Mustafa Kemal'in Kağnısı ilk ezberlediğim şiirdi.Öğrencilerime de ezberletirim.Çınarlar birer birer devriliyor.Ne yazıkki geriden gelenler o denli yürekten o denli içten yazamıyorlar.Büyük üstad:Rahat uyu.Allah nur içinde yatırsın.
maalesef ölmedikten sonra şairlerimizi hatırlayıp anamıyoruz.. ölümü ardından bari rahmetle anayım istedim.. bir şiiri ile.. .. rahat ve müreffeh rahmetle uyu. çokları pembe gözlükler bakarken ufka.. akar pınarları köylü kızların rüzgarda dalgalanan etekleri dökülür saç.. ince belleri.. buğulu dudak sürmeli gözleri görürken..
..günahı sevabı kusuru zaafıyla o vatanı memleketi görürdü..
devekuşu gibi başı kuma gömmeyen.. sek bir romantizmden sıyrılmış.. katı gerçekçilik akımı öncülerindendi..
.. bu gün yetmişli yıllarda çekilmiş o devir modası yeşilçam filmlerinde.. ekseri rasladığımız.. özenilmesi gerek idol gibi başı çekip.. bugün hala devam eden sitkom tarzı dizilerde hali vakti yerinde insanların küçük sıkıntılarının sergilendiği.. aşkları sevilerinin ele alındığı pembe dünyaları yansıtanlara.. alternatif.. pencereye iyi bakmıyor manzarayı görüyorsun.. halbuki camda az da sinek pisliği var galiba.. yakından bak dersi verirdi.. bugün halaa ülke sorunlarımız temelinde bile.. bu iyi bakamama olduğuna inanırım.. dağın arka yüzü görememe.. bu taraftan.. şen şakrak çığlıkları ile birileri köşk bahçesinde eğlenirken.. sezercikin ömercik ayşecik fatmacıkın tek sorununun pasta yemek olmadığını sanırım..
bir şiirini paylaşıma sunup tanımayan kuşak gençler olur da okur diye.. az vicdanımı ruhumu hafifletmek isterim.. saygılarımla..
kızılırmak türküsü..
Kardaş, senin dediklerin yok, Halay çekilen toprak bu toprak değil. Çık hele Anadoluya, Kamyonlarla gel, kağnılarla gel gayrı, O kadar uzak değil.
Çamı bitmiş, kavağı azalmış, Gamla örtülü bayırlar, çıplak değil. Yedi ay kıştan sonra, Yeşeren senin yaşamındır, Yaprak değil.
Yersin, içersin sofrasından, üç yüz senedir, Kuvvetlisin ama kuvvet hak değil. Bakımsızlıklarla göçüp gitmiş bir cihan, Mevsimler soğumus, sular azalmış, Buğday, Selçuklulardan kalan başak değil.
Parça parça yarılmış öküz ardında, Parmağı üç pare, tırnağı ak değil. Utanır elin ayağın, Korkarsın yakından görsen, Eli el değil, ayağı ayak değil.
Gün doğar, tarla kuşları uçuşurlar, Ağır bir aydınlık, bildiğin şafak değil. Öyle dalmış ki yüzyıllar süren uykusuna, Uyandırmazsan, Uyanacak değil.
Dertle, sefaletle yüklü, Siyah leşlerle kararmış, berrak değil. Çağlayan ne, Akan kim, Kızılırmak değil.
Kardaş, görmüyorum ama hala duyabiliyorum, Geçmiş zamanlar gelecek zamanlardan parlak değil. Vakte şahadet edercesine yükselmiş, Akşam parıltısından, bütün zaferler üzerine, Dağlar dalgalanmakta, bayrak değil. FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
üstadımın yeri cennet olsun inşallah...umarım şiire ve sanata verdiğimiz değerle ona layık gençler oluruz...onun yeri dolar mı bilmiyorum...başımız sağolsun....
Mekanın cennet olsun,yattığın yer nurlarla dolsun, büyük üstad. Gerçekten yüreğim cız etti.Yaşayan bir efsaneyi,bir çınar'ı aramızdan gerçek dünyaya uğurladık. ŞAİRLER ÖLDÜKTEN SONRA YAŞARLAR. Bu veciz sözüme rağmen o yaşarken de,öldükten sonra da hep yaşayacak,yaşatılacak. Ölmeden evvel aldığı o ödüle okadar sevinmiştimki bunu kelimelerle anlatamam. Sen dağlara, denizlere, göklere sığmayan büyük üstad tekrar ruhun şad olsun,mekanın cennet,yattığın yer nurlarla dolsun. Tüm sevenlerine baş sağlığı diliyorum. Öksüz bıraktın şiiri ve bizi. Saygılarımla...
