Yıldız hoş bir nafaka verecek,
Neyim ben ki seçecek?
Ah, günah çıkartan bir ruh mu olacak,
Küçük tokalı ayakkabılar mı ancak?
Bir alyans mı dilemeli
Yüreğimin yüreği, giyinmiş kuşanmış, gidiyor kiliseye.
Önüne çıktım ve dedim ki: “Tanrı aşkına, boşunadır duaların
Eğer reddedersen beni! Senin yerine ben gideyim kiliseye,
Dualar edeyim bağrını bağrıma bastırayım diye.
Memelerin sofu ilahilerdir! Meme uçların en saf buhur!
Yalnızca bir kez sarılsaydık, bütün diğer istekleri unuturdum.
en berbat anlarımda
parktaki banklarda
mahpushanelerde
ya da yaşarken
fahişelerle
hep bu memnuniyeti
Yuvarlanan dalgaların gürültüsüyle muhteşem çam ormanları,
ışığın ikircikli oyunu o yalnız çanın çınlaması için,
alacakaranlığın gözlerindeki eğlencesi, ey güzel,
dünya şarkılarını söyler deniz kabuğuyla.
Sende şakır ırmaklar, ve ırmaklara kaçar benim ruhum,
Sahara’da bir kayadaki
tarih öncesi bir resim hakkında:
yüzen karanlık bir biçim
yaşlı bir nehirde, ki gençtir biçim.
Silâhsız ve stratejisiz,
Bu yüzyıl sığınmacı olarak
yaşadım savaştan savaşa,
kitaplarda içtim kanı,
gazetelerde, televizyonda
ve evde,
trende, ilkbaharda,
Yüz Yüze
Şubat’ta durmuştu hayat.
Uçmak istemiyordu kuşlar ve ruh sürtünüyordu
manzaraya tıpkı bağlanmış olduğu
iskeleye sürtündüğü gibi bir teknenin.
Taş, bronz, taş, çelik, taş, meşe yaprakları, atların toynakları
Taşlı yolda.
Ve bayraklar. Ve trampetler. Ve onca kartal.
Kaç tane? Say onları. Ve öyle bir insan kalabalığı.
Neredeyse bilmiyoruz kendimizi o gün, ya da tanımıyoruz şehrimizi.
Budur tapınağın yolu, ve kalabalık olan bizler doldurmuşuz yolu.




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla