Gece, yine aynı yerden açıyor yarığını;
şehrin paslı omzu boyunca
uzayıp giden bir çizgi gibi.
Otobanlar ki,
Akşam, buharlaşıp oraya siniyor
ruhun karanlık su yolları sanki.
Gece ve şehrin en karanlık uzamı
Otoban nehirlerinde toplar akşamı
Ve kendi Kafdağlarına çağırır
Gılgamış’ı unutmuş zamanda insanı.
Derki unuttun mu altında duranları
Göğsümde takılı serumun gibi
Saplı bir hançer
Gri güzlerine düşen yaşlar arasında
Soğuk, soluk gölgeler
Bu kadar uzun yatmamıştın hiç
Yatıp da kalkmamazlık etmemiş
Değerim eder olmuş, bir kuş kanadında
fiyatlanmış uçup, çok satanlar pazarında.
Maldan saymışlar onu bir hatun nazarında;
Onurum, olmaz olmuş alçalıp,
ıslak uçkurlar diyarında.
Süssüz bir eştir aslında varlığa
Mümkün sebeptir esasen olmaya
Sözsüz bir mehveş varlıkta darlığa
Kendisi kendinden ırak yalnızlık.
Sessiz bir özdür varlıkta olmaya
I.
Süssüz bir eş gibi, varlıkta sessiz, taş olup donduğum anda,
Ruhumla arama perde inerdi, ışık değip geçer yanda.
Gökyüzü pürüzsüz cilde benzerdi, yel olur eser zamanda,
Yalnız, tanınmaz bir gölgeydim sanki, ışıksız bir insanda…
Şiir insana sıradan gelir
girince saatin tik taklı sesine
bekletmez zahir
zaman gelmiştir
zemberekli çiçekler alırsın
Çın çın öten zillerdir
Filminin makarasında bir masal
sarılmışlığıyım yaşamakların
Ortasında bir göz, perde ve dram
açılmışlığıyım hatırlı kadrajların.
Tamamsa ışıklar süzülür içimden
geçirgenliğiyim karanlığın
Bilinci açık bir şiir bırak geceye
Karanlık sabahlar şafağını söksün diye
Uykudan her dem yeni uyanmış
Bildiğini gariplere üflesin diye
Yık gözden ırak zihnin mağarasını




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!