Ben şunu çok merak etmişimdir; üniversitedeyken bazı Ateist dostlar Alevi olduklarını söylemişlerdi...Eğer dine inanmıyor ve Arap değilsen nasıl Alevi olunur..Valla düşündüm çıkamadım işin içinden...
Allah(s.a.s.) ,Hz. Muhammed,Hz. Ali yi sevenlerdir. Bazıları toplumumuzu yanlış bilgilendirip Aleviler hakkında yanlış düşünmelerine neden oluyor. Bazıları aleviler Hz. Ali'yi Hz. Muhammed'den çok sever diyor, bu bilgi doğru değildir.
alevilik doğruluk, alevilik güzelliktir. alevilik bir yaşam tarzıdır,sünniler arasında çoğu zaman yanlış anlatılan olmuşlarsa da insan sevgisiyle dolu olduklarından bircok seyi görmezden gelmişlerdir. alevilere değisik bir insan gözüyle bakanlara sesleniyorum aynen devam edin onlar gercekten farklı güzel insanlardır.
Bırakın efendim böyle kutuplaşmaları.Hepimiz aynı Allah'ın kuluyuz... Umarım şu yazıyı okuyup ibret alanlar çıkar...
BİZ, MUHAMMED MUSTAFA'NIN NESLİNDENİZ! 'MUHAMMEDÎ'YİZ!
Merhaba dostlarım... Merhaba canlarım... Biliyormusunuz, biz 'Muhammediyiz! ' Diyeceksiniz ki ne demek 'Muhammedi'? MUHAMMED, Allah'ın kuludur! . 'Allah kulu' olmak demek, Allah'ın tüm mahlûkata rahmeti ve şefkati gibi insanlara ayırım yapmadan, hiçbir tefrik gözetmeden faydalı olmaya çalışmak demektir. Karşılıksız, insanlara birşeyler verebilmek demektir. İnsanları ellerinde olmayan şeyler yüzünden suçlamamak, kınamamak, küçük görmemek, hor görmemek demektir. Sevgi demektir; aşk demektir; rahmet, merhamet demektir. Verici olmak demektir; Muhammedi olmak! Biz Alevi'yi de severiz, Sünniyi de severiz, Türk'ü de severiz, Kürt'ü de severiz, Arab'ı da severiz. Biz Allah'ın tüm kullarını severiz! .. Tüm kullarına hizmet etmeye çalışırız. İnsanların kendi menfaatleri için ortaya çıkarttıkları şartlanmalar bizi bağlamaz! Siz, Kürt bir aileden doğmuş olabilirsiniz; Türk bir aileden doğmuş olabilirsiniz... Alevilerin arasında yetişmiş olabilirsiniz... Sünnîlerin arasında yetişmiş olabilirsiniz... Bütün bunlar, sizi dışardan çeşitli fikirlere şartlandırabilir; ama bizim için bunlar hiç önemli değil! . Bizim için önemli olan, sizin 'Allah kulu' olmanızdır! . İster Türkiye'de dünyaya gelin, ister Afrika'da, ister Amerika'da... Herbirimiz aynı Allah'ın kuluyuz! 'Muhammedi olmak', insanlar arasında fark gözetmemek demektir; İnsanları sevmek demektir; insanları hoşgörmek demektir..Çünkü 'Muhammedi olmak' demek, insanların kalbinde, özünde, şuurunda 'Allah'ı görmek demektir! . Allah'ı gördüğünüz o noktada nasıl olur da Allah'a secde etmezsiniz! . İnsanlar Kâbe'de yusyuvarlak halka olup secde ederler… Eğer ortada o Kâbe'nin yuvarlağını kaldırırsanız, görürsünüz ki insanların secdesi birbirlerinin varlığında olan Allah'adır! 'Allah yukarıda bir tanrı değildir! ' diyoruz... Hepimizin gönlünde, hepimizin şuurunda, hepimizin her zerresinde varolan varlıktır! Öyleyse sevmediğiniz, kızdığınız, hor-hakir gördüğünüz, nefret ettiğiniz kimdir, farkında mısınız? Dostlarım... Bilen vardır, bilmeyen vardır.. Herkes herşeyi bilemez..Herkesin herşeyi araştırma şansı yoktur.. Öyleyse biz insanları bilmiyor veya yanlış biliyorlar diye suçlamayalım, kınamayalım, hor görmeyelim! Allah'ın sayısız varlıkları vardır; sayısız yaratıkları vardır ve herbirinin de çeşit çeşit görüşleri vardır, güzellikleri vardır, kusurları vardır… Biz onları hatalarıyla kusurlarıyla eksikleriyle yanlışlarıyla sevmeye çalışalım. Yarın, öbürgün şu garip dünyadan çekip gideceğiz... Biz merdiveni dayamışık 50 ye..Bundan sonra 3-5 sene ya yaşarız, ya yaşamayız.. Ama ardımızdan üç Kul hûvallahû, bir Elham okuyup yollayacak, 'Allah razı olsun' diyecek biri çıkarsa yeter bize... Bunu dedirtemezsek ne yazık bize... Nice zenginler, nice sultanlar, nice devlet başkanları neler yaptılarsa yaptılar, ve şu anda herşeylerini burda bırakarak geçip gittiler aramızdan. Kendilerini hayırla andırabiliyorlarsa işte ne mutlu onlara... Kendilerini hayırla andıramıyorlarsa muhakkak ki şu an çok büyük sıkıntı içindeler... İnsanlar ellerinde olmayan şeylerden dolayı suçlanamaz. ve herkesin kendi seçimi olmayan şeyden dolayı horlanması, suçlanması en yanlış olgudur. Böyle olduğunu bildiğimiz halde niçin insanları 'bu Türktür, bu Kürttür, bu Araptır, bu Çingenedir, bu Lâzdır, bu Çerkezdir 'diye yanlış yorumlarla ithama kalkışıyoruz... İnsana yakışır mı bu? ... Biz, o sonsuzlukta, Allah'ın ilminde yaratılıp şu anda dünyada geçici bir süre için yer alan varlıklarız... Ve belki de yarın bu dünyadan geçip gideceğiz... Böyle geçici bir süre için kaldığımız şu dünyada birbirimize hayatı zindan etmenin, birbirimize çektirmenin, birbirimize azap etmenin, birbirimizi harap etmenin âlemi mi var? ... İslâm'ı anlamak istiyorsanız, bir Mevlâna'ya bakın... Bir Yunus Emre'ye bakın... Bir Hacı Bektaşi Veli'ye bakın... Bir Ahmed Yesevi'ye bakın... Kendinize örnek alacağınız o kadar mânâ ehli, o kadar çok sır ehli zevat var ki! ... Bunlar işte, İslâm'ı temsil eden kişiler! . Bunlar işte Muhammediliği temsil eden kişiler! . Sizin başınızı yana eğmenize, sizin kolunuza kısa gömlek giymenize, sizi namaz kılarken başınıza takke takmamanıza bakıp da suçlayanlar İslâmiyeti bilmiyorlar! . 'İslâm'ın Düşünce Sistemi'ni, 'İslâm'ın ruhu'nu anlamak istiyorsanız sizin bakıp yöneleceğiniz kişiler, o mânâyı paylaşan o yüce zâtlar! İşte 'Ben Muhammediyim' diyorum! Ki bunun mânâsı; “ben insanların tarikatları, mezhepleri, inançları ne olursa olsun onlara rahmetle yönelme durumunda olanlardanım” demek istiyorum… Biz 'Muhammediyiz! '.. Öyleyse insanları sevelim, kucak açalım, fark görmeyelim; etiketi ne olursa olsun…
Hz. Ebubekir (r.a) ile Hz. Ali (r.a) 'nın Münazarası Bir Münazara Bir gün Ebu Bekir Sıddık (r.a) Resulüllah(S.A.V) 'ın evine geldi. İçeri gireceği sırada, Hz. Ali Bin Ebi Talib (r.a) da geldi. Hz. Ebu Bekir (r.a.) (Geri çekilip) : -Ya Ali sen buyur, gir dedi. O da cevap verip, aralarında, aşağıdaki uzun konuşma oldu: -Ya Ebu Bekir! Sen önce gir ki, her iyilikte önde olan, her hayırlı işte ileri olan, herkesi geçen sensin. Hz. Ebu Bekir (r.a.) : - Sen önce gir ki! Resulüllah'a (s.a.v) daha yakın sensin. Hz. Ali (r.a) : -Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v) 'tan işittim. 