Sen Aşksın
Bu gece yine uzun…
Sabahı yok gibi.
Yıldızlar suskun,
Ay küskün.
Ağustos sıcağında üşür mü insan?
Ellerim titrerken kendi yangınımda,
Bir nefesinle kar yağdıran sen değil misin?
Gidişinle baharımı solduran sen değil misin?
Hangi mevsim ısıtır artık bu yüreği?
Hangi güneş aydınlatır karanlık düşleri?
Sen geldin ya
Ellerimdeki çatlaklara su yürüdü,
Yıkılmış duvarlarıma,
Bir tuğla gibi yaslandın.
Paramparça kalbimi,
Bir sevda gömülüdür gönlümün suskun tarlasında,
Sessizliğe fısıldayan kaderim ağır bir ferman.
Ruhum, dalga misali vuruyor sahilsiz limanlara,
Hangi düş gerçek ki, hangisi yenik düştü zamana?
Sevdada mıydı bu yürek, yoksa yalnızlık bir armağan mıydı?
Sevgilim, ben geldim…
Kalbimin çığlığına ulaşabilesin diye geldim,
Sessizliğimi, üzüntümü anla; başkası anlamasın diye geldim.
Kafesten salınmış yaralı bir kuş gibiyim, yaralarımı sar diye geldim.
Ağır ağır içime dolan nefesinle iyileşeyim diye geldim.
Sevgilim, parmak uçlarımdan öp beni diye geldim.
Ta ruhlar âleminde başlamıştı hikâye,
yıldızların gölgesinde,
söz vermiştik birbirimize:
“Ne zaman düşsek bu dünya denen diyara,
bulacağım seni.” diye
Sevilmenin Cennet Kokusu
Bu satırlar,
kalbimin duvarlarına usulca dokunan,
yaralarımı onarmaya değil,
onları benimle birlikte taşımaya cesaret eden
Sorsan bana sevgilim, “Sevmek mi yoksa sevilmek mi?” diye, “Hem sevmek hem sevilmek,” derim.
Ama sevmek belki bir şeydir, sevilmek çok şey.
Sevilmek:
Dizlerindeki yaraların öpülmesi gibi bir şey.
Ağlayan çocukluğunun kucaklanması gibi.
Son Mektup
Sökülsün cümle mısralar, kalemlerin ucundan.
Bir daha ısıtmasın hiçbir hece, hiçbir yeri.
Bir adım atsam sana, bin adım geri çekiyor bu ayrılık.
Suskunluğun Acıları
Lâl olmuş dudakların; sözlerin de lâl.
Anlatılamayan duyguların hüznü var dilimde.
Sessizliğin, ölümün karanlık koridorlarında dolanan bir rüya;
ve sen, suskunluğun derinliklerinde beni arayan bir yolcu.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!