Sevgilinin habercisi hoşgeldin, bana ondan ne haberler getirdin, bayramına kurban olsun can senin, sonu boş mu çıkacak ümitlerin. Sevgilinin bize selamı yok mu, Sen ey düşmüşlerin hızırı söyle, gönlüme tercüman ol bari söyle, tek tek, sır kalmasın söyle, bu gam defterinin tamamı yok mu, Yarabbi, bu nasıl bekleyiştir, durur geçmez zaman, ne biçim iştir, hep derttir elemdir, bir iç çekiştir, bilsem nasıl bir naz, nasıl seviştir. Onun vuslat gibi meramı yok mu. Mansur olup çıktım dar yücesine, sesim benzer sur da ezan sesine, döndü gamdan nefesim ney haline, tutsak oldum bela askerlerine. O şahın bir sözü, kelamı yok mu. Alçaklar felekten murad aldılar, bütün dostlar yarınlara kaldılar, nerde sözler, hani nerde vefalar, geçmez mi hiç ettiğim dualar. Şu gönül halinin nizamı yok mu. Gönül dertten şaşırdı, dilsiz kaldı, Galip gibi güçsüz mecalsiz kaldı, Bir gerçek var, ama belirsiz kaldı. İnsafın o yerde, hiç namı yok mu.
Şeyh Galip, 1799
Çev, bugünkü dile, Kenan Sarıalioğlu, Apollon Yayınları, Sahafta bulunabilir meraklısına,
Princeton ın binlerce Türk Şairinden Şeyh Galip üzerine çalışma yapması tesadüf müdür, Victoria Holbrook, İletişim Yayınları, Türkçeye de çevrildi. okunmalı.
Bir gece 78 di sanırım bütün gece uyumadan, Zweigin - Dünün Dünyasını - öyle bir kaptırdım ki, gözümden uyku akıyor, gene de bitirdim, sabahleyin heyecanla bizim arkadaşı aradım, bu ne biçim bir şey böyle dedim, kesinitisiz uzun bir şiir gibi, o da - Gene yaşıyorsun - dedi, Yaşamı kaçırmayın.
Gözlerin mi yüreğimde yer edinen? Yoksa sözlerin mi beni derinden etkileyen? Söylesene güzelliğiyle göz kamaştıran kadın, Nedir ruhumuzu bir birine kenetleyen?
Işıltının gecenin karanlığında ay gibi parlayışı, Belki de ondandır bende ki bu karanlığın Ay'a ihtiyacı. Söylesene gülüşüyle dertleri son bulduran kadın? Var mıdır ruhunu süsleyen çiçeklerin bir damla suya ihtiyacı?
Aşk'ın sûretine kapılmış seyreylersin Kendini aşktan sanır, kelâm edersin Aslını görsen, mümkün değil - olmaz dersin Aşksız, et yaşar - toprak olur gidersin.
İmkanların dışında bir kent bu, yolunun taşları elmas baştan başa, Dört bir yanını ışık orduları kaplıyor, dağılıyor yüzünü örten bulutlar, gönül şenliği duyman yaklaştı, Haydi girelim artık.
Olgun insan ilk görüşte aşık olmaz.. iki insan, kendi geçmişleri ve siyaset, sanat bilim ve yemek üzerine düşüncelerini paylaştıktan sonra ancak birbirlerini sevmeye hazır hale gelir.
Yer gök dolu bu aşk olur, aşksız hiç nesne yok durur, bile oludur gösteren, ol aşka esir olan benim. Aşka bünyad uran benim.
Yunus, 13. Yüzyıl, Vahdeti Vücud, Kendi.
Türk kültürünü yabana atmak da, biraz ayıp olur. Allah aşkıyla, dünya aşkı arasında bir fark yoktur, çünkü birbirinin tamamlayıcısıdır, onun için Mevlana ölüme, - Düğün gecesi - der, artık hitamına erer, çünkü, - Ruhumdan üfledim - demişti, ve ondan - Hoşça bak zatına, Zübdei Alemsin - der Şeyh Galible, Yani gözbebeğimsin, ama, hakedersen, bu geçiş mekanında marifetlerin, belirleyecek o konumu, o da gayret ve katkıyla, yoksa, yolun açık olsun, güle güle.
Laleliden dünyaya giden bir tramvaydayız, nasıl oluyorsa oluyor, sen yüreğimi elliyorsun, ve sevişmek gündeme geliyor, dünyanın bütün kıtalarında, afrika dahil.
