Ben seni bir ömre değil, Ölümün unuttuğu zamana sevdim.
Öyle bir sevdim ki... Dağlar sırtını bana döndü, Denizler tuzunu kaybetti, Gökyüzü yıldızlarını söndürüp Yas tuttu.
Sen... Bir insan değildin artık. Kaderin alnıma yazdığı En büyük savaş, En ağır imtihandın.
Aşk dediler... Onlar gül kokan bahçeleri anlattılar. Ben ise Dikenlerin kanattığı ellerle Sana uzanmayı öğrendim.
İhtiras dediler... Ateş sandılar. Bilmediler ki İnsan en çok Küllerinin içinde yanarmış.
Ben yandım... Adını her nefeste yeniden doğurarak.
Bir gece Ay bile korkusundan bulutların arkasına saklandı. Çünkü gözlerimde Kıyamet yürüyordu.
Ben seni isterken Tanrı bile sustu. Çünkü bazı dualar Cennete değil, İnsan yüreğine yazılırmış.
Sonra ölüm geldi.
Kapımı üç kez çaldı.
"Haydi..." dedi. "Artık gidiyorsun."
Dedim ki: "Bir dakika... Onun adını son kez söyleyeyim."
Ölüm sustu.
Çünkü aşkın önünde Azrail bile beklemeyi öğrenirmiş.
Son nefesimi verdim.
Toprak üzerime kapandı.
Mevsimler geçti.
Ağaçlar büyüdü.
İnsanlar unuttu.
Ama bir gece, Rüzgâr mezarımın taşına çarpınca Toprak içinden bir fısıltı yükseldi:
"Ben hâlâ seviyorum..."
İşte o an Toprak çatladı.
Gökyüzü ikiye ayrıldı.
Yıldırımlar secde etti.
Ve bütün evren anladı ki;
Bazı aşklar Bir kalbe sığmaz.
Bir ömre yetmez.
Bir mezarla bitmez.
Onlar...
Ölümü öldürecek kadar İnatçı,
Zamanı diz çöktürecek kadar Büyük,
Tanrının bile Sessizce dinlediği Destanlardır.
Ey sevdiğim...
Eğer bir gün Bu dünyanın bütün ışıkları sönerse,
Bil ki Karanlığın içinde yürüyen Son gölge benim olacaktır.
Ve ben,
Kıyametten sonra bile,
Adını Sessizliğin kalbine yazmaya Devam edeceğim...
Kayıt Tarihi : 13.07.2026 20:48:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!