Ah şu dünya, şu dünya kan, ıstırap ve elem,
Üzülme mahzun olma iki günlük bu âlem.
Sabahın her fecrinde, dağlardaki kızıl ufkun,
Bulutla çizilmiş tablosuyuz umutlarla yorgun,
Yükselmekte var olmuşuz buharlaşan sularla,
İnmekteyiz gökten damlalarıyla yağmurun,
Geri dönmez sular akar, zamanla muttasıl,
Ölümle bile bitmeyecek bu orkestrada fasıl,
Bir dünya bulmam gerek,
Besin olmasın, su olmasın,
Ayaz ve kupkuru, gerçek,
İnsanı yeniden diriltecek!
Kaldığımız yerden devam edelim hayata,
Geldiğimiz yerden,
Uyandığımız yerden,
Yol uzun kalkalım,
Bır gölgelikte bir zaman dinlendiğimiz yerden.
Çelik palas sırtları,
Dar pencerelerinden çiftliklere dalıyorum,
Tekeler, yabancılar, iş ortakları ve Devlet Bankaları,
Cenneti burada bırakmışlar,
Hemen burada koltuklarının, altlarında dünya,
Çelik Palas sırtları, çiçeklerin ve manzaraların,
Bir çift cam da saklar,
kalpsizdir,
bilgeleri.
Tanımayan engini,
derine dalmadan yüzer.
Kenara vurmuş kirlere kulaç atar,
Yüz yirmi dokuzlardan sonra ne zaman geldi imanın şartı altı,
Osman gazi, Orhan Gazi Sultanlar, Hoca Edebali ve Osmanlı
Tarih, kutlu vakti kaydetmiştir Kuruluşla, Bin iki yüz doksan altı
Mekke, Karahan, Malazgirt, İstanbul, Çanakkale Bahtı,
Yıkıldı bütün Firavunların ve bütün avanelerinin zulüm tahtı
Hazreti Muhammed Mustafa’nın muştusuyla insanlığın zaferi,
Sevgiler özgürlük gibidir,
Geçerken sınırları küçülür dünya.
Artık kimse göremez “Cellatları”,
Işıl ışıl giyotinleri, yok artık ortalarda.
Gürültüyle ”Hâkimiyet” uçmakta,
Karşısından bakarak geçirdi ömrünü, hep aynı dağın,
Arkasına hayaller bile kurmadan.
Güneşi tepelerden aşınca görürdü.
Doğduğu yere bir defacık varmadan.
Bir uykuyla uğurlardı günleri,
Geceleri görmeden baktıysan,
Ayın aydınlığında yumadan gözlerini,
İhtiraslarından başka bir şey yansıtmıyorsa aynalar,
Mutsuzluk çöküyorsa her akşam,
Gündüzlere emanet olmadıysan karanlıktan,
Sohbetin yoksa gecelerle,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!