Ne iyi geldin bana, anlamsız kararlar almıyorum artık.
Boşa yaşamıyorum hayatımı, zar atmıyorum bahtıma.
Yıkıyorum bütün putlarımı her geçen gün.
Ne iyi geldin bana, sağlam atıyorum artık adımlarımı.
Sahi, neydi benim kusurum?
Koyu yaşantım mıydı, yoksa ruhumun zayıflığı mı?
Sesimin titremesi miydi, ya da kararsız kalışım mı?
Bilmiyorlar, cehalet kokuyor ön yargılılar; bilmiyorlar ki, bıçaktan keskinim.
Sancılanıyor acımasız insanlar, dikiş tutmuyor lafları.
Bir kelam dahi etmedin giderken.
Bu ne suskunluk, bu nasıl bir kabulleniş, sevgilim?
Zayıf vedalardan nasibimi aldım bugün.
Bir tokat gibi çarptı yüzüme çaresizliğin.
İzi kaldı hayatımda veda denen musibetin.
Yaralarıma merhemdir, kaçırma dudaklarını.
Benim ütopyam sensin, kaçırma bakışlarını.
Çıkmaz sokağın sonu benim, bırak savaşmayı.
İzin ver, toplayayım kırgınlıklarını.
Çok garip bir hâl almadı mı bu bekleyiş?
Aramıyor mu bakışların beni baktığın yerlerde?
Yorgun düşmedin mi hâlâ?
“Bir gel” desen, sırtımda taşırdım kalbini.
Fikirlerine vurduğun zincirleri kır artık.
Mesafeler mi suçluydu bu aşkta, yoksa senin pes edişin mi?
Kimdi doğru olan bu uğraşta, mesafeler mi yoksa senin tükenişin mi?
Bu günlerde kırık bir gitar gibiyim, döküntülerimi topluyorlar notalardan.
Yıllanmış bir roman gibiyim, her sayfam tozlanmış ve zarar görmüş mısralarım.
Tükenmekte olan bir kalem gibiyim, onca hayata iz bırakan mürekkebim dokunaklı yazmıyor artık, kirletiyor tertemiz anlamları.
Küflenmiş, yıkılmaya meyilli konak gibiyim sayende.
Ben senin ağladığın gün boğuldum gözyaşında;
her bir damlanda çırpındım, tutunamadım kirpiklerine.
Dengesizledim bu aralar, biliyorum.
Kalemim bile anlam akıtmıyor şiirlerime.
Ne garip, değil mi?
Aşk denen mahlûkun acımasızlığı…
Ne acı, değil mi?
Duygusuzluğun insanlığı unutması.
Uğurlar olsun sevgilim, bu gece biz eriyoruz.
Yanacak olan benim, sen nereden bileceksin ki iç sızlamasını?
Kuraklaşmış yüreğim, susayacak sana ama dayanacak ıssız çölde kavrulmaya.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!