Kuvayı Milliye destanıydı, başka bir Sakarya'ydı o.......
Sesini ilk duyduğumda geceydi Yiğit ölümlerce büyük bir gece Kıyısında Anadolunun mahzun söğütleri kavakları Geçiyordu altın parıltılarla Evrenin karanlığından Bir devrim kadar güçlü Bir devrim kadar güzel
Yakmıştı aşkın ve şiirin Çoban ateşlerini dağda Yaklaşan ellerimizin sabahıydı Zindanlar oy zindanlar Yerini alıyordu halkın Tarihin en haklı savaşında Yıldızlı sonsuzluğa kavuşuyordu Türkçe
O sonsuzlukta Bedrettin Yunus Yeni bir su veriyordu yüreğe Hızlanıyordu sözcüklerde kan dolaşımı Budur diyordum aydınlığın destanı Budur baş kaldırmak köleliğe Çarıklarına yüzlerine bakıp geçenlerin Budur diyordum Kuvayı Milliye
Toprağın öfkesinden çilesinden anaların Koca bir gül açıyordu kan rengi Ey umudun ve çoşkunun ırmağı O gülü söylüyordun sen durmadan Sakarya'da Vietnam'da açan o gülü Duyuluyordu Asya 'dan Afrika'dan Kurtuluşun ve barışın türküsü
Düşmandı kardeşçe yaşamaya Yalanın ve ölümün adamları Korku düşmüştü yüreklerine Umrunda değildi mahzun söğütler,kavaklar Memleketin hali ve Kuvayı Milliye Onlar çarmıha gerenlerdi İsa'yı Spartaküs'ü Çiftlikleri konaklarıydı vatanları
Tuzakları vardı ta ortaçağdan Taş duvarları ve ihanetleri Kapandı üstüne demir kapılar Zindan akşamlarınca uzun suskunluk Geçtin yaşamanın en dar yerinden Gökyüzüne bakmak nasıl önlenir Genişleyen mavilikti bildirin,susturamadılar
Uzaklarda aktın bir süre çok muhacır Yüreğinde deli hasret Yansıdı sularına yaralı ceylanlar gibi Köylerimiz,insanlarımız,memleket Onları işledin geçtiğin yerlere,kayalara Yaşamanın,direnmenin ulu ırmağı Onları söyledin yıldızlara,denizin kulağına
Aşksın,şiirsin,Türkçe'sin şimdi Yiğit ölümlerce büyük gecede Bir altın başaklarda,bir bulutlardasın Nerede bir kavga varsa halk adına Silaha sarılmışsa çeteler Nerede devrimlerce güzelse sabah Ondan gelir sesin
Bu ellerdi bizi bağnazlığın çukurundan çıkaran Hoşgörü dağlarına ulaştıran Bu ellerdi şiirin duru suyundan içiren Güzelliğe pusu kurmuş Geçitlerden kazasız belasız geçiren Bu ellerdi “Ad yakışmalı cana diyerek Adını soyadını haklı çıkaran Bu ellerdi yozluğa yobazlığa Bıkmadan usanmadan savaş açan Ve bu ellerdi Doğruya iyiye güzele uzanan Gönül bahçesinde gül olan
Allah (cc) Rahmet etsin maleseffff koscana dağlarca vefat ediyor haberlerde azıcık rastlanıyor acaba bızmı çok duyarsız olduk yoksa yaşam mı...........
Biz toplum olarak bizi bölenlere nispet yaparcasına ayrışmaya bayılırız; şucu bucu,bizden sizden.Türkçeyi mükemmel kullanan şiirlerinde kendi özelini bizimmişcesine yansıtabilen birinide bir başka usta Nazımın siyasi penceresine oturtup bu adam farklı dedik yıllarca.Herkesin fikrinin,düşüncesinin aynı olduğu bir dünya yok olmayacak da hiç bir zaman.Bunları niyemi yazdım,bu büyük ustayı hep bir siyasi çizgiye çekmeye çalıştık ya da hapsettik oysa şiirlerindeki tadı alıp paylaşmak gibi bir güzellik sunmuştu bize.Demem o dur ki büyük usta bıraktıkların için sana çok çok teşekkür ederiz tüm toplum olarak.Seni ve eserlerini alkışlamak ve bundan sonrasına aktarmak her şiirseverin görevi olmalı bundan sonra.Edebiyat dünyasının başı sağolsun
Keşke Sebahattin Ali nin de Dağalrca kadar şiir kitapları çıkarabilecek zamanı olabilseydi Ya da Orhan Veli nin Birden bu geldi aklıma dağlar gibi bir şair göç edince.
ismi ile müsemma insanlardan birini daha hazan yaprakları dökülürken kaybettik.Cahit Zarifoğlu ne kadar zarif ve naif ise Dağlarca da dağ gibi yıkılmadan hep var olarak tarihe tanıklık ederek aramızdan ayrıldı.Halbuki yeni nesil olarak ondan ne çok öğreneceğimiz şey vardı.MEKANI CENNET OLSUN.....
