Köşklerinde zevkli hayat sürenler
Firavuna ne kadarda özenmiş
Dünyayı kendisi mi yaratmış ?
Başı gökte gezerken
Ayaklar, yerdekini ezer
*
Elim kolum bağlanıp, kelepçeler vurulmuş
Yüreğim kap karanlık, zindanlara atılmış
Kap karaağaçlardan, bin bir çiçek savrulmuş
Ne oldu insanlara, kötülüğe alışmış
Her zorluğun içinde, gülümseyen gözlerin
Semavere koy çayı, tavşan kanı olmalı
Fokurdayan yürekler, sevdalara dalmalı
Sıcacık kelimeler, dilinden akıtmalı
Gülerken o gözlerin, ortalık inlemeli
Koy lafını ortaya, herkes alsın nasibi,
Gocunanlar hissetsin, yürekteki yarayı
Üstüne alınmayan, hiç duymaz ki acıyı
Varsın ağırca olsun, bu sözlerden hisse al
Allayıp pullayarak, gerek yok şamataya
Anlamadım şu milleti bir türlü
Bilemedim şu ülkemde yerimi
Kararını verse, bilsem türümü
Kimse bilmez, köylünün değerini
Deme “Köylü milletin efendisi “
Hele gardaş buluşmuşsun dostlarla
Yapıyorsun muhabbeti orada
Sevenlerin damlatıyor balı da
Senin sözün kaymak olur onlara
Dışarıda hava soğuk, kar yağar
Devletin malını çalarsan eğer
Mahkeme kadıya mülk değil asla
Eli kolu uzun duyarsa eğer
Zabıtlar tutulur koyar damına
Aman ha kendini akıllı sanma
Her yer girmiş belli düzen içine
Bak köyümün vay perişan haline
Yolları da toz toprağın içinde
Gece gündüz vay perişan haline
Her bir yerden bin bir çocuk çıkarken
Sen bilmezsin bizim köyün geçmişi
Ben anlatsam bir kez olsun dinlesen
Görse gençler geçmiş günün eskisi
Yürek yakar kanım damlar özümden
Kırk baş horantayız hep bir arada
İçtiğim şu kahvenin kokusunda sen vardın
Kırk yıl değil bir ömür, hayatımda sen kar'dın
Dostluğun candan yürek, yüreğinle hep sardın
Közde pişen bir kahve, ömrüme seni kattı
Ne çabuk geçti yıllar, onca yıllar birlikte




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!