlerce yoktun,
sesin yoktu ve yokluğunun,
ilk günü tükendi ilk;
hekimlik talebesinden alınmış,
bir hediye misvak varlığıyla avunularak…
hayata yan bakan bir çocuğum ben,
ve sen huzur esende yanıma geldiğinde,
yine yan bakıyordum hayata ki
sen, yanımdaydın…
naapsaydım;
seni, düzene intifadanı,
ahir zamana isyan tufanı kopan yüzünü,
görmese miydim…,
hay bin kunduz ya hû,
ki aman, aman gittiğin yerin konumundan,
bırakma ipucu aman ha aman,
ki her sevda bir veda bilirsin,
affet beni,
yine yalnızlığa veda zamanı…
yazarken bu şiirimsi şeyleri,
kelimelerim tek tek canıma batıyor,
harflerim içimin kuyusunda ağlıyor,
kalbimde bir serseri mayın patlıyor,
içimin labirentinde yüzün beliriyor,
ve beynimin kıvrımlarında,
çapalı lisanının azarları dolanıyor;
ah
ecel terleriyle ıslanan yatağında,
başucu pencereye ve ayakucu kapıya çevrik
ve hayatın anlamından umudunu kesmiş
bir hasta gibi,
terhis sayıklamalarıyla anları sayarken,
can suyu bakışlarınla geldin ve,
bir mühlet daha yaşamayı isteme iradesi verip,
hayata döndürdün;
vatansız kalmış, çaresiz, sığınmacı ve yuvasız,
mülteci yüreğimi sen derde dermanım…,
ağaçlar gibi ayakta bir vedaya öykündüren,
ilham ve işaret ve irşadın
ve bilinmeye tenezzülsüz duruşunla sen dost…,
ki sende simetrimi buldum,
duru bir göl kıyısında durup,
derinden baktığımda dalgalı ruhumla suya,
yüzümün aksinde gördüğümdür yüzün ve
bir deliorman rahminde ses verensin sesime,
nidâsısın, çift kutuplu meşkimin,
diriliş iksiri kederim…,
sonra;
bir reyhanî makamı ziyaretinin,
en efsunkâr yerinde,
sabah demli, bir idris çayı yudumlar gibi
haber ettin;
bu mülevves ve azmışların
taşra şehrinden gitme vaktini,
ki erenler nöbetini
kim bilsin,
hangi çile ehline devrettiğini…,
ve yoktun, yoktun saatlerce yoktun,
sesin yoktu ve yokluğunun,
ilk günü tükendi ilk…,
hekimlik talebesinden alınmış,
bir hediye misvak varlığıyla avunularak,
hayata yan bakan bir çocuğum ben,
ve sen huzur esende yanıma geldiğinde,
yine yan bakıyordum hayata ki
sen, yanımdaydın…,
naapsaydım;
seni,
düzene intifadanı,
ahir zamana isyan tufanı kopan yüzünü,
görmese miydim…,
hay bin kunduz ya hû,
ki aman,
aman gittiğin yerin konumundan,
bırakma ipucu aman ha aman…;
ki her sevda bir veda bilirsin,
affet beni,
yine yalnızlığa veda zamanı…,
yazarken bu şiirimsi şeyleri,
kelimelerim tek tek canıma batıyor,
harflerim içimin kuyusunda ağlıyor,
kalbimde bir serseri mayın patlıyor,
içimin labirentinde yüzün beliriyor,
ve beynimin kıvrımlarında,
çapalı lisanının azarları dolanıyor…,
ah;
Yaser Arafat'ın küçük generellerin dediği özgürlük adına İsrail askerlerine taş atan çocuklar.
Çaresiz, kimsesiz bırakılmış küçük Filistinli çocukların,
sapanlarla, katil İsrail ordularına karşı verdiği şanlı direnişin adı.
SELAMLARIN EN BÜYÜÜ 3. İNTİFADA'YA KURTULUŞ VE HAKLI MÜCADELE İÇİN YAŞASIN SOSYALİZM
Adil Avaz yorumuyla...
İntifada arapça diriliş silkiniş anlamını taşır.
