Birlikte sustuğumuz,
tümcelerimiz vardı dile gelmeyen.
Yokuşunda tökezlenen,
kurulu bir düzende
doruğuna varmadan vazgeçilen.
Iki dağın arasında
Ömüre kattığımız zaman diliminde
Ekilen sözler yol,can olur şafak vaktinde
Her uyanış selam olur
Doğunun yüreği kızıla büründüğünde...
Bakır sini üzerinde kurulan sofrada
Kaplumbağa gibi çekilmiş kabuğuna
Soğuk mevsimlerde,
Kelimeleri taşır sıcak havalara,
Bugünün yeşermiş dalına...
Balkon da içilen sıcak, demli çay,
Karda güneş kar toplar derler,
Beyazın içindedir umut
Sıcaklığı çoğalır gizlice
Eritmeden, dokunmadan sessizce.
Gündoğumunda penceremi açtığım zaman
İçimde bir söz büyür,
yüzyılların tozuna sinmiş sayfalarda
yalanlardan arınarak.
Bana “kağıt” dediler,
üstüne yazılan,
Kuramadığımız cümlelere
nokta koyma girişiminde yaşam.
Satır aralarına sıkışmış
kırgınlıklaramızla birlikte.
Başlığını bildiğimiz
Yorgun adımlarla toprağının yokuşuna
Bilmeden tek tek kır düşen saçına
Avuçlarının yoğurduğu, harmanlanan emeği
Ömre filizlenen istikametinde zamanı ekili
Hangi sözler küllerin içinde kor gibi kalan
Fındığını kemiren sincap
Ağacın kovuğundan çıktığı zaman
Korkutur onu denizin mavisi,
Sonra gülümser ona sessizce toprak
Koştukça zıplayan yalın ayağına...
İnsan bazen
seçtiği hayatın içinde değil,
alıştığı sessizliğin kıyısında yaşar.
Cüzdanın cebine sakladığı
yarına ödünç verilmiş bir umut gibi…
Gökyüzü yırtar çığlığını
Avuç avuç yağar içine,
Tok bir sesi vardı öfkesinde
Duydun mu yine dün gece?
Sırılsıklam yağar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!