İnsanlık Müzesi Şiiri - Hatice Güzen

Hatice Güzen
86

ŞİİR


13

TAKİPÇİ

İnsanlık Müzesi

bir oda:
göz kapıda, kucaklayan el
ihanetin gölgesini bekler
dua sanır düşen parıltıyı
kapı aralanır
el yoktur
duvarda
zamanın unuttuğu yüzler asılı

​bir oda:
avuçlarda sayılar, kayıtsız
taşlaşmış dillerde uyanış provası
doğruluk kayıp
mideye oturmuş taş
sessiz, derin iç çekişler

​bir koridor:
her yol mübah
merdivenler kemiklerden
alkış çöker omuza
maskelerin ardında
alkış kırıntılarıyla beslenen yüzler saklı

​bir oda:
birini yücelten eller
diğerlerini sessizliğe gömer
her yükseliş hafızayı siler
her gölge kalabalığı unutur

​karşılıklı aynalar:
kendine bakmaz, başkasının karanlığında yıkanır
çatlaklar parlatılır
yüzsüzlük yankılanır
kim kimi kırdı bilinmez
yalnızca camda yansıyan boşluk

​bir oda:
avuçlarda yokluk
gözlerde yitik ışık
yalınayak çocuk duvara yaslanmış
umut gibi, kırılgan, taze

​bir oda:
çerçevede aşk
çıplak, çıkarısız, masum
dünyanın yıkımında sessiz bekler
dokunulamayan, kaybolmayan

​bir başka oda:
ışığın yansımasını sevenler
gösterişin aynasında boğulur
sergi vitrini, içi boş

​bir oda:
bıçağın oyduğu yüz
derinin ardında aynı hikaye
suskunluk ve maske
kalkmaz perde

​duvarlar arasında:
savaşın hatırası parçalanmış bedenlerde
çocuk eli, anne sesi, baba düşü
yitip gitmiş, unutulmuş

​bir başka duvar:
adı silinmişler
ne yazılmış ne silinmiş
unutulmaya terk edilmiş
boşlukta eksilmiş

​bir masa:
butonlar arasında çiçek büyüten eller
ekmeye devam eden
görünmeyene inanan

​bir kapı:
merhaba denildiğinde
ad değil şekil verilir insana
görünmeyen iplerle bağlı
etikete sıkışmış

​bir oda:
kilitli bedenler, ışığını unutan gözler
güneşi hayal eder
özgürlük penceresiz şiir

​koridorda kahkahalar:
taklit gülüşler, acının maskesi
gözlerde ıslaklık
içine gizlenmiş çığlık

​bir oda:
duvarda parıltılı söz
altında yarım kalmış çocuk resmi
boyası yetmemiş gülümsemeye
afişte kalmış umut

​bir kat:
sahne hazır, ışıklar açık
seyirci yok
alkış banttan
boş iç konuşur kelimeleri
belki umut, belki hiçlik

​bodrum kat:
cam vitrinlerde etiketsizler
gün boyu taşırlar yükü
gece isimsiz uyurlar
bir sandalyeye dönüşürler
kaldırılmamak için
adlarını unuturuz

​bir oda:
terazisi kırık masa
karşısında dili kilitli biri
içinde kor yanar
duyan yok
bilen çok
ama herkes sağır
en çok susan
en çok yanan

​bir kat:
kimlikler duvarda asılı
bir zamanlar birine ait
şimdi herkes başkasının adıyla geçer
her bakışta giz
her kaçışta saklılık
gören yok
görünmek istemeyen çok

​bir oda:
herkes kendiyle tokalaşır
ama kimse kendi adını bilmez
iç ses boğulur
dış görünüş şarkı söyler
makyaj akmasın diye
gözyaşı ertelenir
ağlamak
içe çekilen makas sesi