'Ümmetimden, Ebu Bekir'den daha üstün bir kimsenin üzerine güneş doğmadı' buyurdu. Hz. Ebu Bekir (r.a.) : - Ben, senin önüne nasıl geçebilirim ki, Resulüllah (s.a.v) kızı Fatıma(r.a) 'yı sana verdiği gün, 'Kadınların en iyisini, erkeklerin en iyisine verdim' buyurdu. Hz. Ali (r.a) : - Ben, senin önüne geçemem. Çünkü Resulüllah (s.a.v) : 'İbrahim(a.s) 'ı görmek isteyen Ebubekir'in yüzüne baksın' buyurdu. Hz. Ebu Bekir (r.a.) : - Ben, senin önüne geçemem. Çünkü Resulüllah(s.a.v) : 'Adem (a.s) 'ın hilm sıfatını ve Yusuf (a.s) 'ın güzel ahlakını görmek isteyen Ali Mürteza'ya baksın' buyurdu. Hz. Ali (r.a) : - Senin önünde gidemem. Çünkü Resulüllah (s.a.v) : 'Ya Rabbi! Beni en çok seven ve ashabımın en iyisi kimdir? dedi. Cenab-ı Hak:Ya Muhammed! Ebu Bekir Sıddıktır,' buyurdu. Hz. Ebu Bekir (r.a.) : - Ben, senin önüne geçemem. Çünkü Resulüllah (s.a.v) Hayber'de: 'Yarın sancağı öyle bir kimseye veririm ki, Allahü Teala onu sever. Ben de, onu çok severim' buyurdu. Hz. Ali (r.a) : - Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v) 'Cennetin kapıları üzerinde 'Ebu Bekir Habibullah' yazılıdır' buyurdu. Hz. Ebu Bekir (r.a.) : - Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) Hayber gazasında, bayrağı sana verip 'Bu bayrak Melik-i Galibin, Ali Bin Ebi Talib'e hediyesidir' buyurdu. Hz. Ali (r.a) : - Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki: 'Ya Eba Bekir, sen benim gören gözüm ve bilen gönlüm yerindesin'. Hz. Ebu Bekir (r.a.) : - Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki: 'Kıyamet günü Ali cennet hayvanlarından birine binmiş olarak gelir. Cenab-ı Hak buyurur ki 'Ya Muhammed! (s.a.v) Senin baban İbrahim Halil, ne güzel babadır. Senin kardeşin Ali Bin Ebi Talib ne güzel kardeştir.' Hz. Ali (r.a) : Ben, senin geçemem. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki: 'Kıyamet günü, Cennet meleklerinin reisi olan Rıdvan adındaki melek Cennete girer. Cennetin anahtarlarını getirir, Bana verir. Sonra Cebrail (a.s) gelip, Ya Muhammed (s.a.v) ! Cennetin ve cehennemin anahtarlarını, Ebu Bekir Sıddık'a(r.a) ver, istediğini Cennete, dilediğini Cehenneme göndersin der.' Hz. Ebu Bekir (r.a.) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v) buyurdu ki: 'Ali kıyamet günü benim yanımdadır.Havz ve Kevser yanında, benimledir. Sırat üzerinde benimledir. Cennette, benimledir. Allahü Teala'yı görürken, benimledir.' Hz. Ali (r.a) : Ben, senden önce giremem. Çünkü Resulüllah(s.a.v) 'Ebu Bekir'in imanı, bütün mü'minlerin imanı ile tartılsa, Ebu Bekir'in imanı ağır gelir' buyurdu. Hz. Ebu Bekir (r.a.) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki: 'Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır.' Hz. Ali (r.a) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki: 'Ben sadıklığın şehriyim.Ebu Bekir onun kapısıdır.' Hz. Ebu Bekir (r.a.) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki: 'Kıyamet günü Ali bir ata biner, görenler, acaba bu hangi peygamberdir? Derler.Allahü Teala, bu Ali Bin Ebi talib'dir, buyurur.' Hz. Ali (r.a) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki: 'Ben ve Ebu Bekir, bir topraktanız. Tekrar bir olacağız.' Hz. Ebu Bekir (r.a.) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki: 'Allahü Teala, ey Cennet! Senin dört köşeni, dört kimse ile bezerim.Birir Peygamberleri üstünü Muhammed'dir(s.a.v) .Biri, Allah'dan korkanların üstünü Ali'dir.üçüncüsü kadınların üstünü Fatımat'üz Zehra'dır. Dördüncü köşesindeki de temizlerin üstünü Hasan ve Hüseyin'dir.' Hz. Ali (r.a) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki: 'Sekiz Cennetten şöyle ses gelir'Ebu Bekir! Sevdiklerinle birlikte gel, hepiniz Cennete girin.' Hz. Ebu Bekir (r.a.) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki: 'Ben bir ağaca benzerim,Fatıma bunun kökü,Ali gövdesi, Hasan ve Hüseyin meyvesidir.' Hz. Ali (r.a) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki: 'Allahü Teala Ebu Bekirin bütün kusurlarını affetsin. Çünkü O kızı Aişe'yi bana verdi.Hicrette bana yardımcı oldu.bilal-i Habeşi'yi, benim için azad etti.' Resulüllah(s.a.v') in bu iki sevgilisi, kapıda böyle konuşurlarken, kendileri içeriden dinliyorlardı. Hz. Ali'nin sözünü kesip içeriden buyurdu ki: -Ey kardeşlerim Ebu Bekir ve Ali! Artık içeri girin.Cebrail (a.s) gelip dedi ki, yerdeki ve yedi kat göklerdeki melekler sizi dinlemektedir.kıyamete kadar birbirinizi övseniz, Allahü Teala yanındaki kıymetinizi anlatamazsınız. İkisi birbirine sarılıp, birlikte Resulullah'ın(s.a.v) huzuruna girdiler. Resulullah'ın(s.a.v) : -Allahü Teala ikinize de yüzbinlerce rahmet etsin. İkinizi sevenlere de, yüzbinlerce rahmet etsin ve düşmanlarınıza da yüzbinlerce lanet olsun, buyurdu. Hz. Ebu bekir Sıddık dedi ki: -Ya Resulallah(s.a.v) Ben Ali kardeşimin düşmanlarına şefaat etmem. Hz.Ali dedi ki: -Ya Resulallah (s.a.v) Ben de Ebu Bekir kardeşimin düşmanlarına şefaat etmem ve başını kılıç ile bedeninden ayırırım. Hz. Ebu bekir Sıddık(r.a) : -Ben, senin düşmanlarına Kevser havzından su vermem, buyurdu. Hz. Ali de: -Ben, senin düşmanlarını Sırat üzerinden geçirmem, buyurdu.
Hz. Ali (r.a.) ve Hz. Ebu Bekir (r.a.) taraftarlarının ve düşmanlarının kulakları çınlasın.
'İncinsen de incitme' öğretisini benimsemiş bir kültür. Türkü kültürümüz onların sayesinde gelişmiştir. Mahzuni Şerif, Ali Ekber Çiçek gibi ustalar unutulmaz eserler bıraktılar. Alevi -sünni birbirimizden öğrenecek çok şeyimiz var...
Hz.Ali yi öldürenlerin peşinden gitmek eğer namaz kılıp oruç tutup hacca gitmek yada Kuranı yaşamaksa evet onların peşinden gidiyorum ve söylediklerini söylüyorum..ama Hz.Ali namaz kılarken öldürüldü bizde namaz kılmayız yok biz muharremde oruç tutarız ama benim annem ramazanda da tutar yok din dersleri okullardan kaldırılsın yok işte Atatürk! ! ! ! başbuğmuz(ki istiklal mahkemelerini bu noktada hatırlatırım...) vs..vss.bumudur müslümanlık yani? namaz kılmaz oruç tutmaz içki içer ondan sonra da derki Allah içkiyi haram kılmadı zarar verecek derecede içmek yasak e zaten o dereceye geldikten sonra yapacak bişey yokki..neyse ben bu konularda haddimden fazla doluyum vede herzaman tartışmaya açığım ama karşımdaki yeterki davasında samimi olsun..tabii eğer bi davası varsa............................
tanıdığım hiçbir alevi namaz kılmıyor oruç tutmuyor zekat vermiyor bununla beraber içkisi de var ama sonra da kalkmış bana HZ.EBUBEKİRİ HZ.ÖMERİ HZ.OSMAN I sevmeyiz diyorlar...onları kınamıyorum çünkü sonuçta efendimizin ehl_i beyti onlar ama biyerlerde yanlışlık var ama ben henüz çözebilmiş değilim.yardım eden olursa (samimi olarak) memnun olurum..
Hararet nârdadır, sacda değildir, Keramet baştadır, tacda değildir, Her ne arar isen kendinde ara, Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir
Alevilerde inanc ve ibadet anlayisinin kendine özgü yönleri bulunmaktadir. Bu anlayisin temeli bicimden cok özü esas almasina dayanir. Bicimsel anlamda ibadetin bir arac, olgun insan olmanin ise esas amac oldugu kabul edildiginden cemlere katilmak, oruc tutmak yetmez. Eline, diline, beline bagli olmak gerekir.Alevi inancinin temeli Hak-Muhammed-Ali sevgisine dayanir.
