Yürüyorsun ey şehir!
Taşların altında yatan bin yıllık sızında
adımların sarayların uykusu,
eteğine dolanıyor hâlâ,
sarnıçların karanlık kokusu.
Kentin üstüne gri bir çul serilmiş
Kızıl boyalı renkte yıkanmış sanki
Üzerine kış mahmurluğu yüklenmiş
Karalar giymeye yazgılı sanki.
Gri evden gür saçlı bir eylül kaçmış
Düştü adın
Sevgilim
sakınaklı bir bakıştan aramadın
beni, dün.
Bir düştün kayıp kentin saklısında
düştün…
Ah o zamanın şifresi
Gün akşam olmadan yazsa
Alemin ömürleri tarif hilesi
Bir yalnız akşamın karasında kalsa.
…..
Vaktin de bir azl’i olsa gerek
Karanlık ruhun sorgusu akşam
Kuracaktır sancağını varsıl gölgenin
Düzenini bulacak elbet her bocalamada
Bulutlu günlerin alacalı olgusu akşam.
…..
Varsın olsun geçsin karanlık
Dost, adın ki o nehir çağlayanı
Kaynağın uzakta saklı diyar
Düz akış saran kuşatan insanı
Her derde çare çağıldar ilaçlar
Gidene inat asra diker o çınarı
Geceden süzerek durulanan sedayı
Dostunun kalanısın
hesabı
Toplasan,
Vicdanı yaralı bir
öksüz
Tarzan…
Yıldızlandık ah o gün
Dost ellere yaldızlandık.
Geç kalan ziyanlardık
Sonhazanda güneşe inandık
Gündüzlü geceleri
Yıldızlandık bugün
Dost ellere yaldızlandık.
Geç kalan fidanlardık
Sonbaharda güneşe inandık
Gündüzlü geceleri
Anlamına koşar yalnızlık şarkıları pesten,
Pırıltılarında saklı durgun sular sedeften.
Bir ses çınlar boğazda sahipsiz ram olur duyan,
Rakseder musiki sarayda endamı serv-i revan.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!