​bir oda:
duvarda tek bir soru
neden geldik
cevapsız
her eşya fısıldar soruyu
yalnız sandalye
eksik taneyle yarım tespih
ayna yüz göstermez
sadece gözler sorar

​bir oda:
kapanmış kitaplar
başlığı sevgi üzerine
tozlu raflardan düşer kuş kanadı
göğe bakmayı unutanların üstüne kapanır kapak
kimse duymaz
kendi yankısıyla meşgul herkes

​bir oda:
bir bebek
ilk adımını atmadan
bacağını kaybeder

​bir oda:
su bulamaz bedenler
ölümü bekler
diğer tarafta
doymazlar doldurur dünyayı

​bir oda:
bir cenaze var
ama ölen yok
herkes eksilmiş
biraz ölmüş
tabut boş
ağıt ağır

duvarda:
ölümden kaçan
yaşamı tanımaz

​bir oda:
şiirler cam vitrinlerde
kırık mısralar
kısık dize uçları
her biri dilek gibi kurur
üzerinde yazar
şiir bile yetmez
altında kalem ucu kırık
ama hâlâ tutulmak ister

​bir oda:
tek pencere
tek sandalye
üstünde adı yazılmamış defter
bir çift göz sayfayı çevirmiyor
sadece el bırakıyor üstüne
çünkü hâlâ
dokunmak
yazmaktan daha gerçektir
çünkü hâlâ
boşluk insanı anlatır

​46. Oda
Ahize ve Önlük Odası:
Gri bir duvar
duvara çivilenmiş siyah bir suskunluk
ahize asılı kalmış zamanın boşluğunda
tozlu bir önlük
ayak uçlarında yükselen bir bekleyiş
bir kız çocuğu
sırtı dünyaya dönük
yüzü o sağır duvara
iki eliyle tutmuş ahizeyi
kulağına değil
kalbine bastırıyor
dudakları kıpırdamıyor
ama odanın yankısı aynı feryat:
"Ana... orada mısın?"
çamurlu su lekeleri var yerde
o tahta köprüden koşarak gelmiş
dizleri titrek
ama umudu taze
gelen her okuyucu
kendi cevapsız sorusunu
o siyah deliğe fısıldıyor
herkesin içinde
hiç çalmayacak bir telefon
ebedi bir nöbet tutuyor

​47. Oda
Randevu / Ayva Bahçesi:
Bu odada duvar yok
sadece uçsuz buçsuz bir akış
yıldızlar sakız kâğıdından değil bu kez
gerçek ve parlak
zamanın nabzı
burada durmayı seçmiş
karşılıklı iki sandalye
biri çocukluktan kalma bir tabure
diğeri bulutlardan örülmüş bir taht
masada iki bardak çay
dumanı hiç eksilmeyen
şeker istemeyen bir huzur
burada dokunmak
yazmaktan daha gerçek
anne ve kızın saçları
aynı rüzgârda birbirine karışıyor
Ferhat dağları burada bırakmış
Aslı’nın külleri çiçek açmış
ayva çiçekleri dökülüyor masaya
her dökülen yaprak
"şükür" diyor birbirine
aşk burada bir çıkar değil
iki ruhun
birbirine ayna olduğu o eşsiz an
hiçbir veda burada barınamaz
hiçbir soru yetim kalmaz
çünkü bu odada
herkes sevdiğinin gözünde
yeniden doğar

​çıkışta
açık sayfa
tek kelime: insan
ama
kim yazdı
kim unuttu
kim sadece baktı
belli değil

​"İnsan, sergilenen değil
tanıklık edendir
ama çoğu zaman
sadece geçip gider"

Hatice Güzen
Kayıt Tarihi : 15.05.2026 16:06:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Hatice Güzen
    Hatice Güzen

    İNSANLIK MÜZESİ
    bir oda:
    göz kapıda, kucaklayan el
    ihanetin gölgesini bekler
    dua sanır düşen parıltıyı
    kapı aralanır
    el yoktur
    duvarda
    zamanın unuttuğu yüzler asılı