Ben öncelikle ALLAHA İNANIRIM Onun bize gönderdiği Kuranı kerime HZ.muhhamed peygamberim HZ.Ali yol göstericimdir. Ben aleviyim inanclarım doğrultusuna orucumuda tutarım namazımıda kılarım. İslamı tanımayan yobazlara tek sözüm.OKU. OKU. Allahın bizlere ilk gönderdiği ayet OKU dur.bilmediğin konularda yorum yapmadan önce okuyun. Müslümanlıkta YALAN ve İFTİRA.KALP kırma. varmıdır. Alevilerin hepsi ALLAH MUHAMMED ALİ der bunun anlamını öğrenin.
BEN DÖNMEZEM DÖNEN DÖNSÜN YOLUNDAN
Hararet nardadır sacda değil. Akıl baştadır saç ta değil. Her ne ararsan kendinde ara Kudüste Mekkede Hacda değil
insanlari bölmek adina ortaya atilmis bi olaydir. yok kardesim bunun asli ya yok aleviymis, yok sünniymis. islamiyet tektir. ve her kim ben müslümanim diyosa olay bitmistir.
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu'nun Hürriyet'e önemli açıklamalarda bulunduğu mülakatın ikinci bölümü.
İHTİYAÇLARI KARŞILAMALI
Tarih boyunca Kuran’ın çeşitli dillere çevirisi ve tefsiri yapılmıştır. Meal ve tefsirler yapıldıkları dönemin bilgi birikimini yansıtmaları sebebiyle Kuran-ı Kerim’in her dönemde insanların ihtiyaçlarına cevap verebilmesi için çağın yeni bilgilerine göre yeniden yorumlanması gerekir. O bakımdan Kuran-ı Kerim’in tefsiri her çağda o çağın ihtiyaçlarına göre yenilenir ve değişir. Böyle olunca da Kuran-ı Kerim’in yorumunda son söz söylenemez ve bir kimsenin söylediği söz, bir kimsenin veya bir gurubun yazdığı tefsir Kuran-ı Kerim’in son sözü, son yorumu değildir.
AYET YORUMLARI ESKİDİ
Kuran-ı Kerim’deki pek çok ayetin modern hayatın gerekleri ile bağdaşmadığı şeklindeki değerlendirmeler yanlıştır ve konuya yüzeysel bir yaklaşımın sonucudur. Ancak Kuran’daki bazı ayetlerin geçmiş dönemlerde yapılan yorumunun eskidiği ve günümüz toplumlarının şart ve ihtiyaçlarıyla bağdaşmadığı ise bir gerçektir. Bu nedenle de Kuran’ın her dönemde o dönemin bilgi birikimiyle yeniden yorumlanması bir ihtiyaçtır ve öteden beri İslam bilginlerince önerilen/savunulan bir husustur.
KADINA ÖNCELİK GEREK
Kuran’da inanma ve vazifeler bakımından kadın ve erkek arasında bir ayırım bulunmamaktadır. İnsanın sırf insan olması özelliği ile hak sahibi ve değerli olması İslam’ın temel ilkelerinden biridir. Kadın-erkek eşitliği de, bu temel ilkenin gereğidir. Hatta günümüzde kadın haklarını önceleyen ve destekleyen bir anlayışın ve hizmet politikasının benimsenmesi gerekir.
Diyanet’in Alevilere hatası varsa düzelmeli
Diyanet İşleri Başkanlığı bir devlet kuruluşudur, bir kamu kuruluşudur, Diyanet İşleri Başkanlığı bir sünni kuruluş değildir. Yani Başkanlığımızın sünni politikayı izleme ve sürdürme ve Alevilere karşı tavır alma gibi bir görevi veya eğilimi olamaz. Kaldı ki Aleviliğin zıddı Sünnilik değildir, Aleviliğin zıddı Emeviliktir. O da tarihte kalmış bir mücadeleyi hatırlatır bize. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde bir görevlimizin dini söyleminde Alevileri kuşatmayan bir yaklaşım bu güne kadar olmuş ise biz bunu düzeltmeliyiz. Yani Diyanetin din anlayışını herkesi kuşatan bir yelpazeye kavuşturmalıyız. Camiye gelen-gelmeyen, dini ritüellerini yapan-yapmayan herkesi muhatap almalıyız. Çünkü biz günümüz din anlatımında artık ritüel merkezli bir dindarlık değil, ahlak merkezli bir dindarlık, etkili ve anlamlı bir dindarlık üzerinde duruyoruz. Böyle olunca, camiye gelen-gelmeyen herkesi kuşatan, dine karşı yaklaşımı, ibadetlere devamlılığı ne olursa olsun herkesi ferahlatan, aydınlatan, bilgilendiren bir İslam anlayışını, anlatımını öne çıkarıyoruz.
KARDEŞLERİMİZ
Aleviler müslüman kardeşlerimizdir. Alevilik İslam kültür tarihinin içinde mevcut olan ve benzerleri de bulunan bir tarikat veya kültürel eğilimdir. Alevilik İslam içinde kalan, kültürel öğelerin daha belirgin olduğu alt bir yorum ve anlayıştır. Mezhep saymak, tarihten akıp gelen bilimsel ölçütleri kullanırsak, zordur. Şia mezheptir ama Alevilik daha çok bizim Anadolu coğrafyasına ait bir kültürel eğilimdir. Ancak, önemle belirteyim, laik ve demokratik yapı içinde insanları vatandaşlık esasına göre ele almalı, tarikat ve mezheplerine göre ayrıştırmaktan mutlaka kaçınmalıyız. Diyanet’in bir kamu kurumu olarak Alevi kardeşlerimizi de kuşatan bir din anlatımı, din tanıtımı yapması gerekir. Zaten öyle de yapıyoruz.
Anadolu'da yaşamış ve yaşamakta olan heterodoks yapıdaki topluluklara, çağlar boyunca tarihi bir adla, 'Kızılbaş' denmiş; ayrıca bu topluluklar, muhalif oldukları düşünce taraftarlarınca 'sapmış' anlamında kullanılan 'Rafızi', 'Mülhid' gibi küçültücü adlarla anılmışlardır. Kızılbaş (Alevi-Bektaşi) topluluklarının “Ayini Cemleri” ve sır saklama töresi, Sünni topluluklar arasında asılsız birçok söylentinin ve iftiranın yayılmasına yol açmıştır. Örneğin, Sünni topluluklar arasında en yaygın suçlama, 'mum söndü' suçlamasıdır. Kızılbaş (Alevi-Bektaşi) toplulukları için 'mum söndürme' suçlaması; aile namusuna önem vermeyen, ana-bacı ayrımı gözetmeden tüm kan yakınları ile cinsel ilişkiye girenler anlamında kullanılmaktadır.
Bu ön yargılı hüküm, cahili ve okumuşu ile Sünni inançta olanların bireysel ve toplumsal vicdanlarına kazınmıştır. İnsafsızca ve bilgisizce çıkartılan, günümüzde de devam ettirilen bu inanış; fısıltı ve dedikodu halinde Sünni toplulukların vicdanlarına yerleştirilmektedir. Ulusal bütünlüğümüz ve ulusal birliğimiz için büyük tehlikeler oluşturan, bu yanlış inanış ve düşünüş günümüzde de yaşatılmaya çalışılmaktadır.
Hıristiyanlaşma oranındaki artış Alevileri düşündürüyor. Hıristiyanların Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde Alevilere yönelik çalışma yapması bu camiayı rahatsız etti. Fermani Altun, İzmir'de 80 Alevi gencinin Hıristiyanlığa geçtiğine şahit olduğunu belirtti
İslam'da 4 mezhebin olması gibi bi saçmalık görmedim. Mezhep demek yorum demektir zaten. Alevilik ise temeli 4 kapı 40 makama dayanan ve tüm yönüyle islam adabına uygun bir yaşam biçimidir. Bir takım kendini bilmez gerici cahiller asırlardır aleviliği hep yanlış tanııtılar. Hz.Muhammedi ve Ehli Beyti sevmek suçmudur günahmıdır yani. Sevgilerimle Erhan Amasya
selamlar şöyle bir baktımda bilgisi olanda konuşuyo olmayanda ben bir alevi olarak söyyliyim mum söndürme diye bişey yok tamamen saçmalık ayrıca alevilerin kendilerine ait cem evleri vardır.cem evlerinde semah dönerler...
Dünyada insanoğlunun var olduğu andan itibaren kardeş kardeşe aile aileye ülke ülkeye daha fazla sahip olma daha fazla iktidar hükmetme kavgası da hep vardır. Bu yüzden bu savaş ta her yol mübah sayılmıştır. İftira da bu yollardan birisidir. En son güncel İftira Irak ta kimyasal silah üretimidir. Herkes biliyor ki kimyasal silahları üreten de ürettirende bu iftirayı ortaya cıkaranlardır.
Her toplum her gün gencleserek yeniden dogar ve düne nazaran daha cağdastır cünkü dünü görmüstür. O yüzdende dünü yasayanlarla celıskı icindedir.
