Kaç sürgün yaşarım bu acılarla
Hangi şehre sığırım yağız atlarla
Hangi sinede saklanır yüreciğim
Kaç sürgün yaşarım bu acılarla
Geriye kalan bir leke, bir iz sanma
Şu yârimin nazları,
Ağartır bu saçları;
Akşamdan sabahları,
Şu yârimin nazları.
Heybesini dünyaya daldırana
Yetinmeyip elini kaldırana
Mirasta emmi dayı saldırana
Bir avuç toprak yeter demişler
Bağa, bahçe hana sığmayana
Sazım sözüm türkülerim söylenirdi
Gönül dağım dertle, aşkla dinlenirdi
Köy meydanı, oba yeri şenlenirdi
Yalnız yüreğim ilkbaharda dinlenirdi
Bereket olur, ninem toprak kokardı.
Sokaklarda başıboş gezen o garip yetim
Ayda yılda bir cemalin görmekti niyetim
Yağmur gibi ağlamak olmasın diyetim
Ne suretim belli artık ne de siretim
Uykusuzluktan yine depreşti hasretim
Yıkılmış, yakılmış yerimiz
Savrulmuş, silinmiş soframız
Yorgunuz, yalnızız, yangınız
Yerimiz, yurdumuz, yuvamız
Giden gitsin, gelen mi gelsin
Bir Yusuftur yüreğim kuyuda,
Kenan’dayım kenan bana uzakta.
Hicranlı gözlerimle ufukta,
Bir Yusuftur yüreğim kuyuda.
Ayrıldı yolum, kırıldı zemberek;
Akrebi görsen sanki göğe direk.
Geçen asırları istemez yürek,
Zamanım gölgedir, bozuk saatim.
Acı tütünler bastım asırlık yarama
seher vakti başladı benim yolculuğum
Süt annem; maraştır, isfehandır, buhara
Asya, Afrikanın büyüttüğü çocuğum
Acı tütünler bastım asırlık yarama
Müjde, seninle gelen bu şehre efendim
Uzak diyarlarda yollarını bekledim
Halık’tan, nice nice hayırlar diledim
Adı, sanı güzel, kendi güzel Muhammed
Mekke’nin gözleri yollarda kalmıştı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!