Herkes bilir, ölüm ansız ve zamansızdır.
Giden için en kolay yol, fakat, geride kalanlar için,
zordur ayakta durmak.
Çaresizdir, başını taştan taşa vurmak.
Önemli olan, hayatta iken kıymet bilmektir.
Kırmamak, üzmemek, yüreğine dokunmak tır insanlığın.
Tarifsiz bir acıdır, düştüğü yakar.
Yürekleri acıtır.
Zaman geçer,ne tutunacak bir dalın kalır,
Ne dalda gülün.
Musallada yatarsın, tabutta ölün.
Ağlarsın, sızlarsın, ağıtlar yakarsın.
Sokaklarda gezip insan okuyor,
Yıllar yılı böyle çile çekiyor.
“Kaderimdir.” deyip boyun büküyor;
Yazgısı alnında yazılı kaldı.
Bir kuru ekmektir bütün öğünü,
Seni nasıl sığdırabilirim, kısacık bir şiire?
Hangi mısra anlatabilir ki seni?
Hangi dize sana nağmeler yazar?
Hangi şair kalkıp, seni 4 kıtada okuyabilir?
Hangi kendini bilmez kaşif, seni keşfetmeye yeltenir?
4 anakarada, senin adın varken.
Öyle bir feryat ki; bulutları yarıp,
atmosferi delip arşa çıkıyor.
Öyle bir ağıt ki; kalbimi ta kökünden söküp atıyor.
Nasıl bir acı ki; göz yaşlarım karşısında
yağmur bile yağmaya utanıyor.
Ahh deli yüreğim, ah…
Biliyordum bir gün sana laf geçiremeyeceğimi,
Verdiğin sözden dönüp bana ihanet edeceğini.
Yara derindi; ben direndim, sen pes ettin.
Şimdi sanki araftayız, bilmiyorum nerede,
Çok uzaktan esen hafif bir rüzgar,
Yeşilin ev sahipliğinde misafir...
Çiçeklere şarkı söylüyor
ve dans ediyor kuşlar.
Bir balerinin parmak uçlarındaki
dansı gibi;
Yine bir Ekim sabahında buldum kendimi.
Bir kahve molası, iki kitap arası.
Dışarıda sağanak hava, sanki gece karası.
Kaybetmişim kendimi.
Dalıp giderken sonsuzluğa,
Kayboldum tozlu sayfaların arasında.
Elbette yaşıyorum; umarsızca, umursamadan,
Yaşanmışlıkları, acıları ve kısa kahkaları.
Yorgun bir bulut gibi, kısa bir yağmur molasında,
Dinliyorum doğayı, toprağın koynunda.
Yolunu kaybetmiş bir kırlangıca kapıldım;
Ey İnsanoğlu
Kimsesiz olsam da, inanki çokum.
Yalana, riyaya vallahi tokum.
Bugün de var isem, yarında yokum.
Gel, kırma kalbimi ey insanoğlu.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!