Afganistan da burkalar icinde dolasan kadın ile sadece gözlerini acabilen kadın arasında bir cağdaslık ve celişki söz konusudur. Burka içinde yasamanın gerekliliğine dinen inanmış bir kadın gözlerini gösteren kadını dinden cıkmıs olarak görür ve onun cehennemde gözlerinin yanacagını düsünür.
Ülkemizde de sorun üc asagı bes yukarı aynıdır. Karacarsaf icindeki kadın modern giyim dedigimiz giysi icindeki kadını cehennemlik görür. Halbukı Afganıstanda kı hemcınsı onun rengarenk tessettür adı altındaki giyiminden dolayı onunda cehennemlık oldugunu düsündüğünü bilmek istemez.
Şimdi alevi sorunu na gelelim. Her din her cagda yenı kusaklar tarafından daha cagdas bir bicimde yorumlanır. Buna mezhep diyebiliriz tarikat diyebiliriz. Hiristiyanlık gibi Musevılk gibi bütün dinler cagdas bir biçimde yorumlanmıs ve bunu yapanlar din de yorum olmaz diyen kendi ataları tarafından cezalandırılmıs iftiralara katlıamlara ugramıslardır. İste İslam dinide aleviler tarafından cagdas bir bicimde yorumlanmıs yok olmaması tarihte yok olan dinler arasına karısmaması icin cagdas bir bicimde ortaya konmustur. Tabii ki onlarda kendi zamanlarına göre iftiralara ugrayacak katliamlara ugrayacaktır ve oluyorda. Fakat günesin tersıne dönmeyecegi gibi cagdas yorumlarda tersine dönmeyecek ilerlemesine devam edecektir.
Sünnı ınancında olan kardeslerimize sunu söylemek isterım. Aramız daki tek fark 200 senedir. baska birsey degıldlr. Su anda yapmıs oldugunuz ibadete ınancınıza bakarsanız dedeleriniz den cok ilerde oldugunu göreceksiniz. Simdi kadınlarınızla camiye gidip ibadet yapabiliyorsunuz. Bu 200 sene evvel imkansız dı. Kadının disari cıkması cok daha zordu. Simdi meydanlarda eşlerizle birlikte siyaset yapabiliyorsunuz bunu 50 sene evvel düsünemezdiniz bile.
Bu yüzden hicbir alevi ve sünni ınancındakı cagdas insanlara dinden cıkmıs gözüyle bakmayın. Onlar dinimizi gelecege tasıyan akıncıları öncüleridir. Cagdas yorumları getiremeyen dinler tarihten silinmişlerdir.
Ne mutlu ki Anadolu insanı Ugur Mumcu Tarık Dursun A.T. kıslalı Hacı Bektas Velileri Yunus Emrelerı Pır Sultan Abdal ları Mustafa Kemalları cıkarmıs ve İslam dinini ve Ülkemizi ortacag karanlıgından kurtarmıslardır.
Daha fazla bilgi isteyen arkadaslar www.aleviyol.com ve www.alewiten.com dan yararlanabilir.
Hiç kuşku yok, demokrasi adabı, onun ötesinde insani duyarlılık, her türden azınlığın haklarına titizlenmeyi gerektirir. Çoğunluk, zaten, sadece çoğunluk olması yüzünden bile 'baskın' ve dolayısı ile 'baskı' olmaya yatkındır. Dahası, bu baskınlık kolaylıkla, 'çoğunluk hoyratlığı'na dönüşebilir. Ve dahası, bu ihtimali göz önünde bulundurmadan sergilenecek her davranış, söylenecek her söz, hoyratlık yoluna en azından zemin hazırlar. Buraya kadar, her türden azınlığın her türden şikâyetine, talebine, sonuna kadar katılmaya hazırım. Ancak, bu başka; azınlıklarla ilgili her konuda, azınlıkların her söylediğinin, koşulsuz olarak, haklı, adil, demokratik kabul edilmesi, tartışılmasına tahammül edilememesi ve nihayet, çoğunluk diye, her konuda 'Sünni Türk'ü, sanık sandalyesine oturtmaya çalışmak ayrı. Alevilik, hukuki çerçevede 'azınlık statüsünde' olmasa da, toplumsal çerçevede Türkiye'nin en kalabalık dini azınlığı, bu anlamda siyasal-toplumsal taleplerinin tartışılması son derece doğal. Ancak, Hacı Bektaş Şenlikleri vesilesiyle, şu günlerde, Aleviliğin gündeme gelmesiyle, bir kez daha aynı şey oldu, bu çerçevedeki talep ve şikâyetler, yine Sünnileri itham üslubuna büründü. Örneğin, Radikal İki'de Yüksel Işık, yine, başörtüsünün siyasal simge olması yolundaki 'değerlendirmelerini' Alevilerin haklarının görmezden gelinmesine sorunsuzca bağlayan bir yazı yazmış. Cevap yazmak niyetinde değilim, ama yaklaşımı çok tipik ve bu tartışmanın gelişmesi açısından dikkate değer. Yüksel, 'Başörtüsü konusunda duyarlı olanlar, inanç özgürlüğüne duyarlı iseler, Alevilere kulak vermeliler' dediği sürece haklı. Nitekim, tren kazasında sergiledikleri yaklaşım dolayısıyla, demokratik hassasiyet açısından, İslami çevreleri ben de, tutarsız olmakla eleştirdim. Ancak, Sünnilerden, kendileri adına bir şey talep ederken, sadece ve sadece Alevilerin taleplerine kulaklarını kapatmamayı, set çekmemelerini bekleyebiliriz. Demokratik hassasiyet, herkes herkesin talebini canhıraş bir şekilde savunacak anlamına gelmiyor. Bu, her grup ve düşünce için geçerli, kendi talebinize yoğunlaşırsınız, başkalarınınkine kör ve engel olmazsınız, o kadar. Aksi takdirde zaten, demokrasiye, azınlıklara hassasiyete gerek kalmazdı, her konuda aynı düşünen, eşit hassasiyet gösteren homojen bir 'kitle' olurduk. Aleviler de, tabii ki, öncelikle kendi taleplerine yoğunlaşacaklar, ama bu noktada bir sorun var. Sünniler çoğunluk diye, her taleplerini, Sünnilere yüklenmek biçiminde ifade etme alışkanlığından vazgeçmeliler. Alevilerin, nedense, kendilerine ilişkin özgürlük alanını genişletme talebi, hep Sünnilerin alanını daraltma talebi ile birlikte geliyor. Örneğin, imam-hatip liselerinin önündeki engellere tam destek veriyorlar. Diyanet İşleri'nde ve İHL konusunda mesele vergilerinin Sünni kurumlarına akması ise, bunu bir şekilde düzeltmenin yolu bulunur. Ancak, onların itikadı, uzun bir ilahiyat eğitimini gerektirmiyor, ibadet alışkanlıkları farklı diye, Sünni kurumlarının topyekûn ortadan kalkmasını öngöremezler. Dahası var, bu ülkede Sünnilik çoğunluk mezhebi olabilir, toplumsal ve kültürel bir hegemonyası da olabilir, ama bu çoğunluk halen, çok gündelik bazı haklarının bile kısıtlandığı bir çoğunluk. Alevilik ise, sırası geldiğinde, Sünniliğe karşı resmi ideolojiyle birlikte davranabilen, dahası, yeri geldiğinde 'gerçek İslam' söylemi ile, Sünnilik üzerine otorite iddiasında bulunan bir 'azınlık'. Burada da çok ciddi bir sorun yok mu? Dışarıdan bakıldığında, şöyle bir tuhaflık olduğu doğru; resmi bir kurum olan Diyanet İşleri, Sünniliğin uzantısı, ama sürekli İslam'ı modernize etme yönündeki, yine 'resmi' gayretlerin baş müttefiki ise Aleviler. Olay biraz karmaşık görünüyor değil mi? Evet, öyle. Öyle olduğu için, tartışmanın cemevi-başörtüsü çekişmesinden öteye götürülmesi gerekiyor
Ben şunu çok merak etmişimdir; üniversitedeyken bazı Ateist dostlar Alevi olduklarını söylemişlerdi...Eğer dine inanmıyor ve Arap değilsen nasıl Alevi olunur..Valla düşündüm çıkamadım işin içinden...
Allah(s.a.s.) ,Hz. Muhammed,Hz. Ali yi sevenlerdir. Bazıları toplumumuzu yanlış bilgilendirip Aleviler hakkında yanlış düşünmelerine neden oluyor. Bazıları aleviler Hz. Ali'yi Hz. Muhammed'den çok sever diyor, bu bilgi doğru değildir.
alevilik doğruluk, alevilik güzelliktir.
alevilik bir yaşam tarzıdır,sünniler arasında çoğu zaman yanlış anlatılan olmuşlarsa da insan sevgisiyle dolu olduklarından bircok seyi görmezden gelmişlerdir.
alevilere değisik bir insan gözüyle bakanlara sesleniyorum aynen devam edin onlar gercekten farklı güzel insanlardır.
Anadolu Ateşi ve Nilüfer......
tek geçerim....
Ali Ali medet....
