Çelik palas sırtları,
Dar pencerelerinden çiftliklere dalıyorum,
Tekeler, yabancılar, iş ortakları ve Devlet Bankaları,
Cenneti burada bırakmışlar,
Hemen burada koltuklarının, altlarında dünya,
Çelik Palas sırtları, çiçeklerin ve manzaraların,
Bir çift cam da saklar,
kalpsizdir,
bilgeleri.
Tanımayan engini,
derine dalmadan yüzer.
Kenara vurmuş kirlere kulaç atar,
Yüz yirmi dokuzlardan sonra ne zaman geldi imanın şartı altı,
Osman gazi, Orhan Gazi Sultanlar, Hoca Edebali ve Osmanlı
Tarih, kutlu vakti kaydetmiştir Kuruluşla, Bin iki yüz doksan altı
Mekke, Karahan, Malazgirt, İstanbul, Çanakkale Bahtı,
Yıkıldı bütün Firavunların ve bütün avanelerinin zulüm tahtı
Hazreti Muhammed Mustafa’nın muştusuyla insanlığın zaferi,
Sevgiler özgürlük gibidir,
Geçerken sınırları küçülür dünya.
Artık kimse göremez “Cellatları”,
Işıl ışıl giyotinleri, yok artık ortalarda.
Gürültüyle ”Hâkimiyet” uçmakta,
Bir dünya bulmam gerek,
Besin olmasın, su olmasın,
Ayaz ve kupkuru, gerçek,
İnsanı yeniden diriltecek!
Kaldığımız yerden devam edelim hayata,
Geldiğimiz yerden,
Uyandığımız yerden,
Yol uzun kalkalım,
Bır gölgelikte bir zaman dinlendiğimiz yerden.
Bir küskün bir barışık yine hava,
Yağmurlara dalacak gibi yollar,
Sağdan soldan esiyor rüzgârlar,
İnsanlar bir ilkbahar bir sonbahar.
Zirveye çıkmadığım şu dağ ve dağlar,
Deniz, saflığında ve enginliğinde,
Kaybolur sonsuzluklar derinliğinde,
Kıyılara vuran, atıklardır dönüşümsüz,
Gözü aldatmaya çalışır çürük nesneler,
Her zaman enginlerdedir cazibesi güzelin,
Muştusudur temizlik ezelin ve ebedin.
Ben gece şairi,
Geceler anlar beni,
Karanlık zifiri çaylar gibi,
Beni onlar anlar,
Ben anlarım geceleri,
Gelmişi geçmişi
Hazineler ortaya çıkarsa birden,
Hoyrat kantarlar kıymet mi biçer?
İki deniz arasında perde de olsa,
Kaptan sarhoş olsa gemiler geçer.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!