İlk yazısı olan bir öyküsü 80 yıl önce Yeni Adana Gazetesi Sanat Sayfası'nda yayınlanan Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı kaybettik..Büyük bir şairdi..başlıbaşına bir ekoldü..hepimizin başı sağolsun.. Cumali Karataş
Her yaprağı şiir olan bir çınar gitti bu dünyadan. Daha bir kaç gün önce bir arkadaşının dilinden Dağlarca'yı dinliyor, onu konuşuyorduk. Bir 'Şiir Tankı' diyordu yakın çevresi ona. Evet leb-a-leb bir şiir tankı. Cüssesiyle oranlı, fikriyatına denk.Dağlarca giti artık, dağ gibi şiirleriyle. O sönmüş bir yanardağ artık...
Bir şair nasıl ölebilir yaşamak bunca güzelken? FEV
Dünyada 138 şiir kitabı yayınlanmış bir başka şair daha var mıdır? Yok. Kim bilir yayınlanmamış olanlar derlense, daha kaç kitabı olur… Böyle dağlarca kitabı olan büyük şairimizi yitirdik. Kitapları çoktan dalya dedi ama yaşı diyemedi. 93 yıllık ömür de az bir ömür değil ama böyle büyük bir şaire çok fazlası yakışırdı. O, şiirleriyle birlikte kim bilir kaç 93 yıl yaşayacak daha sevgili Fazıl Hüsnü Dağlarca… Bugün onun her biri bir diğerinden berceste şirleriyle süsleyeceğim köşemi.
SÖYLE SEVDA İÇİNDE TÜRKÜMÜZÜ Söyle sevda içinde türkümüzü Aç bembeyaz bir yelken Neden herkes güzel olmaz Yaşamak bu kadar güzelken?
İnsan, dallarla, bulutlarla bir Ayrı maviliklerden geçmiştir İnsan nasıl ölebilir Yaşamak bu kadar güzelken?
SENİ.. Seni Öyle uzun seviyorum ki seni Ya yaradılışta doğmuşum Ya ölümsüzün biriyim ben...
ÖLÜ Hangi mahallede imam yok Ben orada öleceğim. Kimse görmesin ne kadar güzel Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.
Ölüler namına, azade ve temiz Meçhul denizlerde balık; Müslüman değil miyim, haşa Fakat istemiyorum, kalabalık. Beyaz kefenler giydirmesinler Sızlamasın karanlığım havada. Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım Ki bütün azalarım hülyada.
Hiçbir dua yerine getiremez Benim kainatlardan uzaklığımı. Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar Çılgınca seviyorum sıcaklığımı...
GÜNLERDE Geçip gideceksin Karanlığın Nereye götürdüğünü bilmeden hiç
Analar kızlar nineler oğullar Daha da üzülürken sızlarken Güzelleşirken daha da
Dönerdi değil mi her akşam Kurdu andıran dağ doruğunda Kuzey yıldızı
Verirdi ya Anılarındaki kırmızıyı Ağaçlar her kirazında
Sevmez miydi oğlanın esmerliğini İnince perdeler Kız geceleyin
Emekli nasıl da bomboştu kahvede Anlatırdı gözleri ıslak Elleri uykulu
Bir çağrısı yok muydu ha Gün doğar doğmaz Yeni otomobillerin
Kötüydü biliyorsun Gazetedeki yazılar Savaşlardan ekmekten kiralardan ötürü
Sen geçip gideceksin Bütün aydınlığı Böylece bırakıp
HASRET Sevgimi unutmak için seyrederim bir tabloyu, bir mermeri Ki ne kadar dalsa ruhum yeniden döner geriye: Okurum düşüne düşüne okuduğun şiirleri Senin düşüncen geçerken üzerlerinde bir sıcaklık kalmıştır diye
NEREYE Nereye sevdiğin benim, inandığım nereye Rüyaların yarasalar gibi uçuştuğu geceler içinden. Dalgınlığımla hareketlerini seçemiyorum Varlığının altın kafiyesini arıyorken ben.
