Serhadlerimde dalgalansın sancak;
Patlasa top, dinmez evde yanan ocak.
Şehit bağrında koşarak yalın ayak,
Gün yirmi dört ay otuz
Biz burada tokuz
Ömür oldu otuz dokuz
Sen say gardiyan
Her Salı görüş günü
Şu yaylanın tepesine
Akan suyun deresine
Güzellerin o sesine
Ben vuruldum ben vuruldum
Şu yaylada gezen kuzu
Güneşten önce yola düşmesi
Berekettir yemesi içmesi
Ay gibidir gözünün gülmesi
Sokağın ihtiyar sakinleri
Sabah şerifiniz hayır ola
Gönül divanelikten düşerken harab,
Hangi yanım koyayım söyle ey turab?
Onulmaz yaramıza ziya ver ya Rab;
Açılsın gök, ağlamakla düştük bitab.
Dağlar dağlar garip dağlar
Sinemde suları çağlar
Ateş düştü ocak ağlar
Söyle halimi kim anlar
Soran yok ki şu halımı
Şu gökkubbenin gölgesi Sinandır
Yılların eskitmediği zamandır
Şu gökkubbenin gölgesi Sinandır
Yiğidim özünde yatan imandır
Vefalı bereketli bir gülnardır
Suna kuşum konuvermiş o dama
Bağrı sarıp düşüvermiş od ama
Biter hasretlik bir kanatlansan da
Misafir olurdun gelsen odama
Zaman geçiyor yüzünde ne simi
Kaç sürgün yaşarım bu acılarla
Hangi şehre sığırım yağız atlarla
Hangi sinede saklanır yüreciğim
Kaç sürgün yaşarım bu acılarla
Geriye kalan bir leke, bir iz sanma
Şu yârimin nazları,
Ağartır bu saçları;
Akşamdan sabahları,
Şu yârimin nazları.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!