Bir fotoğraf gibi soldu içimde bazı yüzler.
Ne hatırlamak kaldı elimde,
ne de unutmak, mümkün oldu tamamen.
Zaman beni iyileştirmedi;
yalnızca acının adını değiştirdi.
Aynı yarayı, her mevsim başka bir gökyüzünün altında taşıdım.
Ne kabuk tuttu içimde, ne de kanamaktan vazgeçti sessizliği.
Artık içimdeki kapılar da kapandı.
Ne açacak bir anahtar kaldı elimde,
ne de kapansa da kurtulacağım bir oda.
Sadece içime eğildikçe büyüyen bir boşluk vardı;
adı yoktu ama beni benden daha iyi tanıyordu.
Bir taşın içinden geçtim kendime doğru,
orada yol yoktu, ayak izi yoktu,
Ben ilerlediğimi sandım,
meğer içime doğru çekiliyormuş zaman.
Bir ses beni değil, içimdeki boşluğu çağırıyordu.
Ne cevap verdim ne de sustum;
ikisi de aynı yere çıkıyordu zaten.
Ve anladım ki,
insan en çok kendi içinde kaybolurken
gerçeğe en yakın yarasını taşırmış.
Göğün bile ağırlaştığı bir akşama oturdum sonra.
Yıldızlar ışık değil, unutulmuş cümlelerdi;
her biri içimde kapanmayan bir yarayı çoğalttı.
Bir nehir geçti içimden, beni götürmeden.
Sadece bıraktı olduğum yerde,
daha yalnız, daha sessiz kaldım.
Ve kalmak…
en çok gecenin içinde unutulmuş bir yara gibiydi.
Söylenmeyen, ama hep içte kanayan.
S.GÖL
Kayıt Tarihi : 6.06.2026 09:45:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!