Hayal etmeyen insan olmaz, hayallerdir somutlaşarak eylemlere dönüşen işler. İnsan aslında eylemler hayal eder fiziksel özellikleri çok nadirdir. Fiziksel özellikler kişinin haz alma seviyesinde kendisine belirlediği kriterlerdir. Fakat zaman zaman o kriterlerdeki insanlara rastlar fakat aklıyla ya da karekter yapısıyla uyuşmadığından o kişiye sempati duymaz. Duygusal etkileşim, hayalleri ve kriterleri ile uyumlu olan biriyle karşılaştığında önce göz temasıyla başlayıp etkilenmenin devam etmesi halinde kişide hormonal yükselmeyle oluşan anlık duygu. Bu duygunun devam edebilmesi için karşısındaki insanın da aynı etki alanında olması gerekir. Olmazsa kişi platonik olarak ilgi duymaya devam eder. Bir süre sonra kendiliğinden geçer. Geçmeyen durumlar ise artık hastalık olarak nitelendirilir. Karşılıklı olduğunu düşünürsek o da çok uzun ömürlü değildir. Eğer devam ediyorsa kişiler birbirini tamamlayan unsurlardan dolayı birlikte olmaktan haz aldıkları ve alışkanlık olduğu içindir. İşte bu evreye geçilirse ilişkide karşılıklı sevgi gelişmiş ve devamlılığı oluşmuştur. Aslında aşk denilen şey anlık bir duygudur. Yukarıda anlatılanlar gerleşmediğinde bağımlılığa dönüşürse patolojik bir olgudur. A.B
Ne demek istiyor dağlarca, ya da o, çünkü onun güzelliğinin yarattığı aşkın sonucu ömrün, vesile varlıkları ile, yani annen, baban, onun için aşk en hayati olgusu yeryüzünün hem devamlılılık, hem da haz derinliklerinin kaynağı, hatırlayalım Şeyh Galib neden Güzellik ve Aşk diyordu, çünkü güzellik üretiyordu, aşkı, o cazibe yaşam bağışlıyordu, modern de yokmu yani, giderek soluyor, tabii, bir cesetleşme sürecine doğru, o sentetik ihtiyaçlar harç tutmadığı için ortaya çıkıyor, ya da çağdaş imha süreçleri yaşarken canlılığını yönetemez hale geliyorsun, beslenme kaynakların yapaylaşmış, doğa gibi doğallığını yitiriyor, geri dönüşü olur mu, artık çok zor, kişisel gayretlerle belki, her çağın kendi arazları, bu çağda böyle seyrediyor, ondan - Gizlice ağlayarak biri sevmezse, daha da koyulaşır gecemiz - diyor, aslında o gidişata, atılmış bir çığlık, hiçbir şeyi çözmeyecek, eskilerin dediği gibi - olacakla öleceğe çare bulunmaz - her çağda olduğu gibi herşey kişisel gayretinle o da belki mümkün, yoksa çoktan planın hazır, kefeni yırtacak olan sensin, öyle bir iştahın, niyetin var mı, sorun orda, hepsinden önemlisi, kafan basıyor mu, yoksa gidişat kafana basacak, geriye ne kalır, yaşar görürsün.
Sevgilinin habercisi hoşgeldin, bana ondan ne haberler getirdin,
bayramına kurban olsun can senin, sonu boş mu çıkacak ümitlerin.
Sevgilinin bize selamı yok mu, Sen ey düşmüşlerin hızırı söyle,
gönlüme tercüman ol bari söyle, tek tek, sır kalmasın söyle, bu
gam defterinin tamamı yok mu, Yarabbi, bu nasıl bekleyiştir, durur
geçmez zaman, ne biçim iştir, hep derttir elemdir, bir iç çekiştir,
bilsem nasıl bir naz, nasıl seviştir. Onun vuslat gibi meramı yok mu.
Mansur olup çıktım dar yücesine, sesim benzer sur da ezan sesine,
döndü gamdan nefesim ney haline, tutsak oldum bela askerlerine.
O şahın bir sözü, kelamı yok mu. Alçaklar felekten murad aldılar,
bütün dostlar yarınlara kaldılar, nerde sözler, hani nerde vefalar,
geçmez mi hiç ettiğim dualar. Şu gönül halinin nizamı yok mu.
Gönül dertten şaşırdı, dilsiz kaldı, Galip gibi güçsüz mecalsiz kaldı,
Bir gerçek var, ama belirsiz kaldı. İnsafın o yerde, hiç namı yok mu.
