Kara da Boğulduk
Denize kim anlatacak, kara da boğulduğumuzu
Kim fark edecek, suyun suskunluğunu, toprağın kör ağırlığını
Ben karada boğuldum diye mi, deniz bana küskün
O yüzden mi dalgalar, her gelişinde yüzünü çevirdi benden
Keman ve Kırık Kalem
Yine sessizleşiyorum…
Ama bu defa değil kelimelerim,
nefesim bile susuyor.
Bir vefanın en ince notasına
Kendi Bahçemi Kuruttum
Herkesin gönlü olsun diye
ben kendi bahçemi kuruttum.
Ne bir çiçek kaldı içimde
ne de bir kelebek uğradı sonbaharıma.
Kendi Enkazımda Üşürken
Suskunluğum…
Kendi içimde yankılanan, kararı önceden yazılmış bir mahkeme salonu.
Sanık da benim, hâkim de, cellat da…
Ve her biri birbirinden acımasız.
Kendini Anlatamayan Kadın
O gün,
Bir kadına rastlamadım
Bir tarihe,
Boşluğun tam ortasındayım;
Ne başlangıç ne de son var burada,
Sadece sonsuzlukla sarılmış bir sessizlik.
Kendi sesime bile yabancılaştım,
Çünkü artık kendimi duyamadığım bir çığlık taşıyorum içimde.
Kimse Bilmedi Neremde Öldüm
Konuşmuyorum artık.
Çünkü sustukça kimse merak etmiyor.
Dilsizliğimle uyum sağladım hayata.
Zaten ağlayan birinin sesini
Kimsesizligimin Yalnızlığı
Bu gece, gecenin kendisi bile kendine sığınacak bir karanlık ararken yazıyorum.
Göğsümün altında yıllardır susmayı öğrenmiş bir kalbin, artık suskunluğunu taşıyamadığı yerden yazıyorum.
Sesimin ulaşmadığı şehirlerden, adımı bilmeyen sokaklardan, gölgesini kaybetmiş duvarlardan, bir ömrün yavaş yavaş kendi içine gömüldüğü uçurum kıyısından yazıyorum.
Çünkü insan bazen ölmez.
Kırık Bekleyiş
Bir ömrün gölgesinde yürüdüm,
Adımlarım hep yarım kalmış yolları arşınladı.
Bir umudun peşinde geceleri tükettim,
Her sabah içimde daha derin bir boşlukla uyandım.
Kırık Kökler
Çıt dedi dal,
acı yalnızca bir kırılış gibi sandılar,
oysa bilmiyorlardı
bir ağacın kökünden parçalandığını,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!