En sıcak saatlerdi...
Gökyüzü bile nefes alamıyordu.
Ateş yalnız toprağı değil,
insanın içini de yakıyormuş,
bunu senden öğrendim.
Şimdi senin olmadığın her yerde
bir yangın büyütüyorum.
Biraz Ankara'nın ayazı,
biraz yaz sıcağı,
biraz sek rakının boğazımdaki yangını,
biraz da gözlerinin bıraktığı iz...
Hepsi aynı ateşe odun oluyor.
Bir gün nefret ettiğinde,
öfkeni susturamadığında,
Çok severek mi çekildin yoksa ne ..
düzenin alt üst olur mu diye..
aynaya bak.
Çünkü kırdığın ne varsa
biraz bendim biraz sendin derim...
Çoğunlukla bendim sebep olan...
Artık kader dediğin tesadüflere inanmıyorum.
Köprü kurmuyorum.
Geçtiğim yolları,
dokunduğum şehirleri,
kurduğum hayalleri
tek tek ateşe veriyorum.
Bu hayal ettiğim evlilik...
Bu aile...
Adına hayat dediğimiz ne varsa...
Küllerini rüzgâra bırakıyorum.
Ben nasıl yandıysam,
sen de öyle yanmamandı ...
Ve o an anlıyor insan ...
insan bazen ölmeden de
yok olabiliyormuş.
Bu dünya yalan.
En büyük yalanıysa
doğru sandıklarımız.
Bu yüzden
inandığım bütün mabetleri,
bütün duaları,
bütün bekleyişleri
kendi ellerimle yıkıyorum.
Sakın gelme dersem...
Kaçtığında sarılmadığında ..
Bir cenaze kolum kanadım olmadığında...
Çünkü küller bile yakar.
Dokunursan,
ellerin değil,
geçmişin yanar.
Olur da geriye benden
bir avuç kül kalırsa,
toprağa gömme.
Bir denize savur.
Çünkü bazı yangınlar
yeniden filizlenmek için değil,
sonsuza kadar
kül olmak içindir.
Kül olduğum anlara...
Ciğersizliğime ..
Ankarada sekliğinde
yok olduğum anlar...
Kayıt Tarihi : 17.07.2026 15:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!