Şeyh Galip, 1799
Çev, bugünkü dile, Kenan Sarıalioğlu, Apollon Yayınları, Sahafta bulunabilir meraklısına,
Princeton ın binlerce Türk Şairinden Şeyh Galip üzerine çalışma yapması tesadüf müdür, Victoria Holbrook, İletişim Yayınları, Türkçeye de çevrildi. okunmalı.
Bir gece 78 di sanırım bütün gece uyumadan, Zweigin - Dünün Dünyasını - öyle bir kaptırdım ki, gözümden uyku akıyor, gene de bitirdim, sabahleyin heyecanla bizim arkadaşı aradım, bu ne biçim bir şey böyle dedim, kesinitisiz uzun bir şiir gibi, o da - Gene yaşıyorsun - dedi, Yaşamı kaçırmayın.
Dışarda yeni ne var ki. - Turan OFLAZOĞLU.
“Aşk insanı hayata bağlar hayat ise insanı aşka bağlar.”
Şuan da sitede normal çalışan tek şey reklamlar onun dışındakiler çok yavaş ???
“Biliyor musun? seni başkası için acı çekerken gördüm. Bu beni sevmiyor oluşundan daha çok acıttı..”
Neşet ERTAŞ
Karnımızda kelebekler uçuşuyor, neden gülüyorsun dediklerinde aklıma gelen o insan, hayata bakışın toz pembeee, mantığın seyahatte....
Gözlerin mi yüreğimde yer edinen?
Yoksa sözlerin mi beni derinden etkileyen?
Söylesene güzelliğiyle göz kamaştıran kadın,
Nedir ruhumuzu bir birine kenetleyen?
Işıltının gecenin karanlığında ay gibi parlayışı,
Belki de ondandır bende ki bu karanlığın Ay'a ihtiyacı.
Söylesene gülüşüyle dertleri son bulduran kadın?
Var mıdır ruhunu süsleyen çiçeklerin bir damla suya ihtiyacı?
Aşk'ın sûretine kapılmış seyreylersin
Kendini aşktan sanır, kelâm edersin
Aslını görsen, mümkün değil - olmaz dersin
Aşksız, et yaşar - toprak olur gidersin.
-Abdullah Artaç ARSLAN-
Aşk; der durursun ey beşer,
Karşında görsen aklın şaşar,
Elini uzat dersin, arkasına bakmadan kaçar..
-Abdullah Artaç ARSLAN-
(herkesin ahkam kestiği, ama yaşamaya cesareti olmadığıdır aşk)
İmkanların dışında bir kent bu, yolunun taşları elmas baştan başa,
Dört bir yanını ışık orduları kaplıyor, dağılıyor yüzünü örten bulutlar,
gönül şenliği duyman yaklaştı, Haydi girelim artık.
Şeyh GALİB, ŞAİR.
Aşk bir hengamedir
Kor ateş üzerinde yürümektir ve ilaki edeptir
Hayat hep 3 noktalarla devam ederken hayatımız hep nokta ile son buldu tıpkı aşkımız gibi ):
Biliyorum,
Ne sen dönersin artık
Ne de ben, kapıyı açabilirim sana...
Aynı anda düşünmek...
Tanrı buyurur, sevdiklerimin aşkı, büyük sevgime işarettir,
bilge insanın iradesi, benim irademe, varolan herşey gibi,
ve gücüme.
Hallacı MANSUR.
Burda hesap kitapla mesafe alamazsın, gönüllülere, gerisi konumuz değil.
Aşk beni hiç bulamayacak mısın?
Olgun insan ilk görüşte aşık olmaz.. iki insan, kendi geçmişleri ve siyaset, sanat bilim ve yemek üzerine düşüncelerini paylaştıktan sonra ancak birbirlerini sevmeye hazır hale gelir.
Aşk Üzerine
,
Alain de Botton
Sayfa 57
Yer gök dolu bu aşk olur, aşksız hiç nesne yok durur,
bile oludur gösteren, ol aşka esir olan benim.
Aşka bünyad uran benim.
Yunus, 13. Yüzyıl, Vahdeti Vücud, Kendi.
Türk kültürünü yabana atmak da, biraz ayıp olur.
Allah aşkıyla, dünya aşkı arasında bir fark yoktur, çünkü birbirinin tamamlayıcısıdır, onun için Mevlana ölüme, - Düğün gecesi - der, artık hitamına erer, çünkü, - Ruhumdan üfledim - demişti, ve ondan - Hoşça bak zatına, Zübdei Alemsin - der Şeyh Galible, Yani gözbebeğimsin, ama, hakedersen, bu geçiş mekanında marifetlerin, belirleyecek o konumu, o da gayret ve katkıyla, yoksa, yolun açık olsun, güle güle.
