Güneş yavaş yavaş karanlığa doğar ya
Önce saçların ısınır, yüzün
Ve için sonra
Bir karanlığı daha kavuşturdun aydınlığa
Önce dünüm, sonra günüm
Ve yarınım ardısıra
Ve bu adam gider,
Tam da bu gün.
Tam da bu yağmur,
Tam da Bu şehir,
Kapılar açık,
Yollar Esrarengiz yine,
Birbirimize söyleyemediğimiz,
Çocukca Hırslarımızın mahsulü.
Acı çekiyoruz, hem de nasıl,
Gözlerin titriyor bana bakarken,
Sözlerim asılı kalıyor havada,
Seslenirken sana.
Mevsim bahar....
İniyor cemreler, iniyor rüzgarlarla,
Her umudun saçını okşayarak.
Romansı nakşediyor umudu,
İmkansızın duvarlarına...
Mutedil bir huzur içimde,
Biryerlerde kıvranmış kalmış,
Hasretin buruk tadı,
Öyle mi, öyleymiş meğer,
Bu kadar kolay mı olacaktı?
Adını yazdığım sayfalar henüz beyaz,
İstanbul,
Perşembe akşamı,
Ve güz.
Dışarıda yağmur, dışarısı serin,
Örtmüşüm camlarını odamın,
Ekim ekimliğini yapıyor,
Bir sabahın lacivertinde
Gelsem Kapına,
Sabahın şarkısına başlamışken martılar,
Seher Yeli yüzdürürken Bulutları,
Gece terleyen gülleri görsek,
Bir Sahil kasabasında.
Sıkılıyorsan gecenin bir vakti,
Nedensiz atıyorsan kendini dışarı,
Ve ağlıyorsan olmadık yerde,
Söyleyememişsindir işte, her istediğini
Ne İstedin bizden be,
Bir mevsimdir gelir geçer,
Hani derlerdi ya büyükler,
Öyle işte, aynıyla vaki
Yazın yağan yağmur gibi,
İner biranda deli deli,
Bağıra Çağıra, çağlayan misali
Unutulması zor günlerimiz oldu seninle,
Unutulası dünlerimiz de.
Her ne varsa içimizde,
Unuttuk ikimizde.
Yazık ettik,
Oysa,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!