Uzun sürer laf anlatmak bazen,
Yorar,
Çocuk olmak,
Kuş olup uçmak,
Kelebek olup renklenmek,
Çiçek olup başka başka kokmak,
Renksiz levhalar biriktiriyordu şehirler,
Levhalar renklerini sana gizlemiş,
Çıldırmıştı sokaklar.
Bin dokuz yüz doksanlı yıllardan birinin başıydı,
Ekmek elden su gölden
Olduğu zamanlar.
Soysuz bir sokak
Soylu bir geceyi taşıyamıyor,
Yıldızlar ayrı ağlıyor,
Ay geberip gidiyor
Evlerin arkasından.
Çile çileniyor
Dün gece sen uyurken,
İmgelerin gözüne gözüne vurdum,
Sonunda ben vuruldum tabi yüreğimden yine,
İşte hepsini geceye yazdım,
Pencereden bıraktım kuş gibi.
Ellerim mi?
Lilya koydum adını,
Anlamsız değil korkma.
Sana Lilya diyeceğim
Bundan sonra.
Çınlatacağım kulağını,
Ziller çaldıracağım bildiğin.
Lilya'm
Sana bu satırlarımı
Düştüğüm aşk hapishanesinin pencereye nazır,
Küflü duvarlarının arasındaki ranzalı yatağımın
alt katında yazıyorum.
Sevgilim pencerenin burada çok önemi var,
Lilya'm,
Bu gün sensiz,
79'uncu günüm.
Hapishanenin duvarlarına sonbahar resimleri astım,
İçeride mevsimler ancak böyle yaşanıyor sevgilim.
Sararan yapraklarıyla birlikte sonbahar rüzgarının yüzümüzü okşaması bir hayal.
Lilya'm,
Bir şiir saklıyorum sana.
Henüz yazmadığım,
Okumaya kıyamadığım bir şiir.
Demir parmaklıklar ardındayım belki ama
ardına kadar açıktır kapıları kalbimin sana.
Limanda hep gemiler olurdu,
Gülen bir yüz beni beklerdi sarılmak için.
Neydi derdi bilmiyordum
Neden sarılıyordu bana
Kimdim ben
Bana sarılan bu seçemediğim yüzde kimdi
Zamanlardan bir pazar akşamı,
Bir mabedin önü.
Dizlerimin üzerine çöktüm çaresizce.
Ellerim havada,
Seni diledim.
Seninle geçirdiğim güzel günleri düşleyip,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!