Kaçmak. En azından benim için. Bu kadar yoğun bir duygu ağır geldiği için kaçmak, saklanmak ve görmezden gelmek.
Önce öp, sonra doğur beni. - Cemal SÜREYA, 1990,
Laleliden dünyaya giden bir tramvaydayız, nasıl
oluyorsa oluyor, sen yüreğimi elliyorsun, ve sevişmek
gündeme geliyor, dünyanın bütün kıtalarında, afrika dahil.
Cemal SÜREYA.
hem acı hem tatlı demişti ilber ortaylı... bana göre de öyle yeri geldiğinde merhamet yeri geldiğinde kin ve nefret..
Aşka esir olan benim. - Nesimi, 14. Yüzyıl, Kendi, Vahdeti Vücud.
Deniz kızlarının gözünden güneşe mavi taşıyan çocuklara şair demeyi gerektiriyordu cenab-ı aşk...
https://music.
Hayal etmeyen insan olmaz, hayallerdir somutlaşarak eylemlere dönüşen işler. İnsan aslında eylemler hayal eder fiziksel özellikleri çok nadirdir. Fiziksel özellikler kişinin haz alma seviyesinde kendisine belirlediği kriterlerdir. Fakat zaman zaman o kriterlerdeki insanlara rastlar fakat aklıyla ya da karekter yapısıyla uyuşmadığından o kişiye sempati duymaz. Duygusal etkileşim, hayalleri ve kriterleri ile uyumlu olan biriyle karşılaştığında önce göz temasıyla başlayıp etkilenmenin devam etmesi halinde kişide hormonal yükselmeyle oluşan anlık duygu. Bu duygunun devam edebilmesi için karşısındaki insanın da aynı etki alanında olması gerekir. Olmazsa kişi platonik olarak ilgi duymaya devam eder. Bir süre sonra kendiliğinden geçer. Geçmeyen durumlar ise artık hastalık olarak nitelendirilir. Karşılıklı olduğunu düşünürsek o da çok uzun ömürlü değildir. Eğer devam ediyorsa kişiler birbirini tamamlayan unsurlardan dolayı birlikte olmaktan haz aldıkları ve alışkanlık olduğu içindir. İşte bu evreye geçilirse ilişkide karşılıklı sevgi gelişmiş ve devamlılığı oluşmuştur. Aslında aşk denilen şey anlık bir duygudur. Yukarıda anlatılanlar gerleşmediğinde bağımlılığa dönüşürse patolojik bir olgudur.
A.B
aşk guzel bır duygunun yanı sıra geçen birşeydir,yanına sevgiyi getiremezsseniz uçup gider...
Denizinde girdaptır...
Aşkımdaki ömrüne ait. -
Ne demek istiyor dağlarca, ya da o, çünkü onun güzelliğinin yarattığı aşkın sonucu ömrün, vesile varlıkları ile, yani annen, baban, onun için aşk en hayati olgusu yeryüzünün hem devamlılılık, hem da haz derinliklerinin kaynağı, hatırlayalım Şeyh Galib neden Güzellik ve Aşk diyordu, çünkü güzellik üretiyordu, aşkı, o cazibe yaşam bağışlıyordu, modern de yokmu yani, giderek soluyor, tabii, bir cesetleşme sürecine doğru, o sentetik ihtiyaçlar harç tutmadığı için ortaya çıkıyor, ya da çağdaş imha süreçleri yaşarken canlılığını yönetemez hale geliyorsun, beslenme kaynakların yapaylaşmış, doğa gibi doğallığını yitiriyor, geri dönüşü olur mu, artık çok zor, kişisel gayretlerle belki, her çağın kendi arazları, bu çağda böyle seyrediyor, ondan - Gizlice ağlayarak biri sevmezse, daha da koyulaşır gecemiz - diyor, aslında o gidişata, atılmış bir çığlık, hiçbir şeyi çözmeyecek, eskilerin dediği gibi - olacakla öleceğe çare bulunmaz - her çağda olduğu gibi herşey kişisel gayretinle o da belki mümkün, yoksa çoktan planın hazır, kefeni yırtacak olan sensin, öyle bir iştahın, niyetin var mı, sorun orda, hepsinden önemlisi, kafan basıyor mu, yoksa gidişat kafana basacak, geriye ne kalır, yaşar görürsün.