Dünya sürgün acı nefes
Aldım aldım aldım gardaş
Kandırmaca süslü kafes
Bildim bildim bildim gardaş
Açsın Gideriz
Aman aman Maraş sığmadık sana
Bulutlardan güneş açsın gideriz
Kader bahtımıza hayırdan yana
Kilit kilit kapı açsın gideriz.
Âdem-i Aşk
Âdem aşkı için elma yemişti
Cennetin bağları doyurmadı ki.
Tahir de Zühreyi sevdim demişti
Onları ölüm de ayırmadı ki.
Otobüs salınarak ağır ağır perona yanaştı, kaptan; İç ışıkları açtı, tüm yolculara geçmiş olsun dileklerini sunduktan sonra, yolculuğa devam edeceklere, yarım saat sonra hareket edileceğini hatırlatıp, kaptan mahallinden dışarı çıkarak, terminalin içinde gözden kayboldu. Bu esnada inecek yolcular ayaklanmış kimi eşyalarını toparlıyor kimi hırkasını montunu giyiyor bazıları da derin uykularından uyanmaya çalışarak nerede olduklarını anlamaya çalışıyorlardı.
Hüseyin oturduğu koltuğun üstünden küçük çantasını kaptığı gibi arka kapıdan kendini dışarı attı. Dışarı attı diyorum çünkü; yaşadığı doğup büyüdüğü bu şehri, havasını, suyunu, toprağını çok özlemiş, on sekiz aylık askerliği boyunca hep hasretini çekmiş, buram buram burnunda tütüp durmuştu memleketi. Tabii bu hasret ve özleme annesi, babası, bacısı ve küçük kardeşi Hasan da dâhildi. Üstelik geleceği günü, terhis tarihini haber etmemişti, onlara sürpriz yapmak istiyordu, ailesi ile kavuşma anını düşündükçe, için için sevinip kendi kendine gülümsüyor, o an onu görenler, deli-divane yada pehlül bu delikanlı diyebilirler, ona acıyan gözlerle bakabilirlerdi. Desinler.. dedi, kendi kendine, ben memleketime aileme kavuşmuşum, kimsenin ne dediği, ne düşüneceği umurumda bile değil, dedi içinden. Çantasını tek eliyle sırtına attığı gibi, diğer elini cebine sokup, gecenin karanlığından ışıldayan şehrin ışıklarına doğru yürüyerek terminalden uzaklaştı.
…
Güneş, o günkü vazifesini yapmanın vakarı ve yorgunluğu ile fersiz ışıklarını tepelerin ardından son kez şehrin üzerine gönderirken, ertesi güne buluşmak üzere veda ediyordu. Mustafa dayı, babadan kalma bakkal dükkânını kapatmış, eve gelmiş, gün boyu çalışmanın verdiği yorgunluk ve mutlulukla karışık bir duygu ile yer minderine bağdaş kurmuş oturuyordu.
-Fatmaa, Kız Fatmaaa.! Diye, iki kere seslendi. Cevap yoktu. La havle çekti, kafasını iki yana çevirip tekrar daha gür bir sesle,
Ne zaman görsem o güzel yüzünü
Çıkıyor yerinden akıl canpârem
Sevdanın ok'u ol bırak hüzünü
Yeniden kalbime çakıl canpârem.
Kanatlan yine gel aşk kafesime
Gecenin kuytusuna gizlendim
Geceyi ve kendimi saatlerce dinledim
Çocuklar çoktan uyudu
Masum rüyalarında riyasız
Güzel bir dünya
Eskiden ne hoştu çocuktuk hani
Durmadan çoğalan az'ımız vardı
Küçücük şeylerden mutluyduk yani
Devranı döndüren haz'ımız vardı.
Yollar toz topraktı nasip der idik
Dünyalık namına zerre istemem
Manevi iklime sar beni Rabbim.
Riyakar kulları verme istemem
Allah dostlarına kar beni Rabbim.
Cüz
Ne zaman güzel bir şiir okusam
Gıpta ile süzüp kıskanıyorum
İki söz çatıp da hece dokusam
Kendimi şairden cüz sanıyorum.
Sufanda dan davet geldi
Çok severler bilmez miyim
Pir Bekir den "evet" geldi
İmkân olsa gelmez miyim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!