Pir Sultanım ey gaziler
Ali Ali medet
yürekte yara sızılar......
Bırakın efendim böyle kutuplaşmaları.Hepimiz aynı Allah'ın kuluyuz...
Umarım şu yazıyı okuyup ibret alanlar çıkar...
BİZ, MUHAMMED MUSTAFA'NIN NESLİNDENİZ!
'MUHAMMEDÎ'YİZ!
Merhaba dostlarım...
Merhaba canlarım...
Biliyormusunuz, biz 'Muhammediyiz! '
Diyeceksiniz ki ne demek 'Muhammedi'?
MUHAMMED, Allah'ın kuludur! .
'Allah kulu' olmak demek, Allah'ın tüm mahlûkata rahmeti ve şefkati gibi insanlara ayırım yapmadan, hiçbir tefrik gözetmeden faydalı olmaya çalışmak demektir.
Karşılıksız, insanlara birşeyler verebilmek demektir.
İnsanları ellerinde olmayan şeyler yüzünden suçlamamak, kınamamak, küçük görmemek, hor görmemek demektir.
Sevgi demektir; aşk demektir; rahmet, merhamet demektir. Verici olmak demektir; Muhammedi olmak!
Biz Alevi'yi de severiz, Sünniyi de severiz, Türk'ü de severiz, Kürt'ü de severiz, Arab'ı da severiz.
Biz Allah'ın tüm kullarını severiz! ..
Tüm kullarına hizmet etmeye çalışırız.
İnsanların kendi menfaatleri için ortaya çıkarttıkları şartlanmalar bizi bağlamaz!
Siz, Kürt bir aileden doğmuş olabilirsiniz; Türk bir aileden doğmuş olabilirsiniz... Alevilerin arasında yetişmiş olabilirsiniz... Sünnîlerin arasında yetişmiş olabilirsiniz...
Bütün bunlar, sizi dışardan çeşitli fikirlere şartlandırabilir; ama bizim için bunlar hiç önemli değil! .
Bizim için önemli olan, sizin 'Allah kulu' olmanızdır! .
İster Türkiye'de dünyaya gelin, ister Afrika'da, ister Amerika'da... Herbirimiz aynı Allah'ın kuluyuz!
'Muhammedi olmak', insanlar arasında fark gözetmemek demektir; İnsanları sevmek demektir; insanları hoşgörmek demektir..Çünkü 'Muhammedi olmak' demek, insanların kalbinde, özünde, şuurunda 'Allah'ı görmek demektir! .
Allah'ı gördüğünüz o noktada nasıl olur da Allah'a secde etmezsiniz! .
İnsanlar Kâbe'de yusyuvarlak halka olup secde ederler…
Eğer ortada o Kâbe'nin yuvarlağını kaldırırsanız, görürsünüz ki insanların secdesi birbirlerinin varlığında olan Allah'adır!
'Allah yukarıda bir tanrı değildir! ' diyoruz...
Hepimizin gönlünde, hepimizin şuurunda, hepimizin her zerresinde varolan varlıktır!
Öyleyse sevmediğiniz, kızdığınız, hor-hakir gördüğünüz, nefret ettiğiniz kimdir, farkında mısınız?
Dostlarım...
Bilen vardır, bilmeyen vardır..
Herkes herşeyi bilemez..Herkesin herşeyi araştırma şansı yoktur.. Öyleyse biz insanları bilmiyor veya yanlış biliyorlar diye suçlamayalım, kınamayalım, hor görmeyelim!
Allah'ın sayısız varlıkları vardır; sayısız yaratıkları vardır ve herbirinin de çeşit çeşit görüşleri vardır, güzellikleri vardır, kusurları vardır…
Biz onları hatalarıyla kusurlarıyla eksikleriyle yanlışlarıyla sevmeye çalışalım.
Yarın, öbürgün şu garip dünyadan çekip gideceğiz...
Biz merdiveni dayamışık 50 ye..Bundan sonra 3-5 sene ya yaşarız, ya yaşamayız.. Ama ardımızdan üç Kul hûvallahû, bir Elham okuyup yollayacak, 'Allah razı olsun' diyecek biri çıkarsa yeter bize... Bunu dedirtemezsek ne yazık bize...
Nice zenginler, nice sultanlar, nice devlet başkanları neler yaptılarsa yaptılar, ve şu anda herşeylerini burda bırakarak geçip gittiler aramızdan.
Kendilerini hayırla andırabiliyorlarsa işte ne mutlu onlara... Kendilerini hayırla andıramıyorlarsa muhakkak ki şu an çok büyük sıkıntı içindeler...
İnsanlar ellerinde olmayan şeylerden dolayı suçlanamaz. ve herkesin kendi seçimi olmayan şeyden dolayı horlanması, suçlanması en yanlış olgudur.
Böyle olduğunu bildiğimiz halde niçin insanları 'bu Türktür, bu Kürttür, bu Araptır, bu Çingenedir, bu Lâzdır, bu Çerkezdir 'diye yanlış yorumlarla ithama kalkışıyoruz...
İnsana yakışır mı bu? ...
Biz, o sonsuzlukta, Allah'ın ilminde yaratılıp şu anda dünyada geçici bir süre için yer alan varlıklarız... Ve belki de yarın bu dünyadan geçip gideceğiz...
Böyle geçici bir süre için kaldığımız şu dünyada birbirimize hayatı zindan etmenin, birbirimize çektirmenin, birbirimize azap etmenin, birbirimizi harap etmenin âlemi mi var? ...
İslâm'ı anlamak istiyorsanız, bir Mevlâna'ya bakın... Bir Yunus Emre'ye bakın... Bir Hacı Bektaşi Veli'ye bakın... Bir Ahmed Yesevi'ye bakın...
Kendinize örnek alacağınız o kadar mânâ ehli, o kadar çok sır ehli zevat var ki! ...
Bunlar işte, İslâm'ı temsil eden kişiler! . Bunlar işte Muhammediliği temsil eden kişiler! .
Sizin başınızı yana eğmenize, sizin kolunuza kısa gömlek giymenize, sizi namaz kılarken başınıza takke takmamanıza bakıp da suçlayanlar İslâmiyeti bilmiyorlar! .
'İslâm'ın Düşünce Sistemi'ni, 'İslâm'ın ruhu'nu anlamak istiyorsanız sizin bakıp yöneleceğiniz kişiler, o mânâyı paylaşan o yüce zâtlar!
İşte 'Ben Muhammediyim' diyorum! Ki bunun mânâsı; “ben insanların tarikatları, mezhepleri, inançları ne olursa olsun onlara rahmetle yönelme durumunda olanlardanım” demek istiyorum…
Biz 'Muhammediyiz! '..
Öyleyse insanları sevelim, kucak açalım, fark görmeyelim; etiketi ne olursa olsun…
AHMED HULÛSİ
Bu olayı alevilerden bile benimsemeyenler varken. Alevi olmayanalardan ne bekliyorlar onu anlamıyorum. Büyük bir hikaye....
Hz. Ebubekir (r.a) ile Hz. Ali (r.a) 'nın Münazarası
Bir Münazara
Bir gün Ebu Bekir Sıddık (r.a) Resulüllah(S.A.V) 'ın evine geldi. İçeri gireceği sırada, Hz. Ali Bin Ebi Talib (r.a) da geldi.
Hz. Ebu Bekir (r.a.) (Geri çekilip) :
-Ya Ali sen buyur, gir dedi.
O da cevap verip, aralarında, aşağıdaki uzun konuşma oldu:
-Ya Ebu Bekir! Sen önce gir ki, her iyilikte önde olan, her hayırlı işte ileri olan, herkesi geçen sensin.
Hz. Ebu Bekir (r.a.) :
- Sen önce gir ki! Resulüllah'a (s.a.v) daha yakın sensin.
Hz. Ali (r.a) :
-Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v) 'tan işittim.
'Ümmetimden, Ebu Bekir'den daha üstün bir kimsenin üzerine güneş doğmadı' buyurdu.
Hz. Ebu Bekir (r.a.) :
- Ben, senin önüne nasıl geçebilirim ki, Resulüllah (s.a.v) kızı Fatıma(r.a) 'yı sana verdiği gün,
'Kadınların en iyisini, erkeklerin en iyisine verdim' buyurdu.
Hz. Ali (r.a) :
- Ben, senin önüne geçemem. Çünkü Resulüllah (s.a.v) :
'İbrahim(a.s) 'ı görmek isteyen Ebubekir'in yüzüne baksın' buyurdu.
Hz. Ebu Bekir (r.a.) :
- Ben, senin önüne geçemem. Çünkü Resulüllah(s.a.v) :
'Adem (a.s) 'ın hilm sıfatını ve Yusuf (a.s) 'ın güzel ahlakını görmek isteyen Ali Mürteza'ya baksın' buyurdu.
