"Varlığından emin; fakat yokluğuna zemin hazırlayan bir hasret hastalığı benimkisi"
Taşları çatlatır sözlerin, gelişigüzel söylersen.
Nasıl dayanır bu beden, kayalar bile parçalanırken.
Gözlerim gözlerinde, çarmıha gerilirken,
Kurşuna dizer sözlerin, sen kendinde değilken.
Ne gideceğim yer kaldı, ne de sığınacak liman.
Hasret; sandığın gibi kavuşamamak değil ki sadece!
Akan gözyaşlarımın kurak toprağı ıslatmasıdır hasret.
Seherin her vaktinde uzayan yollara bakışımdır hasret.
Rahman'a el açıp'ta her gün seni dilenişimdir hasret.
Erken gelen ayrılığı, taş misali bağrıma basışımdır hasret.
Takatim kalmadı, artık sensiz her soluk alışım bile hasret.
Izdırap içinde, çığlık atan nefsim,
Hu dedikçe dinler, hüsrana boğulur.
Şimdi kaçamaz gör ki, nurdan kafesim,
Hu dedikçe sanki inler, sanki ulur.
hüner mi nefsi alıp hışımla satırlamak?
yoksa ölmeden ölüp rahmanı hatırlamak?
Neden bu hırs yeter, biraz dinlen?
Ömrün sonu beter, çokça söylen.
Hayır işle biraz göklerde dillen.
Böyle giderse hep, yerlerde beklen.
Er deme her şeye zamanı şimdi.
Ezildikçe ezildi devasa olan sabrım,
Bir küçük iplik gibi ha koptu ha kopacak.
Üzüldükçe eridim, çaresizliğe kahrım,
Kısır döngüde aklım, ha kaçtı ha kaçacak.
Kapatsam gözümü boş; patlar şu kulak zarım,
Ederi kadardır insan,
Pervane olsan ne fayda..
Değişir parayla lisan,
İnsanım desen ne fayda.
Kar suyu ile yoğrulmuş toprak gibi yüreğim,
Bahar gelse de çiçek açsa, sen koksam sevdiğim.
Enginlere serpilsem, her yerde sen olsam,
Cemre gibi yadıma düş, ısıt beni sevdiğim.
Atılan her merminin bir istikameti var.
Çıkan söz azatlıdır, elbet alıcısı var.
Sanmaki bütün sözler gökte sahipsiz uçar!
Layıkıysa tez bulur, değilse sana uçar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!