Ey unutuluş;
Sana dağılmamış karanlıklardan yazıyorum
Pusulamı sana çevirdim
Batına mağrip, kuzeyine şimalim
Ruhumla etimle, kirpiğimle...
Kabulüm yokluğa.
Cıvıl cıvıl sesler...
Kuş sesleri dimağımızda...
Sararan yüzümüz değil,
Buğday tarlamız.
Mavilikler pusulamız...
Artılar eksiler suların içinde kaybolur
Geçecekti günler birden
Yaşanmışlıklar silinecek
Yaşanılan anılarda yok olacaktı insanlarla.
Kabuslardan uyanıp rüyalarda yaşayacağız.
Balıkları suda boğacağız.
Son bir kez...
Uçurumun kenarında yürürken,
Ayaklarımızın altına taşlar serpildi.
Kısacık ömür, uzun cümleler içinde eridi.
Yer çekimine yenik düşen insanlığın sureti
İki yüzlülüğün kitabını yazıp başucunda bekletti.
Sen benim geleneğim,
Aidiyetim...
Medeniyetim...
Yazının bulunmasıyla başladı, tarih
Ve benim tarihim...
Saatin sisli kadranını kaldır,
Üz mevsimi, zamansız yaşa
Meyil ediyor sana körpe dünya
Esrarın bir bulut, hırçın bir dalga
Yelesini kaldırmış rüzgar
Rayihana erişmekte...
Düşünmemek her an'ı
Ve hiç uyanmamak, taş gibi...
Bir çember çizmek, kaleme dolanmadan
Zamansızlığı bükebilmek bileğimle
Gidebilmek, yazgı gibi uluorta
Gün batımına eşlik et vaveyla
Benzersiz bir giz gibi...
Göreceğin her şey sana ait.
İçimdeki sese kulak ver, sağır oldum.
Kovaladım tüm gerçekleri
Elimde yalın bir yalan kaldı.
Her yanlış, doğruya bir adım yaklaştırır.
Kaç yanlıştan doğdun?
Kaç yanlıştan var ettin kendini?
Rengarenk taşların soğuğunda...
Yedi rengin yedisine yenildim
Elimde bir siyah kaldı
Titreşimin tellerinde...
Kulakların dinleyemeyeceği ağızla...
Karanlığa bir çığlık attım




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!