    ?bir oda:
    avuçlarda sayılar, kayıtsız
    taşlaşmış dillerde uyanış provası
    doğruluk kayıp
    mideye oturmuş taş
    sessiz, derin iç çekişler

    ?bir koridor:
    her yol mübah
    merdivenler kemiklerden
    alkış çöker omuza
    maskelerin ardında
    alkış kırıntılarıyla beslenen yüzler saklı

    ?bir oda:
    birini yücelten eller
    diğerlerini sessizliğe gömer
    her yükseliş hafızayı siler
    her gölge kalabalığı unutur

    ?karşılıklı aynalar:
    kendine bakmaz, başkasının karanlığında yıkanır
    çatlaklar parlatılır
    yüzsüzlük yankılanır
    kim kimi kırdı bilinmez
    yalnızca camda yansıyan boşluk

    ?bir oda:
    avuçlarda yokluk
    gözlerde yitik ışık
    yalınayak çocuk duvara yaslanmış
    umut gibi, kırılgan, taze

    ?bir oda:
    çerçevede aşk
    çıplak, çıkarısız, masum
    dünyanın yıkımında sessiz bekler
    dokunulamayan, kaybolmayan

    ?bir başka oda:
    ışığın yansımasını sevenler
    gösterişin aynasında boğulur
    sergi vitrini, içi boş

    ?bir oda:
    bıçağın oyduğu yüz
    derinin ardında aynı hikaye
    suskunluk ve maske
    kalkmaz perde

    ?duvarlar arasında:
    savaşın hatırası parçalanmış bedenlerde
    çocuk eli, anne sesi, baba düşü
    yitip gitmiş, unutulmuş

    ?bir başka duvar:
    adı silinmişler
    ne yazılmış ne silinmiş
    unutulmaya terk edilmiş
    boşlukta eksilmiş

    ?bir masa:
    butonlar arasında çiçek büyüten eller
    ekmeye devam eden
    görünmeyene inanan

    ?bir kapı:
    merhaba denildiğinde
    ad değil şekil verilir insana
    görünmeyen iplerle bağlı
    etikete sıkışmış

    ?bir oda:
    kilitli bedenler, ışığını unutan gözler
    güneşi hayal eder
    özgürlük penceresiz şiir

    ?koridorda kahkahalar:
    taklit gülüşler, acının maskesi
    gözlerde ıslaklık
    içine gizlenmiş çığlık

    ?bir oda:
    duvarda parıltılı söz
    altında yarım kalmış çocuk resmi
    boyası yetmemiş gülümsemeye
    afişte kalmış umut

    ?bir kat:
    sahne hazır, ışıklar açık
    seyirci yok
    alkış banttan
    boş iç konuşur kelimeleri
    belki umut, belki hiçlik

    ?bodrum kat:
    cam vitrinlerde etiketsizler
    gün boyu taşırlar yükü
    gece isimsiz uyurlar
    bir sandalyeye dönüşürler
    kaldırılmamak için
    adlarını unuturuz

    ?bir oda:
    terazisi kırık masa
    karşısında dili kilitli biri
    içinde kor yanar
    duyan yok
    bilen çok
    ama herkes sağır
    en çok susan
    en çok yanan

    ?bir kat:
    kimlikler duvarda asılı
    bir zamanlar birine ait
    şimdi herkes başkasının adıyla geçer
    her bakışta giz
    her kaçışta saklılık
    gören yok
    görünmek istemeyen çok

    ?bir oda:
    herkes kendiyle tokalaşır
    ama kimse kendi adını bilmez
    iç ses boğulur
    dış görünüş şarkı söyler
    makyaj akmasın diye
    gözyaşı ertelenir
    ağlamak
    içe çekilen makas sesi