Hz. Ali (r.a) :
- Senin önünde gidemem. Çünkü Resulüllah (s.a.v) :
'Ya Rabbi! Beni en çok seven ve ashabımın en iyisi kimdir? dedi. Cenab-ı Hak:Ya Muhammed! Ebu Bekir Sıddıktır,' buyurdu.
Hz. Ebu Bekir (r.a.) :
- Ben, senin önüne geçemem. Çünkü Resulüllah (s.a.v) Hayber'de:
'Yarın sancağı öyle bir kimseye veririm ki, Allahü Teala onu sever. Ben de, onu çok severim' buyurdu.
Hz. Ali (r.a) :
- Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v)
'Cennetin kapıları üzerinde 'Ebu Bekir Habibullah' yazılıdır' buyurdu.
Hz. Ebu Bekir (r.a.) :
- Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) Hayber gazasında, bayrağı sana verip
'Bu bayrak Melik-i Galibin, Ali Bin Ebi Talib'e hediyesidir' buyurdu.
Hz. Ali (r.a) :
- Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki:
'Ya Eba Bekir, sen benim gören gözüm ve bilen gönlüm yerindesin'.
Hz. Ebu Bekir (r.a.) :
- Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki:
'Kıyamet günü Ali cennet hayvanlarından birine binmiş olarak gelir. Cenab-ı Hak buyurur ki 'Ya Muhammed! (s.a.v) Senin baban İbrahim Halil, ne güzel babadır. Senin kardeşin Ali Bin Ebi Talib ne güzel kardeştir.'
Hz. Ali (r.a) :
Ben, senin geçemem. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki:
'Kıyamet günü, Cennet meleklerinin reisi olan Rıdvan adındaki melek Cennete girer. Cennetin anahtarlarını getirir, Bana verir. Sonra Cebrail (a.s) gelip, Ya Muhammed (s.a.v) ! Cennetin ve cehennemin anahtarlarını, Ebu Bekir Sıddık'a(r.a) ver, istediğini Cennete, dilediğini Cehenneme göndersin der.'
Hz. Ebu Bekir (r.a.) :
Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v) buyurdu ki:
'Ali kıyamet günü benim yanımdadır.Havz ve Kevser yanında, benimledir. Sırat üzerinde benimledir. Cennette, benimledir. Allahü Teala'yı görürken, benimledir.'
Hz. Ali (r.a) :
Ben, senden önce giremem. Çünkü Resulüllah(s.a.v)
'Ebu Bekir'in imanı, bütün mü'minlerin imanı ile tartılsa, Ebu Bekir'in imanı ağır gelir' buyurdu.
Hz. Ebu Bekir (r.a.) :
Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki:
'Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır.'
Hz. Ali (r.a) :
Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki:
'Ben sadıklığın şehriyim.Ebu Bekir onun kapısıdır.'
Hz. Ebu Bekir (r.a.) :
Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki:
'Kıyamet günü Ali bir ata biner, görenler, acaba bu hangi peygamberdir? Derler.Allahü Teala, bu Ali Bin Ebi talib'dir, buyurur.'
Hz. Ali (r.a) :
Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki:
'Ben ve Ebu Bekir, bir topraktanız. Tekrar bir olacağız.'
Hz. Ebu Bekir (r.a.) :
Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki:
'Allahü Teala, ey Cennet! Senin dört köşeni, dört kimse ile bezerim.Birir Peygamberleri üstünü Muhammed'dir(s.a.v) .Biri, Allah'dan korkanların üstünü Ali'dir.üçüncüsü kadınların üstünü Fatımat'üz Zehra'dır. Dördüncü köşesindeki de temizlerin üstünü Hasan ve Hüseyin'dir.'
Hz. Ali (r.a) :
Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki:
'Sekiz Cennetten şöyle ses gelir'Ebu Bekir! Sevdiklerinle birlikte gel, hepiniz Cennete girin.'
Hz. Ebu Bekir (r.a.) :
Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki:
'Ben bir ağaca benzerim,Fatıma bunun kökü,Ali gövdesi, Hasan ve Hüseyin meyvesidir.'
Hz. Ali (r.a) :
Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) buyurdu ki:
'Allahü Teala Ebu Bekirin bütün kusurlarını affetsin. Çünkü O kızı Aişe'yi bana verdi.Hicrette bana yardımcı oldu.bilal-i Habeşi'yi, benim için azad etti.'
Resulüllah(s.a.v') in bu iki sevgilisi, kapıda böyle konuşurlarken, kendileri içeriden dinliyorlardı. Hz. Ali'nin sözünü kesip içeriden buyurdu ki:
-Ey kardeşlerim Ebu Bekir ve Ali! Artık içeri girin.Cebrail (a.s) gelip dedi ki, yerdeki ve yedi kat göklerdeki melekler sizi dinlemektedir.kıyamete kadar birbirinizi övseniz, Allahü Teala yanındaki kıymetinizi anlatamazsınız.
İkisi birbirine sarılıp, birlikte Resulullah'ın(s.a.v) huzuruna girdiler.
Resulullah'ın(s.a.v) :
-Allahü Teala ikinize de yüzbinlerce rahmet etsin. İkinizi sevenlere de, yüzbinlerce rahmet etsin ve düşmanlarınıza da yüzbinlerce lanet olsun, buyurdu.
Hz. Ebu bekir Sıddık dedi ki:
-Ya Resulallah(s.a.v) Ben Ali kardeşimin düşmanlarına şefaat etmem.
Hz.Ali dedi ki:
-Ya Resulallah (s.a.v) Ben de Ebu Bekir kardeşimin düşmanlarına şefaat etmem ve başını kılıç ile bedeninden ayırırım.
Hz. Ebu bekir Sıddık(r.a) :
-Ben, senin düşmanlarına Kevser havzından su vermem, buyurdu.
Hz. Ali de:
-Ben, senin düşmanlarını Sırat üzerinden geçirmem, buyurdu.
Hz. Ali (r.a.) ve Hz. Ebu Bekir (r.a.) taraftarlarının ve düşmanlarının kulakları çınlasın.
'İncinsen de incitme' öğretisini benimsemiş bir kültür. Türkü kültürümüz onların sayesinde gelişmiştir. Mahzuni Şerif, Ali Ekber Çiçek gibi ustalar unutulmaz eserler bıraktılar. Alevi -sünni birbirimizden öğrenecek çok şeyimiz var...
ALEVILIKTE YAPTIRIM YOKTUR...
Alevilikte allahla kul arasina kimse giremez...alevilik demek kultur, egitim, ogretim, Ataturkculuk demektir...
Yobazligi birakin, at gozluklerinizi atin artik...
Soyleyin yobazlar (sozum tumuyle sunnilere degildir, yobaz olanlaradir) simdiye kadar kafanizi g,zlerinizi kapattiniz da noldu? elinize ne gecti?
ne kazandiniz?
birakinda aydinlarin bari onunu kesmeyin!
Hz.Ali yi öldürenlerin peşinden gitmek eğer namaz kılıp oruç tutup hacca gitmek yada Kuranı yaşamaksa evet onların peşinden gidiyorum ve söylediklerini söylüyorum..ama Hz.Ali namaz kılarken öldürüldü bizde namaz kılmayız yok biz muharremde oruç tutarız ama benim annem ramazanda da tutar yok din dersleri okullardan kaldırılsın yok işte Atatürk! ! ! ! başbuğmuz(ki istiklal mahkemelerini bu noktada hatırlatırım...) vs..vss.bumudur müslümanlık yani? namaz kılmaz oruç tutmaz içki içer ondan sonra da derki Allah içkiyi haram kılmadı zarar verecek derecede içmek yasak e zaten o dereceye geldikten sonra yapacak bişey yokki..neyse ben bu konularda haddimden fazla doluyum vede herzaman tartışmaya açığım ama karşımdaki yeterki davasında samimi olsun..tabii eğer bi davası varsa............................
Aydın müslüman
inandıklarını 'zannettikleri' Hz.Ali(r.a) gibi yaşasınlar yeter......
tanıdığım hiçbir alevi namaz kılmıyor oruç tutmuyor zekat vermiyor bununla beraber içkisi de var ama sonra da kalkmış bana HZ.EBUBEKİRİ HZ.ÖMERİ HZ.OSMAN I sevmeyiz diyorlar...onları kınamıyorum çünkü sonuçta efendimizin ehl_i beyti onlar ama biyerlerde yanlışlık var ama ben henüz çözebilmiş değilim.yardım eden olursa (samimi olarak) memnun olurum..
bence alevilik yalnızca bir felsefedir.
bence
HAK
MUHAMMED (sas)
ALİ (kv)
Hararet nârdadır, sacda değildir,
Keramet baştadır, tacda değildir,
Her ne arar isen kendinde ara,
Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir
Alevilerde inanc ve ibadet anlayisinin kendine özgü yönleri bulunmaktadir. Bu anlayisin temeli bicimden cok özü esas almasina dayanir. Bicimsel anlamda ibadetin bir arac, olgun insan olmanin ise esas amac oldugu kabul edildiginden cemlere katilmak, oruc tutmak yetmez. Eline, diline, beline bagli olmak gerekir.Alevi inancinin temeli Hak-Muhammed-Ali sevgisine dayanir.
medeniyet......
ne bu sacmalik ya, ne alevisi, ne sünnisi, islamiyet tektir arkadaslar...