Hangi dünyaları dolaştıktı bilmiyorum O nasıl bir adaydı, nasıl bir deniz. Gök, bir söğüt dalı gibi eğilmişti sulara doğru Ve eğilmiştik o dal gibi hayata doğru ikimiz.
Kim ellerini alnımda gezdirirken o ten, ses ile Bana kalbin musikisini verecek, haberi olmadan. Geceyi avuçlarımda siyah bir gül gibi duyuyorum Ve sen misin bilmiyorum bu gülü bırakan.
Nereye, ey göz yaşlarımın sıcaklığı Ki başka birisi yok beni duyan. Rüyalar nereye gidiyor, anlamıyorum; Ve sen nereye gidiyorsun, hatıralardan. FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
Allah rahmet eylesin. Büyük üstada 1996 yılında İzmir kitap fuarında rastladım, yüz yüze şiirler hakkında konuştuk, bana telefon numarasını,adresini ve Âsû adlı şiir kitabını imzaladı verdi. Daha sonra şiirlerimi okudu ve gerekli görüşlerini sundu. Gerçekten o bir koca çınar. Yakınlarına, okurlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Saygılarımla.
dün büyük şair sağdı... yaşıyordu.. bugün öldümü... dün büyük şair sağdı dün konuşan dudaklar... bugün sustu mu.... dün doğdu.. dün yaşadı ömrünce şiirler yazdı.. daha dün sağlı yaşıyordu... bugün öldümü... ömür boyu yazdığı şiirler bizlere armağan kaldı.. bir günü yaşamak çok zor değil mi? ve uzunca yaşamak çok zor değil mi? insana... çok kısa ömür değil mi? ? çok kısa kısacık... hayatın da yükü çok ağır.. taşıyamıyor ayaklar.. dün doğdu dün konuşuyordu, şiirler yazıyor du... dün daha sağdı yaşıyordu.. ömür boyu yazdığı şiirler nesillere armağan kaldı... dün daha büyük şair sağdı yaşıyordu... bugün büyük şairimiz Dağlarca öldümü? Nayil Kabak Allah rahmet eğlesin..
İşte karanlık büyümüştür, Dağ daha dağ Su daha su Yıldız daha yıldız olmuştur ötelerde. İşte karanlık büyümüştür, Ellerin Ayakların Solukların karası, Göklere, göklerin karasına karışmıştır kocaman. İşte karanlık büyümüştür, Yaralı atların kişnemeleri Geri çekilen topların gıcırtısıyla büyümüştür yusyuvarlak. Uzaklarda İzmirden çok uzaklarda İşte karanlık büyümüştür, İşte gözlerini örtmüştür yenilen.
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Modern Türk Edebiyatının,
Tanınmış,usta şairi,
Asırlık bir çınar gibi,
Hayata veda etti.
öksüz bırakıp gitti,
sessizce bizi ve şiiri,
ruhun şad olsun üstad,
dilerim nur içinde yat.
Kemal Tekir
Şiir tadında, gerçek şairdin.Yapıtların her zaman her yerde okutulacaktır.Allah rahmet eylesin 'Asırlık Çınar'ımız.
Mustafa Kemal'in Kağnısı ilk ezberlediğim şiirdi.Öğrencilerime de ezberletirim.Çınarlar birer birer devriliyor.Ne yazıkki geriden gelenler o denli yürekten o denli içten yazamıyorlar.Büyük üstad:Rahat uyu.Allah nur içinde yatırsın.
maalesef ölmedikten sonra şairlerimizi hatırlayıp anamıyoruz.. ölümü ardından bari rahmetle anayım istedim.. bir şiiri ile..
.. rahat ve müreffeh rahmetle uyu.
çokları pembe gözlükler bakarken ufka.. akar pınarları köylü kızların rüzgarda dalgalanan etekleri dökülür saç.. ince belleri.. buğulu dudak sürmeli gözleri görürken..
..günahı sevabı kusuru zaafıyla o vatanı memleketi görürdü..
devekuşu gibi başı kuma gömmeyen.. sek bir romantizmden sıyrılmış.. katı gerçekçilik akımı öncülerindendi..