    ?bir oda:
    duvarda tek bir soru
    neden geldik
    cevapsız
    her eşya fısıldar soruyu
    yalnız sandalye
    eksik taneyle yarım tespih
    ayna yüz göstermez
    sadece gözler sorar

    ?bir oda:
    kapanmış kitaplar
    başlığı sevgi üzerine
    tozlu raflardan düşer kuş kanadı
    göğe bakmayı unutanların üstüne kapanır kapak
    kimse duymaz
    kendi yankısıyla meşgul herkes

    ?bir oda:
    bir bebek
    ilk adımını atmadan
    bacağını kaybeder

    ?bir oda:
    su bulamaz bedenler
    ölümü bekler
    diğer tarafta
    doymazlar doldurur dünyayı

    ?bir oda:
    bir cenaze var
    ama ölen yok
    herkes eksilmiş
    biraz ölmüş
    tabut boş
    ağıt ağır

    duvarda:
    ölümden kaçan
    yaşamı tanımaz

    ?bir oda:
    şiirler cam vitrinlerde
    kırık mısralar
    kısık dize uçları
    her biri dilek gibi kurur
    üzerinde yazar
    şiir bile yetmez
    altında kalem ucu kırık
    ama hâlâ tutulmak ister

    ?bir oda:
    tek pencere
    tek sandalye
    üstünde adı yazılmamış defter
    bir çift göz sayfayı çevirmiyor
    sadece el bırakıyor üstüne
    çünkü hâlâ
    dokunmak
    yazmaktan daha gerçektir
    çünkü hâlâ
    boşluk insanı anlatır

    ?46. Oda
    Ahize ve Önlük Odası:
    Gri bir duvar
    duvara çivilenmiş siyah bir suskunluk
    ahize asılı kalmış zamanın boşluğunda
    tozlu bir önlük
    ayak uçlarında yükselen bir bekleyiş
    bir kız çocuğu
    sırtı dünyaya dönük
    yüzü o sağır duvara
    iki eliyle tutmuş ahizeyi
    kulağına değil
    kalbine bastırıyor
    dudakları kıpırdamıyor
    ama odanın yankısı aynı feryat:
    "Ana... orada mısın?"
    çamurlu su lekeleri var yerde
    o tahta köprüden koşarak gelmiş
    dizleri titrek
    ama umudu taze
    gelen her okuyucu
    kendi cevapsız sorusunu
    o siyah deliğe fısıldıyor
    herkesin içinde
    hiç çalmayacak bir telefon
    ebedi bir nöbet tutuyor

    ?47. Oda
    Randevu / Ayva Bahçesi:
    Bu odada duvar yok
    sadece uçsuz buçsuz bir akış
    yıldızlar sakız kâğıdından değil bu kez
    gerçek ve parlak
    zamanın nabzı
    burada durmayı seçmiş
    karşılıklı iki sandalye
    biri çocukluktan kalma bir tabure
    diğeri bulutlardan örülmüş bir taht
    masada iki bardak çay
    dumanı hiç eksilmeyen
    şeker istemeyen bir huzur
    burada dokunmak
    yazmaktan daha gerçek
    anne ve kızın saçları
    aynı rüzgârda birbirine karışıyor
    Ferhat dağları burada bırakmış
    Aslı’nın külleri çiçek açmış
    ayva çiçekleri dökülüyor masaya
    her dökülen yaprak
    "şükür" diyor birbirine
    aşk burada bir çıkar değil
    iki ruhun
    birbirine ayna olduğu o eşsiz an
    hiçbir veda burada barınamaz
    hiçbir soru yetim kalmaz
    çünkü bu odada
    herkes sevdiğinin gözünde
    yeniden doğar

    ?çıkışta
    açık sayfa
    tek kelime: insan
    ama
    kim yazdı
    kim unuttu
    kim sadece baktı
    belli değil

    ?"İnsan, sergilenen değil
    tanıklık edendir
    ama çoğu zaman
    sadece geçip gider"


    Hatice Güzen

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (1)