Gün yirmi dört ay otuz
Biz burada tokuz
Ömür oldu otuz dokuz
Sen say gardiyan
Her Salı görüş günü
Gönül divanelikten düşerken harab,
Hangi yanım koyayım söyle ey turab?
Onulmaz yaramıza ziya ver ya Rab;
Açılsın gök, ağlamakla düştük bitab.
Şu gökkubbenin gölgesi Sinandır
Yılların eskitmediği zamandır
Şu gökkubbenin gölgesi Sinandır
Yiğidim özünde yatan imandır
Vefalı bereketli bir gülnardır
Suna kuşum konuvermiş o dama
Bağrı sarıp düşüvermiş od ama
Biter hasretlik bir kanatlansan da
Misafir olurdun gelsen odama
Zaman geçiyor yüzünde ne simi
Kaç sürgün yaşarım bu acılarla
Hangi şehre sığırım yağız atlarla
Hangi sinede saklanır yüreciğim
Kaç sürgün yaşarım bu acılarla
Geriye kalan bir leke, bir iz sanma
Şu yârimin nazları,
Ağartır bu saçları;
Akşamdan sabahları,
Şu yârimin nazları.
Eline kalem almaz, diline kelam düşmez;
Gözündeki izlere bakarsan hiç dövüşmez.
Konuşur haklılığını, bırakmaz kimseye,
Amma dünkü sözü bugünkü ile örtüşmez.
Babasının kesesini harman yeri görür,
Heybesini dünyaya daldırana
Yetinmeyip elini kaldırana
Mirasta emmi dayı saldırana
Bir avuç toprak yeter demişler
Bağa, bahçe hana sığmayana
Sazım sözüm türkülerim söylenirdi
Gönül dağım dertle, aşkla dinlenirdi
Köy meydanı, oba yeri şenlenirdi
Yalnız yüreğim ilkbaharda dinlenirdi
Bereket olur, ninem toprak kokardı.
Sokaklarda başıboş gezen o garip yetim
Ayda yılda bir cemalin görmekti niyetim
Yağmur gibi ağlamak olmasın diyetim
Ne suretim belli artık ne de siretim
Uykusuzluktan yine depreşti hasretim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!