.. bu gün yetmişli yıllarda çekilmiş o devir modası yeşilçam filmlerinde.. ekseri rasladığımız.. özenilmesi gerek idol gibi başı çekip.. bugün hala devam eden sitkom tarzı dizilerde hali vakti yerinde insanların küçük sıkıntılarının sergilendiği.. aşkları sevilerinin ele alındığı pembe dünyaları yansıtanlara.. alternatif.. pencereye iyi bakmıyor manzarayı görüyorsun.. halbuki camda az da sinek pisliği var galiba.. yakından bak dersi verirdi..
bugün halaa ülke sorunlarımız temelinde bile.. bu iyi bakamama olduğuna inanırım.. dağın arka yüzü görememe.. bu taraftan.. şen şakrak çığlıkları ile birileri köşk bahçesinde eğlenirken.. sezercikin ömercik ayşecik fatmacıkın tek sorununun pasta yemek olmadığını sanırım..
bir şiirini paylaşıma sunup tanımayan kuşak gençler olur da okur diye.. az vicdanımı ruhumu hafifletmek isterim.. saygılarımla..
kızılırmak türküsü..
Kardaş, senin dediklerin yok,
Halay çekilen toprak bu toprak değil.
Çık hele Anadoluya,
Kamyonlarla gel, kağnılarla gel gayrı,
O kadar uzak değil.
Çamı bitmiş, kavağı azalmış,
Gamla örtülü bayırlar, çıplak değil.
Yedi ay kıştan sonra,
Yeşeren senin yaşamındır,
Yaprak değil.
Yersin, içersin sofrasından, üç yüz senedir,
Kuvvetlisin ama kuvvet hak değil.
Bakımsızlıklarla göçüp gitmiş bir cihan,
Mevsimler soğumus, sular azalmış,
Buğday, Selçuklulardan kalan başak değil.
Parça parça yarılmış öküz ardında,
Parmağı üç pare, tırnağı ak değil.
Utanır elin ayağın,
Korkarsın yakından görsen,
Eli el değil, ayağı ayak değil.
Gün doğar, tarla kuşları uçuşurlar,
Ağır bir aydınlık, bildiğin şafak değil.
Öyle dalmış ki yüzyıllar süren uykusuna,
Uyandırmazsan,
Uyanacak değil.
Dertle, sefaletle yüklü,
Siyah leşlerle kararmış, berrak değil.
Çağlayan ne,
Akan kim,
Kızılırmak değil.
Kardaş, görmüyorum ama hala duyabiliyorum,
Geçmiş zamanlar gelecek zamanlardan parlak değil.
Vakte şahadet edercesine yükselmiş,
Akşam parıltısından, bütün zaferler üzerine,
Dağlar dalgalanmakta, bayrak değil.
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
yakışmadı..
kime yakışır ki zaten ölüm,
yüreği kalemi büyük üstad elveda..
allah rahmet eylesin...
Bir Tohum Düşer Toprağa
Kimi kesimlik,
Kimi gölgelik
Kimisi yedi veren gülleri
Meyve verir dalları
Sevgisi Gönüllerde kök verir
Allah' tan rahmet diliyorum..büyük üstad mekanın cennet olsun..
üstadımın yeri cennet olsun inşallah...umarım şiire ve sanata verdiğimiz değerle ona layık gençler oluruz...onun yeri dolar mı bilmiyorum...başımız sağolsun....
Mekanın cennet olsun,yattığın yer nurlarla dolsun,
büyük üstad.
Gerçekten yüreğim cız etti.Yaşayan bir efsaneyi,bir çınar'ı aramızdan gerçek dünyaya uğurladık.
ŞAİRLER ÖLDÜKTEN SONRA YAŞARLAR.
Bu veciz sözüme rağmen o yaşarken de,öldükten sonra da hep yaşayacak,yaşatılacak.
Ölmeden evvel aldığı o ödüle okadar sevinmiştimki bunu kelimelerle anlatamam.
Sen dağlara, denizlere, göklere sığmayan büyük üstad tekrar ruhun şad olsun,mekanın cennet,yattığın yer nurlarla dolsun.
Tüm sevenlerine baş sağlığı diliyorum.
Öksüz bıraktın şiiri ve bizi.
Saygılarımla...
Kuvayı Milliye destanıydı, başka bir Sakarya'ydı o.......
