Altı Şubat saat dört on yedi,
Yer gök havar oy aman!
Arşı kapladı toz duman,
Yerle bir oldu Adıyaman!
Nasıl dostum demişim senin gibi âdeme,
İhaleden merhale değiştirmiş özünü…
Avuç avuç dalmışsın fındık fıstık bademe,
Dünya malı kör etmiş o çapaklı gözünü…
Mağazalar kalabalık,
Ben yaşarım tek başıma…
Hafızalar alabalık,
Ter damlıyor pak aşıma…
Şafak vakti geliyor kahvaltı arabası,
Çoğu hasta uykuda yetişen alıyor çay…
Uzun yolun yolcusu sevginin marabası,
Say yaralı yüreğim doğan günü kârdan say…
Seher yeli umut ol güzel güne aklım çel,
Hastane penceresi bulutlar benek benek,
Gökyüzü sırlar dolu bağrında neler gizler...
İnsanlar binbir huylu kimi de kalleş dönek,
Acılardan zevk alır salya dökerek izler...
Ben derdime yanarım yanarım yan hastaya,
Yeni mekanım benim bu hastane koğuşu,
Gündüzleri bir telaş sessizliktir geceler...
Her gün yeni bir umut şu güneşin doğuşu,
Geldi geçti buradan, kadın erkek niceler...
Gün ağarmadan gelir kahvaltı arabası,
Hastane koğuşunda pencere dünya gözüm,
Güzelim bahçeleri beton binalar yutmuş…
Bu ağaç kıyımına isyan ediyor özüm,
Büyük servet getiren göğü delen konutmuş…
Sabahın seherinde öptüm mezar taşını,
Hasret bir dağdır baba yüreğim dert noteri…
Mertliğin cevherinden kazandın sen aşını,
Gayret bal bağdır baba kutsaldır alın teri…
Şimşek düşü biçti günüm zemheri,
Sensiz gelmez bahar haberin olsun…
Fişek döşü eşti mermi serseri,
Ömür oldu buhar haberin olsun…
İşkencede kırkıncı gün,
Senin benden haberin yok…
Dosya kalın fişlenmiş dün,
Senin benden haberin yok…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!