Soygunun, vurgunun diz boyu olduğu,
Adaletin raflarda toza mahkûm kaldığı,
Arsızın gururla, dürüstün boynu bükük gezdiği
Şu garip, şu karanlık devranın ortasındayız...
Kimin eli kimin cebinde belli değil,
Vicdanlar pazara düşmüş, merhamet sürgünde.
Bir yanda doymak bilmeyen hırsların saltanatı,
Bir yanda bir lokma ekmeğe ömrünü verenler...
Söylesene kardeşim,
Hangi kitaba sığar bu vebal,
Ne olacak bu gidişat, ne olacak sonumuz?
Hainlik kol geziyor sokak aralarında,
Dost dediğin sırtına pusular kuruyor.
Kimse kimsenin gözyaşına bakmıyor artık,
Herkes kendi ikbalinin, kendi çıkarının peşinde.
Sofralar kuruyoruz yalandan,
Gülüşler satıyoruz vitrinlerde fiyakalı fiyakalı...
Ama gece olup da başımızı yastığa koyduğumuzda,
O sessizlik patlıyor kulaklarımızda:
Nereye gidiyor bu insanlık,
Hangi uçuruma sürüklüyoruz geleceğimizi?
Harama el uzatanlar baş köşede otururken,
Alın terinin hakkını isteyen susturuluyor.
Bir yetimin ahı yükseliyor göğe doğru,
Duymuyor yüksek duvarların arkasındakiler.
Vurguncunun fiyakası, soyguncunun havası geçilmiyor,
Ahlakı, edebi, inceliği gömdük toprağın altına.
Şimdi herkes bir mucize bekler gibi bakıyor gökyüzüne,
Oysa yangını çıkaran da biziz,
Seyredip ıslık çalan da...
Yine de teslim olmak yakışmaz bize bu zifiri karanlıkta.
Direnmek var hammurumuzda,
Kirlenmeden, eğilmeden, bükülmeden yaşamak var...
Hayaloğlu der ki;
Dünyayı sarsa da bu kahpe zulüm,
Gece ne kadar uzun olursa olsun,
Sabahı getirecek bir şafak mutlaka vardır.
Yeter ki biz vicdanımızı satmayalım,
Yeter ki bu hayasız akına karşı
İnsan kalmayı başarabilelim...
Kayıt Tarihi : 5.08.2026 10:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!