Sesini ilk duyduğumda geceydi
Yiğit ölümlerce büyük bir gece
Kıyısında Anadolunun mahzun söğütleri kavakları
Geçiyordu altın parıltılarla
Evrenin karanlığından
Bir devrim kadar güçlü
Bir devrim kadar güzel
Yakmıştı aşkın ve şiirin
Çoban ateşlerini dağda
Yaklaşan ellerimizin sabahıydı
Zindanlar oy zindanlar
Yerini alıyordu halkın
Tarihin en haklı savaşında
Yıldızlı sonsuzluğa kavuşuyordu Türkçe
O sonsuzlukta Bedrettin Yunus
Yeni bir su veriyordu yüreğe
Hızlanıyordu sözcüklerde kan dolaşımı
Budur diyordum aydınlığın destanı
Budur baş kaldırmak köleliğe
Çarıklarına yüzlerine bakıp geçenlerin
Budur diyordum Kuvayı Milliye
Toprağın öfkesinden çilesinden anaların
Koca bir gül açıyordu kan rengi
Ey umudun ve çoşkunun ırmağı
O gülü söylüyordun sen durmadan
Sakarya'da Vietnam'da açan o gülü
Duyuluyordu Asya 'dan Afrika'dan
Kurtuluşun ve barışın türküsü
Düşmandı kardeşçe yaşamaya
Yalanın ve ölümün adamları
Korku düşmüştü yüreklerine
Umrunda değildi mahzun söğütler,kavaklar
Memleketin hali ve Kuvayı Milliye
Onlar çarmıha gerenlerdi İsa'yı Spartaküs'ü
Çiftlikleri konaklarıydı vatanları
Tuzakları vardı ta ortaçağdan
Taş duvarları ve ihanetleri
Kapandı üstüne demir kapılar
Zindan akşamlarınca uzun suskunluk
Geçtin yaşamanın en dar yerinden
Gökyüzüne bakmak nasıl önlenir
Genişleyen mavilikti bildirin,susturamadılar
Uzaklarda aktın bir süre çok muhacır
Yüreğinde deli hasret
Yansıdı sularına yaralı ceylanlar gibi
Köylerimiz,insanlarımız,memleket
Onları işledin geçtiğin yerlere,kayalara
Yaşamanın,direnmenin ulu ırmağı
Onları söyledin yıldızlara,denizin kulağına
Aşksın,şiirsin,Türkçe'sin şimdi
Yiğit ölümlerce büyük gecede
Bir altın başaklarda,bir bulutlardasın
Nerede bir kavga varsa halk adına
Silaha sarılmışsa çeteler
Nerede devrimlerce güzelse sabah
Ondan gelir sesin
Dr İbrahim Necati Günay
DAĞLARCA’NIN GÜLDİKEN ELLERİ
Bu ellerdi bizi bağnazlığın çukurundan çıkaran
Hoşgörü dağlarına ulaştıran
Bu ellerdi şiirin duru suyundan içiren
Güzelliğe pusu kurmuş
Geçitlerden kazasız belasız geçiren
Bu ellerdi “Ad yakışmalı cana diyerek
Adını soyadını haklı çıkaran
Bu ellerdi yozluğa yobazlığa
Bıkmadan usanmadan savaş açan
Ve bu ellerdi
Doğruya iyiye güzele uzanan
Gönül bahçesinde gül olan
Güle güle üstadım....
Yolun açık olsun...
Ruhun şad olsun....
Mekanın cennet olsun...
Allah (cc) Rahmet etsin
maleseffff koscana dağlarca vefat ediyor haberlerde azıcık rastlanıyor acaba bızmı çok duyarsız olduk yoksa yaşam mı...........
Biz toplum olarak bizi bölenlere nispet yaparcasına ayrışmaya bayılırız; şucu bucu,bizden sizden.Türkçeyi mükemmel kullanan şiirlerinde kendi özelini bizimmişcesine yansıtabilen birinide bir başka usta Nazımın siyasi penceresine oturtup bu adam farklı dedik yıllarca.Herkesin fikrinin,düşüncesinin aynı olduğu bir dünya yok olmayacak da hiç bir zaman.Bunları niyemi yazdım,bu büyük ustayı hep bir siyasi çizgiye çekmeye çalıştık ya da hapsettik oysa şiirlerindeki tadı alıp paylaşmak gibi bir güzellik sunmuştu bize.Demem o dur ki büyük usta bıraktıkların için sana çok çok teşekkür ederiz tüm toplum olarak.Seni ve eserlerini alkışlamak ve bundan sonrasına aktarmak her şiirseverin görevi olmalı bundan sonra.Edebiyat dünyasının başı sağolsun
Keşke Sebahattin Ali nin de Dağalrca kadar şiir kitapları çıkarabilecek zamanı olabilseydi
Ya da Orhan Veli nin
Birden bu geldi aklıma dağlar gibi bir şair göç edince.
ismi ile müsemma insanlardan birini daha hazan yaprakları dökülürken kaybettik.Cahit Zarifoğlu ne kadar zarif ve naif ise Dağlarca da dağ gibi yıkılmadan hep var olarak tarihe tanıklık ederek aramızdan ayrıldı.Halbuki yeni nesil olarak ondan ne çok öğreneceğimiz şey vardı.MEKANI CENNET OLSUN.....