Ben öncelikle ALLAHA İNANIRIM Onun bize gönderdiği Kuranı kerime
HZ.muhhamed peygamberim HZ.Ali yol göstericimdir. Ben aleviyim inanclarım doğrultusuna orucumuda tutarım namazımıda kılarım. İslamı tanımayan yobazlara tek sözüm.OKU. OKU. Allahın bizlere ilk gönderdiği ayet OKU dur.bilmediğin konularda yorum yapmadan önce okuyun. Müslümanlıkta YALAN ve İFTİRA.KALP kırma. varmıdır.
Alevilerin hepsi ALLAH MUHAMMED ALİ der bunun anlamını öğrenin.
BEN DÖNMEZEM DÖNEN DÖNSÜN YOLUNDAN
Hararet nardadır sacda değil.
Akıl baştadır saç ta değil.
Her ne ararsan kendinde ara
Kudüste Mekkede Hacda değil
insanlari bölmek adina ortaya atilmis bi olaydir. yok kardesim bunun asli ya yok aleviymis, yok sünniymis. islamiyet tektir. ve her kim ben müslümanim diyosa olay bitmistir.
Kuran her dönemde yeniden yorumlansın
Süleyman DEMİRKAN
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu'nun Hürriyet'e önemli açıklamalarda bulunduğu mülakatın ikinci bölümü.
İHTİYAÇLARI KARŞILAMALI
Tarih boyunca Kuran’ın çeşitli dillere çevirisi ve tefsiri yapılmıştır. Meal ve tefsirler yapıldıkları dönemin bilgi birikimini yansıtmaları sebebiyle Kuran-ı Kerim’in her dönemde insanların ihtiyaçlarına cevap verebilmesi için çağın yeni bilgilerine göre yeniden yorumlanması gerekir. O bakımdan Kuran-ı Kerim’in tefsiri her çağda o çağın ihtiyaçlarına göre yenilenir ve değişir. Böyle olunca da Kuran-ı Kerim’in yorumunda son söz söylenemez ve bir kimsenin söylediği söz, bir kimsenin veya bir gurubun yazdığı tefsir Kuran-ı Kerim’in son sözü, son yorumu değildir.
AYET YORUMLARI ESKİDİ
Kuran-ı Kerim’deki pek çok ayetin modern hayatın gerekleri ile bağdaşmadığı şeklindeki değerlendirmeler yanlıştır ve konuya yüzeysel bir yaklaşımın sonucudur. Ancak Kuran’daki bazı ayetlerin geçmiş dönemlerde yapılan yorumunun eskidiği ve günümüz toplumlarının şart ve ihtiyaçlarıyla bağdaşmadığı ise bir gerçektir. Bu nedenle de Kuran’ın her dönemde o dönemin bilgi birikimiyle yeniden yorumlanması bir ihtiyaçtır ve öteden beri İslam bilginlerince önerilen/savunulan bir husustur.
KADINA ÖNCELİK GEREK
Kuran’da inanma ve vazifeler bakımından kadın ve erkek arasında bir ayırım bulunmamaktadır. İnsanın sırf insan olması özelliği ile hak sahibi ve değerli olması İslam’ın temel ilkelerinden biridir. Kadın-erkek eşitliği de, bu temel ilkenin gereğidir. Hatta günümüzde kadın haklarını önceleyen ve destekleyen bir anlayışın ve hizmet politikasının benimsenmesi gerekir.
Diyanet’in Alevilere hatası varsa düzelmeli
Diyanet İşleri Başkanlığı bir devlet kuruluşudur, bir kamu kuruluşudur, Diyanet İşleri Başkanlığı bir sünni kuruluş değildir. Yani Başkanlığımızın sünni politikayı izleme ve sürdürme ve Alevilere karşı tavır alma gibi bir görevi veya eğilimi olamaz. Kaldı ki Aleviliğin zıddı Sünnilik değildir, Aleviliğin zıddı Emeviliktir. O da tarihte kalmış bir mücadeleyi hatırlatır bize. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde bir görevlimizin dini söyleminde Alevileri kuşatmayan bir yaklaşım bu güne kadar olmuş ise biz bunu düzeltmeliyiz. Yani Diyanetin din anlayışını herkesi kuşatan bir yelpazeye kavuşturmalıyız. Camiye gelen-gelmeyen, dini ritüellerini yapan-yapmayan herkesi muhatap almalıyız. Çünkü biz günümüz din anlatımında artık ritüel merkezli bir dindarlık değil, ahlak merkezli bir dindarlık, etkili ve anlamlı bir dindarlık üzerinde duruyoruz. Böyle olunca, camiye gelen-gelmeyen herkesi kuşatan, dine karşı yaklaşımı, ibadetlere devamlılığı ne olursa olsun herkesi ferahlatan, aydınlatan, bilgilendiren bir İslam anlayışını, anlatımını öne çıkarıyoruz.
KARDEŞLERİMİZ
Aleviler müslüman kardeşlerimizdir. Alevilik İslam kültür tarihinin içinde mevcut olan ve benzerleri de bulunan bir tarikat veya kültürel eğilimdir. Alevilik İslam içinde kalan, kültürel öğelerin daha belirgin olduğu alt bir yorum ve anlayıştır. Mezhep saymak, tarihten akıp gelen bilimsel ölçütleri kullanırsak, zordur. Şia mezheptir ama Alevilik daha çok bizim Anadolu coğrafyasına ait bir kültürel eğilimdir. Ancak, önemle belirteyim, laik ve demokratik yapı içinde insanları vatandaşlık esasına göre ele almalı, tarikat ve mezheplerine göre ayrıştırmaktan mutlaka kaçınmalıyız. Diyanet’in bir kamu kurumu olarak Alevi kardeşlerimizi de kuşatan bir din anlatımı, din tanıtımı yapması gerekir. Zaten öyle de yapıyoruz.
Hürriyet, 07.10.04
Anadolu'da yaşamış ve yaşamakta olan heterodoks yapıdaki topluluklara, çağlar boyunca tarihi bir adla, 'Kızılbaş' denmiş; ayrıca bu topluluklar, muhalif oldukları düşünce taraftarlarınca 'sapmış' anlamında kullanılan 'Rafızi', 'Mülhid' gibi küçültücü adlarla anılmışlardır. Kızılbaş (Alevi-Bektaşi) topluluklarının “Ayini Cemleri” ve sır saklama töresi, Sünni topluluklar arasında asılsız birçok söylentinin ve iftiranın yayılmasına yol açmıştır. Örneğin, Sünni topluluklar arasında en yaygın suçlama, 'mum söndü' suçlamasıdır. Kızılbaş (Alevi-Bektaşi) toplulukları için 'mum söndürme' suçlaması; aile namusuna önem vermeyen, ana-bacı ayrımı gözetmeden tüm kan yakınları ile cinsel ilişkiye girenler anlamında kullanılmaktadır.
Bu ön yargılı hüküm, cahili ve okumuşu ile Sünni inançta olanların bireysel ve toplumsal vicdanlarına kazınmıştır. İnsafsızca ve bilgisizce çıkartılan, günümüzde de devam ettirilen bu inanış; fısıltı ve dedikodu halinde Sünni toplulukların vicdanlarına yerleştirilmektedir. Ulusal bütünlüğümüz ve ulusal birliğimiz için büyük tehlikeler oluşturan, bu yanlış inanış ve düşünüş günümüzde de yaşatılmaya çalışılmaktadır.
Oruç şöyle, namaz yok. Şu şu kadar, bu bukadar.
Dininize sahip çıkın böyle lokma bir din bulunmaz ha.
Hıristiyanlaşma oranındaki artış Alevileri düşündürüyor.
Hıristiyanların Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde Alevilere yönelik çalışma yapması bu camiayı rahatsız etti. Fermani Altun, İzmir'de 80 Alevi gencinin Hıristiyanlığa geçtiğine şahit olduğunu belirtti
İslam'da 4 mezhebin olması gibi bi saçmalık görmedim.
Mezhep demek yorum demektir zaten.
Alevilik ise temeli 4 kapı 40 makama dayanan ve tüm yönüyle islam adabına uygun bir yaşam biçimidir.
Bir takım kendini bilmez gerici cahiller asırlardır aleviliği hep yanlış tanııtılar.
Hz.Muhammedi ve Ehli Beyti sevmek suçmudur günahmıdır yani.
Sevgilerimle
Erhan
Amasya
İyisiyle kötüsüyle bizim insanımız ve kardeşlerimiz
selamlar şöyle bir baktımda bilgisi olanda konuşuyo olmayanda ben bir alevi olarak söyyliyim mum söndürme diye bişey yok tamamen saçmalık ayrıca alevilerin kendilerine ait cem evleri vardır.cem evlerinde semah dönerler...