Bilinenin aksine bu ruhu Yaser Arafat ve arkadaşları değil Şeyh İzzettin Kassam çıkarmıştır.
İzzettin Kassam bir vatanperver araptır Birinci Dünya savaşında Osmanlı ordusunda Filistin cephesinde İngilizlere karşı savaşmış savaş bitince Mısır ve diğer islam ülkelerinde öğrenimini tamamlayarak din görevlisi olarak 40lı yaşlarında Filistin e geri döndü o sırada yahudiler yavaş yavaş bölgedeki nüfusu dengeliyorlardı ve Kassam da buna önlem olarak camilerde okullarda insanlara olayın vahametini anlattı ve Filistin halkında cihat ruhunu canlandırdı bağımsızlık meşalesini yaktı.
Ama kendiside kalleşçe şehit edilmiştir.
Ziyaret için gittiği Cenin dağında bir hainin kendilerini İngilizlere ihbar etmesiyle yanında 14 mücahit aslanla 500 kadar karacı ve havacı İngiliz askerlerine karşı savaştı o ve yanındakiler tamamen şehit olurken Filistin halkı da onun verdiği ruhla çeteler kurup yahudilerle ve İngilizlerle çatışmaya isyanlar çıkarmaya başladı....
Silah sapan kurşun taşlar…
11 de akıncılar…
Hakkı hakim kılmak için ölür Ayşe ölür yasin…
İntifada intifada selam sana şanlı kavga…
Koş anne koş …Yavrun yerde
Al sancağı sıra sende…
El-aksan’ın eteğinde ateş barut kan bir yerde
Filistindekimeşale sayhalanır tüm aleme
İntifada İntifada selam sana şanlı kavga…
Koş fatma koş…
Mehmet yerde al sancağı sıra sende…
Buğun kudus saray ola…
Yarın Mekke şam ankara
bir diriliş..
Bir doğruluş…
Zülme karşı baş kaldırış…
Hakka doğru tam yöneliş
Koş bacım koş düğün senin
ağlamak yok artık sevin
İntifada İntifada…Selam sana şanlı kavga…
Filistin...
gerçek müslümanların cesaretini
Yeryüzünde hiçbir kuvvet bizim kalbimizden cihad sevgisini çıkarmaya ve bu farzı yerine getirme hakkımızı elimizden almaya, Allah ve Resulünün sevgisini koparıp almaya güç yetiremez.
Filistin, kalbimizde, zihinlerimizde, hislerimizde ve inancımızda bütün beldelerden önce gelir. Çünkü Filistin Kur'an'da dört defa zikredilen, vahyin indiği, iki kıbleden biri, Mekke ve Medineden sonra üçüncü kutsal belde ve Peygamberimiz'in Mi-rac'a çıktığı yer, Mescid-i Aksa'nın bulunduğu mukaddes bir şehirdir.
Arap gençlerinin yeniden Afganistan'da toplandığını ve eğitildiğini gören Yahudiler telaşa kapıldılar, korkudan titrediler. Amerika ve Filistin'deki Yahudiler bu toplanmanın ve kıyamın neticesinden korkmaya başladılar.O yüzden Afganistana bir bahane bulup saldırdılar ve mücahidleri dağıtmak istediler. Biz, yahudiler ve onların işbirlikçilerine, yolun tek, cihadın devamlı, gençlerin boyunlarını eğmeyecek derecede azimli ve kararlı olduklarını açıklamak istiyoruz.
Ey Kudüs! Biz Alemlerin Rabbinin rızası için oraya döneceğiz.
Bu topluluk, bıçağın sırtında, zorluk ve meşakkatlerle dolu da olsa bu yolda yürümeye karar vermiştir. Bu topluluk Allah'a kanla sulanmış, kopmuş uzuvlarla dolu bu yolu tercih ettiğine dair söz verdi. Bu topluluk ayaklarının savaşta sabit olması ve kalplerinde huzur ve sakinlik olması için Allah'a niyaz eder
Filistinli küçük generallerin ellerindeki taşlarla, tanklara karşı verdiği destansı direniş.