''varlığının altın kafiyesi''ne giden yolcuya, güle güle diyorum selama durup... Rahmetler ona! ..
Ali Rıza Navruz
adı gibi güzel bir insandı.. ve dağlar gibi bi yüreği vardı; şiir ve dünya sevgisini taşıyabilecek... mezarı da hüsn olur umarım...
İlk yazısı olan bir öyküsü 80 yıl önce Yeni Adana Gazetesi Sanat Sayfası'nda yayınlanan Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı kaybettik..Büyük bir şairdi..başlıbaşına bir ekoldü..hepimizin başı sağolsun..
Cumali Karataş
Her yaprağı şiir olan bir çınar gitti bu dünyadan. Daha bir kaç gün önce bir arkadaşının dilinden Dağlarca'yı dinliyor, onu konuşuyorduk. Bir 'Şiir Tankı' diyordu yakın çevresi ona. Evet leb-a-leb bir şiir tankı. Cüssesiyle oranlı, fikriyatına denk.Dağlarca giti artık, dağ gibi şiirleriyle. O sönmüş bir yanardağ artık...
Bir şair nasıl ölebilir yaşamak bunca güzelken?
FEV
Dünyada 138 şiir kitabı yayınlanmış bir başka şair daha var mıdır? Yok. Kim bilir yayınlanmamış olanlar derlense, daha kaç kitabı olur…
Böyle dağlarca kitabı olan büyük şairimizi yitirdik. Kitapları çoktan dalya dedi ama yaşı diyemedi. 93 yıllık ömür de az bir ömür değil ama böyle büyük bir şaire çok fazlası yakışırdı.
O, şiirleriyle birlikte kim bilir kaç 93 yıl yaşayacak daha sevgili Fazıl Hüsnü Dağlarca… Bugün onun her biri bir diğerinden berceste şirleriyle süsleyeceğim köşemi.
SÖYLE SEVDA İÇİNDE TÜRKÜMÜZÜ
Söyle sevda içinde türkümüzü
Aç bembeyaz bir yelken
Neden herkes güzel olmaz
Yaşamak bu kadar güzelken?
İnsan, dallarla, bulutlarla bir
Ayrı maviliklerden geçmiştir
İnsan nasıl ölebilir
Yaşamak bu kadar güzelken?
SENİ..
Seni
Öyle uzun seviyorum ki seni
Ya yaradılışta doğmuşum
Ya ölümsüzün biriyim ben...
ÖLÜ
Hangi mahallede imam yok
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.
Ölüler namına, azade ve temiz
Meçhul denizlerde balık;
Müslüman değil miyim, haşa
Fakat istemiyorum, kalabalık.
Beyaz kefenler giydirmesinler
Sızlamasın karanlığım havada.
Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım
Ki bütün azalarım hülyada.
Hiçbir dua yerine getiremez
Benim kainatlardan uzaklığımı.
Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar
Çılgınca seviyorum sıcaklığımı...
GÜNLERDE
Geçip gideceksin
Karanlığın
Nereye götürdüğünü bilmeden hiç
Analar kızlar nineler oğullar
Daha da üzülürken sızlarken
Güzelleşirken daha da
Dönerdi değil mi her akşam
Kurdu andıran dağ doruğunda
Kuzey yıldızı
Verirdi ya
Anılarındaki kırmızıyı
Ağaçlar her kirazında
Sevmez miydi oğlanın esmerliğini
İnince perdeler
Kız geceleyin
Emekli nasıl da bomboştu kahvede
Anlatırdı gözleri ıslak
Elleri uykulu
Bir çağrısı yok muydu ha
Gün doğar doğmaz
Yeni otomobillerin
Kötüydü biliyorsun
Gazetedeki yazılar
Savaşlardan ekmekten kiralardan ötürü
Sen geçip gideceksin
Bütün aydınlığı
Böylece bırakıp
HASRET
Sevgimi unutmak için seyrederim bir tabloyu, bir mermeri
Ki ne kadar dalsa ruhum yeniden döner geriye:
Okurum düşüne düşüne okuduğun şiirleri
Senin düşüncen geçerken üzerlerinde bir sıcaklık kalmıştır diye
NEREYE
Nereye sevdiğin benim, inandığım nereye
Rüyaların yarasalar gibi uçuştuğu geceler içinden.
