Şehrin hâkim sesi çığ altında bıraktıysa kalpleri,
Bombalar yüklü uçak motorlarının, füzelerin,
Dinlemekten aciz bıraktığı gecelerin, derinliğinde,
Miyavlaması bir kedinin çırpınırcasına pençeleri,
Horozların vakte damga vuran nağmelerinde,
Yakazasından kurtulur gibi çağa vurgunluğumuzun,
Sınır kavgası yapan toprağın çocukları,
Apoletlerle dolu sanal omuzlarında,
Tek ulvi davaları vardır Bilinçlerinde,
Kaf Dağında Zümrüdü Anka nam kuş yerine,
Ergenekon’da dişi Kurtla hayata gelişlerine,
“İyi ki indin, Sen varsın ve teksin” diyebilmektir,
Sonbahar Yaprakları,
Yorgunluk var dizlerimde gözlerim kapalı,
İçimde özlem,
Dolaşıyorum,
Karıştırıyorum hatıraları.
Uzaklarda, çok uzaklar da yakın,
Yürüyelim ihlasla sonsuza akın.
Kıstırdım bugün matematiği,
Ömürleri böldüm, sonsuz zamanlara.
Yetmedi sıfırları yazmaya yıllar,
Bir sıfır, bir virgül ve sonsuz daire,
Kiralamadı, onları kimse,
Ulaşamamışlardı “Bir’e.
Bu son kal’a değildir, Ne de son gün,
Ne son ölünün ardından ağlıyorsun,
Ne de ölümsüzlüğe doğmasıdır bebeğin,
Ya da kefenin yırtığından fışkıran meyyitin,
Ölümsüzleştiği gündür.
Minarede sela var,
Start/stop yapmış biri.
Fiziksel boyutta dolaşıyorken,
Kediler, köpekler, aslanlar, kurtlar, domuzlar,
Zaman dolunca ayrılırlar,
The God bless them.
Gezegen aynı, ne büyük, ne küçük,
Anladım, Yollar ayırıyor insanları,
Aynı yağmurlar tarla, bahçelerde,
Denize olta sallayan balıkçılar aynı,
Kiminin kaya balıklarıdır kısmeti,
Okyanuslar aşmıştır oysa bazıları.
Bir bebekle bütün insanlığın çocukları bağrımda,
Ve katille bütün isyanı karşımdadır Ebu Küffarın.
Ne kadar şefkatim varsa sararım Allah’ın kullarını,
İnsanlık, bu günahsız bedenlerin aşkına nimettedir,
Berhudar olacaktır, iman olan kalbinde aşk ile,
Mümine kalacaktır hayatın bütün izzeti ikramı.
Anadolu’yu anlat bana,
Bin yıl önce asarda,
Yetmiş birli yıllarda,
Kahramanlar atlarda,
Dualarla ahfada,
Geliyormuş kağnılar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!