Bir gece vaktiydi Leylam...
Zemheri ayazı çökmüştü dağların yalçın sırtına,
Karanlık, ağır bir kefen gibi serilmişti kentin üstüne.
Sustu sokakların gürültüsü, sustu rüzgâr, sustu koca şehir;
Bir tek benim göğsümdeki o harap yangın susmadı.
Sen adımı arkanda bırakıp gittin ya...
Mevsimler bile yolunu şaşırdı bu tenhalarda.
Ben ellerimde papatyalarla baharı beklerken,
Amansız bir dolu vurdu umutlarıma, fırtına koptu içimin kuytularında.
Güneşimi söküp aldın gökyüzümden, yerinde zifiri bir ayaz bıraktın.
Ağustosun tam ortasında, kor gibi yanan şu bağrımı
Buz tutmuş bir kimsesizliğe, çaresizliğe mahkûm ettin...
Oysa ben seni bir ömürlük sığınak bileyim diye sevmiştim Leylam.
Adını her fısıldayışımda memleket kokusu tütüyordu burnumda.
Bir cıgara yakıyordum ardı sıra, dumanı göğe eriyordu çaresizliğimin.
Sokak lambalarının cılız ışığında gölgemle çatışıyordum gecelerce.
Sana çıkan bütün yollara mayınlar döşemişlerdi sanki;
Hangi adıma yeltensem, tam orada patlıyordu yalnızlığım.
Şimdi söyle bana Leylam...
Hangi türkü tutar bu enkazın altından elimizi?
Hangi mektup temizler üstümüze sinen bu ağır ayrılığı?
Sana "çiçeğim" derdim ben, "gökyüzüm", "can sığınağım" derdim...
Sen tuttun, o sığınağın çatısını başıma yıktın.
Ruhumda yeşeren ne kadar umut varsa, tek tek söküp attın toprağından.
Gözlerindeki o mahpus yalnızlığı cebime koyup düştüm yollara.
Hangi caddenin virajını dönsem, karşıma dikiliyor puslu hayalin;
Hangi kuytu kahveye sığınsam, masada çayım soğur, derdim derin.
Sokak lambaları yüzüme vurur vurmaz utanır kendi gecesinden,
Ben seni adımlarımın boyunu aşan bir hasretle, bir ahla sevmiştim Leylam.
Şimdi bu devasa kent üstüme yıkılır her geceyarı,
Göğsümde tıkandıkça son nefes, adın dökülür darmadağın dilimden.
Kör bir yangının ortasındayım, ne su kâr eder bu alevlere ne rüzgâr;
Mevsimleri şaşırdı ömrüm, kökünden kırıldı umudumun dalları,
Gündüzümü geceye, baharımı zifiri kışa boğdun Leylam.
Yine de tek bir sitem geçmez içimden, boynum bükük bu kader karşısında.
Varsın tipide kalsın yollarım, varsın sonsuza dek kapansın sığınağım;
Ben senin adını sıradan bir dize gibi değil, bir kurşun gibi taşırım sol yanımda.
Gittiğin o uzak iklimlerde bir gün bir yaprak düşerse avucuna,
Bil ki o, bu bozkırda yazı kışa dönmüş bir adamın son ahıdır Leylam.
Yazımı, fırtınalı bir tipiye kurban ettin ya,
Gözümden tek damla dökmeden içime ağlamayı öğrettin ya bana,
Helal olsun Leylam, helal olsun sana...
Ama bil ki bu hikaye burada bitmedi, bitmeyecek.
Sen başka iklimlerin sıcak yazlarını sürerken,
Ben bu donmuş coğrafyada,
Adını bir mermi gibi kalbime kazıyarak yaşayacağım.
Işıkları söndürün artık...
Çünkü bu kentin en karanlık, en tenha köşesinde;
Yazı kışa, baharı ayaza dönmüş bir adamın
Geceye ve kaderine bıraktığı son çığlıktır bu!
Kayıt Tarihi : 21.08.2026 21:57:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!