Dalgınlığımla hareketlerini seçemiyorum
Varlığının altın kafiyesini arıyorken ben.
Hangi dünyaları dolaştıktı bilmiyorum
O nasıl bir adaydı, nasıl bir deniz.
Gök, bir söğüt dalı gibi eğilmişti sulara doğru
Ve eğilmiştik o dal gibi hayata doğru ikimiz.
Kim ellerini alnımda gezdirirken o ten, ses ile
Bana kalbin musikisini verecek, haberi olmadan.
Geceyi avuçlarımda siyah bir gül gibi duyuyorum
Ve sen misin bilmiyorum bu gülü bırakan.
Nereye, ey göz yaşlarımın sıcaklığı
Ki başka birisi yok beni duyan.
Rüyalar nereye gidiyor, anlamıyorum;
Ve sen nereye gidiyorsun, hatıralardan.
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
GERÇEKTEN ÇOK ÜZÜLDÜM.FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA ŞİİRLERİYLE ÜNLÜ BİR ŞAİRİMİZDİ.HEPİMİZİN BAŞI SAĞOLSUN.SON OLARAK AİLESİNE SABIR DİLERİM.DURU ATEŞ
Allah rahmet eylesin. Büyük üstada 1996 yılında İzmir kitap fuarında rastladım, yüz yüze şiirler hakkında konuştuk, bana telefon numarasını,adresini ve Âsû adlı şiir kitabını imzaladı verdi. Daha sonra şiirlerimi okudu ve gerekli görüşlerini sundu.
Gerçekten o bir koca çınar. Yakınlarına, okurlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.
Saygılarımla.
Özlem ÇETİN
Bazı kişiler vardır ki onu anlatacak kelimeler bulmakta güçlük çekersin...
Büyüksun velhasıl denir. Güle güle....
Öncelikle üstadın, büyük ustanın kendisine Allah'tan rahmet, yakınlarına ve tüm edebiyat dünyasına da başsağlığı diliyorum.,
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA Denildiğinde ise edebiyat dünyamızın çınarlarından biri gelir aklıma şüphesiz, Mekânı cennet olsun.. RETOR
Öncelikle üstadın, büyük ustanın kendisine Allah'tan rahmet, yakınlarına ve tüm edebiyat dünyasın da başsağlığı diliyorum.,
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA Denildiğinde edebiyat dünyamızın çınarlarından biri gelir aklıma şüphesiz, Mekânı cennet olsun. RETOR
allahtan rahmet diliyorum büyük üstadımıza
dün büyük şair sağdı...
yaşıyordu..
bugün öldümü...
dün büyük şair sağdı
dün konuşan dudaklar...
bugün sustu mu....
dün doğdu..
dün yaşadı ömrünce şiirler yazdı..
daha dün sağlı yaşıyordu...
bugün öldümü...
ömür boyu yazdığı şiirler bizlere armağan kaldı..
bir günü yaşamak çok zor değil mi?
ve uzunca yaşamak çok zor değil mi?
insana...
çok kısa ömür değil mi? ?
çok kısa
kısacık...
hayatın da yükü çok ağır..
taşıyamıyor ayaklar..
dün doğdu
dün konuşuyordu, şiirler yazıyor du...
dün daha sağdı yaşıyordu..
ömür boyu yazdığı şiirler nesillere armağan kaldı...
dün daha büyük şair sağdı yaşıyordu...
bugün büyük şairimiz Dağlarca öldümü?
Nayil Kabak
Allah rahmet eğlesin..
YENİLEN BÜYÜR
İşte karanlık büyümüştür,
Dağ daha dağ
Su daha su
Yıldız daha yıldız olmuştur ötelerde.
İşte karanlık büyümüştür,
Ellerin
Ayakların
Solukların karası,
Göklere, göklerin karasına karışmıştır kocaman.
İşte karanlık büyümüştür,
Yaralı atların kişnemeleri
Geri çekilen topların gıcırtısıyla büyümüştür yusyuvarlak.
Uzaklarda
İzmirden çok uzaklarda
İşte karanlık büyümüştür,
İşte gözlerini örtmüştür yenilen.
Güle güle güzel insan.
büyük sair'di basimiz sagolsun
Allahdan yakinlarina rahmet dilerim allah sabir versin
mekani cennet olsun
SEVGILER SELVI
büğük üstadın yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum....
sevgi tohumu ekte git yüreğime
adını mıh gibi kazda git beynime
seni anlatırım dostuma,eşime
sonbir söz söylede git sevelerine......