Dünyada insanoğlunun var olduğu andan itibaren kardeş kardeşe aile aileye ülke ülkeye daha fazla sahip olma daha fazla iktidar hükmetme kavgası da hep vardır.
Bu yüzden bu savaş ta her yol mübah sayılmıştır. İftira da bu yollardan birisidir. En son güncel İftira Irak ta kimyasal silah üretimidir.
Herkes biliyor ki kimyasal silahları üreten de ürettirende bu iftirayı ortaya cıkaranlardır.
Her toplum her gün gencleserek yeniden dogar ve düne nazaran daha cağdastır cünkü dünü görmüstür. O yüzdende dünü yasayanlarla celıskı icindedir.
Afganistan da burkalar icinde dolasan kadın ile sadece gözlerini acabilen kadın arasında bir cağdaslık ve celişki söz konusudur. Burka içinde yasamanın gerekliliğine dinen inanmış bir kadın gözlerini gösteren kadını dinden cıkmıs olarak görür ve onun cehennemde gözlerinin yanacagını düsünür.
Ülkemizde de sorun üc asagı bes yukarı aynıdır. Karacarsaf icindeki kadın modern giyim dedigimiz giysi icindeki kadını cehennemlik görür. Halbukı Afganıstanda kı hemcınsı onun rengarenk tessettür adı altındaki giyiminden dolayı onunda cehennemlık oldugunu düsündüğünü bilmek istemez.
Şimdi alevi sorunu na gelelim. Her din her cagda yenı kusaklar tarafından daha cagdas bir bicimde yorumlanır. Buna mezhep diyebiliriz tarikat diyebiliriz. Hiristiyanlık gibi Musevılk gibi bütün dinler cagdas bir biçimde yorumlanmıs ve bunu yapanlar din de yorum olmaz diyen kendi ataları tarafından cezalandırılmıs iftiralara katlıamlara ugramıslardır.
İste İslam dinide aleviler tarafından cagdas bir bicimde yorumlanmıs yok olmaması tarihte yok olan dinler arasına karısmaması icin cagdas bir bicimde ortaya konmustur.
Tabii ki onlarda kendi zamanlarına göre iftiralara ugrayacak katliamlara ugrayacaktır ve oluyorda. Fakat günesin tersıne dönmeyecegi gibi cagdas yorumlarda tersine dönmeyecek ilerlemesine devam edecektir.
Sünnı ınancında olan kardeslerimize sunu söylemek isterım. Aramız daki tek fark 200 senedir. baska birsey degıldlr. Su anda yapmıs oldugunuz ibadete ınancınıza bakarsanız dedeleriniz den cok ilerde oldugunu göreceksiniz. Simdi kadınlarınızla camiye gidip ibadet yapabiliyorsunuz. Bu 200 sene evvel imkansız dı. Kadının disari cıkması cok daha zordu. Simdi meydanlarda eşlerizle birlikte siyaset yapabiliyorsunuz bunu 50 sene evvel düsünemezdiniz bile.
Bu yüzden hicbir alevi ve sünni ınancındakı cagdas insanlara dinden cıkmıs gözüyle bakmayın. Onlar dinimizi gelecege tasıyan akıncıları öncüleridir. Cagdas yorumları getiremeyen dinler tarihten silinmişlerdir.
Ne mutlu ki Anadolu insanı Ugur Mumcu Tarık Dursun A.T. kıslalı Hacı Bektas Velileri Yunus Emrelerı Pır Sultan Abdal ları Mustafa Kemalları cıkarmıs ve İslam dinini ve Ülkemizi ortacag karanlıgından kurtarmıslardır.
Daha fazla bilgi isteyen arkadaslar www.aleviyol.com ve www.alewiten.com dan yararlanabilir.
Aleviyol
Aleviler ve Sünnilik
Hiç kuşku yok, demokrasi adabı, onun ötesinde insani duyarlılık, her türden azınlığın haklarına titizlenmeyi gerektirir. Çoğunluk, zaten, sadece çoğunluk olması yüzünden bile 'baskın' ve dolayısı ile 'baskı' olmaya yatkındır. Dahası, bu baskınlık kolaylıkla, 'çoğunluk hoyratlığı'na dönüşebilir. Ve dahası, bu ihtimali göz önünde bulundurmadan sergilenecek her davranış, söylenecek her söz, hoyratlık yoluna en azından zemin hazırlar.
Buraya kadar, her türden azınlığın her türden şikâyetine, talebine, sonuna kadar katılmaya hazırım. Ancak, bu başka; azınlıklarla ilgili her konuda, azınlıkların her söylediğinin, koşulsuz olarak, haklı, adil, demokratik kabul edilmesi, tartışılmasına tahammül edilememesi ve nihayet, çoğunluk diye, her konuda 'Sünni Türk'ü, sanık sandalyesine oturtmaya çalışmak ayrı.
Alevilik, hukuki çerçevede 'azınlık statüsünde' olmasa da, toplumsal çerçevede Türkiye'nin en kalabalık dini azınlığı, bu anlamda siyasal-toplumsal taleplerinin tartışılması son derece doğal. Ancak, Hacı Bektaş Şenlikleri vesilesiyle, şu günlerde, Aleviliğin gündeme gelmesiyle, bir kez daha aynı şey oldu, bu çerçevedeki talep ve şikâyetler, yine Sünnileri itham üslubuna büründü. Örneğin, Radikal İki'de Yüksel Işık, yine, başörtüsünün siyasal simge olması yolundaki 'değerlendirmelerini' Alevilerin haklarının görmezden gelinmesine sorunsuzca bağlayan bir yazı yazmış.
Cevap yazmak niyetinde değilim, ama yaklaşımı çok tipik ve bu tartışmanın gelişmesi açısından dikkate değer. Yüksel, 'Başörtüsü konusunda duyarlı olanlar, inanç özgürlüğüne duyarlı iseler, Alevilere kulak vermeliler' dediği sürece haklı. Nitekim, tren kazasında sergiledikleri yaklaşım dolayısıyla, demokratik hassasiyet açısından, İslami çevreleri ben de, tutarsız olmakla eleştirdim. Ancak, Sünnilerden, kendileri adına bir şey talep ederken, sadece ve sadece Alevilerin taleplerine kulaklarını kapatmamayı, set çekmemelerini bekleyebiliriz. Demokratik hassasiyet, herkes herkesin talebini canhıraş bir şekilde savunacak anlamına gelmiyor. Bu, her grup ve düşünce için geçerli, kendi talebinize yoğunlaşırsınız, başkalarınınkine kör ve engel olmazsınız, o kadar. Aksi takdirde zaten, demokrasiye, azınlıklara hassasiyete gerek kalmazdı, her konuda aynı düşünen, eşit hassasiyet gösteren homojen bir 'kitle' olurduk.
Aleviler de, tabii ki, öncelikle kendi taleplerine yoğunlaşacaklar, ama bu noktada bir sorun var. Sünniler çoğunluk diye, her taleplerini, Sünnilere yüklenmek biçiminde ifade etme alışkanlığından vazgeçmeliler. Alevilerin, nedense, kendilerine ilişkin özgürlük alanını genişletme talebi, hep Sünnilerin alanını daraltma talebi ile birlikte geliyor. Örneğin, imam-hatip liselerinin önündeki engellere tam destek veriyorlar. Diyanet İşleri'nde ve İHL konusunda mesele vergilerinin Sünni kurumlarına akması ise, bunu bir şekilde düzeltmenin yolu bulunur. Ancak, onların itikadı, uzun bir ilahiyat eğitimini gerektirmiyor, ibadet alışkanlıkları farklı diye, Sünni kurumlarının topyekûn ortadan kalkmasını öngöremezler.
Dahası var, bu ülkede Sünnilik çoğunluk mezhebi olabilir, toplumsal ve kültürel bir hegemonyası da olabilir, ama bu çoğunluk halen, çok gündelik
bazı haklarının bile kısıtlandığı bir çoğunluk.
Alevilik ise, sırası geldiğinde, Sünniliğe karşı resmi ideolojiyle birlikte davranabilen, dahası, yeri geldiğinde 'gerçek İslam' söylemi ile, Sünnilik üzerine otorite iddiasında bulunan bir 'azınlık'. Burada da çok ciddi bir sorun yok mu?
Dışarıdan bakıldığında, şöyle bir tuhaflık olduğu doğru; resmi bir kurum olan Diyanet İşleri, Sünniliğin uzantısı, ama sürekli İslam'ı modernize etme yönündeki, yine 'resmi' gayretlerin baş müttefiki ise Aleviler. Olay biraz karmaşık görünüyor değil mi? Evet, öyle. Öyle olduğu için, tartışmanın cemevi-başörtüsü çekişmesinden öteye götürülmesi gerekiyor
Nuray Mert - 17/08/2004 - Radikal
Yavuz Sultan Selim'den sonra Osmanlı'nın baskılarına-katliamlarına maruz kalan kişiler.