Kumlara serdim sofrayı, dalgalar ayak ucumda,
Bir duble rakı, bir dilim kavun, birazcık peynir; fazlasına mecalim yok aslında.
Karşıma bir gölge kondu, gözleri denizden kara,
Sanki gökyüzünden düşmüş, kabuk bağlamayan bir yara.
“Bak,” dedim, “bu beyazın içinde boğulan bir ömür var,
O gittiğinden beri dünya dar bana, gökyüzü dar.”
İsmini anmadım, sadece dudaklarım yandı,
Bir yudum çektim rakıdan, koca sahil sustu, utandı.
“Mutfaktaki iki kişilik masayı, tek sandalyeye düşürdüm,” dedim,
“Onun sevdiği o şarkıyı, her gece kendime zehir ettim.
Sesini unuttum sanırken, rüzgarın her ıslığında onu duydum,
Kendi içimdeki bu yangını, anasonla söndürmeye umdum.”
Gagasını uzattı rakı kadehine, daldırdı usulca
Bir yudum aldı, o da sanki içindeki yangını yatıştırdı.
“Melahat,” dedi, “benimki de bir rüzgarın oyunu,
Bir kez değdi kanadım ona, gördüm aşkın sonunu.”
“Ama,” dedi, “onun kanadı başka bir rüzgara çarpmış,
Melahat’ın gönlü gitmiş, bir yabancı martıya kapılmış.
Kanat kanada değince aşk olur sanmıştım oysa,
Meğer bir ömür sürecek, bitmeyen bir sancıymış bu yara.”
“Benimki,” dedim, “bir veda değil, bir sessiz infazdı,
Baharı beklerken ömrüme düşen, en amansız ayazdı.
Giderken kapıyı değil, sanki ruhumu çarptı
O günden beri içimde ne varsa, hepsi bitti o anda.”
Martı baktı uzaklara, “Bilirim o boşluğu,” dedi derinden,
“Fırtınada yuvası dağılan kuş anlar, senin o kederinden.
Senin Melahat’ın yok belki ama, adını koyamadığın o sızı,
Söndürmüş belli ki içindeki, o en parlak yıldızı.”
“Temas,” dedim, “bazen bir kelime, bazen bir bakışın izi,
Benim dünyamı da bir çift göz yaktı, bitirdi ikimizi.”
Martı kanadını silkeledi, “Gök de şahittir,” dedi usulca,
“Herkes kendi yarasına ağlar, her gece boylu boyunca.”
Bir çatal peynir ben aldım, bir lokma ona uzattım,
Kendi karanlığımı onun gri tüylerine kattım.
“Bizim gibiler,” dedim, “karada yurtsuz, gökte sürgün,
Kalbi kırık olanın sabahı olmazmış hiçbir gün.”
Deniz biraz daha kabardı, sanki o da bize küstü,
Ay ışığı kadehin içinde solgun bir ölü büstü.
Martı sustu, ben sustum, sadece anason konuştu,
İki yaralı canın feryadı, sessizlikte buluştu.
Beraber daldık efkara, anason kokusu sindi tüylere,
Ne o uçabildi artık, ne ben dönebildim eve
Kadehler dolup taşmadı, sadece sızılar derinleşti,
Kıyıda iki yaralı ruh, sustukça dertleri birleşti.
Gece bitti sanma, bu karanlık kolay kolay bitmez
Gidenin bıraktığı o boşluk, bir martı uçuşuyla gitmez.
O Melahat’ını bekler, ben o meçhul gideni,
Deniz elbet bir gün yutar, bu yorgun bedeni.
Kayıt Tarihi : 2.07.2026 22:36:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!